





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Berâ b. Âzib -radıyallahu anhumâ- şöyle dedi:Bir adam Kehf sûresini okuyordu. Yanında iki uzun iple bağlanmış bir at vardı. O adamın üzerini bir bulut kapladı ve yaklaşmaya başladı. Atı da o buluttan ürkmeye başlamıştı. Sabah olunca, adam Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve bu durumu anlattı. Bunun üzerine Peygamberimiz: ''O sekînedir; Kur'an okuduğun için inmiştir''buyurdu.
Muttefekun AleyhBerâ b. Âzib -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında meydana gelen ilginç bir olaydan bahsetti.Bir adam Kehf suresini okuyordu.Yanında iple bağlanmış bir at vardı.Ve onu gölge gibi bir şey örttü.Ve ona doğru yaklaştıkça yaklaştı at gördüğü şeyden dolayı ürktü ve kaçtı.Adam sabahlayınca Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve olaydan bahsetti.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona o şeyin Kur'an okuyan sahabe üzerine Kur'an okurken inen sekine olduğunu açıkladı.Allah tarafından kelamının hak olduğunun şahididir.Adam Useyd b. Hudayr -radıyallahu anh-'tır.
Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ''Sana Dâvud’un -Aleyhisselam-'ın nağmelerinden (okuyuşundan) bir nağme verilmiştir.''Müslim'in rivayetinde:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurdu:''Eğer beni görseydin senin dünkü okuyuşunu dinliyordum.''
Muttefekun AleyhEbû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun güzel ve düzgün okuyuşunu işittiği zaman ona şöyle buyurmuştur:''Sana Dâvud -Aleyhisselam-'ın nağmelerinden (okuyuşundan) bir nağme verilmiştir.'' Sana verilmiştir'' sözünde yani sana verildi.''Dâvud -Aleyhisselam-'ın nağmelerinden (okuyuşundan) bir nağme.'' Yani Davud'un kendisi,Davud -Aleyhisselam-'ın yüksek,güzel ve hoş sesi vardı.Hatta Allah Teâlâ şöyle buyurdu:''Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik.(Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin dedik.) Sebe Suresi:10. Ayet.Âli filan bazen insanın kendisi için kullanılır.Çünkü onlardan hiç birine Davud'a verilen güzel ses gibi bir ses verilmemiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Kur’an’da otuz ayetten ibaret bir sûre bir adama şefaat etti; neticede o kişi bağışlandı. O sûre: Tebârekellezî biyedihi’l-mülk’dür.” Ebû Davud rivayetinde: "Şefaat eder" olarak gelmektedir.
İbn Mâce rivayet etmiştir.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Kur'an-ı Kerim'de otuz ayetten oluşan bir sure olduğunu açıklamıştır. Bir adama şefaat etti; neticede Allah o kişiyi bağışlandı. Öyleki o kimse bu sureyi okur ve ona özen gösterirdi. Bu adam öldüğünde azabı ondan def edene kadar ona şefaat etmiştir. Hadisin başında hangi sure olduğu belirtilmemiş sonra hadisin sonunda açıklanmıştır ki şerefi ve azameti daha etkili olsun. O surenin okunmasına daha çok gayret edilsin.
Nevvâs b. Sem’ân -radıyallahu anh- şöyle dedi: Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i, «Kıyamet gününde Kur’an ve dünyada ona göre davranan Kur’an ehli kimseler mahşer yerine getirilirler. Bu sırada Kur’an’ın önünde Bakara ve Âl-i İmrân Sûreleri vardır. Her ikisi de kendilerini okuyanları müdafaa için birbiriyle yarışırlar.» buyururken işittim.
