Hedayat “A fruitful harvest”
from the gardens of “ Verses and Hadiths ”
Inspiring Dawah cards that highlight the profound meanings of Quranic verses and Prophetic Hadiths. Presented in an accessible and engaging style to help Muslims gain a deeper understanding of their faith with ease.
About Hedayat
Hedayat is a platform that combines simplicity of design and ease of use
displaying the benefits derived from Verses and Hadiths in
attractive cards with unique designs.
Unique Designs
Cards with unique and attractive designs that express the content of the text
Reliable Materials
Scientifically reliable benefits reviewed by a group of scholars
Easy Browsing
You can browse the cards easily and display them effortlessly
Different Languages
Cards are available in more than 40 languages for the benefit of all
Ayat Cards
﴿ فَإِذَا ٱسۡتَوَيۡتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلۡفُلۡكِ فَقُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ ﴾
سورة المؤمنونSen ve beraberindekiler, gemiye yerleşince: Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun, de!
﴿ وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡلَا نُزِّلَ عَلَيۡهِ ٱلۡقُرۡءَانُ جُمۡلَةٗ وَٰحِدَةٗۚ كَذَٰلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِۦ فُؤَادَكَۖ وَرَتَّلۡنَٰهُ تَرۡتِيلٗا ﴾
سورة الفرقانKâfirler: “Kur’an ona bir defada toptan indirilseydi ya!” dediler. Biz onunla kalbine sebat verelim diye yaptık ve onu ağır ağır okuduk.
﴿ هُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّوكُمۡ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَٱلۡهَدۡيَ مَعۡكُوفًا أَن يَبۡلُغَ مَحِلَّهُۥۚ وَلَوۡلَا رِجَالٞ مُّؤۡمِنُونَ وَنِسَآءٞ مُّؤۡمِنَٰتٞ لَّمۡ تَعۡلَمُوهُمۡ أَن تَطَـُٔوهُمۡ فَتُصِيبَكُم مِّنۡهُم مَّعَرَّةُۢ بِغَيۡرِ عِلۡمٖۖ لِّيُدۡخِلَ ٱللَّهُ فِي رَحۡمَتِهِۦ مَن يَشَآءُۚ لَوۡ تَزَيَّلُواْ لَعَذَّبۡنَا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡهُمۡ عَذَابًا أَلِيمًا ﴾
سورة الفتحOnlar, sizin Kâbe’yi ziyaret etmenize ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasına engel olan kâfirlerdir. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız iman etmiş erkeklerle iman etmiş kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir vebal gelecek olmasaydı, (Allah, Mekke’ye girmenize izin verirdi). Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer (Müminler) seçilip ayrılmış olsalardı elbette kâfirleri elem verici bir azaba çarptırırdık.
﴿ ٱنظُرۡ كَيۡفَ ضَرَبُواْ لَكَ ٱلۡأَمۡثَالَ فَضَلُّواْ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ سَبِيلٗا ﴾
سورة الإسراءSenin için nasıl misaller verip, dalâlete düştüklerine bir bak! Artık onlar bir daha yol bulamayacaklardır.
﴿ يَٰبَنِيٓ ءَادَمَ إِمَّا يَأۡتِيَنَّكُمۡ رُسُلٞ مِّنكُمۡ يَقُصُّونَ عَلَيۡكُمۡ ءَايَٰتِي فَمَنِ ٱتَّقَىٰ وَأَصۡلَحَ فَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ﴾
سورة الأعرافEy Âdem oğulları! Size kendi içinizden âyetlerimi anlatacak peygamberler gelir de kim (onlara karşı gelmekten) sakınır ve kendini ıslah ederse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
﴿ يُنَبَّؤُاْ ٱلۡإِنسَٰنُ يَوۡمَئِذِۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ ﴾
سورة القيامةO gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.
﴿ فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ ﴾
سورة الشعراءMusa da değneğini attığı zaman, onların uydurdukları şeyleri yutmaya başladı.
﴿ وَقَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَلَدٗا ﴾
سورة مريمOnlar: "Rahman, bir çocuk edindi." dediler.
