





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gazvelerinden birinde bir kadın öldürülmüş olarak bulundu. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kadınlarla çocukların öldürülmesini yasakladı.
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- çıkmış olduğu gazvelerin birinde bir kadının öldürüldüğünü görünce, kadınların ve buluğ çağına ermeyen çocukların öldürülmesini kınayarak yasaklamıştır.
Ebû Sa'lebe el-Huşenî -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip, Yâ Rasûlullah! Biz kitâb ehli bir kavmin diyarında bulunuyoruz. Biz müslümânlar bunların kaplarını kullanıp içlerinde yemek yiyebilir miyiz? Yine ben bir av sahasında bulunuyorum, yayımla, eğitilmemiş köpeğimle ve eğitilmiş köpeğimle avlanıyorum. Benim için doğru olan nedir? diye sordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle cevap verdi: "Kitâb ehlinin kapları ile ilgili: Eğer siz kitâb ehli kaplarından başka yemek kapları bulursanız, onların kaplarından yemeyiniz! Eğer başkasını bulamazsanız, yıkayıp, onların içinde yiyiniz. (Av mes'elesine gelince) Yayınla, okunla Allah adını anarak avlarsan, onu ye! Allah adını zikrederek eğitimli köpeğinle avladığın avın etini de ye! Eğitilmemiş köpeğinle avladığında avı (diri iken) yetişip boğazlarsan, onu da ye!"
Muttefekun AleyhEbû Sa'lebe -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'e Ehli kitapla komşu olmakla imtihan edildiklerini aktarmıştır. Buradan kasıt Yahudi ve Hristiyanlardır. Onların kaplarını necis olduğunu zannetmekle beraber o kaplardan yemek yemenin helalliğini sormuştur. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem o kaplardan yenilmesinin caiz olduğu fetvasını vermiştir. Başka işlerde kullanılması caizdir. Şu iki şarta bakılır: 1- Ondan başkasının bulunamaması. 2- Yıkanmış olması. Rasûlullah'a bir av sahasında bulunduğunu, yayıyla, av ve adabı üzere eğitimli köpeğiyle ve eğitimsiz köpeğiyle avlandığını zikretmiştir. Bunlardan hangisinin onun için helal ve uygun olduğunu sormuştur. Yayı ile oku firlattığı esnada Allah Teâlâ'nın ismini zikretmek şartıyla oku ile avladığının helal olduğu fetvasını vermiştir. Köpeklerin avladığı ile alakalı eğitimli köpek Allah'ın ismi zikredilerek gönderildi ise aynı zamanda bu avda helaldir. Ancak eğitimsiz köpeğin avladığını ancak diri iken yetişip şeri bir şekilde boğazlarsa helal olduğunu söylemiştir.
İbn Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre; Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- adağı yasakladı ve şöyle buyurdu: «Adak, bir hayır getirmez. Ancak cimri kişiden adağı sebebiyle bir mal çıkarılır.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- adak adamayı yasaklamıştır. Adak, kişinin kendisine şeriatın zorunlu kılmadığı bir şeyi farz kılmasıdır. Peygamber Efendimiz -aleyhisselâm-: Adağın, bir şeyi ne öne çekeceğini ne de erteleyeceğini, aksine sadece cimri bir kimseden (normalde yapmak istemediği) bir şeyi çıkarmak için bir vesile olduğunu ve adakların kişinin kaderinde olmayan bir şeyi getirmeyeceğini ifade etmiştir.
Ebû Mûsâ el-Eşarî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Eş'ari kabilesinden bir grubun arasında, kendisinden binek istemek üzere, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldim. Ancak Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin ederim ki, size binek vermeyeceğim. Zaten verecek bineğim de yok» diye buyurdu. Biz, Allah'ın dilediği kadar bir müddet bekledik. Bu arada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e üç adet beyaz alınlı deve getirildi. Biz de bunlara bindik. Ancak aramızdan bazıları: "Vallahi, bunlar bize bereket getirmeyecek. Biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den binek istemeye gittiğimizde o, bize binek vermeyeceğine dair yemin etmişti. Ama daha sonra bize binmemiz için bu hayvanları verdi. dediler. Ebû Musa dedi ki: Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına döndük ve ona aramızda geçen konuşmayı aktardık. Şöyle buyurdu: «Size bu binekleri ben vermedim, Allah verdi. Ben Allah'a yemin ederim ki bir hususta yemin eder ancak başka bir şeyin daha hayırlı olduğunu görürsem o zaman yeminimin kefaretini vererek hayırlı olanı işlerim.»
Muttefekun aleyhEbû Mûsâ el-Eş‘arî -radıyallahu anh-: Kendisi ve kabilesinden bir grup insan ile birlikte, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e gelerek, cihada katılabilmek için binecek deve istediklerini haber vermiştir. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara binek hayvanı vermeyeceğine dair yemin etmiştir. Çünkü yanında onlara verecek binek hayvanı da bulunmamaktaydı. Bunun üzerine geri döndüler ve bir süre orada kaldılar, sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e üç deve geldi. Develeri onlara gönderdi. İçlerinden bazıları birbirlerine şöyle dediler: Allah bu develeri bize bereketli kılmayacak. Çünkü Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bize vermemek üzere yemin etmişti, yanına gelip ona sordular: Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Size bunları gönderen Allah Teâlâ'dır. Çünkü muvaffak kılan, rızık veren O'dur. Bunun benim ellerimle gerçekleşmesi için ben bir vesileyim. Daha sonra Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Allah’a yemin ederim ki, Allah'ın izniyle bir şeyi yapacağıma veya terk edeceğime yemin ederim de, sonradan yemin ettiğim şeyin aksinin daha hayırlı ve daha iyi olduğunu görürsem, mutlaka o daha hayırlı olanı yapar, yeminimden döner ve yeminime kefaret öderim.