Müslim rivayet etmiştir.Nevvâs b. Sem’ân -radıyallahu anh- şöyle dedi: Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-; «Kıyamet gününde Kur’an ve dünyada ona göre davranan Kur’an ehli kimseler mahşer yerine getirilirler. Bu sırada Kur’an’ın önünde Bakara ve Âl–i İmrân sûreleri vardır. Her ikisi de kendilerini okuyanları müdafaa için birbiriyle yarışırlar.» buyurdu. Ancak Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Kurân okumayı amel etmekle kısıtlamıştır. Çünkü Kur’ân okuyanlar iki kısma ayrılırlar: Birinci kısım: Kur’ân ile amel etmeyenler, içindeki haberlerle ve hükümlerle amel etmeyenler, Kur’ân bu kişilerin aleyhine delil olacaktır. Diğer kısma gelince: Haberlerini tasdik edip iman edenler ve onun hükümleriyle amel edenlerdir ki, Kur’ân, Kıyamet günü bunlar lehine şahitlikte bulunacaktır ve onları müdafaa edecektir. Bunda Kur’ân konusunda en önemli şeyin kendisiyle amel etmek olduğuna delil vardır. Allah Teâlâ’nın şu buyruğu da bunu teyit etmektedir:’’ (Rasûlüm! Sana, mübarek olan bu Kitab’ı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.’’ (Sad Suresi 29. Âyet) Yani anlamlarını kavramak için çaba göstersinler ve onunla amel etsinler, diye gönderdik. Bu ayette, amel, tedebbürden (Kur’an’ın ayetleri üzerinde düşünmek, anlamlarını kavramaya çalışmaktır) sonra zikredilmiştir. Çünkü tedebbürsüz amel mümkün değildir. İlim de ancak tedebbürle olur. Amel ise ilmin bir kolu ve neticesidir. Sözün kısası, Kur’ân’ın indirilmesinden murad, onu okumak, onunla amel etmek, haber verdiklerine inanmak ve hükümlerini tatbik etmektir. Emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmaktır. Bu yapılırsa Kur’ân da Kıyamet günü onu okuyanlar için şefaatçi olarak gelir. Riyazu's-Sâlihin şerhine bakınız; (4/637-638).
Abdullah b. Ebî Bekr b. Hazm'dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Amr b. Hazm'a yazdığı kitapta (risalede): «Kur'an'a temiz olandan başkası dokunamaz.» buyrulmuştur.
Mâlik rivayet etmiştir.Hadisin Manası: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Amr b. Hazm'a yazdığı kitapda (risale)", yani Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Amr b. Hazm'a Necran'da kadı olduğunda bir mektup göndermiştir. Uzun bir risale yazmış ve içinde bir çok şeri hükme yer vermiştir. Farzlar, sadakalar ve diyetler gibi hükümlerdir. Meşhur bir risale olup ümmet nazarında kabul görmüştür. «Kur'an'a temiz olandan başkası dokunamaz!» Burada dokunmaktan kasıt, arada bir engel olmadan el ile dokunmaktır. Buna binaen arada engel olabilecek bir şey ile alındığında, bir poşette ya da çantada taşınması gibi veyahut da sayfalarının bir çubuk vasıtasıyla çevrilmesi ve benzeri gibi durumlar dokunma hasıl olmadığı için yasak kapsamına girmez. Burada Kur'an'dan kasıt, levha, kağıt, deri ve benzeri gibi Kur'an'ın yazıldığı şeylerdir. Buradan kasıt söz değildir. Çünkü söze dokunulmaz, bilakis dinlenir. "Temiz olandan başkası" lafzı dört şey arasında müşterektir. Birincisi: Temizden kasıt müslümandır. Allah Teâlâ'nın buyurduğu gibi "Şüphesiz müşrikler necistir." İkincisi: Temizlikten kasıt necasetten temiz olmaktır. Kedi için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «O necis değildir.» buyurmuştur. Üçüncüsü: Cünüplükten temiz olmaktır. Dördüncüsü: Temizden kasıt abdestli olandır. Temizliğin dindeki bu bütün manalarının bu hadiste kastedilmiş olma ihtimali vardır. Bizim elimizde birini diğerine tercih edecek bir durum söz konusu değildir. Doğru olan, en düşük derecede olana hamledilir. O da abdestsiz olan kimsenin dokunamayacağıdır. Çünkü kesin bir şekilde bilinendir. Cumhurun görüşüne de muvafıktır. Bunlar arasında dört mezheb imamı ve onlara tabi olanlar vardır. İhtiyatlı ve evla olan da budur.