﴿ وَأَعۡتَزِلُكُمۡ وَمَا تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَأَدۡعُواْ رَبِّي عَسَىٰٓ أَلَّآ أَكُونَ بِدُعَآءِ رَبِّي شَقِيّٗا ﴾
سورة مريم“Ben sizi de, sizin Allah’tan başka taptıklarınızı da terk ediyorum. Yalnız Rabbime dua ediyorum. Rabbime dua etmekle bedbaht olmayacağımı ümit ederim.''
﴿ إِذۡ يَتَلَقَّى ٱلۡمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدٞ ﴾
سورة قSağ tarafta ve sol tarafta oturan iki alıcı (melek) oturmuş (kayıt yapmaktadır).
Hadith Cards
Osman -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizin en hayırlınız Kur'an-ı öğrenen ve öğretendir.»
Buhârî rivayet etmiştir.Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanların en hayırlısı ve Allah katında derece bakımından en üstünü; Kur'an'ı okuyan, ezberleyen, güzel bir şekilde okuyan, fıkhını ve tefsirini öğrenen, öğrendiği Kur'an ilimleriyle amel edip başkalarına öğreten kimse olduğunu haber vermektedir.
Ebu'd–Derdâ -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim Kehf suresi'nin başından on ayet ezberlerse, Deccâl'den korunmuş olur.”
Müslim rivayet etmiştir.“Kim Kehf suresi'nin başından yada sonundan on ayet ezberlerse, bu konu hakkında iki rivayet vardır. Allah Teâlâ o kimseyi Deccâl'in şerrinden ve fitnesinden korur. Allah Teâlâ'nın izniyle ne ona musallat olabilir ne de ona zarar verebilir.
Abdullah b. Ebî Bekr b. Hazm'dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Amr b. Hazm'a yazdığı kitapta (risalede): «Kur'an'a temiz olandan başkası dokunamaz.» buyrulmuştur.
Mâlik rivayet etmiştir.Hadisin Manası: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Amr b. Hazm'a yazdığı kitapda (risale)", yani Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Amr b. Hazm'a Necran'da kadı olduğunda bir mektup göndermiştir. Uzun bir risale yazmış ve içinde bir çok şeri hükme yer vermiştir. Farzlar, sadakalar ve diyetler gibi hükümlerdir. Meşhur bir risale olup ümmet nazarında kabul görmüştür. «Kur'an'a temiz olandan başkası dokunamaz!» Burada dokunmaktan kasıt, arada bir engel olmadan el ile dokunmaktır. Buna binaen arada engel olabilecek bir şey ile alındığında, bir poşette ya da çantada taşınması gibi veyahut da sayfalarının bir çubuk vasıtasıyla çevrilmesi ve benzeri gibi durumlar dokunma hasıl olmadığı için yasak kapsamına girmez. Burada Kur'an'dan kasıt, levha, kağıt, deri ve benzeri gibi Kur'an'ın yazıldığı şeylerdir. Buradan kasıt söz değildir. Çünkü söze dokunulmaz, bilakis dinlenir. "Temiz olandan başkası" lafzı dört şey arasında müşterektir. Birincisi: Temizden kasıt müslümandır. Allah Teâlâ'nın buyurduğu gibi "Şüphesiz müşrikler necistir." İkincisi: Temizlikten kasıt necasetten temiz olmaktır. Kedi için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «O necis değildir.» buyurmuştur. Üçüncüsü: Cünüplükten temiz olmaktır. Dördüncüsü: Temizden kasıt abdestli olandır. Temizliğin dindeki bu bütün manalarının bu hadiste kastedilmiş olma ihtimali vardır. Bizim elimizde birini diğerine tercih edecek bir durum söz konusu değildir. Doğru olan, en düşük derecede olana hamledilir. O da abdestsiz olan kimsenin dokunamayacağıdır. Çünkü kesin bir şekilde bilinendir. Cumhurun görüşüne de muvafıktır. Bunlar arasında dört mezheb imamı ve onlara tabi olanlar vardır. İhtiyatlı ve evla olan da budur.
