





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir sâ' ile beş müd miktarı arasında değişen su ile gusül abdesti, bir müd miktarı su ile de abdest alırdı.
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- cünüplükten temizlenmek için bir sa' ile beş müd arası değişen su ile gusül abdesti ve bir müd su ile de abdest alırdı. Sa': Dört müddür ve müd, yaratılış olarak orta halli bir insanın avuçlarını dolduracak miktardır.
Ukbe b. Âmir -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bizim deve otlatma görevimiz vardı. Görev sırası bana gelince, develeri akşam üzeri otlatmaktan geri getirdim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selem-'i insanların arasında ayakta konuşurken buldum. Onun sözlerinden şunları işittim: «Güzelce abdest alıp, sonra iki rekât namaz kılan ve namaza bütün kalbi ve benliği ile yönelen bir Müslüman yoktur ki, kendisine Cennet vacip olmasın!» (Bunları işitince kendimi tutamayıp:) "Bu ne güzel!'' dedim. (Bu sözüm üzerine) önümde duran birisi: "Az önce söylediği daha da güzeldi!'' dedi. (Bu da kim? diye) baktım. Meğer Ömer b. el-Hattâb'mış. O, sözüne şöyle devam etti: "Seni gördüm, daha yeni geldin. Sen gelmezden önce şöyle demişti: «Sizden kim abdestini alır veya bunu en güzel şekilde yapar, sonra da: "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden abdullâhi ve Rasûluhu. (Şehâdet ederim ki Allah'tan başka hak ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür)" derse, kendisine Cennet'in sekiz kapısı da açılır; hangisinden isterse oradan Cennet'e girer.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- insanlarla konuşurken iki büyük faziletten söz etmiştir: Birincisi: Kim güzelce ve tam bir şekilde abdestini alır, sünnete göre tamamlar ve her uzvu gerektiği kadar su ile yıkar ve sonra; "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdullâhi ve Rasûlihi'' Şahadet ederim ki, Allah'tan başka hak ilah yoktur. Muhammed, Allah'ın kulu ve elçisidir derse, Cennet'in sekiz kapısı kendisine açılır, dilediği kapıdan girer. İkincisi: İkincisi: Kim bu abdesti tam ve eksiksiz alır, ardından bu abdestle kalkıp ihlas ve huşu ile, yüzü ve bedeninin tüm organlarıyla Allah’a teslim olarak iki rekat namaz kılarsa, ona cennet kesin olarak vacip olur.
Abdu Hayr'dan onun da Ali -radıyallahu anh-'tan rivayet ettiğine göre Ali -radıyallahu anh- şöyle demiştir: "Şayet din görüş ile olsaydı mestlerin altını mesh etmek, mestlerin üstünü mesh etmekten daha uygun olurdu. Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i mestlerinin üzerine mesh ederken gördüm.''
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirAli -radıyallahu anh- eğer din nakil harici akıldan alınır olsaydı, mestlerin altını mesh etmenin mestlerin üstünü mesh etmekten daha uygun olacağını haber veriyor. Çünkü mestlerin altı yere değer ve mestlere necaset ve pislik bulaşır. Akıl tarafından baktığımızda mesh etmek için mestlerin altı daha uygundur. Ancak şeriat bunun tersi ile gelmiştir. Bundan dolayı nassı alıp onunla amel etmek ve nassa ters olanı terketmek gerekir. Ali -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mestlere mesh yaptığını görmüştür. Başka bir yönden Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığı akla uygundur. Çünkü o mestlerin altını su ile mesh etse necaseti taşımasına sebep olur. Meshi mestlerin üzerine yaparak üzerine yapışmış olan tozları izale etti. Çünkü mestlerin üzeri görünür durumdadır. Mesh edilmesi daha uygun olmuştur. Bütün şeri hükümler doğru akla ters değildir. Ancak bazen bu durum bazı akıl sahiplerine gizli kalabilir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Biriniz abdest alıp mestlerini giyince onların üzerine mesh etsin; onlarla namaz kılsın ve dilerse cünüplük (ten dolayı gusletmesi) hali dışında onları çıkarmasın.»