Ömer b. el-Hattab -radıyallahu anh-’den rivayet edilen bir hadise göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah bu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir, bazılarını da alçaltır.»
Müslim rivayet etmiştir.Ömer b. el-Hattab -radıyallahu anh-’den rivayet edilen bir hadiste, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah bu Kur’an’la bazı kavimleri yükseltir, bazılarını da alçaltır.» Bunun manası şöyledir: Kimi insanlar bu kitabı alıp okuyacaklar. Yüce Allah kimi toplulukları hem dünyada hem de ahirette yükseltecek. Kimi toplulukları da hem dünya hem de ahirette alçaltacak. Kur’an’da verilen haberleri tasdik ederek, emirlerini yerine getirerek, yasaklarından kaçınarak, hidayet yoluna tabi olarak, ahlakı ile ahlâklanarak amel edenleri yüce Allah hem dünya hayatında hem de ahirette yükseltir. Zira Kur’an ilmin aslı, temeli ve kaynağıdır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir.” (Mücadele Suresi: 11) Ahirette ise kimi toplulukların cennette makamlarını yükseltir. Yüce Allah’ın alçaltacağı kimseler, bu Kur’an’ı güzel okuyan ancak ona karşı kibirlenen kimselerdir. –Böyle olmaktan Allah’a sığınırız.- Onlar Kur’an’da verilen haberleri tasdik etmez, hükümleri ile amel etmez, kibirlenerek gereğince amel etmez, geçmiş ümmetlere gönderilmiş peygamberlerin başından geçen kıssaları ve ahiret ile ilgili haberleri inkar eder, bunlar hakkında şüphe içinde olup asla iman etmezler. Kur’an okumalarına rağmen onu inkar bile ederler. Hükümlerine karşı kibirlenir, emirlerini yerine getirmez, yasaklarından kaçınmazlar. İşte durumu böyle olan kimseleri yüce Allah hem dünyada hem de ahirette alçaltır. Şerh-u Riyazi’s-Salihîn, İbn Useymîn (4/645-647).
Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre:''Hişâm b. Hakîm'i Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hayattayken Furkan suresini farklı şekillerde okurken dinledim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana bu şekillerden hiçbiriyle okumamıştı. Namazın içinde adamın üzerine atılacak oldum. Kendimi zorla zabtedip namazı bitirmesini bekledim. Selamı verir vermez ridasından tutup kendime doğru çektim ve: "Sana bu sureyi (böyle okumayı) kim öğretti?" diye sordum. Hişâm: "Onu bana Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öğretti!" demez mi! (Tepem attı)- Yalan söylüyorsun onu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana da öğretti ama senin okuduğuna hiç benzemiyor!" dedim. Adamı derdest edip dogru Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e götürdüm.- Ey Allah'ın Rasûlü dedim bu adamı Furkan suresini bana hiç okumadiğin çok farklı şekillerde okuyor gördüm!"Rasûlullah sükünetle: " Hele yakasını sal!" diye emretti ve ona dönerek: Ey Hişâm oku bakalım!" dedi. Hişâm kendisinden isittiğim şekilde sureyi yeniden okudu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana yönelerek. Evet sure bu şekilde indirildi!" buyurdu. Sonra bana: " Ey Ömer dedi. Sen de oku!"Aynı sureyi ben de bana öğretmiş olduğu şekilde okudum. Bunun uzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- su açıklamayı yaptı. Evet sure bu şekilde (de) nazil oldu. Biliniz ki bu Kur'an yedi harf (şekil) uzere indirilmiştir. Bunlardan hangisi kolayınıza gelirse onunla okuyun.
