





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Zeyd b. Hâlid el-Cühenî radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, bize aktarıldığına göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Kim bir oruçluyu iftar ettirirse oruçlunun sevabı kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirBu hadiste oruçluyu iftar ettirmenin fazileti, buna teşvik ve sevk edilmesi beyan edilmiştir. Bunu yapan kimseye oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksimeden oruçlunun sevabı gibi sevap yazılır. Bu Allah Teâlâ'nın kullarının üzerine bir lütfudur. Aynı zamanda takva ve iyilik üzerine yardımlaşmayı, sevginin oluşmasını ve müslümanlar arasında dayanışmayı sağlar. Hadisin zahiri bir kimse oruçlu birine bir hurma ile iftar ettirse dahi oruçlunun sevabının aynısını kazanır. Bu yüzden insanın gücü yettiği ölçüde oruçluları iftar ettirmede hırslı olması gerekir. Özelliklede ihtiyacı olup fakir olan ve kendilerine iftar hazırlayacak kimseleri olmayanlar için daha hırslı olması gerekir.
Sad b. Ebî Vakkas -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim müezzini işittiğinde: "Ben, Allah'tan başka hak ilah olmadığına şahitlik ederim. O, tektir ve ortağı yoktur. Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür. Rab olarak Allah'ı, Rasûl olarak Muhammed'i ve din olarak İslâm'ı kabul ettim (razı oldum)" derse günahları bağışlanır.»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kimsenin müezzini duyduğunda şöyle söylemesini bildirmiştir: "Ben, Allah'tan başka hak ilah olmadığına şahitlik ederim. O, tektir ve ortağı yoktur." Anlamı: Allah'tan başka hak ilah olmadığını ve O'ndan başka her ilahın batıl olduğunu ikrar, itiraf eder ve ilan ederim. "Muhammed, O'nun kulu ve Rasûlüdür." Anlamı: O, kendisine ibadet edilmeyen bir kul ve yalan söylemeyen bir elçidir. "Rab olarak Allah'tan razı oldum." Anlamı: O'nun rubûbiyetinden, ilahlığından, isimlerinden ve sıfatlarından razı oldum demektir. "Rasûl olarak Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'den razı oldum." Anlamı: Kendisiyle gönderildiği ve bize ulaştırdığı her şeyden razı oldum. "Ve din olarak İslam'dan" Emir ve yasaklar dahil, İslam'ın bütün hükümlerinden razı oldum. “Din” olarak: İman ederek ve teslim olarak demektir. "Günahları bağışlanır", yani küçük günahlar kastedilmiştir.
Yezîd b. Şerîk b. Târık şöyle dedi:Ali -radıyallahu anh-’ı minberde konuşurken gördüm ve şöyle buyurduğunu duydum:''Hayır, iddialar doğru değildir. Vallahi bizim yanımızda Kur'ân–ı Kerîm’den ve şu sahîfeden başka okuduğumuz bir yazı yoktur.” Böyle dedikten sonra o sahîfeyi açtı. Orada develerin yaşları ve yaralamayla ilgili hükümler vardı. Yine bu sahîfede Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyuruyordu:''Medine, Ayr dağından Sevr dağına kadar olan yerler harem bölgedir.Her kim orada Kitap ve Sünnet’e aykırı bir iş yapar veya bid’at çıkaran birini korursa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin ne farz ne de nafile ibadetlerini ve kabul etmeyecektir. Müslümanlardan birinin verdiği bir söz ve güvence, yaptığı bir antlaşma hepsini bağlar. Her kim bir müslümanın verdiği söz ve himayeyi dikkate almazsa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin tövbesini ve ibadetlerini kabul etmeyecektir. Her kim kendi babası olmadığını kesinlikle bildiği birinin soyundan geldiğini ileri sürerse veya kendi efendisi olmayan birini efendi olarak kabul etmeye kalkarsa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin ne farz ne nafile ibadetlerini kabul etmeyecektir.''
