





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Bureyde -radıyallahu anh-'ın rivayet ettiğine göre Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimse ben İslam'dan beriyim der de eğer yalancı ise, dediği gibidir. Doğru ise İslam'a salim olarak dönmeyecektir.»
Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir«Bir kimse ben İslam'dan beriyim der.» Yani, bir kimse Yahudi’yim, Hıristiyan’ım, kâfirim, mülhidim derse bu kimsenin durumu şu iki şekilden birisi olur: Birinci Durum: Yemin ettiği hususta yalancı olması durumudur. Şayet bir kimse falanca mesele şöyle şöyle ise ben İslam’dan beriyim der ve haber verdiği şey de yalancı olursa, örneğin, bilerek yalan söyleyip, Zeyd bu gün yolculuktan dönerse yemin ederim ki ben İslam’dan beriyim yahut Yahudi, Hıristiyan yahut müşrik olayım derse bu kimse dediği gibi olur. İslam’dan beri yahut Yahudi ya da Hıristiyan olur… İkinci Durum: Haber verdiği şeyin doğru olması halidir. Örneğin, ben İslam’dan beri olayım yahut Yahudi, Hıristiyan olayım şayet Zeyd bugün yolculuktan dönerse yahut şöyle bir şey yapmamıştır diyerek doğru olduğuna inandığı bir şeye yemin ederse Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in haber verdiği gibi bu kimse bir daha İslam'a salim olarak dönmez. İslam dininin kemali eksik olmuş, böyle kötü, çirkin ve kabul edilmez bir söz telaffuz etmiş olur. Tarhu’t-Tesrîb, 7/167, Şerh-u Riyazi’s-Salihîn, İbn Useymîn (6/453)
Ebu Said el-Hudri -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Kurban veya Ramazan Bayramı'nda namazgâhına doğru çıkmıştı. Kadınların yanından geçerken şöyle dedi: «Ey kadınlar, sadaka verin! Zira sizin cehennemliklerin çoğunluğu olduğunuzu gördüm.» Onlar: “Neden, ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. Dedi ki: «Çok lanet okuyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Akıllı adamın aklını başından alan sizden daha akıl ve dince eksik birini görmedim» Dediler ki: "Dinimizde ve aklımızda ne eksiklik var, ey Allah'ın Resulü?" Dedi ki: «Bir kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğinin yarısı kadar değil midir?» Onlar: "Evet" dediler. Dedi ki: «Bu, onun aklının eksikliğindendir. Adetli iken namaz kılmaz, oruç tutmaz, öyle değil mi?» Onlar: “Evet.” dediler. O da: «Bu da, onun dinindeki eksikliktendir» dedi.
Muttefekun aleyhPeygamber, -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir bayram için namazgâha gitti. Kadınlara kendilerine özel bir öğüt vereceğine söz vermişti; o gün bu sözünü yerine getirdi ve şöyle dedi: Ey kadınlar! Sadaka verin ve çokça istiğfar edin. Bunlar, günahların silinmesinin en büyük sebeplerindendir. Zira İsra Gecesi'nde, sizin Cehennem ahalisinin çoğunluğu olduğunuzu gördüm. İçlerinden akıl, görüş ve vakar sahibi bir kadın şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasulü! Biz neden cehennem ehlinin çoğunluğunu oluşturuyoruz? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Bunun birkaç sebebi vardır: Çokça lânet eder ve söver, ayrıca kocanın hakkını inkâr edersiniz. Sonra onları şöyle tarif etti: Sizin kadar akıl ve din bakımından eksik olup da, akıl, anlayış, tedbir ve işlerini sağlam tutma yönünden kararlı bir kişiye daha baskın gelenini görmedim. Kadın şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü! Akıl ve din noksanlığı nedir? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Akıl eksikliğine gelince, bunun sebebi iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasıdır; işte bu akıl eksikliğidir. Din eksikliği ise, hayız sebebiyle geceler ve günler boyunca namaz kılamamaları ve yine hayız sebebiyle Ramazan günlerinde oruç tutmamalarıdır; işte bu da din eksikliğidir. Ancak bundan dolayı kınanmazlar ve sorumlu tutulmazlar; çünkü bu yaratılışın bir parçasıdır. Tıpkı insanın fıtraten mala düşkün, işlerinde aceleci ve cahil oluşu gibi. Fakat Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu, onlara aldanma konusunda bir uyarı olarak zikretmiştir.
