





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ubâde b. Sâmit -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e vahiy nazil olduğunda bu ona ağır gelir ve yüzü bembeyaz olurdu.
Müslim rivayet etmiştir.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e vahiy nazil olduğunda meşakkat ve sıkıntı duyar ve vahyin inmesinin ağırlığından ve ona ulaşmanın zorluğundan dolayı yüzü değişirdi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- vahye şiddetli bir şekilde ihtimam ederdi. Kendisinden talep edilen kulluk haklarına ve Allah Teâlâ'nın şükrünü eda etmeye hürmet eder ve Allah Teâlâ'nın emir ve haberlerini tazim ederdi.
İbn Abbâs'dan rivayet edildiğine göre Allah Teâlâ'nın {(Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma}[Kıyâme Suresi: 16] ayeti hakkında şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- vahiy geldiği zaman büyük bir şiddet (ve ağırlık) hissederdi. Bunun tesiriyle dudaklarını kımıldatırdı. İbn Abbâs bana şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dudaklarını kıpırdattığı gibi bende senin için kıpırdatıyorum. Said şöyle demiştir: Ben İbn Abbâs'ın kıpırdattığı gibi dudaklarımı kıpırdatıyorum dedi ve akabinde dudaklarını kıpırdattı. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: {(Ey Muhammed, Cebrail sana Kur`an okurken acele edip onunla beraber söyleme (sadece dinle). Onu toplamak ve okutmak bize aittir} [Kıyamet 17]. İbn Abbâs devamla der ki: " Kalbinde toplanacak sonra onu okuyacaksın. {O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy} [Kıyame 18] ayetinde de, "Dinle ve sus, sonra onu sana biz okuturuz" denmektedir. Sonra İbn Abbâs şöyle demiştir: Bu vahiyden sonra, Cibril -aleyhisselam- vahiyle gelince, sadece dinlerdi. Cibril gidince yeni gelen vahyi, kendisine nasıl okunmuş ise, öylece okurdu.
Muttefekun Aleyhİbn Abbâs -radıyallahu anhuma- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in vahyin indiği esnada çok evhamlı olmaktan sıkıntı duyduğunu haber vermiştir. Ezberlemeden önce Cibrilin gitmesinden korktuğu için Cibril vahyi tamamlamadan Cibril'den duyduklarını dudaklarını kıpırdatarak söylemeye çalışıyordu. İbn Abbâs öğrencisi Said b. Cübeyr'e Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dudaklarını nasıl kıpırdattığını göstermiştir. Buda İbn Abbâs'ın Raûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i o hal üzerineyken gördüğüne delalet etmektedir. Said'de aynı şekilde öğrencilerine göstermiştir. Bunun akabinde Allah -azze ve celle-: {(Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. Onu toplamak ve okutmak bize aittir} Yani: Kur'an'ı hızlı bir şekilde almak için dilini kıpırdatma, Onu (vahyi) kalbinde toplamak bize aittir. Sonra Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy} Yani: Cibril onu okumaya başlayınca dinle ve sus. Sonra onun okuduğu gibi okuman bize aittir. Bunun akabinde İbn Abbâs şöyle demiştir: Bundan sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Cibril -aleyhisselam- vahiyle gelince, sadece dinlerdi. Cibril gidince yeni gelen vahyi, kendisine nasıl okunmuş ise, öylece okurdu.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Fâtiha'yı okuduğunuz zaman "Bismillâhirrahmânirrahîm" i de okuyunuz. Çünkü Fatiha Kur'ân'ın anası, Kitab'ın anası, es-Seb'u'l-Mesâni (yedişerli iki) dir. Bismillâhîrrahmânirrahîm de onun âyetlerinden biridir.»
Beyhakî rivayet etmiştir.Bu hadis-i şerif namazda Fatiha'dan önce besmeleyi okumanın meşru olduğunu açıklamıştır. Besmelenin Fatiha Suresi'nden bir cüz olduğunu söyleyerek delillendirmiştir. Burada besmelenin okunması ile murad edilen besmeleyi gizli okumaktır, açıktan okumak değildir. Sessiz okumak hadislerde daha çok ve daha sahih olarak gelmiştir. Tahâvî -rahimehullah- şöyle demiştir: Besmeleyi sesli okumayı terk etmek Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den ve halifelerinden tevatür yoluyla gelmiştir.
