





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Şirk ehlinden olup da birçok kişiyi öldürmüş, çok zina yapmış bazı kimseler Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldiler ve: "Senin söylediklerin ve kendisine çağırdığın şey güzel. Keşke bizim yapmış olduğumuz günahların bir kefareti olduğunu bize haber verebilsen (de biz de Müslüman olsak)." dediler. Bunun üzerine {Onlar ki Allah ile beraber bir başka ilaha tapmazlar, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler...} [Furkân Suresi 68] ve {De ki: "Ey kendi nefislerine karşı ölçüyü aşan kullarım, Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin...} [Zümer Suresi 53] ayet-i kerimeleri nazil oldu.
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına birçok kişiyi öldürmüş, çok zina yapmış bazı müşrikler geldiler ve İslam'a ve onun öğretilerine davet ettiğin şeyler çok güzel, ancak bizim halimiz, içinde bulunduğumuz şirk ve büyük günahların kefareti var mıdır? dediler. Bunun üzerine Allah'ın, günahlarının çok ve büyük olmasına rağmen insanlardan tövbeyi kabul ettiğini ve eğer böyle olmasaydı onların küfür ve azgınlıklarına devam edeceklerini ve bu dine girmeyeceklerini bildiren iki ayet nazil olmuştur.
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'nin Fethi'nde halka hitaben şöyle buyurmuştur: «Ey insanlar! Allah sizden cahiliyetin kibrini ve gururunu, ata ve ecdatla böbürlenmeyi tamamen kaldırmıştır. İnsanlar iki kısımdır. Birisi itaatkâr, muttaki, Allah katında değerlidir. Diğeri de facir, bedbaht ve Allah katında rezil bir kimsedir. Bütün insanlar Âdem’dendir, (O’nun çocuklarıdır.) Allah, Adem'i topraktan yaratmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Ey insanlar! Biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Kolaylıkla tanışasınız diye, sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah her halinizi bilir, O her şeyden haberdardır.} [Hucurat Suresi: 13]».
Tirmizî rivayet etmiştir.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'nin fethedildiği gün halka hitaben şöyle buyurmuştur: Ey insanlar, Allah sizden cahiliye kibrini ve gururunu, atalar ile övünmeyi kaldırmıştır. İnsanlar iki türlüdür: Allah -Azze ve Celle-'ye ibadet eden salih, takva sahibi, itaatkâr bir Mümin, insanlar arasında nesep ve soyu olmasa da Allah katında değerli bir kuldur. Ya da bedbaht, facir kâfir olan kimsedir. Allah katında değersiz zelildir. Saygın, prestijli ve otorite sahibi olsa bile hiçbir değeri yoktur. Bütün insanlar Âdem'in çocuklarıdır, Yüce Allah Âdem'i topraktan yaratmıştır. Dolayısıyla aslı topraktan olan insanın kibirlenmesi ve kendini beğenmesi yakışmaz. Bunun delili Allah -Azze ve Celle-'nin şu buyruğudur: {Ey insanlar! Biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Kolaylıkla tanışasınız diye, sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah her halinizi bilir, O her şeyden haberdardır.} [Hucurat Suresi: 13].
Zübeyr b. Avvâm -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: {Sonra o gün, size verilen nimetlerden dolayı hesaba çekileceksiniz.} [Tekâsür Suresi: 8] ayeti nazil olduğunda Zübeyr -radıyallahu anh-: "Hangi nimetlerden hesaba çekileceğiz? İki siyahtan yani su ve hurmadan mı?" diye sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Muhakkak ki bunlardan hesaba çekileceksiniz.» diye buyurdu.
