





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Selâm -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye geldiğinde insanlar ona doğru büyük bir heyecanla koştular. Allah'ın Rasulü geldi, Allah'ın Rasulü geldi, Allah'ın Rasulü geldi diye bunu üç kez tekrarladılar. Ben de insanların arasında gidip görmek istedim. Yüzünü görünce anladım ki, bu yüz bir yalancının yüzü olamaz. O anda duyduğum ilk söz şu oldu: «Ey insanlar! Selamı yayın, yemek yedirin, akrabalık bağlarını gözetin ve insanlar uyurken gece namazı kılın ki, selametle cennete giresiniz.»
Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye geldiğinde insanlar onu görünce hemen ona yöneldiler. Ona yönelenler arasında (o vakit) bir Yahudi olan Abdullah b. Selâm -radıyallahu anh- da vardı. Onu görünce ondaki nur, güzellik ve samimi vakarlı duruşu sebebiyle yüzünün yalancı bir insan yüzü olmadığını anladı. Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'den duyduğu ilk şey, insanları Cennet'e götürecek amelleri yapmaya teşvik etmesiydi, o amellerden bazıları şunlardır: Birincisi: Selamı yaymak, onu aşikâr yapmak ve tanıdığına, tanımadığına bol bol selam vermek. İkincisi: Sadaka verme, hediye etme ve misafir ağırlama yoluyla yemek yedirmek. Üçüncüsü: Anne veya baba tarafından hısımlık veya akrabalık bağı bulunan kişilerle akrabalık ilişkisini sürdürmek. Dördüncüsü: Gece insanlar uyurken kılınan nafile namazdır.
Ebu Saîd el-Hudrî –radıyallahu anh-’dan şöyle rivayet edilmiştir: Bir adam, Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi ve ‘’İnsanların en üstünü kimdir?’’ diye sordu. Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-,’’Allah yolunda canı ve malıyla cihad eden mümin kişidir.’’ buyurdu. Adam,’’Sonra kimdir?’’ diye sorunca, Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem,’’Bir vadiye (insanların gözlerinden uzak bir yere) çekilip Allah’a ibadet eden ve insanlara zararı dokunmayan mümin kişidir.’’ buyurdu.
Muttefekun Aleyh. Hadisin bu lafzı Müslim'e aittirPeygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’e şöyle soruldu: Adamların hangisi daha hayırlıdır? Allah yolunda malıyla ve nefsiyle cihad eden adam olduğunu açıkladı. Sonra hangisi? denildi. Bir vadiye (insanların gözlerinden uzak bir yere) çekilip Allah’a ibadet eden ve insanlara zararı dokunmayan mümin kişidir, buyurdu. Bununla insanlardan uzak duran Allah’a ibadet eden ve insanlara zararının dokunmasını istemeyen kişiyi kastetti.
Ebû Ali Talk b. Ali -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir adam karısını ihtiyacını gidermek için yatağına çağırsa, kadın o sırada tandırda (fırında, ocakta) iş görüyor olsa bile gelsin.»
Tirmizî rivayet etmiştirŞayet bir adam eşini cinsel ilişki için çağırsa, o da ekmek yapmak ve yemek pişirmek gibi kendisinden başkasının yapmadığı bir iş ile meşgul ise dahi kocasının çağrısına icabet edip gelmesi kadın üzerine zorunlu bir iştir. (vaciptir)
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin ve çocuklarının çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Köle, efendisinin malının çobanıdır; o da bundan sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.»
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- toplumdaki her Müslümanın dikkat etmesi ve taşıması gereken bir sorumluluğu olduğunu bizlere bildirmektedir. Devlet yönetici ve valileri, Allah'ın kendisine emanet ettiği kimselerin çobanıdır. Onların kanunlarını ve zulmedenlerden onları korumalı, düşmanlarıyla savaşmalı, haklarını zayi etmemeleri gerekir. Evin reisi olan erkek; onların geçimini sağlamak, onlara iyi davranmak, onları eğitmek ve terbiye etmekle görevlidir. Kocasının evindeki kadın, kocasının evinin idaresinden ve çocuklarının yetiştirilmesinden sorumludur. Sahip olunan köle ve kiralanan hizmetçi, efendisine ait elindeki malı korumak ve ona hizmet etmekle sorumludur. Herkes kendisine emanet edilenin çobanıdır ve herkes sürüsünden sorumludur.
Âişe -radıyallahu anha’ dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Kim bir karış mikdarı bir yere haksız olarak zulümle sahip olursa, o yerin yedi katı boynuna geçirilir.”
