





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Kays b. Âsım -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına Müslüman olmak için geldim, bana; su ve sidir ile yıkanmamı emretti."
Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî rivayet etmiştirKays b. Âsım -radıyallahu anh-, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına Müslüman olmak için geldiğinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona su ve sidir; yaprakları temizlik amacıyla kullanıldığı ve çok hoş bir kokusu olduğu için yıkanmasını emretmiştir.
Mahmûd b. Lebîd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Osman b. Affân -radıyallahu anh- Mescid-i Nebevî'yi yeniden inşa etmek istemiş, halk bunu hoş görmeyerek onu olduğu gibi bırakmasını istemişlerdi. Bunun üzerine Osman -radıyallahu anh-: Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim demiştir: «Her kim Allah için bir mescit inşa ederse, Allah o kimseye Cennet'te bu mescidin benzeri (bir köşk) inşa eder.»
Muttefekun aleyhOsman b. Affân -radıyallahu anh- Mescid-i Nebevî'nin binasını ilk inşaatından daha iyi bir şekilde yeniden inşa etmek istedi. Mescidin binasının Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- dönemindeki şeklinin değişeceği nedeniyle insanlar bunu hoş görmedi. Mescit kerpiçten, çatısı ise hurma dallarından yapılmıştı. Ancak Osman -radıyallahu anh- mescidi taş ve kireçten yaparak yenilemek istedi ve insanlara Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyururken işittiğini haber verdi: "Kim, riya ve şöhret olmadan sadece Allah Teâlâ'nın rızasını elde etmek için bir mescit inşa ederse, Allah kulun yaptığı bu amelin karşılığını en güzeliyle mükâfatlandıracaktır. Bu mükâfat da Allah'ın Cennet'te onun için bir benzerini inşa etmesidir.
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Benim bu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram dışında, diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha hayırlıdır.»
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, mescidinde kılınan namazın fazileti hakkında Mekke'deki Mescid-i Haram hariç, yeryüzündeki diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha hayırlı olduğunu beyan etmiştir. Mescid-i Haram' da kılınan namaz, Mescid-i Nebevî'de kılınan namazdan daha faziletlidir.
Ebû Katâde es-Sülemî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden biriniz mescide girdiğinde, iki rekât namaz kılmadan oturmasın.»
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- herhangi bir zamanda ve hangi amaç için olursa olsun mescide gelip giren herkesin, oturmadan önce iki rekât namaz kılmasını teşvik etmiştir. Bu kılınan iki rekâtlık namaz tahiyyetü'l-mescit namazıdır.
Ebû Humeyd ya da Ebû Useyd'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Sizden birisi camiye girdiğinde «Allah’ım! Bana rahmet kapılarını aç! Camiden çıktığı zaman ise Allah'ım! Senin lütfundan isterim.» desin.
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- camiye girerken ümmetine «Allah’ım! Bana rahmet kapılarını aç! demesini, Allah Teâlâ'dan rahmet vesilelerini istemesini, camiden çıktığı zaman ise Allah'ım! Senin lütfundan isterim.» demesini, Allah Teâlâ'dan lütfunu ve helal rızık hususunda ihsanını artırmasını istemeyi öğretmiştir.
Sâlim b. Ebi’l-Ca’d’dan rivayet edildiğine göre bir adam: “Keşke namaz kılmış olsaydım da şimdi istirahat ederdim” deyince, oradakiler sanki onu ayıpladılar, bunun üzerine o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim: «Ey Bilal! Kalk (ezan oku da), bizi namazla rahatlat.»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirSahabelerden bir kişi; "Keşke namaz kılmış olsaydım da şimdi rahat ederdim" dedi. Etrafında bulunanlar onu söylemiş olduğu bu sözden dolayı kınadılar. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim demiştir: Ey Bilal! Kalk ezan oku ve kamet getir, namazla bizi rahatlat. Çünkü namazda Allah Teâlâ ile münacat, kalbin ve ruhun huzur bulması vardır.
Ebû Hâzım b. Dinâr'dan rivayet edildiğine göre, Minberin hangi ağaçtan yapıldığında münakaşa eden bir takım kimseler, Sehl ibn Sa'd es-Sâidî'ye geldiler ve ona bu meseleyi sordular. Bunun üzerine Sehl şöyle dedi: Vallahi ben onun neden yapıldığını bilmekteyim. Şüphesiz ben onu ilk kurulduğu günü de, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ilk defa üzerine oturduğu günü de gördüm. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- falanca kadına -Sehl, Ensar'dan bu kadının ismini söylemiştir- marangoz kölene emret de, benim için insanlara hitap ettiğim zaman üzerine oturabileceğim, tahtalardan bir şey yapsın" diye buyurdu. O kadın da kölesine minber yapmasını emretti. O da Gâbe'nin (mıntıka ismi) ılgın ağaçlarından minberi yaptı. Sonra onu kadına getirdi. Kadın da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yolladı. Rasûlullah işte şuraya konulmasını emretti. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bunun üzerinde şöyle namaz kıldığını gördüm: Rasûlullah minber üzerinde tekbir aldı, sonra yine minber üzerinde iken rükûa vardı. Sonra geri geri aşağıya indi minberin dibinde secde etti. Sonra yine minber üzerine geri döndü. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı bitirince insanlara döndü ve: «Ey insanlar! Bu gördüğünüz şeyleri ancak bana uyasınız ve benim namazımı öğrenesiniz diye yaptım» diye buyurdu.
