





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, amellerin hangisi Allah'a en sevimlidir? diye sordum. «Vaktinde kılınan namazdır.» buyurdu. Sonra hangisidir? dedim. «Ana babaya iyilik etmektir.» cevabını verdi. Sonra hangisidir? dedim. «Allah yolunda cihat etmektir.» diye buyurdu.İbn Mes'ud -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bunları bana Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- söyledi. Eğer sormaya devam etseydim, O da cevap vermeye devam ederdi.
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, amellerin hangisi Allah'a en sevimlidir? diye soruldu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Şeriat koyucunun belirlediği vakitlerde beş vakit farzı kılmak, sonra ana babaya ihsanda bulunarak iyilik etmek, üzerimizde bulunan haklarını yerine getirmek ve onlara hürmetsizliği ve itaatsizliği terk etmek, sonra Allah yolunda, Allah -Azze ve Celle-'nin kelimesi en yüce olması, İslam dinini ve Müslümanları savunmak, dinin şiarlarını izhar etmek için Allah yolunda can ve mal ile cihat etmeyi zikretmiştir. İbn Mes'ud -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bu amelleri bana söylemiştir. Şayet ben sonra hangisi demeye devam etseydim, o da cevap vermeye devam ederdi.
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kulların sabaha eriştiği her gün, gökten iki melek iner. Onlardan biri: 'Allah'ım! Hayır yolunda harcayan (infak eden) kişiye harcadığının yerine yenisini ver' diye dua eder. Diğeri de: 'Allah'ım! Cimrilik edip vermeyenin malını telef et (yok et)' diye beddua eder.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, güneşin doğduğu her gün iki meleğin inerek seslendiğini haber vermiştir. Onlardan biri şöyle der: Allah'ım! Senin rızana uygun işlerde, ailesinin geçiminde, misafir ağırlamada ve nafile hayırlarda infak eden kimseye, harcadığının yerine yenisini ver; ona harcadığı şeyde hayırlı bir karşılık ihsan et ve malını bereketli kıl. Diğer melek de şöyle der: Allah'ım! Bu harcamalardan kaçınan cimriye (malını korumak için saklayana) telef (ziyan) ver; hak sahiplerinden esirgediği o malını helak et.
Husayn b. Abdurrahmân'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Sa’îd b. Cubeyr’in yanındaydım “Dün gece düşen yıldızı kim gördü?” diye sorunca, “Ben (gördüm)” dedim. Sonra da “Namaz kılıyor değildim, beni bir şey sokmuştu.” dedim. “Ne yaptın?” dedi. “Rukye yaptım.” dedim. “Seni buna sevkeden nedir?” diye sordu. “Bize Şa’bî’nin rivayet ettiği hadistir.” dedim. “Ne rivayet etti size?” dedi. “Bize Bureyde b. Husayb’ın şöyle dediğini rivayet etti” dedim: “Rukye ancak nazar ve zehirli hayvan sokmasına karşı yapılabilir.” Bunun üzerine (Sa’îd b. Cubeyr) şöyle dedi: “İşittiğini uygulayan ne güzel etmiştir. Fakat İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- bize Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu rivayet etti: «Bana ümmetler arzedildi. Öyle peygamber gördüm, yanında on kişiden daha az sayıda bir grup insan bulunmaktaydı. Başka bir peygamberin yanında bir iki kişi vardı. Bir başka peygamberin yanında hiç kimse yoktu. Büyük bir kalabalık bana gösterildi. Kendi ümmetim sandım. “Bu Mûsâ ve kavmidir” denildi. Daha sonra Ufka doğru baktım ki oldukça büyük bir kalabalık, “işte bu senin ümmetindir” denildi. Beraberlerinde hesap ve azap görmeden cennete girecek yetmiş bin insan bulunmaktadır.» Daha sonra kalktı ve evine girdi. Gerideki insanlar hadiste bahsedilen yetmiş bin kişi hakkında konuşmaya başladı. Kimisi: “Bunlar Rasûlullah’ın ashabıdır” dedi. Kimisi de “İslam’da doğup da Yüce Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamış olan insanlardır” dedi. Başka şeyler de dile getirdiler. Ardından Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanlarına çıktı ve onlara şunu haber verdi: Onlar kendilerine rukye yapılmasını talep etmeyen, dağlama yöntemiyle tedavi yapmayan, uğursuzluğa inanmayan yalnızca rablerine tevekkül edenlerdir" buyurdu. ‘Ukkâşe b. Mihsan radıyallâhu anh kalkıp “Allah’a dua et de beni onlardan kılsın!” dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona «Sen onlardansın.» buyurdu. Başka bir adam da kalkarak “Beni de onlar arasına katması için Allah’a dua et!” dedi. Rasûlullah da «‘Ukkâşe senden önce davrandı ve seni geçti.» buyurdu.”