Muttefekun AleyhBir insanın malını haksız yere almak haramdır. Bir kimsenin başka bir kimseye ait olan malı alması helal değildir. Ancak gönül rızası ile veriyor ise bu müstesnadır. Bunların arasında bir arazinin zulümle alınması çok şiddetlidir. Çünkü uzun zaman zulümle istila edilmesi söz konusudur. Bundan dolayı Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kim az yada çok aradiden dolayı zulmederse kıyamet gününde şiddetli bir azaba çarptırılacağını haber vermiştir. Öyleki boynu kalınlaştırılarak uzatılır sonrada gasp ettiği yer ve altındaki yedi kat yer boynuna dolanır. Bu arazi sahibinin arazinisi istila ederek yapmış olduğu zulmün karşılığıdır. Bu tehdit kapsamına sahip olmadan ve istila etmeden genel halkın kullandığı arazileri kullanmakta girer. Muğnide şöyle demiştir: Caddeler, yollar ve binalar arasındaki alanlar ister geniş istersede dar, ister insanlar bundan sıkılsın istersede sıkılmasın kimsenin tek başına kullanım alanı değildir. Çünkü bu müslümanların ortak alanıdır. Onların maslahatları ile alakalıdır. Mescidlerde buna benzer. Alış veriş için başkalarını sıkıştırmadan, geçene zarar vermeden geniş alanlarda oturmak caizdir. Bu durum her asırsa şehir halklarının ikrar edip inkar etmediği ve ittifak ettiği bir husustur. Çünkü bu durum zarar vermeden mübah alanların kullanılmasıdır. Bu aynı yoldan geçiş gibi engellenmez.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İmam âmîn deyince siz de âmîn deyin. Zira her kimin âmîn deyişi, meleklerin âmîn dediğine tevafuk ederse o kimsenin geçmiş günahları affolunur.»
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bizlere, imam âmîn dediğinde âmîn demeyi emretmiştir. Çünkü o vakit, meleklerin âmîn dediği vakittir. Her kimin âmîn deyişi, meleklerin âmîn dediğine tevafuk ederse o kimsenin geçmiş günahları affolunur.
Ebû Saîd El-Hudrî –radıyallahu anh-’tan- merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-, munâbezeden (yani karşılıklı atışma suretiyle yapılan satıştan) nehyetti. Munâbeze; kişinin satacağı kumaşını, almak isteyenin o kumaşı alt üst etmesine ve ona bakmasına, düşünmesine fırsat vermeden önce alıcıya doğru atmasıdır (yani atması suretiyle yapılan bir satıştır) dedi. Ve yine Ebû Saîd: Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-, mülâmeseden (yani el dokundurmak suretiyle yapılan satıştan) de nehyetti. Mülâmese, alıcının kumaşa bakmayıp, sadece elle dokunması suretiyle yapılan satıştır, dedi.
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, akit yapan kişilerden birinin zarar görme durumu olabileceğinden dolayı Garar satışını yasakladı. (Garar, akıbeti meçhul olan ve elde edilip edilemeyeceği bilinemeyen şeydir.) Bu da, satıcı, alıcı ya da her ikisi içinde satılan şeyin bilinmemesi satışında ya da alışında aldatmak olduğundandır. Bey’ul-Münâbeze de bundandır. Örnek olarak satıcı elbiseyi müşterinin üzerine atar. Elbisenin önüne arkasına çevirip bakmadan satış anlaşması gerçekleşir. Bunun aynısı Bey’ul-Mülâmesedir. Elbiseye bakmadan evirip-çevirmeden elbiseye dokunmak suretiyle satış akdinin yapılması gibidir. Bu iki akit satışı üzerinde anlaşılan malda cehalet ve bilinmezliğe götüren akitlerdir. Akdi yapan iki kişide ya kazançlı ya da borçlu olma tehlikesi altındadırlar. Kendisinden nehyedilen kumar bölümüne girmiş olurlar.
Enes b. Malik -radıyallahu anh'dan merfu olarak rivayet edildiğine göre: "Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- olgunlaşmadan meyvelerin satışını yasaklamıştır. Kendisine meyvelerin olgunlaşması nasıl olur diye sorulunca: «Onun kızarması, sararmasıdır.» diye açıkladı ve devamla şöyle buyurdu: «Allah meyvenin yetişmesine mani olacak olsa, kardeşinden aldığın parayı nasıl helal addedeceksin?»"
Muttefekun AleyhMeyveler kızarıp, olgunlaşmadan önce birçok afete maruz kalabilirler. Bundan dolayı müşterinin bu şekilde meyve satın alması yararına değildir. Zira Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- mal sahibi ve müşterinin olgunlaşmadan önce meyve alışverişi yapmalarını yasaklamıştır. Hurma meyvesinin olgunlaşması onun kızarması yahut sararmasıdır. Ardından Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun neden yasakladığını açıklayarak beyan etmiştir. Şayet bu meyveye bir afet gelse mal sahibi müşteriden neye karşılık parasını almış olacak. Karşılığında müşteriye ne verdi ki onun parasını almış oldu?
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- olgunlaştığı meydana çıkıncaya kadar meyveyi satmayı yasakladı. Bunu hem satıcıya ve hem de alıcıya yasakladı.
Muttefekun AleyhAllah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- meyvenin olgunlaşması zahiren belli oluncaya kadar satılmasını yasakladı. Bunu hem satıcı hem de müşteri için yasaklamıştır.