Dârekutnî rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Müslümanın abdest aldıktan sonra mestlerini giyer, ardından abdesti bozulur ve yeniden abdest almak isterse, dilerse mestlerinin üzerine mesh edebileceğini ve bu süre içinde onları çıkarmadan namazını da kılabileceğini haber vermiştir. Ancak cünüp olursa, mestlerini çıkarması ve gusletmesi gerekir.
Urve’nin, Aişe -radıyallahu anhâ-’dan merfû olarak rivayet ettiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, hanımlarından birini öpmüş sonra da namaz için çıkmış fakat abdest almamıştır. Urve dedi ki: Âişe’ye, o sen den başkası değildir? dedim. Bunun üzerine Âişe tebessüm etti.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirAişe -radıyallahu anhâ-, bu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in, hanımlarından birini öptüğünü sonra abdest almaksızın namaza gittiğini haber vermiştir. Urve -radıyallahu anh- ise -hadisi Aişe’den rivayet eden odur- hadiste kapalı bir ifade edilerek anlatılan hanımın, Aişe -radıyallahu anhâ- olduğunu anlamıştır. Aişe’ye bunu haber verdiğinde, Aişe -radıyallahu anhâ- onun anlayışını ve bilmesini onaylayarak gülmüştür. “Abdest almamıştır”: Bir adamın, şehvetle yahut şehvetle olmaksızın hanımına dokunması yahut onu öpmesi abdestini bozmaz. Çünkü asıl olan abdestin ve taharetin sıhhatidir. Öpmenin yahut dokunmanın abdesti bozduğu görüşü doğru değildir. Ancak bu durumun abdesti bozduğuna dair bir delil olması ve bu delilin zıddı olan başka bir hususun da olmaması gerekir. Allah Teâlâ’nın; “Yahut kadınlara dokunmuşsanız” ayetinin doğru olan tefsiri ise şudur: Burada dokunma ile kastedilen cima/cinsel ilişkidir. Diğer bir kıraate göre de böyledir. Ayette dokunma ile murad edilenin cinsel ilişki olduğu görüşü İbn Abbâs radıyallahu anhumâ-’nın ve ilim ehlinden bir kısmının görüşüdür. Çünkü erkeğin hanımını öpmesi çoğunlukla şehvetle öpmedir. Bu da erkeğin hanımını şehvetle öpmesinin ve ona dokunmasının abdesti bozmadığının delilidir. Ancak bu öpme yahut dokunma ile birlikte bir inzâl/mezi vs. gelmesi hasıl olursa bu durumda inzal sebebi ile abdest bozulur. Şeyh İbn Bâz, Mecmû’ul Fetâvâ (17/219), Fethu Zi’l Celâl’i ve’l İkrâm (1/253-255)
Talk b. Ali -radiyallahu anh- anlatıyor: "Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’e, bedeviye benzeyen bir adam gelerek, abdest aldıktan sonra bir kimse cinsel organını ellerse ne buyurursunuz? diye sordu. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- bunun üzerine: «Hayır! O, ondan bir et parçası yahut bir parça değil midir?» dedi.
Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadis abdest aldıktan sonra bir kimsenin cinsel organına elle dokunması halinde ne gerekir, sorusuna cevap aramaktadır. Yani dinimiz abdest aldıktan sonra cinsel organını elleyen kimseye ne yapmasını emretmektedir. Yapması gereken bir şey var mıdır? İmam Ahmed’in rivayetinde; “Namazda cinsel organını elleyen kimseye abdest gerekir mi? sorusu sorulmuş, cevaben “Hayır. O senden bir parçadır.” diye buyrulmuştur. «Hayır! O, ondan bir et parçası yahut bir parça değil midir?» Bu ifade cinsel uzuv, bedenin diğer azaları gibidir manasına gelir. Abdest aldıktan sonra bir kimse elini, ayağını, burnunu, başını ellerse nasıl ki abdesti bozulmuyor, cinsel organını da ellemesi halinde abdesti bozulmaz. Ancak bu hadis nesh olmuştur denilebilir. Yahut arada bir engel varken doğrudan ellenmemesi kast edilmiştir, denilir. Çıplak olarak, direkt olarak ellenirse bu konu ile ilgili rivayet olunan hadislerden dolayı abdest bozulur. Subûlu’s-Selâm, 1/96, Fethu Zî’l-Celâlî ve’l-İkrâm, 1/259, Teshîlu’l-İlmâm, 1/185.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile bazı sahabeler birlikte bulunurlarken onların yanından bir cenaze geçti. Ashâptan bazıları o cenazeyi hayırla andı. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-:“Kesinleşti” buyurdu. Sonra bir cenaze daha geçti. Orada bulunanlar onu da kötülükle andılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yine:“Kesinleşti” buyurdu. Bunun üzerine Ömer b.Hattâb: Ne kesinleşti Ya Rasûlallah? Diye sordu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- da şöyle buyurdu: “Şu önce geçen cenazeyi hayırla andınız; bu sebeple onun cennete girmesi kesinleşti. Bu berikini kötülükle andınız; onun da cehenneme girmesi kesinleşti. Çünkü siz (mü’minler), yeryüzünde Allah’ın şahitlerisiniz.''
Muttefekun AleyhBazı sahabeler birlikte bulunurlarken onların yanından bir cenaze geçti. Ashâptan bazıları o cenazeyi hayırla,salih olmakla ve dosdoğru olmakla andı. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-:“Kesinleşti” buyurdu. Sonra bir cenaze daha geçti. Orada bulunanlar onu da kötülükle andılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yine:“Kesinleşti” buyurdu. Bunun üzerine Ömer b.Hattâb: Bu iki yerde ne kesinleşti ya Rasûlallah? Diye sordu.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- da şöyle buyurdu: “Şu önce geçen cenazeyi hayırla andınız; bu sebeple onun cennete girmesi kesinleşti. Bu berikini kötülükle andınız; onun da cehenneme girmesi kesinleşti.Beliki de o nifak ve benzeri şey ile meşhurdu.Sonra da -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle haber vermiştir:Şüphesiz ki bir kimsenin cenneti yahutta cehennemi hak ettiği konusunda doğruluk,fazilet,hayır ve salah ehli şahitlik ederse o öyle olur.
Es-Sâib b. Yezîd -radıyallahu anh- anlatıyor: "Bir gün Mescitte duruyordum. Birden adamın biri bana bir çakıl taşı artı. Hemen dönüp baktım. O kişi Ömer b. El-Hattab idi. Bana, 'Git şu iki adamı tut getir, dedi. Ben de gittim, onları tutup getirdim. Onlara 'Nerelisiniz?' diye sordu. Onlar da 'Taifli'yiz' diye cevap verdiler. Bunun üzerine Ömer onlara şöyle dedi: Eğer buralı/Medineli olsaydınız canınızı yakardım. Zira siz, Rasûlullah'ın mescidinde sesinizi yükseltiyorsunuz."
Buhârî rivayet etmiştirEs-Sâib b. Yezîd -radıyallahu anh- bizlere yaşadığı bir olayı anlatıyor. İki adam Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in mescidinde yüksek sesle konuşmaktadır. Ömer b. El-Hattab onları duyunca Es-Sâib b. Yezîd -radıyallahu anh-’a çakıl taşı atar. Böyle yaparak, kendisinden o iki adamı yanına getirmesini talep etmektedir. Es-Sâib b. Yezîd -radıyallahu anh- devamla şöyle demektedir: “Ben de gittim, onları tutup getirdim. Ömer onlara 'Nerelisiniz?' diye sordu. Onlar da 'Taifli'yiz' diye cevap verdiler. Bunun üzerine Ömer “Eğer buralı/Medineli olsaydınız canınızı yakardım. Zira siz, Rasûlullah'ın mescidinde sesinizi yükseltiyorsunuz.” Dedi. Yani sizler şayet Medineli olsaydınız Mescid-i Nebevi'de yüksek sesle konuşmanızdan dolayı sizi cezalandırırdım. Ne var ki, buralı olmadığınız ve konuyu bilmediğiniz için sizleri mazur görmekteyim, manasına gelmektedir. Zira o iki adamın konumunda olan kimseler dini hükümlerin bazılarını bilmeyebilirler.
