





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ümmü Seleme -radıyallau anhâ-’ dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- evinin önünde bağrışan hasımları duydu. Onlara çıkıp şöyle dedi: «Ben sadece bir beşerim. Sizler bana yargılanmak üzere geliyorsunuz. Belki sizden biriniz, delilini getirmekte diğerinizden daha becerikli ve daha üstün anlatımlı olabilir. Ben de dinlediğime göre, o kimsenin lehinde hüküm verebilirim. Kimin lehine kardeşinin hakkını alıp hüküm vermişsem bu hak ateşten bir parçadır; ister onu alsın, ister bıraksın.»
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- evinin kapısının önünde tartışıp münakaşa eden hasımların seslerinin birbirine karıştığını duydu. Aralarında hüküm vermek için evinden dışarı çıktı ve şöyle dedi: Ben sadece sizin gibi bir beşerim. Gaybı bilmem, sizden hangisinizin doğru hanginizin yalan söylediğini bilmek için işlerin gizliliklerinden haber veremem. Aralarında hüküm vermem için hasımlar bana gelir. Benim hükmüm iki tarafın getirdiği delilleri, açıklamaları ve yeminlerinden duyduklarım üzerinedir. Belki sizden biriniz, delilini getirmekte diğerinizden daha becerikli ve daha üstün anlatımlı olabilir. Ben de dinlediğime göre o kimsenin lehinde hüküm veririm. Hakikatte hak lehine hüküm verdiğim kimsenin hasmının olabilir. Şunu iyi bilin ki benim hükmüm, işlerin zahirlerine göredir, batınına göre değildir. Benim zahire göre verdiğim hüküm ile haram olan bir şey helal olmaz. Bundan dolayı kimin lehine kardeşinin hakkını alıp hüküm vermişsem ve o bunun batıl olduğunu biliyorsa, o kimse için ateşten bir parça ayırırım; ister onu alsın, ister bıraksın. Bunun cezası ona dönecektir. Allah zalimler için tuzak kurar.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ebû Süfyân'ın karısı Hind bint Utbe (Bir gün gelerek); "Ey Allah'ın Rasûlü! Ebû Süfyân cimri bir adamdır. Bana ve çocuklarıma yetecek miktarda (nafaka) vermiyor. Durumu idare için, onun haberi olmadan malından aldım. Bundan dolayı bana bir günah var mıdır?" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Onun malından size makul ölçüde yetecek kadarını alın!»
Muttefekun aleyhHind bint Utbe -radıyallahu anha- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kocası Ebû Süfyân -radıyallahu anh-'ın cimri, paraya düşkün bir adam olduğunu ve kendisini ve çocuklarını geçindirmek için yeterli para vermediğini, ancak kendisinin onun bilgisi dışında gizlice parasından alarak geçimini sağladığını söyledi. Bu yüzden kendisine bir günah var mıdır? diye sordu. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Kendin ve çocukları için, örfe göre yeterli sayılan miktarı, kocasının haberi olmasa bile onun malından al.
Sehl b. Sa'd es-Sâidî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah yolunda bir gün nöbet tutmak (ribat), dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlıdır. Sizden birinin Cennet'te kaplayacağı bir kamçı yeri kadar alan bile dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlıdır. Kulun Allah yolunda yaptığı bir akşam yürüyüşü veya bir sabah yürüyüşü de dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlıdır.»
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanları korumak amacıyla Müslümanlarla kâfirler arasındaki sınır bölgesinde bir gün boyunca Allah rızası için nöbet tutmanın, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlı olduğunu haber vermektedir. Yine Allah yolunda cihad ederken kullanılan kamçının Cennet'te kaplayacağı yer kadar bir alanın bile dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olduğunu bildirmektedir. Ayrıca Allah yolunda bir defa olmak üzere, günün başlangıcından öğle vaktine kadar olan sürede yapılan bir gidişin veya öğle vaktinden geceye kadar olan sürede yapılan bir gidişin sevap ve mükâfatının da dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olduğunu haber vermektedir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Abdurrahman b. Avf ve Zübeyr b. Avvam, birlikte bulundukları bir savaşta vücutlarındaki bitlerden dolayı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şikâyette bulundular. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, onların ipek gömlek giymelerine izin verdi. Enes -radıyallahu anh-, ipek gömleği ikisinin sırtında da gördüm, demiştir.
