





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebû Katâde -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, kendisine borcu olan bir adamı arıyordu, fakat adam ondan saklanıyordu. Sonra onu bulunca adam: “Ben dardayım (ödeyemiyorum)” deyince, Ebû Katâde: "Allah adına yemin eder misin?" dedi. Adam, "Allah adına yemin ederim" dedi. Bunun üzerine Ebû Katâde şöyle dedi: Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle derken işittim: «Kim, kıyamet gününün sıkıntılarından Allah’ın kendisini kurtarmasını isterse, darda kalmış borçluya mühlet versin veya borcunu bağışlasın.»
Müslim rivayet etmiştirEbû Katâde el-Ensarî -radıyallahu anh- borçlu olması sebebiyle kendisinden saklanan bir adamı arıyordu. Sonunda onu buldu. Borçlu adam şöyle dedi: Ben dardayım ve sana olan borcumu ödeyecek param yok. Ebû Katâde -radıyallahu anh- adamın borcunu ödeyecek parası olmadığına dair Allah'a yemin etmesini istedi. Adam da bu söylediklerinin doğru olduğuna dair Allah'a yemin etti. Bunun üzerine Ebû Katâde -radıyallahu anh-, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle derken işittiğini söyledi: Kim, Allah'ın kendisini kıyamet gününün sıkıntılarından, zorluklarından ve dehşetlerinden kurtarmasını istiyorsa, darda kalmış borçluya kolaylık göstersin. Bu da ya borcun talebini ertelemek (ona süre tanımak) ya da borcun bir kısmını veya tamamını bağışlamak suretiyle olur.
Ebû Mûsâ el-Eşarî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İki serinlik namazını kılan kimse Cennet'e girer.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- iki serinlik namazının -sabah ve ikindi- kılınmasına özen göstermeyi tavsiye etmiştir. Bu namazları vakit, cemaat ve diğer hususlara özen gösterip kılan kimseye Cennet'i müjdelemiştir. Bu da o kimsenin Cennet'e girmesine vesile olacaktır.
Ebû Katâde -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashâb arasında ayağa kalktı ve: «Allah yolunda cihad ve Allah'a iman etmek amellerin en faziletlisidir.» diye hatırlattı. Bunun üzerine bir adam ayağa kalkıp yâ Rasûlallah! Şayet Allah yolunda öldürülürsem, bu benim günahlarıma kefâret olur mu? diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Evet, şayet sen sabrederek, ecrini de sadece Allah'tan bekleyerek, cepheden kaçmaksızın düşmana karşı koyup Allah yolunda öldürülürsen, günahlarına kefâret olur.» buyurdu. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Nasıl demiştin?» diye sordu. Adam: Şayet ben Allah yolunda öldürülürsem günahlarıma kefâret olur mu? diye sözünü tekrarladı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Evet, şayet sen sabrederek, ecrini sadece Allah'tan bekleyerek, cepheden kaçmaksızın düşmana karşı koyup Allah yolunda öldürülürsen, günahlarına kefâret olur. Ancak borçların bunun dışındadır. Bunu bana Cibrîl -aleyhisselâm- söyledi.» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashâb arasında hatip olarak ayağa kalkarak i’la-yı kelimetullah (Allah'ın kelimesinin yüce olması) uğrunda cihadın ve Allah'a iman etmenin amellerin en faziletlisi olduğunu hatırlattı. Bunun üzerine bir adam ayağa kalkıp, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem'-e: Şayet i’la-yı kelimetullah uğrunda öldürülürsem, bu benim günahlarıma kefâret olur mu? diye sordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Evet, ancak bu, Allah’a karşı ihlaslı olup, sana isabet edene katlanıp, cihat meydanından kaçmadan sabrederek öldürülmen şartıyladır.» dedi. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir düzeltme yaparak borcun bu kapsamda olmadığını belirtti. Cihad ve şehâdetin kul hakkına kefâret olmayacağı hususunda uyardı.
Âişe -radıyallahu anhâ- anlatıyor: "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, gecenin evvelinde (başında) uyur, son kısmında ise namaz kılardı."
Muttefekun AleyhÂişe -radıyallahu anhâ-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in gecenin evveli (ilk kısmı) olan yatsı namazından hemen sonra uyuduğunu ve gecenin ikinci üçte birinde kalkar namaz kılardı. Namazını bitirdikten sonra dinlenmek için uyumak üzere yatağına geri dönerdi. Bu, gecenin son altıda birinde idi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu gece ibadetinin yorgunluğundan dolayı dinlenmek için yapardı. Bunun, sabah namazına kalkmaya ve gündüzün zikirlerinde dinç olmaya faydası vardır. Gecenin son altıda birinde uyumak riyasızlığa daha yakındır. Zira kim, (gece ibadetinden sonra) gecenin son altıda birinde uyursa hem dış görüntüsü dinç olarak hem de yaptığı amelini gizleyerek sabaha ulaşır. Bundan dolayı ilk ezan, uyuyanı uyandırmak ve ibadet halinde olan kimseyi de bedeninde güç ve kuvvet kazanması için uykusuna döndürmek içindir. Uyuyan kimse sabah namazına kadar uyandırılmazdı. Bu kimse gecenin evvelinde vitir namazını kılmamışsa bu şekilde uyandırılınca kılardı.
Ey Allah'ın Rasûlü, benim iki komşum var. Bu ikisinden hangisine daha öncelik vereyim, ikram edeyim? diye sorduğunda, Peygamberimiz: «Sana kapısı en yakın olana.» diye buyurmuştur.
