





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Rafi' b. Hadîc -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Zülhuleyfe'deydik. İnsanlara (orduya) şiddetli bir açlık isabet etti. (O sırada) ganimet olarak develer ve koyunlar ele geçirildi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ise henüz arkadan gelenlerin (ordunun artçılarının) arasındaydı. İnsanlar acele ettiler, (ganimetler henüz taksim edilmeden) hayvanları kestiler ve etlerini tencerelere koyup ateşe verdiler. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- yanlarına gelince tencerelerin (içindekilerle birlikte) dökülmesini emretti, tencereler de altüst edilip döküldü. Sonra Rasûlullah ganimetleri adaletle taksim etti ve on koyunu bir deveye denk tuttu. O sırada develerden biri kaçtı. İnsanlar onu yakalamak için peşine düştüler, fakat deve onları yordu (yakalayamadılar). Ordu içinde atlı sayısı da çok azdı. Derken sahabilerden biri okunu deveye doğru fırlattı ve Allah'ın izniyle ok deveye isabet edip onu durdurdu. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Şüphesiz ki bu evcil hayvanların da bazen yabani hayvanlar gibi kaçıp vahşileşenleri olur. Onlardan hangisi size baskın gelir de (bu şekilde kaçar ve sizi aciz bırakırsa), ona işte böyle yapın (ok veya silahla vurarak kesin).» Râfi (b. Hadîc) dedi ki: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Biz yarın düşmanla karşılaşmayı umuyoruz (veya düşmandan korkuyoruz) ve yanımızda (hayvan kesecek) bıçaklarımız yok. Şeker kamışıyla (keskin kamış parçalarıyla) kesebilir miyiz?' Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kanı akıtan ve üzerine Allah'ın adı anılan (besmele çekilen) her hayvanın etini yiyin! Yalnız diş ve tırnakla kesmeyin. Bunun sebebini de size söyleyeyim: Diş bir kemiktir (kemikle kesim yapılmaz); tırnak ise Habeşlilerin bıçağıdır.»
Muttefekun aleyhRâfi b. Hadîc -radıyallahu anh- şöyle anlatmıştır: Onlar Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Zülhuleyfe'deydiler. İnsanlara (orduya) bir açlık isabet etmişti ve müşriklerden ganimet olarak develer ile koyunlar ele geçirmişlerdi. İnsanlar, ganimet henüz (usulünce) taksim edilmeden önce acele ettiler ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den izin almaksızın bu ganimetlerden hayvanlar kesip tencereleri ateşe koydular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ise insanların en arkasından yürüyordu. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- durumu öğrenince, tencerelerin içindeki çorba/et suyu ile birlikte dökülmesini emretti (tencereler devrildi). Sonra ganimeti aralarında taksim etti ve on koyunu bir deveye denk tuttu. Derken bu develerden biri kaçtı; onu kovalamaktan ve yakalamaktan aciz kaldılar, (çünkü ordudaki) at sayısı azdı. İçlerinden bir adam o deveye doğru bir ok fırlattı ve Allah (okun isabet etmesiyle) deveyi onlar için durdurdu. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Şüphesiz ki bu evcil hayvanların da yabani hayvanların huyları gibi tabiatları vardır. Onlardan hangisi size baskın gelir de (kaçarak) kendisini yakalamaktan sizi aciz bırakırsa, ona işte böyle yapın (uzaktan ok veya silahla vurarak kanını akıtıp kesin). Bunun üzerine Râfi dedi ki: 'Biz yarın düşmanla karşılaşmayı umuyoruz (bekliyoruz) ve hayvanları onlarla kesecek olursak bu durumun silahlarımızın keskinliğini körletmesinden korkuyoruz. Oysa (açlıktan dolayı) hayvanları kesmeye çok şiddetli bir ihtiyacımız var ve yanımızda bunun için özel bir bıçak da yok. İçi boş, keskin kamış çubuklarıyla hayvanları kesip helal kılabilir miyiz? Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: 'Kanı akıtan, onu şarıl şarıl ve bolca akıtan ve üzerine de Allah'ın adı anılan (besmele çekilen) her hayvanın etini yiyin! Yalnız diş ve tırnakla kesmeyin. Bunun sebebini de size söyleyeyim: Diş bir kemiktir (kemik ile kesim yapılmaz); tırnağa gelince, onu da kâfir olan Habeşliler (hayvan kesmek için) bıçak olarak kullanırlar (onlara benzemeyin).