Muttefekun Aleyhİslam dininin kolaylıklarından birisi de, haram olan bir şeyde ruhsat verilmesi gerekli olan bir sebep hasıl olduğunda dinin, buna izin vermesidir. Şârî olan Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah'ın koymuş olduğu tabiatta biti def etme özelliğine sahip olan ipek gömleği, Zübeyr ve Abdurrahman -radıyallahu anhum-'un giymelerine izin vermiştir. Aynı zamanda ipek, kaşıntının da ilacıdır. Bu ruhsat, bu ikisinin durumunda olan herkes için geçerlidir.
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- boynuzlu ve alaca renkli iki koçu kendi eliyle keserek kurban etti. Besmele çekti, tekbir getirdi ve keserken ayağını koçların sağ yanı üzerine koydu.
Muttefekun aleyhEnes -radıyallahu anh-, Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Kurban Bayramı günü, boynuzlu, beyaz renkli ve biraz siyah renkleri iki koçu, ayağını boyunlarına koyup ‘Bismillah, Allahu Ekber’ diyerek kendi eliyle kestiğini haber vermiştir.
Ebû Eyyûb el-Ensârî -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah yolunda sabah ya da akşam cihâd için bir yürüyüş; güneşin üzerine doğup, battığı her şeyden daha hayırlıdır.» Enes -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Allah yolunda sabah ya da akşam cihâd için bir yürüyüş; dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır.»
Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhBu iki hadis, sabah ya da akşam yürüyecek kadar az da olsa Allah yolunda cihadın faziletini göstermektedir. Eğer az bir mesafe katetmenin sevabı bu kadar ise çok uzun mesafeler katedip düşmana karşı sabretmenin ve onlarla savaşmanın sevabı ne kadardır! Allah yolunda ibaresinden maksat kâfirlerle savaşmaktır. Şunun da iyi bilinmesi gerekir ki şer'î ilimleri talep etmek; Allah yolunda cihadın büyük bir çeşididir. Hak ile ateistlerin, zındıkların, İslam'la savaşmayı müjdeleyen batılıların ve İslam'ı yok etmeye çalışanların delillerini çürüterek galip gelmek Allah yolundaki en büyük cihadlardan birisidir. Cihattan maksat; İslam'ı izhar edip onu muzaffer kılıp, düşmanlara karşı bu azametli ve büyük cihadla hükmetmektir. Allah'ım! Dinine yardım etme hususunda, kelimeni (La ilahe ilallah)'ı yüceltmede Müslümanları muvaffak kıl. Şüphesiz Sen yakın olansın ve dualara icabet edensin.
Zehdem b. Mudarrib el-Cermî şöyle demiştir: Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'ın yanındaydık. Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'ın yanındaydık. Bir sofra getirilmesi istedi ve üzerinde tavuk eti bulunan bir sofra geldi. Teymoğullarından kızıl tenli bir adam meclise geldi. Azatlı kölelere benziyordu. Ebû Musa adama: Sofraya yaklaş dedi. Adam ağırdan aldı. Ebû Musa bir kez daha : Sofraya yaklaş, şüphesiz ki ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'i bundan (tavuk etinden) yerken gördüm dedi.
Muttefekun AleyhZehdem b. Mudarrib el-Cermî kendisi ile bir topluluğun Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'ın yanında bulunduklarını rivayet etmiştir. Ebû Musa el-Eşarî onlar için bir sofra getirilmesini istedi ve içinde tavuk eti bulunan bir sofra getirildi. Teymoğullarından kızıl tenli -acemden- bir adam meclise geldi. Ebû Musa onu sofraya davet ederek yemeğe buyur dedi. Adam ağırdan aldı ve sofraya gelmeyi reddetti. Ebû Musa ona ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'i bundan (tavuk etinden) yerken gördüm dedi.
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ömer -radıyallahu anh-'a falanca kimsenin şarâb sattığı haberi ulaştı. Bunun üzerine Ömer -radıyallahu anh-: Allah o falancayı öldürsün! O, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in "Allah Yahûdîler'in canlarını alsın; onlara iç yağları haram kılındı da onlar bu yağları erittiler ve sattılar" buyurduğunu bilmez mi? dedi.