Tirmizî rivayet etmiştir.Şu ayet nazil olduğunda: {Sonra o gün, size verilen nimetlerden dolayı hesaba çekileceksiniz.} [Tekâsür Suresi: 8] Yani; Allah'ın size bahşettiği nimetlere şükrünü eda edip etmediğinizden dolayı hesaba çekileceksiniz. Zübeyr b. Avvâm -radıyallahu anh- bunu duyunca: Ey Allah’ın Rasûlü! Hangi nimetlerden hesaba çekileceğiz? Hurma ve su mu?! Bu ikisi sorgulamayı gerektirmeyen iki nimettir, dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-şöyle buyurdu: İçinde bulunduğunuz bu halden ve nimetlerden hesaba çekileceksiniz. Çünkü bu ikisi Allah Teâlâ'nın iki büyük nimetidir.
İbn Mes’ud -radıyallahu anh- şöyle anlatıyor: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bana; «Bana Kur’ân oku!» dedi. Ben; “Ya Rasûlallah, Kur'an sana indirilmişken ben mi sana okuyayım?” diye sorduğumda, (Nebi -sallallahu aleyhive sellem-) bana; «Ben Kur'ân’ı başkalarından dinlemeyi severim.» diye buyurdu. Bunun üzerine ben O'na, Nisâ Sûresi’ni okumaya başlayıp; “Biz her ümmetten hakkıyla bir şahid getirdiğimiz, onlara da seni şahid kıldığımız zaman onların halleri nice olur.” (Nisâ Suresi: 41) meâlindeki âyet-i kerimeye geldiğimde; «Şimdilik yeter.» dedi. O'na baktığımda iki gözünden yaşlar boşalıyordu.
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- İbn Mesûd -radıyallahu anh-'tan kendisine Kur’ân okumasını istedi. Bunun üzerine İbn Mes'ûd-radıyallahu anh-: “Ya Rasûlallah, Kur'an sana indirilmişken ben mi sana okuyayım?” diye sorduğunda; Nebi-sallallahu aleyhive sellem-: «Ben Kur'ân’ı başkalarından dinlemeyi severim.» diye buyurdu. İbn Mes'ûd -radıyallahu anh- Nisâ Sûresi’ni O'na okumaya başlayıp; “Biz her ümmetten hakkıyla bir şahid getirdiğimiz, onlara da seni şahid kıldığımız zaman onların halleri nice olur.” (Nisâ Suresi: 41) meâlindeki âyet-i kerimeye geldiğinde yani senin durumun nasıl olur? Onların durumları nasıl olur? ayetine geldiğinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- «Şimdilik okumayı bırak, yeter!» dedi. İbn Mesud -radıyallahu anh- O'na doğru baktığında ümmetine olan merhametinden dolayı O'nun -sallallahu aleyhi ve sellem- iki gözünden yaşlar boşalıyordu.
Abdullah İbn Mes’ûd -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: «Yalnız şu iki kimseye gıpta edilmelidir; biri, Allah’ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse, diğeri, Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.» İbn Ömer -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Yalnız şu iki kişiye gıpta edilmelidir: Biri, Allah’ın kendisine verdiği Kur’ân ile gece gündüz meşgul olan kimse, diğeri Allah’ın kendisine verdiği malı gece gündüz harcayan kimsedir.»
Her iki rivayeti de Muttefekun Aleyh'dir.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- burada hasedin bir çok çeşidi olduğuna işaret etmiştir. Bazısı zemmedilmiş haset olup, şer'î olarak haram kılınmıştır. O da kişinin kardeşinde olan nimetin zevalini temenni etmesidir. Mubah olan haset vardır. O da dünyalık bir nimeti başkasında görüp, aynısını kendisi için temenni etmesidir. Bir de övülen haset vardır ki şer'î olarak müstehaptır. O da başkasında dini bir nimeti görür ve kendisi için temenni eder. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- «Yalnız şu iki kimseye gıpta edilmelidir.» sözünde bunu kasdetmektedir. Yani haset; çeşitlerinde ve hükümlerinde farklılık göstermektedir. Çeşitleri olsa da iki tür haset dışında hiç bir haset müstesap olmaz ve övülmez. Birinci tür: Allah Teâlâ, zengin, takvalı olan kişiye helal mal vermiş ve bu malını Allah yolunda infak etmiştir. Bir kimse de onun gibi olmayı temenni etmiş ve bu nimete gıbta etmiştir. İkinci tür: Allah Teâlâ, alim olan kimseye kendisiyle amel ettiği faydalı ilim vermiş ve bu kişi başkasına bu ilmi öğretmiş ve insanlar arasında bununla hüküm vermiştir. Bir kimse de onun gibi olmak istemiş (ve bu nimete gıbta etmiştir.)