Ebû Cuheyfe -radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben Alî -radıyallahu anh'a: Allah'ın kitabından başka sizin yanınızda vahiyden birşey var mı? diye sordum. Alî : Hayır, tohumu yarıp çıkaran, İnsanı yarana andolsun ki bizde Allah'ın bir kimseye vermiş olduğu Kuran'ı anlama ve şu sahifenin içindekilerden başka birşey yoktur. Peki, bu sahîfenin içinde ne var? diye sorunca: Onun içinde diyetin, esîri kurtarmanın ve bir kâfire bedel müslümânın öldürülmeyeceği vardır, dedi.
Buhârî rivayet etmiştir.Ebû Cuheyfe -radıyallahu anh- Ali -radıyallahu anh-'a: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in diğer insanlara vermeyipte sadece size verdiği bir ilim yada yazılı bir şey var mı diye sordu. Ebû Cuheyfe'nin bunu sormasının sebebi Şia'dan bur grup, Ehl-i Beyt'te özelliklede Ali -radıyallahu anh-'da Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in verdiği başkalarının bilmediği bazı vahiyler olduğunu iddia etmeleridir. Ali -radıyallahu anh-'a bu meselede bir çok kimse sormuş ve Ali -radıyallahu anh- Arapların ettiği bir yeminle cevap vermiştir. O yeminde İnsanı yaratan, tohumu topraktan yarıp çıkaran Allah'a yemin olsun ki Allah'ın kuluna vermiş olduğu anlayıştan başka bir şey olmadığını, birde Rasûlullah -sallallahyu aleyhi ve sellem-'den içinde diyet ahkamı, müslüman esirlerin kurtarılması ve kafire karşılık müslümanın öldürülmeyeceğine dair yazdığı sahife vardır. Çünkü kafir müslümanın öldürülmesi için onun dengi değildir. Bilakis ondan aşağıdadır.
Ömer -radıyallahu anh- Bedir gazvesine katılmış olan yaşlı sahabeler arasına beni de alıyordu. Sanki onların bir kısmı bunu hoş karşılamıyordu. İçlerinden biri, "Bunu niçin bizim aramıza alıyor? Bizim de onun gibi çocuklarımız var." demişti. Ömer de "Onu, sizin de bildiğiniz gibi ilminden dolayı aranıza alıyorum" diye cevap verdi. Bir gün beni onların meclisine yine davet etti. Zannediyorum ki o gün, beni onlara göstermek için davet etmişti. Ömer onlara; "Allah'ın yardımı ve fethi geldiğinde" ayeti hakkında ne diyorsunuz?" diye sordu. Onların bir kısmı; "Bununla Allah'ın yardımına nail olup bize fetih müyesser olduğu zaman Allah'a hamd edip istiğfar etmemiz emredilmiştir." diye cevap verdiler. Bir kısmı da, hiç bir şey söylemeyip sessiz kaldı. Ömer bana yönelerek; "İbn Abbas! Sen de böyle mi diyorsun?" dedi. Ben; "Hayır!" dedim. "Peki ne diyorsun öyleyse?" deyince, ben de: "Bununla Allah, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ecelinin yaklaştığını bildirmiştir." diye cevap verdim. "Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde işte bu, senin ecelinin belirtisidir. O zaman Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul edendir." buyrulmuştur. Bunun üzerine Ömer; "Bu hususta ben de senin dediklerinden başka bir şey bilmiyorum." dedi.
