





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Âişe ve Ümmü Seleme -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- cima sebebiyle cünüp olarak sabahlıyor sonra gusül abdesti alıp, oruç tutuyordu."
Muttefekun AleyhÂişe ve Ümmü Seleme -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gece cima ettiğini ve cünüp olarak gusül almadan sabahladığını ve orucunu tamamlayıp kaza etmediğini haber vermişlerdir. O ikisinin bunu haber vermesinin sebebi Mervan b. Hakem'in ikisine bir elçi gönderip (cünüp olarak sabahlayan kimse oruç tutacak mı?) sorusuna cevap olması içindir. Bu hüküm, ramazan ve diğer zamanlar için geçerlidir.
Ebû Said -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- iki günün orucundan men etmiştir: (Bunlar) ramazan bayramı günü ve kurban bayramı günüdür. İki türlü giyinişten men etmiştir: (Bunlar) tek bir kumaşa bürünerek (ellerini çıkaracağı bir açıklık bırakmamak) ve tek elbise içerisinde dizleri dikerek oturmaktır. İki vakitteki namazdan da men etmiştir: (Bunlar da) sabah ve ikindiden sonra kılınan (nafile) namazdır.
Muttefekun AleyhBu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, iki günde tutulan orucu, iki türlü elbiseyi giymeyi ve iki namazı yasaklamıştır. Orucun tutulması haram olan iki gün; ramazan bayramı günü ile kurban bayramı günüdür. Bu günlerde orucun haram kılınmasının hikmeti bu günlerin yeme içme günleri olması sebebiyle oruç tutmanın bu günlerde uygun olmamasıdır. İki elbise; tek bir kumaşa bürünerek (ellerini çıkaracağı bir açıklık bırakmamak) ve tek elbise içerisinde dizleri dikerek oturmanın yasaklanmasına gelince, Buhari'deki rivayette: «Eğer fercini örtecek bir kısmı yok ise» olarak beyan edilmiştir. İki namaz; sabah namazının ve ikindi namazının farzından sonra kılınan namazlardır. Bu, güneşin doğuşu ve batışında güneşe secde eden kafirlere benzemeye set çekmek içindir. Ancak bu iki vakitte kılınmayan farz namazların kılınması ve bir sebebe binaen kılınan namazların (abdest namazı, Tahiyyetu'l-mescid gibi) kılınması caizdir (bunlar yasak kapsamı dışındadır).
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Halilim (dostum) -sallallahu aleyhi ve sellem- bana şu üç şeyi; her aydan üç gün oruç tutmayı, iki rekât kuşluk (duhâ) namazı kılmayı ve uyumadan önce vitir namazını kılmayı tavsiye etti.
Muttefekun aleyhEbû Hureyre -radıyallahu anh- habibi ve dostu Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisine üç hususu tavsiye edip öğüt verdiğini haber vermektedir: Birincisi: Her ay üç gün oruç tutmak. İkincisi: Her gün iki rekât duhâ namazı kılmak. Üçüncüsü: Uykudan önce vitir namazı kılmak. Bu, gecenin son kısmında uyanamamaktan endişe eden kimse içindir.
Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh-'dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Gece bu taraftan gelir, gündüz bu taraftan giderse oruçlu kimse iftar eder.»
Muttefekun AleyhOrucun şer'î vakti, fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar olan vakittir. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ümmetine bunu; «Gece doğudan gelir, gündüz de batıdan güneşin batmasıyla giderse» diyerek ifade etmiştir. Şu rivâyette olduğu gibi: «Gece bu taraftan gelir, gündüz de bu taraftan gider ve güneş batarsa; oruçlu iftar etmiş olur.» Oruç tutan kimse için geciktirmesi doğru olmayan iftar vakti girmiş olur. Bilakis şeriat koyucunun emrine itaat etmek, ibadeti gerçekleştirmek, bu ibadetin vaktini başkasından ayırt etmek ve mubah hayatın zevkinden nefse hakkını vermek için (iftarı) geciktiren kimse kınanır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in; «Oruçlu kimse iftar etmiştir.» sözü iki manayı içerir. 1- Bir kimse orucunu açaçak bir şey yememiş olsa dahi iftar vaktinin girmesiyle birlikte hüküm olarak iftar etmiştir. İftarda acele edilmesine teşvik edilen bazı hadislerin manası şer'î manaya muvafakat etmesi için hissi olarak iftar edilmesine teşvik olarak anlaşılmalıdır. 2-Ya da manası: İftar vakti girmiştir. Bu babtan iftar etmede acele etmeye teşvik vardır. Evla olan budur. Buhâri'nin rivayeti de bunu desteklemektedir: «Muhakkak ki iftar vakti girmiştir.»
Ebû Saîd El-Hudrî -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Beş veskten daha az olan mahsulde zekât yoktur. En küçüğü üçer yaşında olan beş deveden azında da zekât yoktur. Beş ûkıyyeden daha az miktarda olan gümüşte zekât yoktur.»