Ummu Atiyye -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e biat etti ve şöyle dedi: "Biz (hayızdan) temizlendikten sonra gördüğümüz bulanıklığı ve sarı akıntıyı önemli bir şey saymazdık."
Ebû Dâvûd bu ifadeyle rivayet etmiş, Buhârî de bunu (temizledikten sonra) lafzı olmadan rivayet etmiştirSahabeden Ummu Atiyye -radıyallahu anha- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- dönemindeki kadınların, hayızdan temizlendikten sonra -rengi siyaha yakın veya sarı- gelen akıntıya itibar etmeyip, hayız olarak görmediklerini, bu akıntılardan dolayı namazı veya orucu terk etmediklerini haber vermiştir.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Abdurrahman b. Avf ile evli Ummu Habibe binti Cahş, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e (istihâze, özür) kanından şikayette bulundu ve bunun hakkında soru sordu: Nebi -aleyhisselâm- ona şöyle buyurdu: «Hayzın (normalde) seni hapsettiği (engellediği) süre kadar bekle, sonra da yıkan.» (Ummu Habibe binti Cahş) Her namaz için yıkanıyordu.
Müslim rivayet etmiştirKadın sahabelerden biri, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sürekli olarak devam eden kanamasından dolayı şikayetçi olmuştur. Bu yüzden, normal olmayan bu durum kendisine gelmeden önce, hayız gördüğü zaman diliminde namazı bırakmasını emretti. Daha sonra yıkanmasını ve namaz kılmasını söyledi. Bu kadın sahabe her namaz için nafile olarak gusül almıştır.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Biriniz eşiyle cinsel ilişkiye girdikten sonra, eğer bu ilişkisini tekrarlamak isterse iki ilişki arasında abdest alsın.» Hâkim'in rivayetinde; «Yeniden ilişkiye girmek için canlılık verir.» şeklindedir.
Hâkim rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştirHadis, hanımıyla ilişkiye girdikten sonra yeniden ilişkiye girmek isteyen kimseye Nebevî yolun beyanı için zikredilmiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle demiştir: «Biriniz eşiyle cinsel ilişkiye girdikten sonra, eğer bu ilişkisini tekrarlamak isterse» Yani, kişi hanımıyla ilişkiye girdikten sonra ikinci ve üçüncü kez bunu tekrarlamaya istek duyarsa. Nebevî öğreti Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözündedir: «İki ilişki arasında abdest alsın.» Yani, birinci ilişkiden sonra ikinci ilişkiden önce demektir. Burada abdestten kastedilen namaz abdesti gibi abdest almaktır. Çünkü abdest mutlak olarak zikredildiğinde şer'î olan abdeste hamledilir. Beyhaki'de ve İbn Huzeyme'de bu husus açıkça zikredilmiştir. «Tıpkı namaz abdesti gibi abdest al.» Bu abdestin hükmü müstehabtır.
Semura -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim cuma günü abdest alırsa; ne güzel yapmıştır. Kim de guslederse, şüphesiz ki gusül efdaldır.»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştir«Kim cuma günü abdest alırsa», burada kastedilen cuma namazı için abdest almaktır. Bununla o kimse sünnet ve ruhsat olanı yapmıştır. «Ne güzel yapmıştır.» Yani, sünneti uygulayarak ne güzel bir iş yapmıştır. Burada o kimseye övgü vardır. «Kim de guslederse, şüphesiz ki gusül efdaldır.» Yani, kim abdestle birlikte cuma için gusül ederse, gusül alınmadan tek başına alınan abdestten daha efdaldir. Bundan dolayı aralarında dört mezhep imamının da bulunduğu ulemanın cumhuru bu görüşü almıştır. Getirdikleri delillerden bir diğeri de Müslim'deki şu hadistir. «Bir kimse güzelce abdest alarak cuma namazına gelir, hutbeyi ses çıkarmadan dinlerse, iki cuma arasındaki ve fazla olarak üç günlük daha günahları bağışlanır.»