Ömer b. el-Hattab -radıyallahu anh- cuma günü insanlara hutbe verir ve hutbesinde şöyle derdi: "Sonra ey insanlar! Sizler, ancak kötü kokulu olduklarını gördüğüm iki bitkiden yiyorsunuz. Bunlar soğan ve sarımsaktır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mescitte bir adamda bunların kokusunu duyup, mescitten çıkarılmasını emrettiğini gördüm. O kişi, Baki mezarlığına kadar uzaklaştırıldı. Kim bu ikisinden yerse onları pişirerek öldürsün de öyle yesin."
Müslim rivayet etmiştirHadisin Manası: Ömer –radiyallahu anh- cuma günü hutbe dinlemeye gelen Müslümanlara, “Sizler, ancak kötü kokulu olduklarını gördüğüm iki bitkiden yiyorsunuz. Bunlar soğan ve sarımsaktır.” diye hitap etmektedir. Burada habis olarak ifade edilen mana, kötü kokulu olmalarıdır. Zira Araplar hoşlanılmayan, yerilmiş her söz, fiil, mal, yemek ve kişi hakkında habis ifadesini kullanırlar. Zira, Cabir -radıyallahu anh-’ın- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’den rivayet ettiği: «Bu kötü bitkiden yiyen mescidimize yaklaşmasın.» hadisi bu bitkilerin kötü kokulu olduğuna işaret eder. Bu hadisi İmam Müslim rivayet etmiştir. “Soğan ve sarımsak” Turp, pırasa ve benzeri kötü kokulu tüm bitkiler aynıdır. Özellikle tütün ve sigara da böyledir. Soğan ve sarımsağın zikredilmesi çokça tüketilmesi sebebiyledir. İmam Müslim’in Cabir -radıyallahu anh-’dan rivayet etiği hadisin lafzında pırasa ifadesi geçmektedir. “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mescitte bir adamda bunların kokusunu duyup, mescitten çıkarılmasını emrettiğini gördüm. O kişi, Baki mezarlığına kadar uzaklaştırıldı.” Çünkü insanlar bu tür kokulardan hoşlanmazlar. Melekler de böyledir. Bu konu ile ilgili bir de sahih hadis bulunmaktadır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu adamın mescitten çıkarılmasını emretmekle yetinmemiş, Baki mezarlığı mevkiine kadar uzaklaştırmıştır. Böyle yaparak bu adamı te'dip etmiştir. Bu konuda İbn Mace’nin rivayet ettiği hadisin lafzı ise şöyledir: “Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında bir adamın kendisinden duyulan koku sebebiyle elinden tutulup, çıkarıldığını ve Baki mezarlığına kadar uzaklaştırıldığını gördüm.” “Kim bu ikisinden yerse onları pişirerek öldürsün de öyle yesin." Bunun manası, kim bunları yemekte isterse, pişirerek öyle yesin. Zira pişirmek yoluyla bu bitkilerin kötü kokusu uçup, gider. Ortada kötü bir koku olmadığı için, yasaklanma sebebi kalkmış olur. Böylece mescide gidilebilir. Muaviye b. Kurra’nın babasından rivayet ettiği merfû bir hadiste Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bu ikisini illa yiyecekseniz pişirerek, öldürün (öyle yeyin).» Ebu Davûd. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellemi’in konuyla ilgili sünneti böyledir. Pişirilerek öldürülmesi namaz için yahut başka bir sebepten dolayı camiye gidilmesi durumunda istenir. Namaz vakti dışında bu bitkileri yemede bir beis yoktur. İnsanların hoşlanmaması sebebiyle pişirilmesi emredilmiştir. İkmalu’l-Mu’lim, (2/500), Mirkatu’l-Mefatîh, 2/617, Mir’atu’l-Mefatîh (448,449), Şerhu’Riyazi’s-Salihîn, İbn Useymîn (6/447).