Muttefekun AleyhHusayn b. Abdurrahmân -rahimehullah- Sa’îd b. Cubeyr -rahimehullah- ile aralarında rukye ile ilgili geçen konuşmayı bize haber vermiştir. Husayn'ı akrep sokmuş ve şeri olan rukye ile kendine rukye yapmıştır. Said ona bunun delilinin ne olduğunu sorduğunda Şa'bi'nin nazar ve zehirli hayvan sokmasına karşı rukye yapmanın cazi olduğuna dair rivayet ettiği hadisi aktarmıştır. Bundan dolayı Said ona övgüde bulunmuştur. Fakat ona rukyenin terk edilmesine teşvik eden hadisi zikretmiştir. Oda İbn Abbâs -radıyallahu anh-'ın zikrettiği hadistir ki dört hususu içermektedir. Kim bu dört sıfatı hayatına geçirirse cennete hesap ve ceza görmeden girmeyi hak edecektir. Bu dört husus: Rukye talep etmemek, ateşle dağlama yapmamak, uğursuzluğa inanmamak, Allah Teâlâ'ya doğrulukla tevekkül etmektir. Ukkâşe Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den onlardan olması için dua etmesini talep ettiğinde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onlardan olduğunu haber vermiştir. Başka bir adam kalkıp aynı talepte bulunduğunda Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bu kapıyı kapatmak ve ardı ardına bu talepte bulunmayı engellemek için güzel bir uslupla konuyu kapatmıştır.
Sehl b. Sa'd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hayber (savaşının olduğu) gün şöyle buyurmuştur: «Ben şüphesiz bu sancağı yarın öyle birine vereceğim ki, Allah fethi onun eliyle kolaylaştıracaktır. O Allah'ı ve Rasûlünü sever, Allah ve Rasûlü de onu sever.» Bunun üzerine insanlar geceyi sancağın kime verileceğini konuşarak geçirdiler. Ertesi gün sabah olunca Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in huzuruna vardılar. Hepsi de sancağın kendisine verilmesini umuyordu. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ali b. Ebî Tâlib nerededir?» diye sordu. Sahabeler: Ey Allah'ın Rasûlü! O gözlerinden rahatsızdır dediler. «Ona haber gönderin.» buyurdu. Akabinde Ali getirildi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali'nin gözlerine tükürüğünü sürdü ve ona dua etti. Ali hemen iyileşti; sanki hiç ağrısı yokmuş gibi oldu. Allah Rasûlü - sallallahu aleyhi ve sellem- sancağı ona teslim etti. Bunun üzerine Ali: "Ey Allah'ın Rasûlü! Onlarla bizim gibi (Müslüman) oluncaya kadar savaşırım!" dedi. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Onların topraklarına yavaşça girip, yürü. Sonra onları İslam'a davet et ve İslam'da üzerlerine vacip olan Allah'ın haklarını onlara haber ver. Allah'a yemin ederim ki Allah'ın senin vesilenle bir tek kişiye hidayet vermesi, senin için kızıl develerden daha hayırlıdır.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanların yarın Hayber Yahudilerine karşı zafer kazanacağını, ordunun bayrak olarak kullanacağı sancağı kendisine vereceği bir adamın eliyle bunun olacağını haber vermiştir. O adamın özelliklerinden biri de Allah'ı ve Rasûlünü sevmesi, Allah ve Rasûlünün de onu sevmesidir. Sahabeler geceyi sancağın kime verileceğini tartışarak ve konuşarak geçirdiler. Bu büyük şerefe nail olmayı arzuladılar. Sabah olduğunda hepsi bu şerefe kendisinin nail olacağını umarak Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gittiler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-'ın nerede olduğunu sordu. Denildi ki: Hastadır ve gözlerinden şikâyetçidir. Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali -radıyallahu anh-'ı çağırmalarını söyledi ve onu getirdiler. Rasûlullah da mübarek tükürüğünden Ali -radıyallahu anh-'ın gözlerine sürdü ve onun için dua etti. Sanki hiçbir rahatsızlığı yokmuş gibi hastalığından şifa buldu. Sancağı ona verdi ve düşmanın kalesine yaklaşıncaya kadar yavaşça ilerlemesini emretti. Onlara İslam'a girmelerini teklif etmesini eğer kabul ederlerse üzerlerine farz olan şeyleri onlara haber vermesini söyledi. Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ali -radıyallahu anh-'a Allah'a davet etmenin faziletini ve davetçi bir kişinin başka bir kimsenin hidayetine sebep olmasının, kendisi için kırmızı develere sahip olmaktan daha hayırlı olacağını beyan etmiştir. Kırmızı develer Arapların sahip oldukları veya sadaka verdikleri en değerli servetleriydi.
Zeyd b. Hâlid -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim Allah yolunda cihada gidecek bir gaziyi teçhiz ederse; cihada gitmiş gibi sevap kazanır. Cihada giden gazinin arkada bıraktığı ailesine güzelce bakıp onların ihtiyaçlarını karşılayan kimse de cihat yapmış gibi sevap kazanır.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Kim Allah yolunda savaşan bir kimsenin yolculuğuna yardımcı olacak ve ihtiyaç duyduğu silah, binek, yiyecek, masraf ve diğer ihtiyaçlarını temin ederse gazi hükmündedir ve gazilerin aldığı sevabı alır. Allah yolunda savaşan bir gazinin işlerini üstlenen, yokluğunda ailesine bakıp onların ihtiyaçlarını gözeten kimse de gazi hükmündedir.
Yahya b. Umâra el-Mâzini -rahimehullah-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Amr b. Ebî Hasen'in, Abdullah b. Zeyd -radıyallahu anh-'a Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in nasıl abdest aldığını sorarken şahit oldum. Abdullah b. Zeyd -radıyallahu anh- içi su dolu bir kap istedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in nasıl abdest aldığını onlara öğretmek için abdest aldı. Ellerine kaptan su döktü ve ellerini üç kez yıkadı. Sonra (sağ elini) kabın içine sokup bir avuç su aldıktan sonra ağzını çalkaladı, burnuna su çekti ve sümkürdü bunu üç kez tekrarladı. Sonra elini kaba daldırdı yüzünü yıkadı ve bunu da üç kez tekrarladı. Sonra elini bir kez daha kaba daldırdı, kollarını dirsekleriyle birlikte yıkadı ve bunu iki kez tekrarladı. Sonra elini kaba daldırıp başını mesh etti. Mesh ederken ellerini başının ön kısmından ensesine kadar götürüp başladığı yere bir kez getirdi. Sonra da ayaklarını aşık kemiklerine kadar yıkadı.
Muttefekun aleyhAbdullah b. Zeyd -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in nasıl abdest aldığını uygulamalı olarak göstermiştir. Küçük bir kap su istedi. Kabı eğerek su döküp kabın dışında ellerini üç kez yıkayarak abdest almaya başladı. Daha sonra elini kabın içine daldırıp bir avuç su aldı ve aynı anda hem ağzına hem de burnuna su verdi. Ağzındaki suyu tükürüp burnundakini de sümkürdü. Bunu üç kez tekrarladı Daha sonra kaptan bir avuç su alarak yüzünü yıkadı. Bunu da üç kez tekrarladı. Sonra kaptan bir avuç su alıp dirseklerine kadar kollarını yıkadı. Bunu iki kez tekrarladı. Sonra kabın içine ellerini sokarak ıslattı ve elleriyle başının ön kısmından başlayarak arka kısmındaki ensesine kadar meshetti. Sonra ellerini enseden geri döndürüp başının ön kısmına varıncaya kadar meshini tamamladı. Daha sonra aşık kemikleri de dahil olmak üzere ayaklarını yıkadı.