Buhârî rivayet etmiştirÂişe -radıyallahu anha- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e: Benim iki komşum var, genel manada komşuya ikram etmekle emir olundum. Ancak aynı anda ikisine birden ikramda bulunamam, hangisine öncelik verdiğimde, komşuya ikram edenler zümresine girerim? diye sorduğunda, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem: «Sana kapısı en yakın olana.» demiştir.
Âişe -radıyallahu anha-’dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Süt (emzirme), nesep akrabalığının haram kıldığını haram kılar.»
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- doğum sebebiyle ve soya bağlı olarak mahrem olanların süt emme yoluyla da dayı, amca, erkek kardeş gibi kimselerle mahrem olmayı gerektirdiğini..., süt emmenin kan bağıyla mahrem olma hükümlerinin aynısını mübah kıldığını açıklamıştır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-' i şöyle buyururken işittim demiştir: «Sizden biriniz, cumadan bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmadıkça, sadece cuma günü oruç tutmasın.»
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir öncesi ve bir gün sonrası ya da alışkanlık haline getirilmiş oruç hariç, cuma günü tek olarak oruç tutmayı yasaklamıştır.
Abdullah İbn Abbas -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Fetihten sonra artık hicret yoktur, fakat cihad ve niyet vardır. (Allah yolunda) Sefere çağrıldığınız zaman hemen katılın.» Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke’nin Fethi günü şöyle buyurmuştur: «Muhakkak ki Allah, bu beldeyi Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı gün haram kılmıştır. Bu belde, Allah’ın haram kılması ile kıyamet gününe kadar haramdır. Bu beldede savaşmak, benden önce hiç kimseye helal kılınmadı. Benim için de sadece gündüzden bir saat için helal kılındı. (Bu beldede savaşmak) kıyamet gününe kadar haramdır. Dikeni koparılmaz, avı ürkütülmez. Sahibine ulaştırma kastı olmaksızın yitiğine el sürülmez. Otu koparılmaz.» Abbas -radıyallahu anh- şöyle demiştir: “(Ey Allah’ın Rasûlü) Izhır otu istisna olsun. Zira bu ot, onların evleri ve demircileri için gereklidir.”
Muttefekun AleyhAbdullah İbn Abbas -radıyallahu anhumâ- Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in Mekke’nin fethi günü hitap ederek şöyle buyurmuştur: «Hicret yoktur.» Yani Mekke’den hicret (etmek) yoktur. Çünkü Mekke artık İslam beldesi haline gelmiştir. (Hicret yoktur) fakat cihad ve Allah’a, peygambere ve emir sahiplerine itaat ederek cihada çıkma emri vardır. Sonra Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, Mekke’nin haramlığını, saygınlığını zikretmiş ve bu haramlığın göklerin ve yerin yaratıldığı günden beri olduğunu ve bu haramlığın Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’den önce hiç kimse için olmadığını ve ondan sonra da hiç kimse için haram kılınmayacağını zikretmiştir. Mekke, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- için ise sadece gündüzün bir vakti helal kılınmış sonra haramlığı geri dönmüştür. Sonra Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, Mekke’nin haramlığını (saygınlığını); Mekke’nin dikeninin koparılmaması, av hayvanlarının ürkütülmemesi, yitiğinin, sahibine ulaştırma kastı olmaksızın alınması ve otlarının, Mekke ehlinin maslahatı için istisna tutulan ızhır otu haricinde koparılmaması olarak zikretmiştir. Teysîr’ul Allâm (s:384), Tenbîhu’l Efhâm (c:3/515) Te’sîsu’l Ahkâm (3/351)
Âişe -radıyallahu anhuma- anlatıyor: Hamza b. Amr El-Eslemî bir keresinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e seferde/yolculukta oruç tutayım mı ? diye sordu. -Hamza b. Amr el-Eslemî çok oruç tutan bir kimseydi- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Dilersen oruç tut, dilersen tutma.» diye buyurdu.
Muttefekun AleyhÂişe -radıyallahu anhuma- rivayet ederek, sahabeden Hamza b. Amr El-Eslemî’nin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yolculukta oruç tuttuğunu söylediğini haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Dilersen oruç tut, dilersen tutma.» diye buyurarak kendisini muhayyer bırakmıştır. Burada ifade edilen oruç, farz oruçtur. Zira Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu, Allah’ın bir ruhsatıdır.» diye buyurmuştur. Hamza b. Amr El-Eslemî’nin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e farz olan orucu sorduğu anlaşılmaktadır. Zira İmam Ebu Davûd’un bir rivayetinde Hamza b. Amr El-Eslemî –radıyallahu anh- şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü benim bir bineğim var. Kimi zaman üzerinde yolculuk yapıyorum. Kimi zaman da kiraya veriyorum. Bazen (yolculuk) ramazan ayına denk geliyor. Ben kendimde (oruç tutmak için) güç buluyorum…”Buradan da anlaşılacağı üzere yolculukta oruç tutmamak bir ruhsattır. Kim ruhsatı alarak tutmaz ise isabetli davranmış kim de oruç tutarsa caiz olan bir davranışta bulunmuş olur. Tutmuş olduğu oruç ile farz ibadeti yerine getirmiş sayılır. Teysiru’l-Allâm, s.325, Tenbîhu’l-Efham, c.3, s.429, Te’sîsu’l-Ahkâm, 3/237.