





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhumâ- şöyle dedi: Sa'd b. Ubâde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- 'e: "Annem öldü, üzerinde adak borcu vardı ne yapayım?" diye (fetva) sordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Annenin adağını onun adına sen yerine getir!» dedi.
Muttefekun AleyhSa'd -radıyallahu anh-'ın annesi, üzerinde adak borcu varken öldü.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- oğlu Sad b. Ubâde -radıyallahu anh-'a annesinin adağını yerine getirmesini emretti.
Seleme b. Ekva' -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir seferde iken müşrikler tarafından bir casus geldi de sahâbîlerin yanına oturdu ve onlarla konuşmaya durdu. Sonra (devesine binerek) dönüp gitti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Onu arayıp bulun ve öldürün!» buyurdu. O casusu, Seleme b. Ekva' (arkasından gidip) öldürdü. Peygamber de casusun devesini ve üzerindeki eşyasını Seleme'ye (ganîmet payından) fazla bir atiyye olmak üzere verdi. Başka bir rivayette: «Adamı kim öldürdü?» diye sordu. Sahabeler: İbn Ekva' (öldürdü) dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Onun bütün malı Seleme'nindir.» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhBu hadis kendileriyle savaşılan kâfirlerden birisinin müslümanların aleyhine casusluk yapmasının İslamdaki hükmünü açıklamaktadır. Seleme b. Ekva' -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Müşrikler tarafından bir casus Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi. Casus olan kimse göz olarak isimlendirilir. Çünkü işi gözetlemek ya da gözetlemeye çok ihtimam edip, vaktini bu yolda harcamaktır. Sanki bütün bedeni göz gibi olmuştur. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- seferde iken olmuştur. Casus gelip Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabının yanına oturup onlarla konuşmaya başlamıştır. Sonra kalkıp gitmiştir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Onu arayıp bulun ve öldürün!» buyurdu, ben de öldürdüm. Yani onu arayıp buldum ve öldürdüm demektir. "Bana verdi", yani; bana ganimet olarak verdi. Ganimetten o adama ait olan şeyi verdi ve Seleme'nin kendi payına ilave edildi. "O adamdan aldılar"; o adamın üzerindeki elbisesini, silahını aldılar. Çünkü ondan çekilip alındığı için "Selb" olarak isimlendirilir. Hadiste geçen selb kelimesinin anlamına; binek, semer, diğer aletler, devenin üzerindeki mal, altın ve gümüş de girer.
Berâ b. Âzib -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize yedi şeyi emredip, yedi şeyden de yasaklamıştır: Bizlere hasta ziyaretini, cenazenin arkasından gitmeyi, aksırana “Yerhamükellah” demeyi, yemin edenin yeminini yerine getirmesini, haksızlığa uğrayana yardım etmeyi, davet edenin davetini kabul etmeyi ve selamı yaygınlaştırmayı emretti ve bizlere altın yüzük takmayı ya da süslenmeyi, gümüş kaptan su içmeyi, ipek minder kullanmayı, ipekten yapılmış elbise giymeyi, ince ipek giymeyi, kalın ipek giymeyi, halis ipek kumaştan elbise giymeyi yasakladı.
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Müslümanlara yedi şeyi yapmalarını emretmiş ve yedi şeyi yapmalarını da yasaklamıştır; emrettiği şeyler şunlardır: Birincisi: Hasta ziyaret yapmak. İkincisi: Cenazeye katılarak namazını kılmak, defninde bulunmak ve vefat eden kişi için dua etmek. Üçüncüsü: Hapşırdıktan sonra 'Elhamdülillah' diyerek Allah’a hamdeden kişiye, 'Yerhamukallah' (Allah sana merhamet etsin) diyerek dua etmektir. Dördüncüsü: Yemin eden kimsenin yeminini yerine getirmesine yardımcı olmak ve onu doğrulamaktır. Yani, bir konuda yemin edilir de sen de onun yemininde durmasını sağlayabilecek güçte olursan, bunu yap. Böylece onu yeminini bozup kefaret vermek zorunda bırakmamış olursun. Beşinci: Mazluma yardım etmektir. Bu, ona destek olmak ve zalimin ona yönelttiği haksızlığı gücün yettiği ölçüde ondan uzaklaştırmak suretiyle olur. Altıncı: Düğün yemeği, akika yemeği veya benzeri bir yemek davetine gitmek. Yedinci: Selam vermeyi (selamlaşmayı) yayıp yaygınlaştırmak ve verilen selama karşılık vermektir. Yapmalarını yasakladıkları da şunlardır: Birincisi: Altın yüzük takmak ve onunla süslenmektir. (Yasak erkekler içindir.) İkincisi: Gümüş kaplardan bir şeyler içmek. Üçüncüsü: 'Meyâsir' (ipek minderler) üzerine oturmaktır. Bunlar, atın eyeri veya devenin semeri üzerine konulan ipekten yapılma minderlerdir (yaygılardır)." Dördüncüsü: İpek ile karışık ketenden yapılmış ve 'el-Kassî' olarak adlandırılan elbiseyi giymektir. Beşincisi: İpek elbise giymektir. Altıncısı: İstebrak giymektir; o da kalın ipektir. Yedincisi: İpeğin en kaliteli ve en kıymetli türü olan 'Dîbâc' giymektir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e içki içen bir adam getirildi. Ona yaprakları soyulmuş iki hurma dalı ile yaklaşık kırk defa vurdu.