İbn Şumâse el-Mihrî şöyle demiştir: Amr b. As -radıyallahu anh-'ın yanına vardık. Kendisi ölüm döşeğinde idi. Uzun zaman ağladı ve yüzünü duvara çevirdi. Oğlu: Babacığım! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni filân şeyle müjdelemedi mi? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni filân şeyle müjdelemedi mi? demeye başladı. Bunun üzerine Amr -radıyallahu anh- yüzünü (bize) çevirerek: Şüphesiz ki; hazırlamakta olduğumuz şeylerin en faziletlisi Allah'tan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir hak ilâh olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O'nun Rasûlü olduğuna şehadet etmektir. Şüphesiz ki ben üç hal üzere bulundum. Düşünüyorum da ''Bir vakitler'' Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e benim kadar şiddetle buğz eden bir kimse yoktu. İmkânını bulup da onu öldürmüş olmak kadar da bence makbul bir iş yoktu. Şayet bu hal üzere ölmüş olsaydım muhakkak cehennemlik olurdum. Allah, İslam'ı kalbime yerleştirdiği zaman Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek; "Uzat sağ elini de sana beyat edeyim" dedim. Hemen sağ elini uzattı. Ben elimi çektim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne oldu sana ya Amr!» dedi. Şart koşmak istedim, dedim. «Neyi şart koşuyorsun?» buyurdular. ''Af olunmam'' dedim. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhive sellem-: «Bilmez misin ki İslâm, kendinden önceki günahları yok eder, hicret de ondan önceki günahları yok eder, hac da ondan önceki günahları yok eder?» buyurdular. (Artık) Benim nazarımda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den daha sevgili ve ondan daha büyük bir kimse kalmadı. O'na karşı duyduğum saygıdan dolayı kendisine doya doya bakamıyordum. Benden onu vasfetmemi (anlatmamı) isteseler buna güç yetiremem. Çünkü O'na doya doya bakamazdım. Şayet bu hal üzere ölmüş olsam cennetlik olmamı kuvvetle ümit ederdim. Sonra birtakım şeyler üzerimize aldık ki onlar hakkında halim nice olur bilmiyorum. Öldüğüm zaman beraberimde hiç bir yasçı (yas tutmak için kiralanan kimse) ve ateş bulunmasın. Beni defnettiğiniz zaman üzerime toprağı iyice döşeyiniz. Sonra kabrimin etrafında bir deve boğazlanıp da eti taksim edilinceye kadar durun ki, sizlerle ünsiyet edeyim ve Rabbimin elçilerini nasıl karşılayacağımı düşüneyim, dedi.