Muttefekun AleyhAli -radıyallahu anh-’ı minberde konuşurken gördüm ve şöyle buyurduğunu duydum:''Hayır, iddialar doğru değildir. Vallahi bizim yanımızda Kur'ân–ı Kerîm’den ve şu sahîfeden başka okuduğumuz bir yazı yoktur.'' Böyle dedikten sonra o sahîfeyi açtı.Orada develerin yaşları ve yaralamayla ilgili hükümler vardı. Yine bu sahîfede Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle haber vermiştir:''Medine,Mekke gibi Ayr dağından Sevr dağına kadar olan yerler harem bölgedir.Her kim orada Kitap ve Sünnet’e aykırı bir iş yapar veya bid’at çıkaran zulüm ve cürüm işlemek gibi müslümanlara eziyet veren bir şey çıkarır ya da bidat çıkaran birini korursa,rahmetten men ederek Allah’ın laneti, meleklerin ve bütün insanların onu Allah Teâlâ'dan istemeleriyle lânet onun üzerine olsun. Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin ne farz ne de nafile ibadetlerini,tevbesini ve fidyesini kabul etmeyecektir.Bilinen şartlarıyla Müslümanın bir kafire güvence vermesidoğru bir emandır.Bu şartlar olursa o kafire karşı hareket haram olur.Kim bir Müslümanın emanını bozar ve onun eman verdiği kafirin hakkına kast ederse bu hakkı men etmesi sebebiyle meleklerin ve bütün insanların bunu Allah Teâlâ'dan istemeleriyle Allah'ın laneti onun üzerine olur.Kim de kendisini babasından başkasına ya da azat edilen köle kandisini azat eden efendisinden başkasına nispet ederse,meleklerin ve bütün insanların bunu Allah Teâlâ'dan istemeleriyle Allah'ın laneti onun üzerine olur.Onda nankörlük,mirasçıların,kölelik ve akıl ev diğer hakların zayi edilmesi ve akraba ilişkilerinin koparılması ve anne babaya saygısızlıkta vardır.Allah Teâlâ kıyamet gününde o kimsenin ne farz ne nafile,tövbe ve fidye kabul etmeyecektir.
Ukbe b. Amir -radıyallahu anh- rivayet ediyor: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kendisine atıcılık öğretildikten sonra bırakan kimse bizden değildir veya isyan etmiştir.»
Müslim rivayet etmiştirKim Allah yolunda ok ya da bugün kullanılan kurşun ve benzeri atıcılıkları öğrendikten sonra, unutmadığı halde verdiği sözü terk ederse, kendisini günaha sevk etmiş ve Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-'in yolundan uzaklaşmış olur.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- merfu olarak rivayet ediyor: «Cihad etmeden, içinde cihad etme arzu ve niyeti de taşımadan ölen kimse, münafıklıktan bir şube üzere ölmüş olur.»
Müslim rivayet etmiştirSavaşmaya gücü yettiği halde, savaş yapmamış ve içinde cihad etme arzusu olmadığı bir halde eceli ona gelirse bunun anlamı, o erkek cihad etmek için istekli olmamış demektir. O kişide nifaktan bir şey var demektir. (Savaş yapmaya) istekli olmanın belirgin işaretlerinden biri de savaş aletini hazırlamaktır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: (Eğer savaşa çıkmak isteselerdi elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı.) Tevbe Suresi: 46. Ayet. «Münafıklıktan bir şube üzere ölmüş olur.» Sözü; yani türlerinden bir nifak üzere olur, yani kim bu hal üzere ölürse, münafıklara ve savaştan geri kalanlara daha çok benzer demektir. Kim bir topluluğa benzerse o kimse onlardandır. Her Müminin üzerine düşen cihad yapmaya niyet etmesidir.
Aişe –radıyallahu anhâ- dedi ki: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah’ın arefe gününden daha çok sayıda kulu ateşten azat ettiği başka hiçbir gün yoktur. Şüphesiz ki O, oldukça yaklaşır, sonra onlarla meleklere karşı övünerek; bunlar ne istedi.» buyurur.