Abdurrahman b. Yezîd en-Nehai'nin rivayet ettiğine göre o, İbn Mesud ile birlikte haccetmiş ve İbn Mesud'u Akabe Cemresi'ne yedi çakıl taşı atarken görmüştür. (İbn Mesud) Beytullah'ı soluna Mina'yı sağına alıp şöyle demiştir: "Bu yer Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Bakara Suresi'nin indirildiği yerdir."
Muttefekun AleyhKurban Bayramın ilk günü ve teşrik günlerinde cemreleri taşlamak büyük bir ibadettir. Bunda, Allah Teâlâ'ya boyun eğmek, O'nun emirlerini yerine getirmek ve Halil İbrahim -aleyhissalâtu vesselâm-'a tabi olmak vardır. Kurban bayramının ilk günü hacıların yapacağı ilk iş Akabe Cemresi'ni taşlamaktır. Bu sayede o büyük günün amelleri başlamış olur. (Abdurrahman b. Yezîd en-Nehai) Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in durduğu gibi Kabeyi soluna, Mina'yı sağına alarak Akabe Cemresi'ne doğru dönmüştür. Yedi takıl taşı atıp her bir taşı atarken tekbir getirmiştir. İbn Mes'ud -radıyallahu anh- da böyle yapmış ve bu yerin Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Bakara Sûresi'nin nazil olduğu yer olduğu hususunda yemin etmiştir.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir adamı seriyyeye gönderdi. Adam, namazlarında arkadaşlarına Kur'an okuyor ve okuyuşunu "Kul huvallahu ehad'' (suresi) ile bitiriyordu. Döndükleri zaman bunu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e zikrettiler. (Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem) Onlara; «Ona neden böyle yaptığını sorun» dedi. Ona sordular. O şöyle dedi: Çünkü o, Rahman -Azze ve Celle-'nin sıfatıdır .Ben onu okumayı seviyorum. (Bunun üzerine) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Ona Allah Teâlâ'nın onu sevdiğini haber verin»
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu -aleyhi ve sellem- sahabelerinden bazılarını seriyye birliğini yönetmeleri, aralarında hüküm vermeleri ve işlerinin düzensiz olmaması için seriyyelere komutan olarak görevlendirdi. Bu görev için onların arasından dindarlık, ilim ve işleri idare etme yönünden en doğru olan kimseleri seçerdi. Bunun için yöneticiler namazda imam olurlardı. İlimleri ve dinlerinin üstünlükleri sebebiyle müftü olurlardı. Allah'a, isimlerine ve sıfatlarına olan sevgisi sebebiyle her namazın ikinci rekatında ''Kul huvallahu ehad'' yani İhlas Suresi'ni okurdu. Kim bir şeyi severse o şeyden çokça bahseder. Gazveden dönünce bunu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e anlattılar. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Onlara; «Bunu neden yapıyor, sadece bir tesadüf mü yoksa onu, bu şeyi yapmaya yönelten bir sebep mi var?» dedi. Emir/komutan dedi ki: Bunu, Rahman olan Allah -Azze ve Celle-'nin sıfatlarını içine aldığı için yaptım ve bu sebeple tekrar etmeyi istedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Ona haber verin, o bu sureyi sevdiği için tekrarladığı gibi -bu da Allah'ın yüce sıfatlarına delalet eden isimlerini içerdiği için- Allah da onu seviyor.» Bu ne kadar güzel bir fazilettir.
İbn Ömer -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Kur'an okuma ve ezberine sahip kimsenin misali, bağlı deve gibidir. Eğer sahibi devesini korursa, onu eli altında tutar. Eğer salıverirse deve kaçıp gider.”