Müslim rivayet etmiştirAmr b. el-Âs -radıyallahu anh-'ın hadisinde hayırla müjdeleme ve kutlama vardır. Bu büyük kıssanın özeti: O, ölüm döşeğinde iken bazı arkadaşları onu ziyeret ettiler. Bu esnada o çok uzunca ağladıktan sonra yüzünü duvara doğru çevirdi. O, dünyadan ayrılacağı ölüm döşeğinde idi ve oğlu ona dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seni filân şeyle müjdelemedi mi? Amr dedi ki: Ey oğlum! Şüphesiz ki ben üç hal üzere bulundum. Sonra da bu üç hali zikretti. O, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e çok şiddetle buğz ediyordu. Yeryüzünde ondan buğz ettiği kadar başka hiçbir kimseye buğz etmiyordu. Eğer fırsatını bulsa Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i öldürecekti. Bu küfürden daha büyük bir şeydir. Allah onun kalbine İslam'ı verdi ve O, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelerek O'na: "Ey Allah'ın Rasûlü! Elini bana uzat sana İslam üzere biat edeyim" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların içinde en güzel ahlâka sahip olan kimseydi. Elini uzattı ancak Amr b. el-Âs -radıyallahu anh- elini uzatmadı. Amr -radıyallahu anh- bunu kibirden dolayı yapmadı. Söyleyeceği temenniye göre hareket edeceği için böyle yaptı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Ne oldu sana?» dedi. Amr -radıyallahu anh-: Ey Allah'ın Rasûlü! İslam'a girmeme karşılık şart koşmak istiyorum dedi. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Neyi şart koşuyorsun?» buyurdular. Amr -radıyallahu anh-: "Allah'ın benim geçmiş küfrümü ve günahlarımı bağışlamasını şart koşuyorum" dedi. O'nun en büyük düşüncesi buydu. Allah'ın onu bağışlamasını şart koşuyordu. Çünkü o, Allah'ın onun geçmiş günahlarını bağışlamayacağını zannediyordu. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Bilmez misin ki İslâm, kendinden önceki günahları yok eder, hicret de ondan önceki günahları yok eder, hac da ondan önceki günahları yok eder?» buyurdular. Bu üç şey geçmiş günahların affına vesiledir. İslam'a gelince Allah -Azze ve Celle-'nin Kur'an'da bildirdiği gibi İslam, kendisinden önceki günahları siler. Allah şöyle buyurmuştur: "İnkâr edenlere (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle. Yok geri dönerlerse kendilerinden öncekilerin hali gözlerinin önündedir." (Enfal Suresi: 38) Hicret, eğer bir insan küfür beldesi olan bir yerde yaşıyor ve oradan hicret ettiyse daha önce yaptıkları yok edilir. Hac da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözüne binaen öncesini yok eder: «Mebrur/makbul olan haccın karşılığı ancak cennettir.» Amr -radıyallahu anh- biat etti ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i çok sevdi. Artık Amr'a en sevgili gelen insan oldu. Amr –radıyallahu anh- öyle bir duruma geldi ki Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’e ihtiramından dolayı ona bakamaz oldu. Kalpleri değiştiren Allah her türlü şeyden (eksiklikten ve kusurdan) münezzehtir. Düne kadar ona aşırı buğz ediyordu. Hatta gücü yetse onu öldürmek istiyordu. Şimdi ise hürmeti sebebiyle ona bakamıyordu. Onu vasf edemiyor, çünkü ona bakamamıştı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in heybetinden onun şeklini bilemiyor. Amr –radıyallahu anh- diyor ki: Eğer ilk halim üzere ölseydim cehennem ehlinden olacaktım. O hal üzere ölseydim, ikinci halini kast ederek, diyor ki; cennet ehlinden olmayı temenni ederdim. İhtiyatlı konuşmasına bakın, birinci hal üzere ölürse cehennem ehlinden olacaktım diyor. Aşırı korkusundan dolayı şöyle diyor: Eğer bu hal üzere ölseydim cennet ehlinden olmayı temenni ederdim. Cennet ehlinden olurdum demiyor. Çünkü cennet ehlinden olmaya şahitlik etmek zordur. Daha sonra Amr –radıyallahu anh- bazı yöneticilik işlerinden sorumlu oldu. Yöneticilik ve komutanlıklar yaptı. Muâviye –radıyallahu anh- ve diğerleri ile olan savaşlarda olan bazı olaylar vuku buldu, Amr b. el-Âs –radıyallahu anh- en dâhi ve zeki kimselerden olmakla biliniyordu. Şöyle diyordu: Orta durumdan sonra olan şeyin benim amelimi kapsayacağından korkarım. Amr –radıyallahu