





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Hureyre -radıyallahu anh'dan merfu olarak rivayet edildiğine göre Allah rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, helâl kazancından bir hurma kadar sadaka verirse, – ki Allah, helâlden başkasını kabul etmez– Allah o sadakayı sağı ile kabul eder. Sonra onu dağ gibi oluncaya kadar, herhangi birinizin tayını büyüttüğü gibi, sahibi adına ihtimamla büyütür.»
Muttefekun AleyhKim dolandırmadan ve hile yapmadan helal olan bir hurma tanesi değerinde bir şey sadaka verirse ki Allah, helâlden başkasını kabul etmez. Allah o sadakayı sağı ile kabul eder. Bu tevil, tahrif yapmadan Allah Teâlâ’nın celaline yakışır bir şekilde zahirine göre anlaşılır. Buradan kasıt Müslim’in rivayetinde de geldiği gibi o sadakayı ondan alır (kabul eder). Sadakayı, sizden birinin atın yavrusu olan tayı büyüttüğü gibi ecrini artırır ve geliştirir.
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikteydik o, şöyle buyurmuştur: «Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek gözü haramdan daha çok korur ve ferci de daha çok muhafaza eder. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun. Çünkü oruç onun için bir kalkandır.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- cinsel ilişkiye girebilecek ve evliliğin yükümlülüklerini yerine getirebilecek durumda olanları evlenmeye teşvik etmiştir. Çünkü bu o kimsenin gözünü haramlardan korur, iffetini korur ve ahlaksızlığa düşmesini engeller. Cinsel ilişkide bulunabildiği halde evliliğin gereklerini yerine getiremeyen kimsenin oruç tutması gerekir. Çünkü oruç, şehveti kırar ve cinsel arzunun zararlarını engeller.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden kim cemaate namaz kıldırırsa namazı hafif (kısa) tutsun. Zîra cemaatte zayıf, sakat, hasta ve ihtiyaç sahibi kimse vardır. Tek başına kıldığı zamanda dilediği kadar uzatsın.»
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ümmetine sünnette geldiği ölçüyü aşmadan namazları kısa tutmayı emretmiştir. Bunun sebebi olarak ise arkalarında güç ve irade olarak zayıf kimseler, hastalar ve ihtiyaç sahiplerinin olmasını belirtmiştir. Ancak tek başına kıldıklarında dilerlerse uzatırlar, dilerlerse de kısa tutabilirler.
Ukbe b. Âmir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «(Yanında mahremi bulunmaksızın) kadınların yanına girmekten sakınınız.» Bunun üzerine Ensar'dan birisi: "Ey Allah'ın Rasûlü! Ya kocanın erkek kardeşi hakkında ne dersiniz?" diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: «Kadının onunla yalnız kalması ölüm gibidir.» buyurdu.
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- mahrem olmayan kadınlarla bir araya bulunmak hususunda uyarmış ve şöyle buyurmuştur: (Mahreminiz olmayan) Kadınların yanına girmekten ve o kadınların da sizin yanınıza girmelerinden sakının. Ensar'dan bir adam şöyle dedi: Peki, kocanın akrabaları hakkında ne dersin? Meselâ kocanın erkek kardeşi, kardeşinin oğlu, amcası, amcasının oğlu, kız kardeşinin oğlu ve benzeri kimseler… Yani kadın evli olmasaydı kendileriyle evlenmesi dinen caiz olan akrabalar hakkında hüküm nedir? Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Onlardan, ölümden sakındığınız gibi sakının!” Çünkü kocanın baba ve oğulları dışındaki erkek akrabaları ile halvet(bir yerde yalnız kalmak), fitneye ve dinde helâke götürür. Kocanın, babaları ve oğulları dışındaki akrabaları, yabancı bir erkekten bile daha çok men edilmeye lâyıktır. Zira kocanın akrabasıyla halvet, yabancı biriyle halvete göre daha sık gerçekleşir; ondan şer beklenmesi daha muhtemeldir ve fitneye düşme imkânı daha fazladır. Bunun sebebi, kadına ulaşmasının ve onunla baş başa kalmasının genellikle yadırganmaması; buna engel olunmamasıdır. Ayrıca ondan bütünüyle kaçınmak da mümkün değildir; zira örf ve âdette bu konuda gevşek davranılır ve erkek, kardeşinin eşiyle baş başa kalabilir. Bu yönüyle o, çirkinliği ve doğurduğu fesat bakımından ölüme benzer. Yabancı bir erkek ise zaten kendisinden sakınılır.
