





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: «İmam ancak kendisine uyulsun diye imamdır. Bu sebeple o tekbir alınca siz de tekbir alınız. Rükûa varınca, siz de rükû yapınız. "Semiallahu li men hamideh" derse, siz de "Rabbena leke’l-hamd" deyiniz. O secde ederse siz de secde edin. O oturarak namaz kılarsa, siz de birlikte oturarak namaz kılın.»
Muttefekun AleyhBu hadiste imama uyan kişinin nasıl uyacağı ve onu nasıl takip edeceği anlatılmaktadır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- cemaat için bir kişinin imam yapılmasının hikmetine irşad etmiştir. Bu hikmet, (cemaatin) ona uyması takip etmesidir. Namazdaki fiillerden hiç birinde imama ters hareket etmez. İmamın namaz içindeki geçişleri düzenli bir şekilde takip edilir. Tekbiratü’l-ihram alırsa (namaz için ilk tekbiri) siz de öyle tekbir getirin. Eğer Rükûa giderse siz de ondan sonra rükûa gidin. Eğer size muhakkak ki Allah ona hamd edene icabet eder. Bu sözünde olduğu gibi: «Semiallahu limen hamideh» derse. Allah kendisine hamd edeni işitti. Allah Teâlâ’ya şu sözünüzle hamd edin. «Rabbena leke’l-hamd deyiniz.» Rabbimiz hamd sanadır. Eğer secde ederse onu takip ediniz ve secde ediniz. Eğer kalkmaya gücü yetmediği için oturarak namaz kılarsa, ayakta durmaya gücünüz yettiği halde (mütâbeati’l-imam) imama uymayı yerine getirmek için oturarak kılın.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- merfu olarak rivayet ediyor: «Dul kadın emri alınmadan evlendirilemez. Bekar kıza izni sorulmadan evlendirilemez.» Ey Allah'ın Rasûlü! Bekar kızın izni nasıldır? diye sorulunca, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de; «Onun izni, sükut etmesidir/susmasıdır.» diye cevap verdi.
Muttefekun AleyhNikah akti önemli bir akittir. Kadının koruyup, muhafaza ettiği bekareti erkek için ancak bu akitle mubah olur. Kadın öylece erkeğin esiri gibi olur. Bundan ötürü hikmetli, merhametli ve adaletli olan dinimiz kadına hayat ortağını seçme hakkını vermiş, gözüyle görüp, seçmesine olanak tanımıştır. Çünkü kadın erkekle beraber yaşamaya adım atacak olan kişidir. Rağbet ve eğilimlerini kendisi daha iyi bilmektedir. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- dul kadının emrine baş vurulmasını emretmiş, aksi taktirde evlendirilmesini yasaklamıştır. Bakire olan kıza da izni sorulup, izin vermesinden sonra evlendirilmesini, bunun dışında evlendirilmesini yasaklamıştır. Bakire kız genellikle utangaç olacağından dolayı emrine başvurmak yerine izninin alınması ile yetinilmiştir. Sükutu yani sessiz kalması da onun iznine işaret olarak kabul edilmiştir.
Amr b. el-Âs -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab'ın orucu arasındaki fark sahur yemeğidir.
Müslim rivayet etmiştirBu hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bizim orucumuzla yahudi ve hristiyanların orucu arasındaki ayırt edici bir özelliği haber vermiştir. O da müslümanların sahur vaktinde yedikleri sahur yemeğidir. Çünkü Ehl-i Kitab sahur yapmadığı için Müslümanların sahur yapmaları müstehaptır; bu sayede Ehl-i Kitaba muhalefet etmiş ve sünnetti yerine getirmiş olur. Sahur yemeğinde sünnette sabit olan hayır ve bereket vardır. Ehl-i Kitab gece yarasından oruç tutmaya başlar ve gece yarısından önce yemek yiyip sahurda yemezlerdi. Müslümanlar ile kafirlerin birbirinden ayırt edilmesi dinde talepedilen bir husustur.
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûllullah -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu anlar da Ramazan'da Cebrâil'in, kendisi ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil aleyhisselâm, Ramazan'ın her gecesinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile buluşur, (karşılıklı) Kur'an okurlardı. Bundan dolayı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Cebrâil ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların en cömerdiydi ve ramazan ayında da çok cömert davranırdı. İhtiyacı olana verirdi ve bu cömertliğinin artmasının sebebi de şu iki şeydi: Birincisi: Cebrâîl -aleyhisselam- ile görüşmesi. Diğer husus ise: Ezbere okumak suretiyle Kur’an’ı birbirlerine okuyup müzakere etmeleriydi. Böylece Cebrâîl -aleyhisselâm- Kur'an'dan vahyedilen her şeyi onunla birlikte okur ve müzakere ederdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hayır hususunda ikram sahibi, cömert, daha çok veren bir kimseydi. Allah'ın yağmur ve rahmetle gönderdiği güzel rüzgârdan daha hızlı insanlara fayda sağlardı.
Âişe -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre:"Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- yılın hiçbir ayında Şaban ayında tuttuğu kadar çok oruç tutmazdı.Şüphesiz ki o Şaban ayının hepsini oruç tutardı.Başka bir rivayette:''Şaban ayında az oruç tutardı.