İbn Şihâb şöyle rivayet etti: Ona da Enes b. Mâlik şöyle tahdîs etmiştir: Ermenistan fethinde Suriyeliler'le, Azerbeycan fethinde de Iraklılar'la birlikte savaşan Huzeyfe b. el-Yemân, bunların Kur'ân'ı çeşitli şekillerde okumalarının kendisine verdiği endîşe üzerine Osman'ın yanına geldi ve ona: Ey Mü'minlerin Emîri, sen, Kur'an'ı okumakta Yahûdîler'le Hristiyanlar'ın kendi kitâblarını okumakta uğradıkları ayrılığa benzer bir ihtilâfa düşmeden evvel bu ümmete yetiş, bu işin icabına bak, dedi.Bunun üzerine Osman, Hafsa'ya haber gönderip: Bize Kur'an'ın yazılı olduğu sahîfeleri gönder de, biz sûreleri Mushaflara nakledelim, sonra da o sahîfeleri tekrar sana iade edelim, dedi. Bunun üzerine Hafsa muhafaza ettiği Kur'ân'ı Osman'a gönderdi. Osman da Zeyd b. Sâbit, Abdullah ibnu'z-Zubeyr, Saîd ibnu'l-Âs ve Abdurrahmân ibnu'l-Hâris ibn Hişâm'dan kurulu çoğaltıp yazma heyetine emir verdi. Onlar da bu asıl nüshadaki sûreleri Mushaflara çoğaltıp naklettiler. Osman bu istinsah işinin başında, Zeyd'in Medîneli olması yüzünden Kureyşli olan üç kişiye hitaben: Sizler Zeyd b. Sâbit ile Kur'an'dan herhangi birşeyde ihtilâf ettiğiniz zaman, Kur'ân'ı Kureyş lisanı ile yazınız. Çünkü Kur'an, Kureyş lisânı ile nazil olmuştur, dedi. Onlar da işte böyle yaptılar, nihayet sahîfeleri Mushaflara istinsah edip naklettikleri zaman, Osman asıl sahîfeleri tekrar Hafsa'ya iade etti.Heyet ferdlerinin yazıp çoğalttıkları Mushaflar'dan birer Mushaf'ı da her tarafa gönderdi. Bu gönderdiği (resmî) Mushaflar'ın dışında kalan ve içinde Kur'ân yazılı bulunan her sahîfenin yâhud mushafın da yakılmasını emretti.Buharî rivayet etmiştir.
Buhârî rivayet etmiştir.Huzeyfe b. el-Yemân -radıyallahu anhumâ- Osman -radıyallahu anh-'ın yanına geldi.Osman radıyallahu anh- Şam ehlini ve Irak ehlini Ermenistan ve Azerbeycan savaşı ve fethi için hazırlıyordu.Huzeyfe -radıyallahu anh- Kur'an-ı okuma kunusunda insanların ayrılığa düştüğünü işitti.Bazıları Ubey'in kıraatıyla okuyor,Bazıları İbn Mesud'un kıraatıyla okuyor,neredeyse aralarında fitne ve çekişme olacaktı.Bu iş onu korkuttu.Osman -radıyallahu anh-'a geldi.Ey Mü'minlerin Emîri, sen, Kur'an'ı okumakta Yahûdîler'le Hristiyanlar'ın Tevrat ve İncil'de tahrif ettikleri,ziyade ettikleri ve eksilttikleri gibi okumakta uğradıkları ayrılığa benzer bir ihtilâfa düşmeden evvel bu ümmete yetiş dedi.O dönemde Kur'an sahifelerde toplu olup mushaf halinde değildi.Osman Müminlerin annesi Hafsa -radıyallahu anhâ-'ya Mushafl'arda yazıp aktarmak sonra da ona geri göndermek için Kur'an-ın yazılı olduğu sahifeleri kendine göndermesini talep etti.Hafsa'dan aldığı bu sahifeler Ebu Bekr ve Ömer -radıyallahu anhumâ-'nın Kur'an-da toplanmasını istediği sahifelerdir.O vakit Osman -radıyallahu anh- Kur'an-ı Mushafta topladı.Bunun ile sahifeler arasındaki fark Sahifeler Ebu Bekir -radıyallahu anh- zamanında kendisinde Kur'an-ın toplandığı yazılı olan belgelerdir.Bu sahifeler ayrı ayrı sureler olup her sure kendi ayetleriyle tertipli tek surelerdi.Ancak bazıları bir biri ardına tertib edilmemişti.Yaılıp çoğaltıldığı zaman ve bazısı bazısından sonra tertip edildiğinde Mushaf olmuştur.Ancak Osman -radıyallahu anh- zamanında Mushaf olmuştur.Hafsa -radıyallahu anhâ- Osman -radıyallahu anh-'a Mushaf göndermiştir.O da Zeyd b. Sâbit,Abdullah b. Zübeyr,Saîd b. el-Âs ve Abdurrahman b. el-Hâris b. Hişâm -radıyallahu anhum- emretmiş Sahifeleri Mushafa kopya ederek yazmışlardır.Zeyd b. Sâbit Ensar'dan olup diğerleri Kureyşliler'dir.Osman -radıyallahu anh- üç Kureyşli'ye ''Eğer siz ve Zeyd b. Sâbit Kur'an-dan herhangi bir şeyde ihtilaf ederseniz Kureyş lehçesiyle yazın.