Muttefekun Aleyh“Kur'an sahibinin misali" Yani: Kuran ezberine sahip olan kimsenin misali, " devesinin ayağı bağlı bulunan kimsenin misali gibidir. Bu ikisi arsındaki benzerliği "Eğer sahibi devesini korursa" Sahibi devesini bağlayarak kontrol ederek korursa "onu eli altında tutar". "Eğer salıverirse" ayağındaki ipi çözerse deve kaçıp gider.” Aynı şekilde Kuran hafızı kuranı okumaya devam eder, ezberlerini müracaa ederse Kur'an kalbine yerleşir. Eğer bunları yapmayı terk ederse sahip olduğunu kaybeder unulup gider. Ona tekraradan sahip olmak ancak zorluk ve meşakkat çekerek olur. Nasıl ki deve ayağı bağlı olduğu sürece kontrol altında ise, Kuran ezberi de mevcut olup devam ettiği sürece korunaklıdır. Burada özellikle deve zikedilmiştir. Çünkü deve evcil hayvanlar arasında kaçma en meyilli olanıdır ve kaçtıktan sonra deveyi bulmak gerçekten zordur.
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Bir gün Cebrail -aleyhisselam- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte otururken yukarıdan bir gıcırtı işitti. Cebrail -aleyhisselam- başını yukarı doğru kaldırdı ve şöyle dedi: "Bu, bugün gökte açılan bir kapıdır. Bu kapı bu güne kadar hiç açılmamıştı. O kapıdan bir melek indi. Bu melek yeryüzüne inen bir melektir. Bir güne kadar hiç inmemişti. Melek selam verdi ve şöyle dedi: "Senden önce hiçbir Peygambere verilmeyen ve sadece sana verilen şu iki nurdan dolayı sana müjdeler olsun. Bunlar, Fatihatu'l Kitap ve Bakara suresinin sonudur. Bunlardan okuduğun her harfin karşılığı mutlaka sana verilecektir.
Müslim rivayet etmiştir.Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma- şöyle demiştir: "Bir gün Cebrail -aleyhisselam- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte otururken bir gıcırtı işitti" Yani: Evin tahtaları kırılırken çıkardığı ses gibi şiddetli bir ses duymuştur. " Yukarıdan" Yani: Semadan yada başının üstünden demektir. Kapı gıcırtısı gibi bir ses olduğuda söylenmiştir. "Cebrail -aleyhisselam- başını yukarı doğru kaldırdı ve şöyle dedi: "Bu, bugün gökte açılan bir kapıdır." Yani: Dünya semasında açılan bir kapıdır. "Bu kapı bu güne kadar hiç açılmamıştı. O kapıdan bir melek indi" Cebrail -aleyhisselam- şöyle sözüne devam etmiştir: "Bu melek yeryüzüne inen bir melektir. Bir güne kadar hiç inmemişti." Bu iki nurun ( Fatiha suresi ve bakara suresinin son iki ayetinin) özelliği olan bu iki hususun (kapının açılıp, o melek tarafından o gün indirilmesi) başka hiç bir şey için verilmemiş olması, bu iki nurun başkalarında olmayan özelliğine ve faziletine delalet eder. "Selam verdi" Yani: Bu melek selam verdi ve şöyle dedi: "Şu iki nurdan dolayı sana müjdeler olsun." O ikisini nur olarak isimlendirmiştir. Çünkü o ikisinden herbiri sahibinin önünde hareket eder. Yada o ikisi düşünüldüğünde ve manaları tefekkür edildiğinde sıratı mustakime yönlendirir. Birinci nur: Fatiha suresi, İkinci nur ise: Bakara suresiin son iki ayetidir. Bu ümmetten herkim iman ederek bu ikisini okursa Allah Teâlâ ikisinin içerdi talepleri ona verir. Bunlar, Fatihatu'l Kitap ve Bakara suresinin sonudur. "O ikisi sana verildi" Senden önce hiç bir peygambere verilmedi.