Muttefekun AleyhÂişe -radıyallahu anhâ-'dan rivayet edildiğine göre "Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- yılın hiçbir ayında Şaban ayında tuttuğu kadar çok oruç tutmazdı.''Şüphesiz ki o Şaban ayının hepsini oruç tutardı.''Şaban ayında az oruç tutardı.İkincisi birinci hadisin tefsiridir.Ve hepsi sözünü beyan eder,yani çoğunu demektir.Ve bazı vakitler hepsini tutardı.Başka senelerde bazı günleri tutardı denilmiştir.Ve bazı zamanlar ayın ilk günlerini,bazen son günlerini ve bazende ikisi arasını tutardı.Bazı seneler hariç hiç oruç tutmadan geçirdiği günler bırakmazdı.Bunun için insanın Şaban ayında diğer aylara göre daha fazla oruç tutması gerekir.Çünkü Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Şaban'da oruç tutardı.Bundan hikmet Ramazan ayından önce farz namazlar öncesi kılınan ratib sünnetler gibidir denilmiştir.Ve sünnetin delalet ettiği gibi.Şaban ayının çokça oruç tutma ile özel kılınmasının sebebinin kulların amellerinin Allah katına yükseltildiği ay olmasındandır denilmiştir.
Ebû Züheyr Umâre b. Rueybe -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Güneş doğmadan ve batmadan önce namaz kılan bir kimse Cehennem'e girmeyecektir.»
Müslim rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle haber vermektedir: Sabah namazını ve ikindi namazını kılan ve bu iki namaza devam eden hiçbir kimse ateşe (Cehenneme) girmeyecektir. Bu iki namaz özellikle zikredilmiştir; çünkü onlar namazların en ağır olanlarıdır. Zira sabah namazının vakti uykunun ve onun verdiği tatlılığın olduğu zamana denk gelir; ikindi namazının vakti ise gündüz işlerinin ve ticaretin yoğun olduğu zamandır. Bu iki namazı, mevcut zorluklara rağmen muhafaza eden kimse, diğer namazları da muhafaza eder.
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre -Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:''Eğer önümüzdeki seneye (sağ) kalırsam, mutlaka dokuzuncu gününde de oruç tutacağım.''
Müslim rivayet etmiştir''Eğer sağ kalırsam'' yaşarsam.''İlâ kâbil'' gelecek Muharrem'e kadar yaşarsam.''Leesûmenne'' Mutlaka tutacağım.Yahudilere muhalefet olması için dokuzuncu günü ''Tâsi'' dokuzuncu günü onuncu gün ile beraber.Bir sonraki Muharrem ayı gelmeden Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat ettti.Peygamber -aleyhissalatu ve sellem- tutmasa da dokuzuncu günü oruç tutmak sünnettir.Dokuzuncu günü onuncu günü ile beraber oruç tutulmasının sebebi tek onuncu günü tutmada Yahudilere benzememek içindir.Ve şöyle de denilmiştir:Onuncu günü yakalamada ihtiyatlı olmak içindir.Birincisi daha doğru bir görüş olup bu konuda nas geimiştir en doğrusunu Allah bilir.
Osman -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Farz bir namaz vaktine yetişip de onun için güzel bir şekilde abdest alan, huşu ve rükuunu güzel bir şekilde yerine getiren Müslüman her bir kimse için mutlaka kıldığı o namaz kendisinden önceki günahlar için -büyük bir günah işlenmemiş olduğu sürece- kefaret olur ve bu her zaman geçerlidir.»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslüman farz namaz vakti girdiğinde abdestini güzelce tam olarak alıp, kalbi ve bütün uzuvlarıyla Allah'a yönelerek huşu içinde Allah'ın büyüklüğünü hatırlayarak, rükûuyla, secdesiyle ve namazda yapması gerekenleri tam bir şekilde eda ederek namaz kılarsa, büyük günahlar işlemedikçe bu namazın öncesindeki küçük günahlara kefaret olacağını açıklamıştır. Bu fazilet her zaman ve her namazda geçerlidir.
Ka'b b. Ucra -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Peş peşe söylenen bazı kelimeler vardır ki onları her farz namazın ardında söyleyen -ya da yapan- asla zarar etmez. Bunlar da, otuz üç defa tesbih (Subhânallah), otuz üç defa tahmîd (Elhamdülillah), otuz dört defa tekbir (Allahu Ekber) zikirlerini söylemektir.»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu zikirleri yapanın hüsrana uğramayacağı ve pişman olmayacağı, aksine bu kelimelerin sevabını alacağından bahsetmiştir. Bu kelimeler birbirinin ardı ardına gelir ve farz namazdan sonra söylenir: Otuz üç defa Subhânallah "Allah'ı tesbih ederim" demek, Allah Teâlâ'nın her türlü noksanlıktan münezzeh olduğunu ifade eder. Otuz üç defa Elhamdülillah “hamt Allah'a mahsustur ” demektir. Allah'ın sevgiyle ve yüceltilerek mükemmellikle vasıflandırılmasıdır. Otuz dört defa Allahu Ekber “Allah en büyüktür” demektir. Yüce Allah her şeyden daha büyüktür, daha azametlidir ve daha kudretlidir.