Buhârî rivayet etmiştir.Ömer–radıyallahu anh- önemli meselelerde görüş sahibi insanlarla istişare ederdi. Bedir gazvesine katılmış olan yaşlı sahabeler arasına İbn Abbas’ı da alıyordu. İbn Abbas Onlara göre oldukça genç bir kimseydi. Bundan hoşlanmayarak, nasıl olur da kendileriyle birlikte bu küçük çocuğun aynı meclise girdiğini sorgulayıp, kendilerinin de bu yaşta çocuklarının olduğunu ifade ettiler. Ömer–radıyallahu anh- İbn Abbas’ın zekâ, ilim ve ileri görüşlülüğünü göstermek istedi. Bir keresinde onlarla birlikteyken yine İbn Abbas’ı davet etti. Yaşlı sahabelere şu sureyi sordu: “Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde, insanları akın, akın Allah'ın dinine girerlerken gördüğünde, o zaman Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul edendir.” Bu sorunun cevabı hakkında iki kısma ayrıldılar. Bir grup sessiz kalarak cevap vermez iken, diğer grup ise bununla Allah'ın yardımına nail olup bize fetih müyesser olduğu zaman Allah'a hamd edip günahlarımız için istiğfar etmemiz emredilmiştir." diye cevap verdiler. Aslında Ömer bu soru ile surenin ayetlerinin hangi manaya geldiğini öğrenmek istemiyor, surenin taşıdığı ince manaya işaret etmek istiyordu. Aynı soruyu İbn Abbas –radıyallahu anhuma-’ya da bu sure hakkında sen ne diyorsun diye sordu. İbn Abbas –radıyallahu anhuma- da "Bununla Allah, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ecelinin yaklaştığını bildirmiştir." diye cevap verdi. "Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde işte bu, senin ecelinin belirtisidir. O zaman Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul edendir." buyrulmuştur. Bunun üzerine Ömer "Bu hususta ben de senin dediklerinden başka bir şey bilmiyorum." dedi. Böylece İbn Abbas –radıyallahu anhuma-’nın fazileti ortaya çıkmış oldu.
Enes İbn Malik –radıyallahu anh-’tan merfû olarak rivayet edildiğine göre Allah -Azze ve Celle- Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e vefatından öncesine kadar vahiy göndermeye devam etti. Vahyin en çok geldiği zaman ise Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in vefat ettiği gündü.
Muttefekun AleyhAllah -Azze ve Celle- vefatından önce Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e şeriat tamamlanıncaya kadar vahyi çokça/sıkça gönderdi. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- vahyin çokça indiği bir zamanda vefat etti.
Zeyd b. Sâbit -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Ebû Bekr Yemâme'de şehîd olanların ölümünü müteâkib haber yollayıp beni çağırdı. Yanında Ömer b. Hattâb da bulunuyordu. Ebû Bekr bana şu sözleri söyledi: Ömer bana geldi ve: Yemâme gününün şiddetli harbinde Kur'ân hafızlarından birçoğu şehit oldu. Ben diğer harb sahalarında da harbin şiddetli olup Kur'ân hafızlarının şehit edilmelerinden, bu sebeble de Kur'ân'dan büyükçe bir kısmın zayi' olup gitmesinden endîşe ediyorum. Binâenaleyh ben senin, Kur'ân'ın kitâb hâlinde toplanmasını emretmeni düşünüyorum, dedi. Ben Ömer'e: Rasûlullah'ın yapmadığı bir işi nasıl yaparsın? Dedim. Ömer: Vallahi bu hayırdır, dedi ve bana müracaatta devam etti. Nihayet Allah benim göğsümü bu işi için açtı ve ben de Ömer'in düşündüğü bu işte onun gibi düşündüm. Zeyd dedi ki: Bu sözlerden sonra Ebû Bekr, bana hitaben şunları söyledi: Sen genç ve akıllı bir erkeksin, biz seni hiçbir kusurla itham etmiyoruz. Sen Rasûlullah için vahyi yazıyordun. Buna binaen sen Kur'ân'ı ara ve onu bir araya topla! Zeyd buna karşı: Vallahi eğer bana dağlardan bir dağın nakledilmesini teklif etmiş olsalardı, o iş benim üzerime, bana emrettiği bu Kur'ân'ı toplama işinden daha ağır olmazdı, dedi. Zeyd dedi ki: Ben: Sizler, Rasûlullah'ın yapmadığı bir işi nasıl yapıyorsunuz? Dedim. Ebû Bekr: Allah'a yemîn ederim ki, bu hayırlı bir iştir, dedi ve Ebû Bekr bana görüşüme başvurmaya devam etti. Nihayet Allah, Ebû Bekir'le Ömer'in akıllarını yatırdığı ve göğüslerini ferahlandırdığı bu işe, benim de aklımı açtı ve gönlümü ferahlandırdı. Bunun üzerine ben de Kur'ân'ın ardına düşüp gereği gibi araştırdım ve onu yazılı bulunduğu hurma dallarından, ince taş levhalardan ve hafızların ezberlerinden topladım. Nihayet et-Tevbe Sûresi'nin sonunu Ebû Huzeyme el-Ensârî'nin yanında buldum. O âyeti ondan başka kimsenin yanında bulmadım. Bu âyet,(Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.)Tevbe suresi 128. ayetten sûrenin sonuna kadar devam eden âyetti. Neticede toplanan bu sahîfeler, tâ Allah kendisini vefat ettirinceye kadar Ebû Bekr'in yanında bulundu. Sonra hayâtı müddetince Ömer'in yanında kaldı. Bundan sonra Ömer'in kızı Hafsa’nın yanında kaldı.