Muttefekun aleyhBazı kimseler, sahabelerden birine gelip; Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in minberinin neden yapıldığını sordular. Bu konuda birbirleri ile tartışıp ayrılığa düşmüşlerdi. Bu sahabe Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Ensar'dan marangoz bir kölesi olan kadına: "Kölene emret de, benim için insanlara hitap ettiğim zaman üzerine oturabileceğim bir minber yapsın" diye buyurdu. Bunun üzerine bu kadın kölesine ılgın ağacından Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bir minber yapmasını emretti. Minber bittiğinde bu kadın onu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gönderdi ve Rasûlullah mescitteki yerine koyulmasını emretti. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun üzerinde şöyle namaz kıldı: Minber üzerinde tekbir aldı, sonra yine minber üzerinde iken rükûa vardı. Sonra arkasına dönmeden geri geri aşağıya indi minberin dibinde secde etti. Sonra yine minber üzerine geri döndü. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı bitirince insanlara döndü ve: «Ey insanlar! Bu gördüğünüz şeyleri ancak bana uyasınız ve benim namazımı öğrenesiniz diye yaptım» diye buyurdu.
Hittân b. Abdullah er-Rakkâşî şöyle demiştir. Ebû Mûsâ el-Eşarî ile birlikte namaz kıldım. Oturuş esnasında cemaatten bir adam “Namaz, iyilik (sadaka) ve zekâtla birlikte (mi) ikrar olundu?” dedi. Ebû Mûsâ namazı kılıp, bitirdikten sonra “Şu sözü söyleyeniniz hanginizdir?” diye sordu. Cemaat sustu. Bunun üzerine “Şu sözü söyleyeniniz hanginizdir?” diye tekrar sordu. Cemaat yine sustu. O da “Bunu söyleyen herhalde sensin ey Hittân!” dedi. Hittân da “Ben söylemedim" dedi. "Şüphesiz bundan dolayı beni azarlamandan korktum” diye karşılık verdi. Bunun üzerine cemaatten bir adam “Onu ben söyledim fakat bunu söylerken hayırdan başka bir düşüncem yoktu” dedi. Ebû Mûsâ da “Siz namazınızda ne söyleyeceğinizi bilmiyor musunuz? dedi. Şüphesiz Rasûlullah bize bir hutbe verdi, sünnetimizi bize açıkladı ve namazımızı bize öğretti ve şöyle buyurdu: «Namaz kıldığınız zaman saflarınızı düz tutun sonra biriniz size imam olsun. İmam tekbir aldığı zaman, siz de tekbir alın.» «Ğayri’l-mağdûbi aleyhim vele’d-dâllîn” [Fatiha Suresi: 7] dediği zaman “âmin” deyin ki Allah duanıza icabet etsin. O tekbir alıp, rükûa vardığı zaman, siz de tekbir alın ve rükûa gidin. İmam sizden önce rükû eder ve sizden önce rükûdan kalkar.» Devamında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bu, bu şekildedir. O “Semiallahü limen hamideh” dediği zaman “Allahümme Rabbenâ veleke’l-hamd” deyin. Allah sizi işitir. Şüphesiz Allah Teâlâ Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in lisanıyla “Semiallahü limen hamideh/Allah hamt edenin hamt etmesini işitti» buyurmuştur. «Tekbir alıp, secdeye gittiği zaman siz de tekbir alıp, secdeye gidin. İmam sizden önce secdeye gidip, sizden önce secdeden kalkar.» Sonra devamında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bu da bu şekildedir. İmam oturduğu zaman sizin ilk sözünüz şu olsun: « Et-tehiyyâtü, et-tayyibâtü, es-salevâtü lillâhi es-selâmü aleyke eyyühe’n-Nebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtüh, es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve resûluhü.»