Muttefekun AleyhÖmer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh- :''Hişâm b. Hakîm -radıyallahu anhumâ-'yı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hayattayken Furkan suresini farklı şekillerde okurken dinlediğini anlatıyor.Ömer -radıyallahu anh- bu sureyi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e okumuştu.Ömer -radıyallahu anh- bu okumanın Hişâm tarafından hata olduğunu zannetti.Neredeyse namaz içinde adamın üzerine atılacak ve başını tutacaktı.Ancak sabretti namazı bitirmesini bekledi.Selamı verir vermez ridasından tutup kendine doğru çekti ve: "Sana bu sureyi (böyle okumayı) kim öğretti?" diye sordu. Hişâm: "Onu bana Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öğretti!" demez mi! Ömer -radıyallahu anh- Yalan söylüyorsun onu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana da öğretti ama senin okuduğuna hiç benzemiyor!" dedi. Adamı çekerek doğru Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e götürdü.Ömer -radıyallahu an Allah Teâlâ'nın dini konusunda sert biriydi. - Ey Allah'ın Rasûlü dedi bu adamı Furkan suresini bana hiç okumadığın çok farklı şekillerde okuyor gördüm!"Sen bana Furkan suresini okuttun.Rasûlullah sükünetle:Onu serbest bırakmasını emretti ve ona dönerek: Ey Hişâm oku bakalım!" dedi. Hişâm kendisinden işittiği şekilde sureyi yeniden okudu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona yönelerek. Evet sure bu şekilde indirildi!" buyurdu.Ömer -radıyallahu anh-'ın zannettiği gibi hata yapmamıştı. Sonra Ömer -radıyallahu anh-'a: " Ey Ömer dedi. Sen de oku!"Aynı sureyi Ömer -radıyallahu anh- Rasûlullah'ın öğretmiş olduğu şekilde okudu.Evet sure bu şekilde (de) nazil oldu. .Bunun uzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- su açıklamayı yaptı.Muhakkak ki Allah bu sureyi Ömer'in okuduğu şekilde indirdiği gibi Hişâm'ın okuduğu şekilde de indirdi.Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- biliniz ki bu Kur'an yedi harf (şekil) uzere indirilmiştir.Bunlardan hangisi kolayınıza gelirse onunla okuyun.Ömer ve Hişâm ikiside kıraatlerinde doğru okumuşlardır.Çünkü Kur'an birden fazla okuyuş üzerine inmiştir.Bilakis yedi okuyuş üzerine inmiştir.Hişâm'ın okuyuşunda ayetlerin sayısında Ömer -radıyallahu anh-'ın okuyuşundan daha fazla ayet yoktur.Ancak bazı harflerin okunuşunda farklılıklar vardır.Bunun için okuyuşunu dinledikten sonra her ikisine de ''Evet sure bu şekilde (de) nazil oldu.'' buyurdu.Şu sözü onu açıklamaktadır:''Biliniz ki bu Kur'an yedi harf (şekil) uzere indirilmiştir. Bunlardan hangisi kolayınıza gelirse onunla okuyun.''Kendinizi bir şekil üzere okumaya zorlamayın çünkü Allah Teâlâ sizin üzerinize genişlik bahşetti ve sizin için Kendi katından rahmet ve faziletiyle Kur'an-ı yedi şekil üzere okumayı kolaylaştırdı.Hamd ve minnet onadır.İlim adamları yedi şekli belirlemede çokça ayrılığa düştüler.-Bundan kast edilen- görünen odur ki en doğrusunu Allah bilir- Arap dilinin dil bilgisi ve telaffuz farklılıklarıdır.İlk olarak Kur'an kolaylık olması için bu yedi şekil üzerine inmiştir.Çünkü Araplar ayrı ayrı yaşıyorlar ve aralarında farklılıklar vardı.Her birinin ayrı bir lehçesi vardı.Bu kabilede olan diğer kabilede yoktu.Ancak İslam onları toplayınca ve birbirleriyle birleştirince İslam ile aralarındaki düşmanlıklar ve nefret gitti.Her biri diğerinin lehçesini öğrendi.Osman b. Affân -radıyallahu anh- insanları yedi harften biri üzerine topladı.İhtilaf olmaması için diğerlerini yaktı.