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: Bir adam cesaretini göstermek, diğeri milletini korumak, öteki kendine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah yolundadır? diye soruldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu cevabı vermiştir: « Kim Allah'ın sözü (İslam) yücelsin diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e cesaret, kavim, toplum içindeki değer ve farklı amaçlar için cihat eden kimselerden hangisinin Allah rızası için savaşmış olduğu sorulduğunda, Allah'ın sözünü yüceltmek için savaşan kimsenin hakiki manada Allah yolunda savaşan kişi olduğunu beyan etmiştir.
Rıdvân bîatında -ağacın altında- biat eden sahâbîlerden Sâbit b. Dahhâk -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Kim İslâm'dan başka bir din adına bilerek yalan yere yemin ederse, o kişi dediği gibi (yalancının biri)dir. Kim, ne ile intihar ederse, kıyamet günü onunla azâb olunur. Sahip olmadığı bir şeyi adayanın adağı geçersizdir. Başka bir rivayette: Mü'mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir." Bir diğer rivayette: "Kim malını artırmak için yalan yere iddiada bulunursa, Allah -azze ve celle- onun malını artırmaz ancak azaltır."
Muttefekun AleyhHudeybiye günü Rıdvân bîatında ağacın altında biat eden sahâbîlerden birisi olan Sâbit b. Dahhâk el-Ensarî, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den şu manadaki hadisi rivayet etmiştir: "Kim İslâm'dan başka bir din adına yemin ederse, şayet böyle böyle ise o yahudidir, hristiyandır, mecusidir, kafirdir, Allah ve Rasulün'den beridir demesi gibi bilerek yalan yere yemin ederse, kendini kafir olan dinlerden birine nisbet eden kimse gibidir. Kim kendisini kılıç, bıçak, mermi gibi öldürücü aletlerle öldürürse, kıyamet günü onunla azâb olunur. Sahip olmadığı bir şeyi adayanın; falancanın kölesini adayan yada falancanın malından bir şeyi tasadduk etmeyi adayan kimse gibi adağı geçersizdir. Çünkü yerine gelmemiş ve ulaşmamıştır. Mü'mine lânet etmek, onu öldürmek gibidir. Çünkü lanet eden ve öldüren kimse Allah'ın haram kıldığı şeyi ihlal etmede, günaha girmede ve azabı hak etmede ortaktırlar. Kim kibirlenmek ve çoğaltmak için kendisinde olmayan mal, ilim, nesep, şeref, makam ve bunun dışındaki şeylerle küstahlık yapmak için yalan iddiada bulunursa, Allah Teâlâ onun zilletini ve hakirliğini arttırır. Çünkü o kendisinide olmayan şeylerle nefsini yüceltmek istemiştir. Yaptığı işin karşılığı maksadının cinsindendir.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müezzini duyduğunuzda siz de müezzinin söylediği gibi söyleyin.»
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- müezzin ezan okuduğunda ona icabet etmeyi teşvik etmiştir. Bu da onun dediklerini cümle cümle tekrar ederek olur. Müezzin ezan okurken tekbir getirdiğinde biz de tekbir getiririz. Kelime-i şehadeti söylediğinde biz de onun arkasından bu iki şehadeti tekrar ederiz, "Hayyeales-Salâh, Hayyealel-Felâh" sözleri bundan müstesnadır. Bu iki sözden sonra "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" denir.
Mugîre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bir yolculukta iken onun mestlerini çıkarmak için eğildiğimde şöyle dedi:«Onları bırak ben onları taharet üzerine giydim.» Sonra onların üzerine mesh etti.
Muttefekun aleyhPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bir yolculuğunda abdest aldı, ayaklarını yıkamaya geldiğinde Mugîre b. Şu'be -radıyallahu anh- Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ayağındaki mestleri çıkarmak için ellerini uzattı! Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Onları bırak çıkarma, abdestliyken mestlerimi giydim.» diye buyurdu, Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- ayaklarını yıkamak yerine mestleri üzerine mesh etmiştir.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre Fâtıma binti Ebî Hubeyş -radıyallahu anha- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle sormuştur: Ben devamlı istihâze olan bir kadınım, hiç temizlenemiyorum. Namazı terk edeyim mi? Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hayır! Bu damardan gelen bir kandır. (Hayız değildir!) Hayızın geldiği vakit kadar namazını kılma; (hayız müddeti bittiği vakit) gusül alıp namazını kıl.»
Muttefekun aleyhFâtıma binti Ebî Hubeyş -radıyallahu anha- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle sormuştur: Hayız zamanı dışında da benim kanamam kesilmiyor, sürekli gelmeye devam ediyor. Bu durumda hayızda olduğu gibi namaz kılmamam gerekir mi? Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Bu istihâze kanıdır. Rahimdeki damarın çatlamasından kaynaklanan hastalık kanıdır, hayız kanı değildir. İstihâze hastalığı başlamadan önce her ay düzenli olarak hayız gördüğün vakit geldiğinde, namaz, oruç ve bu ikisi dışında hayızlı olan kadının yapması yasak olan şeylerden uzak dur. Bu hayız müddeti bittiğinde hayızdan temizlenmiş olursun. Kanın geldiğinde avret mahallini yıka, sonra bütün bedenini yıkayarak gusül abdesti al sonra da namazlarını kıl.