Müslim rivayet etmiştir«Allah’ın arefe gününden daha çok sayıda kulu ateşten azat ettiği başka hiçbir gün yoktur.» Yani Allah Teâlâ’nın arefe gününden daha çok sayıda dilediği kişileri ateşten kurtaracağı başka bir gün yoktur. Şüphesiz ki O, oldukça yaklaşır sonra onlarla meleklere karşı övünür. Muhakkak ki; Allah Subhanehu kullarına hakiki bir şekilde yaklaşır ve onlarla meleklere karşı övünür. Meleklere hacıların faziletini ve itibarını gösterir. Ehlisünnet ve cemaat kesinlikle Allah -Azze ve Celle-’nin yüceliğine ve büyüklüğüne yakışır bir şekilde hakiki olarak kullarına yakın olduğuna itikat ederler. O arşının üzerindedir. Yarattıklarından ayrılmıştır. Muhakkak ki onlara hakiki olarak yaklaşır. «Bunlar ne istedi?» buyurur. Yani onlar hangi şeyi istediler. Ailelerini ve vatanlarını terk ettiler, mallarını harcadılar ve kendilerini yordular. Yani onlar sadece (Allah’tan) mağfiret, rıza, yakınlık ve buluşma istediler. Bu istedikleri de olacaktır. Dereceleri de niyetlerine göre olacaktır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Bir adam Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’e: Ey Allah’ın Rasûlü! Biz gemiye biniyoruz ve yanımızda az bir su taşıyoruz, diye sordu. Eğer onunla abdest alsak susarız, deniz suyuyla abdest alalım mı? Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Onun suyu temiz, ölüsü helaldir.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirBir adam Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle bir soru sordu: Balıkçılık, ticaret ve benzeri amaçlarla deniz yoluyla seyahat ediyoruz ve yanımızda az miktarda içilebilir su taşıyoruz. İçme suyunu abdest ve gusül almak için kullanırsak, tükenir ve içecek bir şey bulamayız. Öyleyse deniz suyuyla abdest almamız caiz midir? Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- deniz suyu hakkında şöyle buyurdu: Suyu temiz ve temizleyicidir. Bu sebeple abdest ve gusülde kullanmak caizdir. Ondan çıkan balık, balina ve diğer hayvanlar dahil, ölü halde bulunmuş ve avlanmamış olsalar bile yenmesi helaldir.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-'e hayvanların ve yırtıcı hayvanların içmek için uğradıkları suyun temizliğinin hükmü sorulduğunda, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Su, iki kulle miktarına ulaşırsa pisliği taşımaz (ondan etkilenmez).»
Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hayvanların ve yırtıcı hayvanların içmek için uğradıkları suyun temizlik hükmü sorulduğunda şöyle buyurdu: Su, ölçü olarak iki büyük küp (iki kulle) miktarına ulaşırsa — ki bu yaklaşık (210) litreye denktir — artık o çok sudur ve necis olmaz; ancak üç vasfından biri (rengi, tadı veya kokusu) necaset sebebiyle değişirse bu durum müstesnadır.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anh-'ın merfu rivayetine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:- «Siz mü'minlere iki ölü hayvan ile iki kan helal kılındı. İki ölü hayvan balık ve çekirge; iki kan da ciğer ve dalaktır.»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirİbn Ömer bizlere fıkhî ve şer'î bir hükmü haber vermektedir. Bu da bazı şeylerin yenilmesinin helal olduğudur. Bunların ilki, balık ve çekirge ölüsüdür. İkincisi ise iki tür kanın yenmesidir ki bunlar ciğer ve dalaktır. Bu iki hüküm ölü ve kan yenilmesinin haram olması hükmünden istisna kılınmıştır. Fethu Zi'l-Celalî ve'l-İkrâm bi-Şerhi Bulûğu'l-Merâm, c.1, s.103.