Buhârî rivayet etmiştir.Zeyd b. Sâbit el-Ensârî -radıyallahu anh- Ebu Bekir -radıyallahu anh-'ın halifeliği zamanında sahabe radıyallahu Teâlâ anhum-'un peygamberlik iddia etmesi ve Arapların çoğunun dinden dönmeleri sebebinden dolayı Yemâme diyarında onbir yılında Müseylemetu'l-Kezzâb ile yaptıkları savaştan sonra Kur'an-ı toplaması için ona haber gönderdiğini anlatıyor.O savaşta birçok sahabe öldürülmüştü.Zeyd -radıyallahu anh- Ebu Bekir -radıyallahu anh-'ın yanına gidiyor ve yanında Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu Teâlâ anh-'ı buluyor.Ebu Bekir Zeyd -radıyallahu anh-'a şöyle söylüyor:Bana Ömer geldi ve dedi ki:Muhakkak ki Müseylemetu'l-Kezzâb ile olan savaşta sahabe ölüm artmış ve çoğalmıştır.Ben kafirler ile olan savaşlarda Kur'an okuyanların ve hafızların ölümlerinin çok olmasından ve Kur'an-ın çoğunun gitmesinden korkuyorum.Ve ben Kur'an-ı toplamanı uygun görüyorum.Ebu Bekir -radıyallahu anh- dedi ki:Ben Ömer'e dedim ki:Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yapmadığı bir şeyi nasıl yaparım.Ömer'de bana dedi ki:Kur'an-ı toplamak onu toplamayı bırakmaktan daha hayırlıdır.Ebu Bekir dedi ki:Allah benin göğsümü açana kadar Ömer benimle bu konuda konuşmaya devam etti ve bende Kur'an-ı toplamayı uygun gördüm.Zeyd b. Sâbit dedi ki:Ebu Bekir böyle dedi ve Ömer onun yanında oturuyordu ve hiç bir şey söylemedi.Sonra da Ebu Bekir Zeyd'e şöyle dedi:Sen genç ve akıllı bir erkeksin, biz seni hiçbir kusurla itham etmiyoruz. Sen Rasûlullah için vahyi yazıyordun. Buna binaen sen Kur'ân'ı ara ve onu bir araya topla! Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında Kur'an yazılmıştı ancak surelere göre tertiplenmiş ve bir yerde toplanmış olarak değildi.Zeyd buna karşı: Vallahi eğer Ebu Bekir bana dağlardan bir dağın nakledilmesini teklif etmiş olsalardı, o iş benim üzerime, bana emrettiği bu Kur'ân'ı toplama işinden daha ağır olmazdı, dedi.Zeyd dedi ki: Ben: Sizler, Rasûlullah'ın yapmadığı bir işi nasıl yapıyorsunuz? Dedi. Ebû Bekr: Allah'a yemîn ederim ki, bu hayırlı bir iştir, dedi ve Ebû Bekr bana görüşüme başvurmaya devam etti.Nihayet Allah,benim de aklımı açtı ve gönlümü ferahlandırdı.Bunun üzerine Zeyd ''Rika'' ve ''Ektâf'' olan Ketif yani omuz kemiği geniş bir kemiktir.Aslı hayvan kemiği olup kuruyunca üzerine yazı yazılırdı.Hurma dallarının yapraklarını kazıyarak onun geniş kısmına yazıyorlardı.Ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hayatta iken Kur'an-ı tam olarak toplayan ve ezberleyen Ubey b. Ka'b ve Muâz b. Cebel gibi hafızlardan topladı.Bu da kemiklerde ve hurma dallarında olanların üzerine onay üzerine onay raporu oldu.Zeyd Tevbe suresinde iki ayeti ondan başkasının yanında yazılı olarak bulmadığı gibi bulmadığı Huzeyme b. Sâbit el-Ensârî'de buldu.(Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.)Tevbe suresi 128.Neticede toplanan bu sahîfeler, tâ Allah kendisini vefat ettirinceye kadar Ebû Bekr'in yanında bulundu. Sonra hayâtı müddetince Ömer'in yanında kaldı. Bundan sonra Ömer'in kızı Hafsa’nın yanında kaldı.-radıyallahu anhum-.Rafiziler Ebu Bekir'in Kur'an-ı toplamasına itiraz ettiler.O Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yapmadığı bir şeyi yaptığını ki Ebu Bekir -radıyallahu anh'ın yaptığı şeyde kabul edilmeyecek bir şey yoktur.Öyle ki o Allah,Rasûlü ve Kitabı için samimi bir ameldir.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebû Saîd -radıyallahu anh-'ın Sahih-i Müslim'deki hadisinde olduğu gibi bu konuda izin vermiştir:''Benden Kur'an hariç hiç bir şey yazmayın.'' Hedefi bundan önce yazılmış olanı toplamaktı.Rafizilerin Sıddik'a itiraz etme yönü yoktur.
İbn Şihâb şöyle rivayet etti: Ona da Enes b. Mâlik şöyle tahdîs etmiştir: Ermenistan fethinde Suriyeliler'le, Azerbeycan fethinde de Iraklılar'la birlikte savaşan Huzeyfe b. el-Yemân, bunların Kur'ân'ı çeşitli şekillerde okumalarının kendisine verdiği endîşe üzerine Osman'ın yanına geldi ve ona: Ey Mü'minlerin Emîri, sen, Kur'an'ı okumakta Yahûdîler'le Hristiyanlar'ın kendi kitâblarını okumakta uğradıkları ayrılığa benzer bir ihtilâfa düşmeden evvel bu ümmete yetiş, bu işin icabına bak, dedi.Bunun üzerine Osman, Hafsa'ya haber gönderip: Bize Kur'an'ın yazılı olduğu sahîfeleri gönder de, biz sûreleri Mushaflara nakledelim, sonra da o sahîfeleri tekrar sana iade edelim, dedi. Bunun üzerine Hafsa muhafaza ettiği Kur'ân'ı Osman'a gönderdi. Osman da Zeyd b. Sâbit, Abdullah ibnu'z-Zubeyr, Saîd ibnu'l-Âs ve Abdurrahmân ibnu'l-Hâris ibn Hişâm'dan kurulu çoğaltıp yazma heyetine emir verdi. Onlar da bu asıl nüshadaki sûreleri Mushaflara çoğaltıp naklettiler. Osman bu istinsah işinin başında, Zeyd'in Medîneli olması yüzünden Kureyşli olan üç kişiye hitaben: Sizler Zeyd b. Sâbit ile Kur'an'dan herhangi birşeyde ihtilâf ettiğiniz zaman, Kur'ân'ı Kureyş lisanı ile yazınız. Çünkü Kur'an, Kureyş lisânı ile nazil olmuştur, dedi. Onlar da işte böyle yaptılar, nihayet sahîfeleri Mushaflara istinsah edip naklettikleri zaman, Osman asıl sahîfeleri tekrar Hafsa'ya iade etti.Heyet ferdlerinin yazıp çoğalttıkları Mushaflar'dan birer Mushaf'ı da her tarafa gönderdi. Bu gönderdiği (resmî) Mushaflar'ın dışında kalan ve içinde Kur'ân yazılı bulunan her sahîfenin yâhud mushafın da yakılmasını emretti.Buharî rivayet etmiştir.