Muttefekun AleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zamanında bir adam içki içmiş ve Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'de hurma dalıyla yaklaşık kırk defa vurmuştur. Ebû Bekir -radıyallahu anh- hilafeti döneminde de içki içen kimseye uygulanan Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in uygulamasıyla aynıdır. Ömer -radıyallahu anh-'ın hilafeti döneminde fetihler çoğalmış, Müslümanlar diğer topluluklarla karışmış ve içki içen kimseler çoğalmıştır. Ömer -radıyallahu anh- insanları eskisi gibi içki içmekten sakındırmak için tatbik edilecek haddi sahabelerin alimleriyle istişare etmiştir. İnsanlar onun zamanında daha çok içki içmeye başlamışlardır. Bu içtihadi bir meseledir. Abdurrahman b. Avf hadlerin en hafifi olan zina iftirasında olduğu gibi seksen değnek (vurulmasını) söyledi. Bunun üzerine Ömer -radıyallahu anh- seksen değnek olarak belirledi. Buradaki caydırma amaçlı fazlalık yöneticiye döner.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- üç dirhem değerinde -başka bir lafızda- fiyatında olan bir kalkan hırsızlığında hırsızın elini kestirdi.
Muttefekun AleyhAllah -Azze ve Celle- insanların kanlarını, ırzlarını ve mallarını güvende kılmış ve bütün fasit bozguncuları caydırmıştır. Hırsızın cezası -gizlice başkasının korunaklı yerden malını alan- çalınan malı aldığı elini kesmek olarak belirlemiştir. Kesmek; günahının bağışlanması, hırsızın ve diğer insanların aşağılık yollardan alıkonulması ve meşru yollardan malı kazanmaya yönelmeleri içindir. Bu sayede iş çoğalır, ürünler elde edilir, dünya imar edilir ve nefisler izzetli olur. Allah Teâlâ, hikmeti gereği hırsızın elinin kesilmesinin en alt sınırı olarak çeyrek dinar altını belirlemiştir. Bu; malın korunması, hayatın muhafaza edilmesi, güvenin devamlılığı, nefislerin huzurlu olması ve insanların mallarını kazanmak ve yatırım amaçlı piyasaya sürmesi içindir. Elin kesilmesi gram olarak dört tam bir çeyrek dinarın dörtte biri kadarına tekabul eder. Çünkü bir dinar 4,25 gramdır.
Âişe -radıyallahu anhâ-'dan rivayet edildiğine göre:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, bal şerbetinden yapılan içkinin hükmü soruldu. Bunun üzerine Rasûlullah : Sarhoşluk verici her içki haramdır'' buyurdu.
Muttefekun AleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem-e, bal şerbetinden yapılan içkinin hükmü soruldu.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- genel kapsamlı bir cevap verdi.Bundan istifade edilen şey şudur manası ve hakikati bir ise isimlerin farklı olmasına bakılmaz.Sarhoşluk veren her içki ne çeşitten elde edilirse edilsin haramdır.O hadis Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in az söz ile çok manayı ifade eden edebî vecizelerindendir.Rabbinden gelenleri güzel bir şekilde açıkladı.Bunun için peygamberliği müddetince insanlığı dünya ve ahirette mutlu edecek ilim ile geldi.
Abdullah b. Ebî Evfâ -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- düşmanla karşılaştığı gazalardan birinde güneş tepe noktasından batıya doğru meyledinceye kadar bekledi, sonra kalktı ve: “Ey müslümanlar! Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz; Allah’tan âfiyet dileyiniz. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabrediniz ve biliniz ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır” buyurdu. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua etti: “Ey kitab’ı (Kur’an’ı) indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın eden Allah’ım, şu düşmanı perişan et ve bizi onlara karşı muzaffer kıl!”