Abdulazîz b. Rufey' şöyle dedi: Ben Şeddâd b. Ma'kıl ile beraber İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'ın yanına girdim. Şeddâd b. Ma'kıl, İbn Abbâs'a: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- birşey bıraktı mı? diye sordu. İbn Abbâs: Mushaf'ın iki yanını kuşatan cildler arasında bulunandan başka birşey bırakmadı, dedi. Biz yine beraberce Muhammed İbnu'l-Hanefiyye'nin yanına girdik ve ona da aynı suâli sorduk. Muhammed ibnu'l-Hanefiyye de: İki kap arasında bulunandan başka birşey bırakmadı, dedi.
Buhârî rivayet etmiştir.İki değerli tabiin Abdulazîz b. Rufey' ve Şeddâd b. Ma'kıl İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'ın yanına girmişlerdir. Şeddâd b. Ma'kıl İbn Abbâs'a: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- vefat ettiğinde birşey bıraktı mı? diye sordu. İbn Abbâs ona şöyle cevap verdi: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Mushaf'ın iki kapağı arasındaki Kur'an'dan başka birşey bırakmadı. O ikisi yine beraberce Muhammed İbnu'l-Hanefiyye'nin yanına girdiler ve ona da aynı suâli sordular. O da aynı cevabı verdi. Bu hadis, Kuran Ali'nin imametini belirledi ancak sahabeler onu gizledi iddiasında bulunan Rafizi mezhebinin batıllığını açıklamaktadır. İbn Abbâs, Ali'nin amcasının oğludur. Muhammed İbnu'l Hanefiyye Ali'nin oğludur. Bu ikisi insanlar arasında ondan ayrılmayan kimselerdendir. Eğer onların iddia ettikleri gerçek olsaydı, öncelikle onlar buna vakıf olurlardı ve bunu gizlemeleri uygun olmazdı. Bilakis Ali -radıyallahua anh-'dan buna benzer sözler varid olmuştur.
Âişe -radıyallahu anhâ-'dan rivayet edildiğine göre Haris b. Hişâm -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sorarak dedi: Ya Rasûlallah! Sana vahiy nasıl gelir.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu:Bazı kere bana çıngırak sesi gibi gelir. Bu, bana en şiddetli –ağır- gelenidir. Dediğini bellediğim halde iken benden ayrılır. Bazı kere de melek bana insan suretinde şekillenir ve benimle konuşur. Dediğini bellerim.''Âişe -radıyallahu anhâ- dedi ki: Muhakkak O’nun üzerine vahyin indiğini şiddetli soğuk günde görmüştüm, vahiy ondan ayrılınca mübarek şakakları ter akıtıyordu.
Muttefekun AleyhHâris b. Hişâm -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sorarak dedi:Ya Rasûlallah! Sana vahiy nasıl gelir.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona bazen melek vahiy ile gelir -o da Cibrî'dir- kuvvetinden dolayı meleğin sesi çıngırak sesine benzediğini haber verdi.O da Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- üzerine en şiddetli ve zor olanıdır.Onu zorluk ve sıkıntı kapsar sonra da giderdi.Meleğin dediğini anladı ve ezberledi.Dünya işlerinden uzak tutması için vahiy bu kuvvetli ses ile gelirdi.Bütün duyularını kuvvetli ses için boşaltırdı.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- vahyi anlıyordu çünkü kulağında ve ne de kalbinde meleğin sesinden başka bir şey için yer kalmıyordu.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona Cibrîl'in adam suretinde Dihye ve diğerleri şeklinde geldiğini haber verdi.Onunla vahiy ile konuşur ve ona söylediğini anlar ve ezberlerdi.Âişe -radıyallahu anhâ- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e çok aşırı soğukta vahiy indiği gün vahiy ondan ayrılınca karşılaştığı sıkıntı ve zorluk sebebiyle mübarek alnı ter akıtıyordu.