Müslim rivayet etmiştirSahabi Ebû Mûsâ el-Eşarî -radıyallahu anh- bir namaz kıldı. Teşehhüde oturduklarında arkasındaki cemaatten bir adam “Kur'an'da, namaz, iyilik (sadaka) ve zekâtla birlikte mi zikredildi? dedi. Ebû Mûsâ namazı kılıp, bitirdikten sonra cemaate döndü ve “Kur'an'da namaz, iyilik (sadaka) ve zekâtla birlikte mi zikredildi diyen kimdi? diye sordu. Cemaat sustu ve kimse cevap vermedi. Bunun üzerine “Şu sözü söyleyeniniz hanginizdir?” diye tekrar sordu. Cemaat yine susup kimse cevap vermeyince, Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-: “Bunu söyleyen herhalde sensin Yâ Hittân!” dedi. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- Hittân'ın cesareti, kendisine yakın olması ve arasındaki bağdan dolayı onu bu şekilde itham etmiştir. Bu sayede hakiki manada konuşan kimsenin ortaya çıkıp itiraf etmesini de istemiştir. Hittân da “Ben söylemedim." diyerek bunu reddetmiş: "Şüphesiz bundan dolayı beni azarlamandan korktum” diye karşılık vermiştir. Bunun üzerine cemaatten bir adam; “Onu ben söyledim fakat bunu söylerken hayırdan başka bir düşüncem yoktu” dedi. Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-'da öğretmek kastı ile “Siz namazınızda ne söyleyeceğinizi bilmiyor musunuz?" diyerek buna şaşırdı. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir gün kendilerine bir hutbe verdiğini, onlara dinlerini ve namazlarını öğrettiğini haber vererek Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Namaz kıldığınız zaman saflarınızı düz tutun sonra biriniz size imam olsun. İmam iftitah tekbirini aldığı zaman, siz de onun gibi tekbir alın. Fatiha suresini okuyup “Ğayri’l-mağdûbi aleyhim vele’d-dâllîn” ayetini okuduğu zaman“ âmin” deyin ki Allah duanıza icabet etsin. O tekbir alıp, rükûa vardığı zaman, sizde tekbir alın ve rükûa gidin. İmam sizden önce rükû eder ve sizden önce rükûdan kalkar. Ondan önce davranmayın. Çünkü rukuâ giderken imamın sizden önce gitmesi rükûdan kalkarken siz geç kaldığınız zamanı telafi eder. Rükua giderken ki az geç kalmanız kalkarken geç kalmanızı örter. Böylece sizin rükû miktarınız ile imamınki aynı olur. ”Devamında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Semiallahü limen hamideh” dediği zaman “Allahümme Rabbenâ veleke’l-hamd” deyin. Cemaat bunu söylerse Allah onların bu duasını ve sözünü işitir. Allah Teâlâ, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in lisanıyla “Allah'ın kendisine hamt eden kulu duyduğunu" haber vermiştir. Sonra imam tekbir alıp, secdeye gittiği zaman cemaat de tekbir alıp, secdeye gider. İmam onlardan önce secdeye gider ve secdeden kalkar. Böylece secde miktarı ile imamın secde miktarı aynı olur. Teşehhüde oturulduğunda namaz kılan kimse ilk olarak “Et-tehiyyâtü, et-tayyibâtü, es-salevâtü lillâhi" mülk, ebedilik ve azamet Allah Teâlâ'nın hakkıdır. Aynı şekilde beş vakit namaz da Allah içindir. "es-selâmü aleyke eyyühe’n-Nebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtüh es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn." Her türlü kusur, afet, eksiklik ve fitneden selamette olmak için Allah Teâlâ'ya dua edin. Öncelikle Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- için sonra da kendimiz için selamet isteriz. Sonra da Allah Teâlâ'nın ve kullarının hakkını yerine getiren salih kullar için selam duasında bulunuruz. Sonra da Yüce Allah'tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah'ın kulu ve rasûlü olduğuna şahitlik ederiz.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ramazan ayında ve diğer zamanlarda, farz ve diğer bütün namazlarda tekbir getirirdi. Namaza kalkınca, ayakta durduğu zaman tekbir getirir, sonra rükû ederken de tekbir getirirdi. Sonra «Semi'allahu Limen Hamideh» deyip rükûdan kalkarak belini doğrultunca «Rabbena ve Leke'l-Hamd» derdi. Sonra secde için eğilince tekbir getirir, secdeden başını kaldırınca yine tekbir getirir, sonra tekrar secdeye eğilince tekbir getirir, sonra secdeden başını kaldırınca yine tekbir getirirdi. İkinci rekâtın sonunda kalkarken yine tekbir getirirdi. Sonra da bunu namazın her rekâtında namazı bitirinceye kadar yapardı. Namazı bitirdiğinde: Nefsini elinde olana yemin olsun ki, "Muhakkak ki sizden; namazı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazına en çok benzeyen benim. Dünyadan ayrılana kadar kıldığı namaz buydu."
Muttefekun aleyhEbû Hureyre -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namaz kılış şeklinin bir kısmını rivayet etmiştir. Namaza kalkınca, kıyamda Tekbiratu'l-İhramı alarak namaza başlar ve sonra rükû ederken, secde ederken, başını secdeden kaldırırken, ikinci secdeyi yaparken, başını ikinci secdeden kaldırırken, üç ve dört rekâtlık namazlarda ilk teşehüdden kalkarken de tekbir getirirdi. Sonra da bunu namazın her rekâtında namazı bitirinceye kadar yapardı. Başını rükûdan kaldırdığında «Semi'allahu Limen Hamideh» deyip rükûdan kalkarak belini doğrultunca «Rabbena ve Leke'l-Hamd» derdi. Ebû Hureyre -radıyallahu anh- namazı bitirdiğinde: Nefsini elinde olana yemin olsun ki, "Muhakkak ki sizden; namazı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazına en çok benzeyen benim. Dünyadan ayrılana kadar kıldığı namaz şekli buydu." demiştir.