Mâlik b. Evs b. el-Hadesânî'den rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: "Dirhemleri kim bozar?" dedim. Talha b. Ubeydillah, Ömer b. Hattâb -radıyallahu anhuma-'nın yanındayken şöyle dedi: Bize altınını göster, sonra bize gel. Eğer hizmetçimiz gelirse sana gümüşünü geri veririz. Ömer b. Hattâb şöyle dedi: Allah'a yemin olsun ki ona gümüşünü geri ver. Ya da altınını ona geri veririz. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurdu: «Gümüş karşılığında altını veresiye değiştirmek faizdir, peşin olursa o başka. Buğdayı buğdayla veresiye değiştirmek faizdir, peşin olursa o başka. Arpayı arpayla veresiye değiştirmek faizdir, peşin olursa o başka. Hurmayı hurmayla veresiye değiştirmek faizdir, peşin olursa o başka.»
Muttefekun aleyhTâbiinden, Mâlik b. Evs, elinde altın dinar bulunduğunu ve bunları gümüş dirhemlerle değiştirmek istediğini söyleyince Talha b. Ubeydullah -radıyallahu anh- ona şöyle dedi: Dinarlarını bize ver de göreyim! Satın almaya karar verdikten sonra ona şöyle dedi: Hizmetçimiz biraz sonra gelince bize gel de gümüş dirhemleri sana verelim. Bu sırada o mecliste Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh- hazır bulunuyordu. Bu tür alışverişi uygun görmedi ve Talha'ya gümüşü hemen ödeyeceğine ya da aldığı altınları o kimseye iade edeceğine dair yemin etti. Bunun sebebini de açıkladı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gümüşü altınla satmak veya tam tersini, karşılığının doğrudan alınması gerektiğini, aksi halde bu alışverişin haram kılınan faizli bir alışveriş olduğunu ve batıl geçersiz bir satış olduğunu bildirdiğini söyledi. Karşılıklı olarak alınıp verilmeden altın gümüşle, gümüş de altınla takas yapılmaz. Aynı cinsten, ağırlığı aynı, ölçeği aynı, elden ele teslim edilmesi haricinde buğdaya karşılık buğday, arpaya karşılık arpa, hurmaya karşılık hurma satılamaz. (Alışverişte alınıp satılan iki şeyden) biri peşin satılan diğeri veresiye satılamaz. Satılan ve satın alınan şeyi almadan alışverişin yapıldığı yerden ayırmak caiz değildir.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan merfû olarak şöyle rivayet edilmiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, şehirlinin köylünün malına simsarlık etmesini yasakladı. «Müşteri kızıştırmayınız. Bir kimse kardeşinin satışı üzerine satış yapmasın. Din kardeşinin dünürlüğü üzerine dünür göndermesin. Bir kadın, din kardeşi bir kadının çanağındaki nimeti kendi kabına doldurmak için onun boşanmasını istemesin.»
Muttefekun AleyhHanif olan şeriat, Müslüman toplumun fertleri arasında meydana gelecek düşmanlık ve kini ortadan kaldırmak hususunda çaba sarf etmektedir. Bu çaba, şu delilde birazdan zikredeceğimiz üzere açıkça ortaya çıkmaktadır: Şeriat, ticari malın fiyatının satın alma kastı dışında artırılmasını yasaklamıştır. Bu şekildeki bir satışta satıcının faydası için fiyatın artırılması ve müşterinin zararına olacak şekilde fiyatın yükseltilmesi vardır ki şeriat bunu yasaklamıştır. Böyle bir satış müşterilere yalan söyleme ve onları aldatma içermektedir. Aynı şekilde bu, tuzak kurma ve aldatma ile fiyatı artırma içermektedir. Şehirlinin, köylünün malını satmasını da yasaklamıştır. Bunda da şehirlinin köylünün malının fiyatını tekelinde tutması vardır. Böyle bir satışta müşterilerin istifade edeceği bir fayda kalmıyordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanları (kendi) hallerine bırakınız. Allah onları birbirleri ile rızıklandırır.» Malı, sahibi sattığı zaman o malda müşteriler için fayda vardır. Şehirlinin, köylünün malını satmasındaki yasaklılık da mukim olan kimseler için bir kısıtlama vardır. Aynı şekilde kişiye, kardeşinin dünürlüğü üzerine dünürlük etmeyi, ilk dünür olan kimsenin evlenme talebinden vazgeçtiğini bilinceye kadar haram kılmıştır. Başkasının nikâh sözleşmesinin üstüne bir sözleşme talebinde bulunmak, kin ve düşmanlığa sebep olur. Kadının, kocasının diğer eşinin rızkının kesilmesi ve aralarına kötülük meydana gelmesi için kocası ile kocasının diğer eşi arasına fitne sokarak onu boşamasını istemesi de haram kılınmıştır. Böyle olduğu takdirde koca ile diğer eşinin arısı açılır. Bu haramdır. Zira aralarında düşmanlık ve kinin peydah olmasına ve boşanmış kadının rızkının kesilmesine yol açtığı için büyük bir bozgun içermektedir. Bu durum kadının, eşinin diğer hanımının kabındaki hayrın sona ermesini istemesi şeklinde kinaye ile anlatılmıştır. Bundan kasıt, nikah ve nikahın gerektirdiği nafaka, elbise ve eşler arasındaki diğer haklarıdır.