Amr b. Suleym el-Ensarî dedi ki: Ebû Said’den haber veriyorum, o şöyle dedi: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’den haber veriyorum ki, şöyle buyurdu: «Cuma günü yıkanmak, ergen olan herkese vaciptir/farzdır. Dişlerini misvaklaması ve eğer varsa koku sürmesi de sünnettir.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- cuma günü gusül almanın, üzerine cuma namazı kılmanın farz olduğu her yetişkin erkek Müslüman için farz olduğunu açıkça belirtmiştir. Dişlerini misvak ve benzeri şeylerle temizler ve hoş rayihası olan güzel kokular sürer.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan,rivayet edildiğine göre demiştir ki, Nebi -sallallahu aşeyhi ve sellem-“Lânet edilen iki şeyden sakının!" buyurdular. Ashab, “Lanet edilen iki şey nedir?” diye sordular. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de, «İnsanların yolu ve gölgelendikleri yeri hela olarak kullanmaktır.»
Müslim rivayet etmiştirİnsanların lanet etmesini celbeden, ona çağıran iki işten uzak durunuz. Alışıla geldiği gibi kim böyle yaparsa ona küfür ve lanet edilir. İnsanlar adetleri gereği böyle yapan bir kimseye söverler ve lanet ederler. İnsanların yoluna ve gölgeliklerine abdest bozma lanete sebeptir. Böyle olduğundan dolayı lanet ona izafe edilmiştir. Bu, Allah Teâlâ'nın şu sözüne benzemektedir: Allah'tan başkasına tapanlara sövmeyin, sonra onlarda bilgisizce, düşmanca Allah'a söverler. (Enam Sûresi:108) Siz Allah'a sövmelerine sebep oluyorsunuz. Çünkü siz onların ilahlarına sövdünüz. Aynı şekilde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir adamın babasına ve annesine sövmeyi yasaklamasıdır. Dediler ki: Bir adam babasına ve annesine söver mi? Buyurdu ki: «Evet bir adam başka bir adamın babasına söver, o da onun babasına ve annesine söver.» Sanki o kendi babasına sövmüş gibi olur, çünkü o buna sebep olmuştur. "İnsanların gelip geçtiği yol üzerine abdest bozan'' sözü: İnsanların geçtikleri ve yol edindikleri yerlere büyük ve küçük abdestini bozar demektir. Bunun haram olduğunda şüphe yoktur. Bunun mukimken ya da yolcuyken olmasında bir fark yoktur. Çünkü bunda onlara eziyet vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Mümin erkekelere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir. (Ahzab Sûresi 58) Ancak yol kullanılmayan bir yol ise sebebin ortadan kalkmasıyla ihtiyaç gidermesinde bir sıkıntı yoktur. ''Gölgeliklerine'' sözü; insanların gölgelenmek, konaklayıp oturmak ve hayvanlarını çöktürmek için edindikleri yerlere abdest bozmaktır. Lanet sebebinin ortadan kalkmasından dolayı boş yerlerde insanların gitmediği ve gitmeyi hedeflemedikleri yerlerde ihtiyaç gidermekte bir sıkıntı yoktur. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- gölgesi olan hurma ağaçlarının altında ihtiyaç giderirdi.
İbn Abbâs -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- aşura orucunu tutmuş ve ashabına da bu orucu tutmalarını emretmiştir.
Muttefekun AleyhAlimler, aşura orucunun vacip olmayıp sünnet bir oruç olduğu hususunda ittifak etmişler, fakat bu orucun İslam’ın ilk zamanlarında ramazan orucun (un farz kılınmasın) dan önceki hükmü konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bu orucun İslam’ın ilk zamanlarında vacip olduğu görüşünü savunanların görüşünün sahih olsa dahi sahih olarak sabit olan hadislerle bu orucun vacipliği hükmü nesh olunmuş (kaldırılmış) tır. Bu hadislerden birinde Aişe -radıyallahu anhâ- bu durumu şöyle haber vermiştir: “Kureyş, cahiliye zamanında aşura orucunu tutardı. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu orucun, Ramazan orucu farz kılınıncaya kadar tutulmasını emretti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İsteyen (aşura orucunu) tutsun isteyen tutmasın.» Buhârî Sahihi'nde (3/24 No: 1893), Müslim Sahihi'nde (2/792 No: 1125) rivayet etmişlerdir. Bkz: Müslim Şerhi (8/4) ve el-Feth (4/246)