Muttefekun AleyhÖmer -radıyallahu anh-'a bir adamın içkiyi içmeden satarak hile ile bundan istifade ettiği haberi ulaşmıştır. Bu apaçık haram olan bir hiledir. Bundan dolayı Ömer -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hileci yahudilere beddua ettiği gibi bu adama beddua ederek Allah onun canını alsın. Hile yapmanın haram olduğunu bu adam bilmez mi? dedi. Çünkü bu Allah'ı ve Rasûlünü aldatmaya çalışmaktır. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Allah Yahûdîler'e lanet etsin. Allah onlara iç yağlarını haram kıldığında hile yaparak ondan faydalanmayı kasteddiler. Yağın vasfını değiştirip, erittiler sonrada sattılar ve bedelini yediler. -Hile ve aldatarak- Bizler haram olan yağları yemedik dediler. Onlar Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah'da onların bu çabalarını başlarına geçirir.
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim, bir Müslümanın malını haksız yere kendi eline geçirmek için bile bile yalan yere yemin ederse, Allah'ın huzuruna, Allah kendisine gazap etmiş olarak çıkar» Dedi ki: Eş'as (b. Kays) şöyle dedi: Vallahi bu durum benim hakkımda (benim başımdan geçen bir olay üzerine) yaşanmıştı; Benimle Yahudi bir adam arasında (ortak) bir arazi vardı. Adam benim hakkımı inkâr etti. Ben de onu Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şikâyet ettim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana: "Bir delilin (ispatın) var mı?" diye sordu. Ben: "Hayır, yok" dedim. Bunun üzerine Yahudiye: "Yemin et" buyurdu. Ben araya girerek: "Ey Allah'ın Rasûlü! O zaman yemin eder ve malımı alıp götürür!" dedim. Bunun üzerine Yüce Allah şu ayet-i kerimeyi indirdi: "Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle satanlar var ya, işte onların ahirette bir nasibi yoktur..." ayetin sonuna kadar.
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem-, yalan söylediğini bile bile, bu yemin vasıtasıyla başkasına ait bir malı ele geçirmek için Allah adına yalan yere yemin etmekten sakındırmıştır. (Böyle yapan kimse) Allah'ın huzuruna, Allah kendisine gazap etmiş olarak çıkacaktır. Bunun üzerine Eş'as b. Kays -radiyallahu anh-, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu sözü, kendisi ile Yahudi bir adam arasında bir arazinin mülkiyeti konusunda çıkan bir anlaşmazlık üzerine söylediğini haber vermiştir. İkisi beraber Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hakemliğine başvurmuşlar, o da Eş'as'a şöyle buyurmuştur: (Rasûlullah şöyle buyurdu:) 'İddia ettiğin şeyi ispatlaman için delil getirmek sana düşer. Eğer delil getirmekten aciz kalırsan (delil bulamazsan), senin için davalı olan karşı tarafın yemininden başka bir seçenek yoktur.' Bunun üzerine Eş'as şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü! O zaman o Yahudi adam yemin eder, hiç de çekinmez (sakınmaz) ve malımı alıp götürür! Bunun üzerine Yüce Allah, bu durumu tasdik eden şu ayet-i kerimeyi Kur'an-ı Kerim'de indirdi: {Şüphesiz satın alanlar} ve değiştirenler, {Allah’a verdikleri sözü} yani Allah'ın Müminlere emaneti yerine getirmeleri yönündeki vasiyetini {ve yeminlerini} yani O'nun adına yalan yere ettikleri yeminleri, {az bir bedelle} dünya malının geçici menfaati karşılığında satanlar var ya; {işte onların ahirette hiçbir nasibi yoktur.} {Allah onlarla konuşmayacaktır} yani onları sevindirecek ve kendilerine fayda verecek bir kelam etmeyecek, aksine onlara gazap edecektir. {Kıyamet gününde onlara bakmayacaktır} yani onlara rahmet ve ihsan nazarıyla bakmayacaktır. {Onları temize de çıkarmayacaktır} yani onları güzel övgülerle anmayacak, günah ve kirlerden bağışlayarak arındırmayacaktır. {Ve onlar için elem verici} işledikleri bu günah sebebiyle can yakıcı {bir azap vardır.}