Ben, el-Berâ b.Âzib ile Zeyd b. Erkam –radıyallahu anhumâ-'ya sarraflıktan sordum. Bu iki sahabeden her biri, diğeri hakkında: O benden daha hayırlıdır (yani daha iyi bilir) diyerek her ikisi de: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- vadeye bağlanmış borç olarak altını gümüşle satmaktan nehyetti, diyorlardı.
Muttefekun AleyhEbu’l-Minhâl el-Berâ b. Âzib ile Zeyd b. Erkam –radıyallahu anhumâ-’ya değerli şeylerin değerli olan başka şeylerle satılması olan sarraflığın hükmünden sordu. Verâlarından dolayı Allah onlardan razı olsun, bu iki sahabeden her biri, kendi nefsini diğer arkadaşının yanında küçük görerek fetvayı birbirlerine bıraktılar. Ancak ikisi de Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’in altının gümüşle borç olarak satılması konusundaki yasağını ezberlemede ittifak ettiler. İkisinin de faiz sebebinde bir olmalarından dolayıdır. O zaman akid meclisinde karşılıklı kabzetmeleri gerekmektedir. Yoksa bu para değişimi sahih olmaz. (Ribe'n-nesîe). Cahiliye devrinde bilinen ve uygulanan ribâ çeşidi budur. Bu, satış akdinden veya ödünç (kârı) vermekten doğan bir borç için vade durumuna göre eklenen faizdir, yani bu borç faizi olur.
Ebu Bekra -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edilen hadiste şöyle haber verilmektedir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gümüşün gümüşe, altının altına, başa baş olmayan satışını yasakladı. Bize altın mukabilinde dilediğimiz şekilde gümüş ve gümüş mukabilinde dilediğimiz şekilde altın satın almayı emretti. Bir adam: "Peşin mi?" diye sordu. Ebu Bekra: "Ben böyle işittim." cevabını verdi.
Muttefekun AleyhAltının altınla ve gümüşün gümüşle baş başa/denk olmayan satışları faiz kabul edilmektedir. Bu yüzden baş başa ve denk olmamaları halinde yasaklanmıştır. Ancak altının gümüşle yahut gümüşün altınla denk ve baş başa olmadan satılmasında bir sakınca yoktur. Bu alışverişin sahih olabilmesi için o mecliste her ikisinin de elden ele peşin olması gerekir. Aksi takdirde haram olan nesîe ribası/faizi olur. Altınla gümüş aynı cinsten olmadığı için denklik şartı ortadan kalkar ve geriye peşin alış veriş yapılma şartı kalır. Çünkü bu sınıflar faizin geçerli olduğu değer cinsinden mallardır.
Osman b. Ebu'l-Âs es-Sekafî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, Müslüman olduğundan beri vücudunda hissettiği bir ağrıdan şikayet etti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurmuştur: «Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve yedi kere şöyle dua et: Bismillah. Bedenimde çekmekte olduğum ve çekindiğim şu hastalığın şerrinden Allah'ın izzet ve kudretine sığınıyorum.»
Müslim rivayet etmiştirOsman b. Ebu'l-As -radıyallahu anh- neredeyse kendisini öldürecek bir hastalığa yakalanmıştı. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- onu ziyarete geldi ve Allah’ın, kendisine isabet eden hastalığı gidereceği bir dua öğretti. Bu dua şöyledir: Kişi, ağrıyan yerin üzerine elini koyar ve üç defa ‘Bismillah’ der. Ardından yedi defa şöyle söyler: ‘Şu anda hissettiğim ağrının şerrinden ve ileride meydana gelmesinden korktuğum (ya da devam edip yayılmasından endişe ettiğim) şeylerin şerrinden Allah’a ve O’nun kudretine sığınırım.