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Eğer bir kimse izinsiz olarak senin mahremiyetine bakar, sen de bir çakıl taşı atarak onun gözünü çıkarırsan, bundan dolayı artık sana herhangi bir günah yoktur.»
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kimse başka bir kimsenin mahremine kapısının arkasından ya da duvarının üstünden veya bunun gibi izinsiz baksa ve mahremiyetine bakılan kimse, çakıl taşı atarak ya da gözüne demir çubuk saplayarak o kimsenin gözünü çıkarsa, gözü çıkaran kimseye bir günah ve kısas gerekmediğini haber vermiştir. Çünkü mahremiyete bakan haddi aşan ve bu fiili ile suçlu olan kimsedir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh- 'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah yolunda yaralanan bir kimse, kıyamet gününde yarasından kan akar bir halde Allah'ın huzuruna gelir.»
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah yolunda cihad etmenin ve Allah yolunda savaşan kimsenin erişeceği sevapların faziletini açıklamaktadır. Allah yolunda yaralanıp sonra ölen ya da iyileşen kimse kıyamet gününde cihadın nişanesi olarak yarası taze olarak insanların önünde gelecektir. Yarasının rengi, kan rengi, kokusu ise misk kokusudur.
Abdullah b. Mesûd -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yalan yeminle malını cazip kılan kimse, Müslüman bir kimsenin malını gasbetmiş olduğu için kendisine gazap edilmiş olarak Allah'a kavuşur.» Şu ayet nazil olmuştur: "Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır."
Muttefekun AleyhBu hadiste; haksız yere bir kişinin malı alan kimse için tehdit vardır. O kimseye olan husûmetinden dolayı almıştır. Bundan dolayı günah olan yalan bir yemin etmiştir. Kendisine gazap edilmiş olarak Allah Teâlâ'ya kavuşur. Allah'ın ona gazaplanmasından dolayı o kimse helak olur. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Kur'an-ı Kerim'de, bu tehdidi tasdik etmek için hadiste geçen ayeti kerimeyi okumuştur.
Ebu Katâde el-Ensârî -radıyallahu anh- şöyle söylemiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Huneyn’e çıktık (dedi ve) –kıssayı zikretti- ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Her kim düşmandan birini öldürür ve bu konuda (onu öldürdüğüne dair) bir delili olursa onun şahsî eşyası o kimseye ait olur.» Bunu üç kez tekrarladı.
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Huneyn Savaşı günü; «Her kim düşmandan birini öldürür ve bu konuda bir şahidi yahut bir delili olursa onun şahsî eşyası o kimseye ait olur. Öldürülenin elbiseleri ve silahı onundur.» buyurdu. «Üzerine binip savaştığı bineği de onundur.» Ebû Katâde -radıyallahu anh- bir adamı öldürdü. Etrafındakilere ben birini öldürdüm dedi. Bunu bilenlerin üzerine yemin ederek bana bu konuda şahit olun dedi, bunu da üç defa tekrarladı.
Esma Bint Ebi Bekir –radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında bir at kestik ve hepimiz onu yedik. Başka bir rivayette: Biz o zaman Medine’de idik.