Çünkü Kur'an Kureyş lehçesiyle inmiştir.''Ve öyle yaptılar.Sahifeleri Mushafa kopya ederek yazdılar.Osman -radıyallahu anh- Sahifeleri Hafsa -radıyallahu anhâ-'ya gönderdi.Her bölgeyede çoğalttıkları Mushaflardan gönderdi.Bunun dışındaki Kur'an olan her sahife ve mushafın yakılmasını emretti.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir adamı seriyyeye gönderdi. Adam, namazlarında arkadaşlarına Kur'an okuyor ve okuyuşunu "Kul huvallahu ehad'' (suresi) ile bitiriyordu. Döndükleri zaman bunu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e zikrettiler. (Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem) Onlara; «Ona neden böyle yaptığını sorun» dedi. Ona sordular. O şöyle dedi: Çünkü o, Rahman -Azze ve Celle-'nin sıfatıdır .Ben onu okumayı seviyorum. (Bunun üzerine) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Ona Allah Teâlâ'nın onu sevdiğini haber verin»
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu -aleyhi ve sellem- sahabelerinden bazılarını seriyye birliğini yönetmeleri, aralarında hüküm vermeleri ve işlerinin düzensiz olmaması için seriyyelere komutan olarak görevlendirdi. Bu görev için onların arasından dindarlık, ilim ve işleri idare etme yönünden en doğru olan kimseleri seçerdi. Bunun için yöneticiler namazda imam olurlardı. İlimleri ve dinlerinin üstünlükleri sebebiyle müftü olurlardı. Allah'a, isimlerine ve sıfatlarına olan sevgisi sebebiyle her namazın ikinci rekatında ''Kul huvallahu ehad'' yani İhlas Suresi'ni okurdu. Kim bir şeyi severse o şeyden çokça bahseder. Gazveden dönünce bunu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e anlattılar. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Onlara; «Bunu neden yapıyor, sadece bir tesadüf mü yoksa onu, bu şeyi yapmaya yönelten bir sebep mi var?» dedi. Emir/komutan dedi ki: Bunu, Rahman olan Allah -Azze ve Celle-'nin sıfatlarını içine aldığı için yaptım ve bu sebeple tekrar etmeyi istedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Ona haber verin, o bu sureyi sevdiği için tekrarladığı gibi -bu da Allah'ın yüce sıfatlarına delalet eden isimlerini içerdiği için- Allah da onu seviyor.» Bu ne kadar güzel bir fazilettir.
Ubâde b. Sâmit -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e vahiy nazil olduğunda bu ona ağır gelir ve yüzü bembeyaz olurdu.
Müslim rivayet etmiştir.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e vahiy nazil olduğunda meşakkat ve sıkıntı duyar ve vahyin inmesinin ağırlığından ve ona ulaşmanın zorluğundan dolayı yüzü değişirdi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- vahye şiddetli bir şekilde ihtimam ederdi. Kendisinden talep edilen kulluk haklarına ve Allah Teâlâ'nın şükrünü eda etmeye hürmet eder ve Allah Teâlâ'nın emir ve haberlerini tazim ederdi.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- her gece yatağına yatacağı zaman, avuçlarını birleştirir üfler, sonra ellerine Kul huvallâhu ahad, Kul eûzü bi-rabbi’l-felak ve Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs surelerini okurdu sonra da ellerini vücudunda ulaşabildiği yerlere sürerdi. Başından ve yüzünden başlar, vücudunun ön kısmında ulaşabildiği yere kadar ellerini sürerdi. Bunu üç kez tekrarlardı.