Muttefekun AleyhSahabi Abdullah b. Ebî Evfâ -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in düşmanla karşılaştığı gazalardan birinde güneş tepe noktasından batıya doğru meyledinceye kadar savaşmadan beklediğini haber vermiştir. Güneş tepe noktasından batıya doğru meyledince kalktı - genellikle bunu namazdan sonra yapıyordu-: Sahabelere verdiği hutbede düşmanla karşılaşmayı temenni etmede kendini beğenmişlik olduğu için bunu yasaklamıştır. Allah’tan âfiyet dileyiniz. Sonra düşmanla karşılaşınca da sabrediniz: Eğer Allah bunu takdir etti ve düşmanla karşılaşmakla ibtila edilirseniz sabredin ve kaygılanmayı bırakın. Şunu iyibiliz ki sizin için iki hayırdan birini elde edersiniz. Ya Allah düşmana karşı size yardım eder ve galip gelirsiniz. Allah sizin için dünyada düşmanın perişan olmasını ve ahirette sevabı bir araya toplamıştır. Yada savaşta cühdünüzü sarfettikten sonra kaybedip iki ahiret sevabını kazanmış olursunuz. "biliniz ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır” sözünün manası Allah yolunda savaşmak cennete götürür demektir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbine indirdiği şeriati ve kamil kudreti ile müslümanlara düşmanları karşısında yardım etmesi için dua etmiştir. Başarı Allah'tandır.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anuma- dedi ki: Ömer -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in minberinde şu açıklamayı yaptı: "Ey insanlar! İçkinin haram olduğu hükmü inmiştir. Bilesiniz ki bu içki beş şeyden; üzümden, hurmadan, baldan, buğdaydan ve arpadan yapılmaktadır. (Oysa) hamr (içki), aklı örten şeydir. Üç şey vardır ki, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu üç şey hakkında üzerinde karar kılacağımız bir açıklama yapmadan bizden ayrılıp (öbür âleme) gitmemesini ne kadar isterdim. Dedenin mirası, kelâle (çocuğu ve babası olmayıp ölen kişinin mirası) ve ribâ bölümünden bazısı.
Muttefekun AleyhÖmer -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mescidindeki minberinde bu hutbeyi vermiştir. Bu hutbesinde içkinin aklı örten şey olduğunu, sadece üzümden değil, aynı zamanda hurma, bal, buğday ve arpadan elde edilen sarhoş edici içkiler de olduğunu açıklamıştır. Bu hutbesinde Ömer -radıyallahu anh- üç mesele hakkında sorun yaşadıklarını, bu üç meselenin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selem- hayatta iken açıklanmasının gerçekleşmesini ve ona sorup çözmeyi temenni etmiştir. Bunlar dedenin mirası, (kelâle) çocuğu ve babası olmayıp ölen kişinin mirası ve faiz ile alakalı bazı meselelerdir. Allah'a hamd olsun bu üç meseledeki hüküm bilinmektedir. Burada kastedilen Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu meseleleri açıklamadan vefat ettiği değildir. Risaleti tamamlamış, emaneti yerine getirmiş ve Allah Teâlâ'dan bu meselelerden daha gizli ve daha önemi az olan meseleleri aktarmıştır. Ancak Ömer -radıyallahu anh- içtihada gerek kalmadan bu konuda apaçık delil olmasını istemiştir.
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh- 'den rivayet edildiğine göre,Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:''Allah Teâlâ kendi yolunda cihada çıkan kimseye, onu sadece benim yolumda cihad, bana îman, benim rasullerimi tasdîk için yola çıkarmıştır, buyurarak kefil olur. Allah, o kimseyi şehid olursa cennete koymaya, gazi olursa manevî ecre ve dünyalık ganimete kavuşmuş olarak, evine döndürmek için hemen sevabını ve güzel karşılığını vermiştir. (Müslim'deki rivayette kefil olmuştur).Müslim'deki rivayette:Daha sonra şöyle buyurdu:''Allah yolunda cihad eden kimsenin benzeri, -Allah Teâlâ kendi yolunda cihad edeni en iyi bilendir- gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılan, Allah'ın âyetlerine hakkıyla itâat eden ve Allah yolunda cihad eden kimse, cepheden dönünceye kadar, namaza ve oruca hiç bir şekilde ara vermeyen kimsenin benzeridir.Allah, o kimseyi şehid olursa cennete koymaya, gazi olursa manevî ecre ve dünyalık ganimete kavuşmuş olarak, evine döndürmeye kefil olmuştur."
Bütün rivayetleri ile Muttefekun Aleyh'dirBu hadiste Mümin ve muhlis olarak Allah yolunda cihada çıkan ve onu ancak Allah yolunda cihadın çıkardığı kişiye Allah Teâlâ tarafından kefalet vardır.Şüphesiz ki o;üç şeyden birinde yahutta iki şeyden birinde Allah'ın kefaleti altındadır. Allah, o kimseyi şehid olursa cennete koymaya, gazi olursa manevî ecre ve dünyalık ganimete kavuşmuş olarak, evine döndürmek için,ganimetsiz ecre yahutta Allah onun için hem ganimeti ve hemde ecri biraraya toplar.Umde'nin sahibinin Müslim'e isnad ettiği ve müttefakun aleyh olan ikinci rivayete gelince onda Allah yolunda cihad yani Allah yolunda cihad yerine geçebilecek olan,insanın ona gücü yetmez o da aşağıdaki geldiği gibidir:Cihada çıkmanın yerine namazgahına girer,namazını kılar,orucunu ve namazında sürekliliğe devam eder ise bunun için Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:Ona gücünüz yetmez.