Buhârî rivayet etmiştir.Huzeyfe b. el-Yemân -radıyallahu anhumâ- Osman -radıyallahu anh-'ın yanına geldi.Osman radıyallahu anh- Şam ehlini ve Irak ehlini Ermenistan ve Azerbeycan savaşı ve fethi için hazırlıyordu.Huzeyfe -radıyallahu anh- Kur'an-ı okuma kunusunda insanların ayrılığa düştüğünü işitti.Bazıları Ubey'in kıraatıyla okuyor,Bazıları İbn Mesud'un kıraatıyla okuyor,neredeyse aralarında fitne ve çekişme olacaktı.Bu iş onu korkuttu.Osman -radıyallahu anh-'a geldi.Ey Mü'minlerin Emîri, sen, Kur'an'ı okumakta Yahûdîler'le Hristiyanlar'ın Tevrat ve İncil'de tahrif ettikleri,ziyade ettikleri ve eksilttikleri gibi okumakta uğradıkları ayrılığa benzer bir ihtilâfa düşmeden evvel bu ümmete yetiş dedi.O dönemde Kur'an sahifelerde toplu olup mushaf halinde değildi.Osman Müminlerin annesi Hafsa -radıyallahu anhâ-'ya Mushafl'arda yazıp aktarmak sonra da ona geri göndermek için Kur'an-ın yazılı olduğu sahifeleri kendine göndermesini talep etti.Hafsa'dan aldığı bu sahifeler Ebu Bekr ve Ömer -radıyallahu anhumâ-'nın Kur'an-da toplanmasını istediği sahifelerdir.O vakit Osman -radıyallahu anh- Kur'an-ı Mushafta topladı.Bunun ile sahifeler arasındaki fark Sahifeler Ebu Bekir -radıyallahu anh- zamanında kendisinde Kur'an-ın toplandığı yazılı olan belgelerdir.Bu sahifeler ayrı ayrı sureler olup her sure kendi ayetleriyle tertipli tek surelerdi.Ancak bazıları bir biri ardına tertib edilmemişti.Yaılıp çoğaltıldığı zaman ve bazısı bazısından sonra tertip edildiğinde Mushaf olmuştur.Ancak Osman -radıyallahu anh- zamanında Mushaf olmuştur.Hafsa -radıyallahu anhâ- Osman -radıyallahu anh-'a Mushaf göndermiştir.O da Zeyd b. Sâbit,Abdullah b. Zübeyr,Saîd b. el-Âs ve Abdurrahman b. el-Hâris b. Hişâm -radıyallahu anhum- emretmiş Sahifeleri Mushafa kopya ederek yazmışlardır.Zeyd b. Sâbit Ensar'dan olup diğerleri Kureyşliler'dir.Osman -radıyallahu anh- üç Kureyşli'ye ''Eğer siz ve Zeyd b. Sâbit Kur'an-dan herhangi bir şeyde ihtilaf ederseniz Kureyş lehçesiyle yazın.Çünkü Kur'an Kureyş lehçesiyle inmiştir.''Ve öyle yaptılar.Sahifeleri Mushafa kopya ederek yazdılar.Osman -radıyallahu anh- Sahifeleri Hafsa -radıyallahu anhâ-'ya gönderdi.Her bölgeyede çoğalttıkları Mushaflardan gönderdi.Bunun dışındaki Kur'an olan her sahife ve mushafın yakılmasını emretti.
Cundüb b. Abdullah -radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Kalbleriniz ülfet edip birleştiği müddetçe Kur'ân 'ı okuyunuz, Kur'ân üzerinde ihtilâf ettiğiniz zaman da artık kalkıp ondan ayrılınız"
Muttefekun AleyhHadisin manası: Kalbiniz onda bir olduğu müddetçe Kuran'ı okumaya devam ediniz. Manasını anlamakta ihtilaf ettiğinizde ondan ayrılınız ki ihtilafınız devam edip sizi şerre götürmesin. Manasının şöyle olma ihtimalide vardır: Muhkem olan ayetlere sımsıkı sarılınız. Müteşabih ayetlere gelince ki o ihtilafı gerektirir. Ona dalmaktan uzak durunuz. Şunun kastedilmiş olma ihtimalide söz konusudur: Kalpler Kur'an okumaya meyilli olduğunda okunması emredilmiş, Kalp okumak istemediğinde ise okumak istediği enerjiyi kendisinde bulana ve isteyene kadar terk etmektir. Namazda da aynı şey emredilmiştir. Birinci ihtimal doğruya en yakın olanıdır.