Buhârî rivayet etmiştir.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in uyumak için yatağına girdiğinde yaptığı şeylerden bir tanesi de; avuçlarını birleştirir, dua eden kişinin yaptığı gibi kaldırır, hafifçe tükürük çıkacak şekilde üfler, Kul huvallâhu ahad, Kul eûzü bi-rabbi’l-felak ve Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs surelerini okurdu. Sonra da başından ve yüzünden başlayıp vücudunun ön kısmında ulaşabildiği yere kadar ellerini sürerdi. Bunu üç kez tekrarlardı.
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Bir gün Cebrail -aleyhisselam- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte otururken yukarıdan bir gıcırtı işitti. Cebrail -aleyhisselam- başını yukarı doğru kaldırdı ve şöyle dedi: "Bu, bugün gökte açılan bir kapıdır. Bu kapı bu güne kadar hiç açılmamıştı. O kapıdan bir melek indi. Bu melek yeryüzüne inen bir melektir. Bir güne kadar hiç inmemişti. Melek selam verdi ve şöyle dedi: "Senden önce hiçbir Peygambere verilmeyen ve sadece sana verilen şu iki nurdan dolayı sana müjdeler olsun. Bunlar, Fatihatu'l Kitap ve Bakara suresinin sonudur. Bunlardan okuduğun her harfin karşılığı mutlaka sana verilecektir.
Müslim rivayet etmiştir.Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma- şöyle demiştir: "Bir gün Cebrail -aleyhisselam- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte otururken bir gıcırtı işitti" Yani: Evin tahtaları kırılırken çıkardığı ses gibi şiddetli bir ses duymuştur. " Yukarıdan" Yani: Semadan yada başının üstünden demektir. Kapı gıcırtısı gibi bir ses olduğuda söylenmiştir. "Cebrail -aleyhisselam- başını yukarı doğru kaldırdı ve şöyle dedi: "Bu, bugün gökte açılan bir kapıdır." Yani: Dünya semasında açılan bir kapıdır. "Bu kapı bu güne kadar hiç açılmamıştı. O kapıdan bir melek indi" Cebrail -aleyhisselam- şöyle sözüne devam etmiştir: "Bu melek yeryüzüne inen bir melektir. Bir güne kadar hiç inmemişti." Bu iki nurun ( Fatiha suresi ve bakara suresinin son iki ayetinin) özelliği olan bu iki hususun (kapının açılıp, o melek tarafından o gün indirilmesi) başka hiç bir şey için verilmemiş olması, bu iki nurun başkalarında olmayan özelliğine ve faziletine delalet eder. "Selam verdi" Yani: Bu melek selam verdi ve şöyle dedi: "Şu iki nurdan dolayı sana müjdeler olsun." O ikisini nur olarak isimlendirmiştir. Çünkü o ikisinden herbiri sahibinin önünde hareket eder. Yada o ikisi düşünüldüğünde ve manaları tefekkür edildiğinde sıratı mustakime yönlendirir. Birinci nur: Fatiha suresi, İkinci nur ise: Bakara suresiin son iki ayetidir. Bu ümmetten herkim iman ederek bu ikisini okursa Allah Teâlâ ikisinin içerdi talepleri ona verir. Bunlar, Fatihatu'l Kitap ve Bakara suresinin sonudur. "O ikisi sana verildi" Senden önce hiç bir peygambere verilmedi.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Adamın biri Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in huzuruna oturdu ve Ey Allah’ın Rasûlü! dedi. Benim kölelerim var bana yalan söylüyorlar, bana hainlik yapıyorlar ve benim emirlerime isyan ediyorlar, ben de onlara sövüp sayıyor ve dayak atıyorum. Bunlardan dolayı benim halim ne olacak? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sana olan hainlikleri, isyanları ve yalanları ile senin onlara verdiğin ceza hesap edilecek senin ceza onların suçu kadar ise hesap başa baş gelecektir. Ne alacağın ne de vereceğin olacaktır. Eğer senin verdiğin ceza suçların altında ise senin onlardan alacağın kalmıştır. Eğer senin verdiğin cezalar suçlarının üstünde ise fazlası onlar için senden kısas olarak alınacaktır.» Bunun üzerine adam bir kenara çekilerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah’ın kitabını okumuyor musun? {Kıyamet günü öyle doğru, öyle hassas teraziler kurarız ki, kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmaz, bir hardal tanesi kadar bile olsa, her şeyi tartıya sokarız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.}» [Enbiya Suresi: 47. Ayet] ayetini okudu. Bunun üzerine adam: "Vallahi Ey Allah’ın Rasûlü! Bu kölelerimle benim aramın ayrılmasından başka bir çözüm bulamıyorum. Sizi şahit tutarım ki onların hepsi hürdür." dedi.