anh- öldüğünde, peşinden Nâiha’nın/ağlayıcıların gitmemesini vasiyet etti. Nâiha, güvercinin ağlamasına benzer bir şekilde ölen kişinin arkasından ağlayan, sızlayan kadına denir. Onu defnettikleri zaman kabrinin yanında bir kişinin deveyi kesip etinin dağıtılacağı zaman kadar kalmalarını emretti. Bunu da defnolunduğu zaman ölünün yanına gelen ve Rabbinin elçileri olan melekleri karşılayıncaya kadar onu yalnız bırakmamaları için istedi. Ölen kişi defnedildiği zaman ona iki melek gelir ve onu kabrinde oturturlar, ona üç soru sorarlar ve şöyle derler: Rabbin kim, dinin ne ve peygamberin kim? Amr b. el-Âs –radıyallahu anh- ailesine bir devenin kesilip etinin paylaşılacağı zaman dilimi kadar yanında kalmalarını emretti. Bu da ölen kişinin ailesinin varlığını hissettiğinin delilidir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’den gelen sahih bir hadiste ölen kimse defnettikten sonra ayrılanların ayak seslerini işitiyor. Ölen kimse defin işlemini tamamlayıp giderlerken çıkan kısık sesi işitiyor. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’den sabit olarak gelen hasen hadiste ölen bir kişi defnedildiği zaman onun kabrinin başında durup şöyle derdi: «Kardeşiniz için istiğfar edin (bağışlanma dileyin), onun için sebat dileyin. Çünkü o şimdi sorgulanıyor.» Ölen kişi defnedildiği zaman bir insanın kabrinin başında durup şöyle denilmesi müstehaptır. Allah’ım ona sebat ver, Allah’ım ona sebat ver, Allah’ım ona mağfiret et, Allah’ım ona mağfiret et. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- selam verdiği zaman üç defa selam verirdi, dua ettiği zaman da üç defa dua ederdi. Hülasa, Amr b. el-Âs babasına şöyle dedi: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- seni cennetle müjdeledi. Bu da hayır ile müjdeleme ve tebrik etme babındandır
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldim taze misvakla dişlerini misvaklıyordu. Misvakı diline koymuş olduğu halde diline sürterken; öö, ööö diyordu. Sanki öğürüyordu.(Midesi bulanmış da kusuyormuş gibi ses çıkarıyordu.)
Muttefekun AleyhEbû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldiğinde O'nun, yaş misvakla dişlerini fırçaladığını görmüş ve bize aktarmıştır. Yaş olan misvağın temizliği daha kâmildir. Ağızda dağılıp, eziyet vermez. Misvağı diline koyup misvaklamada öyle mübalağa yapmış ki, sanki midesi bulanmış da kusuyormuş gibi ses çıkarmıştır.
Ammâr b. Yâsir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- beni bir iş için göndermişti. Cünüp oldum ve su bulamadım. Bunun üzerine hayvanın toprakta yuvarlandığı gibi ben de toprakta yuvarlandım. Daha sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelip bu yaptığımı anlattım. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ellerinle şöyle yapman sana yeterliydi.» dedi ve iki elini bir defa toprağa vurdu. Ardından sol elini sağ eline sürdü. Sonra da ellerinin üstünü ve yüzünü mesh etti.
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ammar b Yâsir -radıyallahu anh-'ı bazı ihtiyaçları için yolculuğa gönderdi. Fakat o, cinsel ilişkide bulunarak veya kendisinden şehvetle meni gelmesi sebebiyle cünüp oldu ve yıkanacak su bulamadı. Cünüp olan kimsenin teyemmüm alabileceği hükmünü bilmiyordu. Ancak sadece abdesti bozulduğunda teyemmüm alacağı hakkındaki hükmü biliyordu. Hades-i asgardan (küçük hadesten) temizlenmek için abdest azalarından bazıları üzerine toprakla mest ederek teyemmüm aldığı gibi bunu su ile gusül almaya kıyas ederek toprakta yuvarlanıp vücudunun tamamını toprağa bulayarak cünüplükten temizlenileceği hususunda içtihat etmiş ve sonra da namaz kıldı. Yaptığının doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu anlamak için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldiğinde bunu ona anlattı. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona idrar gibi küçük hadesten ve cünüplük gibi büyük hadesten nasıl arınacağını açıklamıştır. Elleriyle toprağa bir defa vurup, sol elini sağ elinin üzerine sürmesini, ellerinin üst taraflarını ve yüzünü mesh etmesinin yeterli olacağını belirtmiştir.