Muttefekun AleyhZekât; zenginler ile fakirler arasında gerçekleşen bir mal alıp vermedir. Bunun içindir ki malı az olup da zengin sayılmayan kimseden alınmaz. Şeriat koyucu (Allah); zekat vermenin vacip olduğu en az mal miktarını açıklamıştır. Zekat verilmesini gerektiren en alt seviyede mala sahip olmayan kimse fakirdir ve o kimseden zekât alınmaz. Gümüşü olan kimsenin sahip olduğu gümüşün miktarı beş ukıyye oluncaya kadar zekat vermesi gerekmez. Her bir ukıyye 40 dirhem yapar. Gümüşün nisap miktarı iki yüz dirhemdir. Bu da 590 grama karşılık gelir. Develeri olan kimsenin, sahip olduğu develerin beş ve beşten fazla oluncaya kadar zekat vermesi gerekmez. Mahsul sahibi olan kimsenin de malı beş vesk oluncaya kadar zekat vermesi gerekmez. 1 vesk 60 sâ' eder. 5 vesk ise 300 sâ' eder.
Ömer b. El-Hattab -radıyallahu anh- anlatıyor: Bir keresinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: Ya Rasûlallah! Ben cahiliye devrinde Mescid-i Haram’da bir gece -bir rivayette bir gün- itikaf etmeyi nezretmiştim/adamıştım, ne yapayım? diye sordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Adağını yerine getir.» buyurdu.
Muttefekun AleyhÖmer b. el-Hattab -radıyallahu anh- cahiliye devrinde Mescid-i Haram’da bir gece itikafa girmek için adak adadığını ve cahiliyye döneminde adadığı bu adağı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sorduğunu bizlere naklediyor. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona adağını yerine getirmesini emretmiştir. Teysîyru'l-Allâm, s;353, Tenbîhu'l-Efham, c. 3, s. 480.
İbni Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Ramazan hilâlini gördüğünüz zaman oruca başlayın ve şevval hilalini gördüğünüz zaman bayram edin. Eğer hava kapalı olur da hilali göremezseniz, onu takdir edin. (Oruca başlamak için şaban ayını, bayram yapmak için de ramazan ayını otuz gün olarak takdir edin.)»
Muttefekun aleyhPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ramazan ayının başlangıç ve bitiş alametlerini açıklamış ve şöyle buyurmuştur: Ramazan hilalini görürseniz oruç tutun ve sizinle Ay'ın arasına bulutlar girer ve Ay'ı örterse o durumda şaban ayını otuz güne tamamlayın. Şevval hilalini gördüğünüzde oruç tutmayın (bayram yapın) eğer sizinle Ay'ın arasına bulutlar girer ve Ay'ı örterse, ramazan ayını otuz güne tamamlayın.
Ebu'l-Havrâ es-Sa'dî'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Hasan b. Ali -radıyallahu anhuma-'ya şöyle dedim: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den ne öğrendin? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den şunu öğrendim: «Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak! Çünkü doğruluk, kalbin (tereddütsüz biçimde) huzura ermesidir. Yalan ise şüpheden ibarettir.»
Tirmizî, Nesâî ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, söz ve amellerden haram mı helal mi olduğu konusunda şüphe duyduğun şeyi terk edip, helal ve güzel olduğuna kesin olarak inandığın şeye yönelmeyi emretmiştir. Çünkü kalp, kesin olarak helal ve güzel olana huzurla yönelir ve sükûnet bulur; şüpheli olan şeyde ise kalp rahatsız olur ve huzursuzluk duyar.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kişinin cemaat ile kıldığı namaz, evinde ve pazarda kıldığı namazından yirmi küsur derece üstün olur. Şöyle ki, bir kimse güzel bir şekilde abdest alır, sonra camiye gider, namazdan başka hiçbir şey onu buna sevk etmez, sadece namaz kılmak kastı ile camiye girinceye kadar attığı her adımla bir derece yükseltilir ve attığı her adımla bir günahı bağışlanır. Mescide girdiği zaman orada namazı beklediği müddetçe namazda sayılır. Biriniz namaz kıldığı yerde bulunduğu sürece melekler onun için dua eder ve şöyle derler: Abdestini bozmadığı veya eziyet etmediği sürece "Allah’ım! Bu kuluna rahmet et. Allah’ım! Bu kuluna mağfiret eyle! Allah’ım! Burada abdest bozarak eziyet vermedikçe bunun tövbesini kabul et!"».
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanın cemaatle namaz kılmasının, evinde veya çarşıda kıldığı namazdan yirmi küsur kat daha faziletli olduğunu bildirmiştir. Sonra bunun sebebini hakkında şöyle demiştir: Bir kimse abdestini en güzel şekilde alıp tamamlar, sonra da sadece namaz kılmak niyeti ile camiye giderse, attığı her adımla bir derece ve makamı yükseltilir ve attığı her adımla bir günahı bağışlanır. Mescide girip namazı bekleyerek oturursa, namazı beklediği sürece kendisine namaz sevabı verilir ve namaz kıldığı yerde oturduğu sürece melekler onun için şöyle dua ederler: Abdestini bozmadığı veya insanlara veya meleklere zarar verecek bir şey yapmadığı sürece, "Allah'ım! Onu affet, Allah'ım! Ona merhamet et, Allah'ım! Onun tövbesini kabul et."