Muttefekun AleyhEsma Bint Ebi Bekir Es-Sıddık –radıyallahu anhumâ- bize Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında bir at kestiklerini ve onu yediklerini haber vermiştir. Bunda at etinin yenmesinin caiz olduğuna delil olma durumu vardır. Ayet-i Kerimede; "Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve ziynet olsun diye yarattı. Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır." (Nahl Suresi: 8) buyrulmuştur. Eşek ve katır ile birlikte zikredilmesinden dolayı bir kimsenin at etinin yenmesinde yasak olduğu düşüncesine kapılmaması gerekir.
Ukbe b. Âmir –radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Kız kardeşim yalın ayak olarak Beytullah'a (Kâbe’ye) yürümeyi adadı. Bana da, bu meseleyi, onun namına Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-'e danışmamı emretti. Ben de bu meseleyi, ona danıştım. Bunun üzerine Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Hem yürüsün ve hem de (yorulduğunda bineğine) binsin!» buyurdu."
Muttefekun Aleyhİnsan tabiatı gereği bazen içinden gelen bir dürtü sebebiyle zor olan şeyleri kendi nefsine mecbur kılabilir. Dinimiz, ibadette devamlılığı sağlayabilmek için nefse karşı zorluk çıkarmayacak orta halli olarak gelmiştir. Hadiste Ukbe b. Âmir -radıyallahu anh-'ın kız kardeşi ondan -Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kendisinin Beytullah'a çıplak ayakla ve yürüyerek gitmeyi adadığını ve bunun hükmünü sormasını istedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu kadının yürümeye gücünün yeteceğini düşünerek gücü yettiği kadar yürümesini, gücü yetmediği yerde de bineğe binmesini emretti.
Cabir bin Abdillah -radıyallahu anhuma-: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- evcil olan eşek etini yemeği yasakladı ve at eti yemeğe izin verdi. Sahih Müslim'deki rivayette: Hayber’in fethinde at ve vahşi eşek eti yedik. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- evcil eşek etini yemeği yasakladı. Abdullah İbn Ebi Evfa -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Hayber'in fethinin gecelerinde çok açlık çektik. Hayber'in fethedildiği gün: Evcil eşekler bulduk ve onları boğazladık, tencereler kaynayınca Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir münadisi tencereleri yere dökün ya da şöyle demiş olabilir: Eşek etinden bir şey yemeyin. Ebu Sa’lebe –radıyallahu anh- dedi ki: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- evcil eşeklerin etlerini (yemeyi) haram kıldı.
Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhCabir bin Abdillah -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in evcil eşek etini yani evcil eşek etinin yenmesini yasakladığını, at etini ve vahşi eşek etini yemeyi mübah kıldığını ve izin verdiğini haber vermiştir. Abdullah İbn Ebi Evfa -radıyallahu anhuma- Hayber'in fethinin gecelerinde kendilerine açlık isabet ettiğini, Hayber'i fethettiklerinde eşekleri boğazladıklarını ve etlerini alıp pişirdiklerini, pişirdiklerinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem'in- tencereleri dökmelerini ve o etlerden yemelerini yasakladığını haber vermiştir.
Abdurrahmân b. Semura -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kendisine şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ey Abdurrahmân b. Semura! Emirliğe talip olma! Eğer senin talebin üzerine sana emirlik verilirse, istediğin şeyin sorumluluğu sana yüklenir. Eğer talibi olmadan sana emirlik verilirse, o işte yardım görürsün. Bir şeye yemin edip de o işten daha hayırlı olanı gördüğünde, yemininin kefaretini verip daha hayırlı olan o işi yap.»
Muttefekun AleyhRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yönetici olmayı istemeyi yasakladı. Çünkü kim yöneticiliği dünyaya olan isteğinden ve dünyayı ahirete tercihinden dolayı ister ve yöneticilik ona verilirse yüzüstü bırakılır ve terk edilir. Eğer talibi olmadan emirlik verilirse, o işte Allah ona yardım eder. Bir şey üzerine yemin etmek hayrı yapmaya engel olmaz. Yemin eden kişi yemin ettiğinden daha hayırlı bir şey görürse yemininin kefaretini verip daha hayırlı olan o işi yapar.