Tirmizî rivayet etmiştir.Adamın biri Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelip kölelerinin yaptıklarından şikâyet etti. Kendisine haber verirken yalan söylemişler, emanette ona hıyanet etmişler, ticarette kendisini kandırmışlar ve emirlerine itaat etmemişlerdir. Bu adam da onları terbiye etmek için sövüp saymış ve dayak atmıştır. Bunlardan dolayı kıyamette halinin ne olacağını sormuştur. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Sana olan hainlikleri, isyanları ve yalanları ile senin onlara verdiğin ceza hesap edilecek, senin ceza onların suçu kadar ise hesap başa baş gelecektir. Ne alacağın ne de vereceğin olacaktır. Eğer senin verdiğin ceza suçların altında ise senin onlardan alacağın kalmıştır. Eğer senin verdiğin cezalar suçlarının üstünde ise fazlası onlar için senden kısas olarak alınacaktır.» Bunun üzerine adam bir kenara çekilerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu adama: «Allah’ın kitabını okumuyor musun?» diye buyurmuştur. Sonra «{Kıyamet günü öyle doğru, öyle hassas teraziler kurarız ki, kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmaz, bir hardal tanesi kadar bile olsa, her şeyi tartıya sokarız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.}» [Enbiya Suresi: 47. Ayet] ayetini okudu. Kıyamet günü kimseye zulmedilmez. İnsanlar arasında adalet terazisi kurulur. Bunun üzerine adam: "Vallahi Ey Allah’ın Rasûlü! Bu kölelerimle benim aramın ayrılmasından başka bir çözüm bulamıyorum, seni şahit tutarım ki hepsini Allah rızası için azat ediyorum. Çünkü ben hesap ve azaptan korkuyorum." dedi.
Ömer b. el-Hattab -radıyallahu anh-’den rivayet edilen bir hadise göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah bu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir, bazılarını da alçaltır.»
Müslim rivayet etmiştir.Ömer b. el-Hattab -radıyallahu anh-’den rivayet edilen bir hadiste, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah bu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir, bazılarını da alçaltır.» Bunun manası şöyledir: Kimi insanlar bu kitabı alıp okuyacaklar. Yüce Allah kimi toplulukları hem dünyada hem de ahirette yükseltecek. Kimi toplulukları da hem dünya hem de ahirette alçaltacak. Kur’an’da verilen haberleri tasdik ederek, emirlerini yerine getirerek, yasaklarından kaçınarak, hidayet yoluna tabi olarak, ahlakı ile ahlâklanarak amel edenleri yüce Allah hem dünya hayatında hem de ahirette yükseltir. Zira Kur’an ilmin aslı, temeli ve kaynağıdır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.” (Mücadele Suresi: 11) Ahirette ise kimi toplulukların cennette makamlarını yükseltir. Yüce Allah’ın alçaltacağı kimseler, bu Kur’an’ı güzel okuyan ancak ona karşı kibirlenen kimselerdir. –Böyle olmaktan Allah’a sığınırız.- Onlar Kur’an’da verilen haberleri tasdik etmez, hükümleri ile amel etmez, kibirlenerek gereğince amel etmez, geçmiş ümmetlere gönderilmiş peygamberlerin başından geçen kıssaları ve ahiret ile ilgili haberleri inkar eder, bunlar hakkında şüphe içinde olup asla iman etmezler. Kur’an okumalarına rağmen onu inkar bile ederler. Hükümlerine karşı kibirlenir, emirlerini yerine getirmez, yasaklarından kaçınmazlar. İşte durumu böyle olan kimseleri yüce Allah hem dünyada hem de ahirette alçaltır. Şerh-u Riyazi’s-Salihîn, İbn Useymîn (4/645-647).