





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İbn Abbas -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim, ezanı işitir de ona icâbet edip mescide gelmezse, onun namazı yoktur. Ancak özür sahibi olan kimse bunun dışındadır.»
İbn Mâce rivayet etmiştirBu hadis cemaatle namaz kılmaya önem verip ve yüksek ihtimam göstermeye davet etmektedir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kim ezanı işitirse o kimsenin camiye gidip cemaatte hazır bulunmasının gerekli olduğunu beyan etmiş, şayet gitmez ise bu durumda o kimsenin namazı eksik, sevabı da azdır. Ancak özürsüz cemaate gitmeyenin günahla beraber üzerine olan namaz borcu kalkar. Ancak bir kimsenin cemaate gitmemesi hastalık, yağmur, can, mal, çocuk ya da benzeri şeylere zarar gelme korkusu gibi şer'î bir özür sebebi ile olursa bu kimsenin üzerine her hangi bir şey gerekmez.
Zeyd b. Sâbit -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- mescid içinde hasırdan bir hücre edinmişti. (Ramazânın son on gününde) birkaç gece buradan çıkıp cemaatle hem farz ve hem de terâvîh namazı kılmıştı. Sonunda cemaatin birikip çoğaldığını görünce bir gece yalnız yatsı namazını kıldırıp bu hasır odasına çekilmiş ve terâvîh namazı için çıkmamıştır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hücresinde sesini işitmeyince O'nu uyudu zannettiler ve uyansın da çıksın diye sahâbîlerin bazısı öksürmeye başladılar. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bekleyen cemaate hitap edip şöyle buyurdu: «Cemaatle (terâvîh) namazı kılmak hususunda sizde gördüğüm bu yaptığınız iş ve arzu devamlıdır. Fakat böyle cemaat hâlinde bu ibadete devam ederken, teravih namazının cemaatle kılınmasının size farz kılınmasından ve farz kılındığı takdirde hepinizin bu namazı cemaatle kılmaya güç yetirememenizden korkarım. Onun için ey insanlar! Sizler bu namazı kendi evlerinizde kılınız. Çünkü farz namaz müstesna, kişinin namazının en faziletlisi kendi evinde kıldığı namazıdır.»
Muttefekun AleyhBu hadis-i şerif Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mescidin bir köşesinde itikâf için hasırdan bir hücre edindiğini beyan etmektedir. Görünen odur ki Nebi -aleyhisselam- itikaftaydı ve geceleri namaz kılıyordu. Birtakım adamlar onu duydular ve ona uydular. Birkaç gece sonra onun sesini duymadılar ve onu uyuyor zannettiler. Nebi -aleyhisselam-'ı uyandırmak için bazı sesler çıkardılar. Nebi -aleyhisselam- onların yanına çıktı ve uyumadığını beyan etti. Bilakis onların üzerine gece namazının farz kılınacağından korktu. En faziletli nafile namazın evlerinde kıldıkları namaz olduğunu belirttiği gibi yine onlara eğer gece namazını (cemaatle kılmak) onlara farz kılınmış olsaydı buna asla güç yetiremiyeceklerini de açıklamıştır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Erkekler için en hayırlı saf en öndeki saf, en kötü (sevabı az) saf da en arkadaki saftır. Kadınlar için en hayırlı saf en arka saf, en kötü (sevabı az) saf ise en öndeki (erkeklerin hemen arkasındaki) saftır.»
Müslim rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, erkeklerin namazda en hayırlı ve sevap bakımından en faziletli safının, en öndeki saf olduğunu bildirmiştir. Çünkü bu saf, imama yakın olmayı, onun kıraatini dinlemeyi ve kadınlardan uzak olmayı sağlar. Safların en kötüsü, sevap ve fazilet bakımından en az olanı ve İslam şeriatının yapılmasını istediği şeylerden en uzak olanı, sonuncu olanıdır. Kadınların saflarının en hayırlısı ise en arkada olanıdır; çünkü bu, onlar için daha korunaklı, erkeklerle karışmaktan, onları görmekten ve fitneye düşmekten daha uzaktır. En kötü saf ise en önde olanıdır; çünkü erkeklere yakın olmayı ve fitneye maruz kalmayı içerir.
Vâbisa -radıyallahu anh-'ın rivayet ettiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, safın arkasında tek başına namaz kılan bir adam gördü ve ona namazını iade etmesini emretti.
Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-, safın arkasında tek başına namaz kılan bir adam gördü ve bu halde kıldığı namazın geçerli olmayacağı için namazını iade etmesini emretti.
Ubey b. Ka'b -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize sabah namazını kıldırdı. Şöyle buyurdu: «Falanca kişi namaza şahit oldu mu?» Hayır dediler. «Filanca kişi şahit oldu mu?» Hayır dediler. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurdu: «Bu iki namaz (yatsı ve sabah) münafıkların üzerine en zor gelen namazlardır. Eğer bu namazlardaki fazileti bilselerdi dizleri üzerinde emekleyerek gelirlerdi. Birinci saf meleklerin safı gibidir, onun faziletini bilseydiniz onun için acele ederdiniz. Kişinin bir başka kişi ile birlikte kıldığı namaz, tek başına kıldığı namazdan, iki kişi ile birlikte kıldığı namaz bir kişi ile birlikte kıldığı namazdan daha sevaptır. Cemaat ne kadar çok olursa bu namaz o nispette Allah Teâlâ’ya daha da sevimlidir.»
Ebû Dâvûd, Nesâî ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün sabah namazını kıldı ve: Falanca bizim bu namazımıza katıldı mı? diye sordu. Sahabeler: Hayır dediler. Sonra şöyle dedi: Falanca namaza katıldı mı? diye başka biri hakkında sordu. Dediler ki: Hayır. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Sabah ve yatsı namazları münafıklara en ağır gelen namazlardır. Çünkü iki namaz vaktinde tembellik ağır basar ve karanlıkta görünmeyecekleri için riyakârlık yapabilecekleri bir durum olmaz. Ey iman edenler! Eğer sabah ve yatsı namazlarının sevabı ve fazladan ecri -çünkü sevap, zorlukla orantılıdır- bilseydiniz, eller ve dizler üzerinde emekleyerek bile olsa bu iki namaza gelirdiniz. İmama olan yakınlık bakımından ilk saf, meleklerin safının Allah Teâlâ'ya olan yakınlığı gibidir ve eğer Müminler ilk safın faziletini bilselerdi onun için yarışırlardı. Bir kimsenin başka bir kişi ile kıldığı namaz, sevap ve sonuç bakımından tek başına kıldığı namazdan daha üstündür ve iki kişiyle kıldığı namaz da bir kişiyle kıldığı namazdan daha hayırlıdır. Namaz kılanların çok olduğu namaz, Allah katında daha sevimli ve daha hayırlıdır.
Amir b. Abdullah b. Zübeyr'in babasından rivayet ettiği hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmutur: Nikâhı ilan ediniz”
Ahmed rivayet etmiştirHadis nikahın insanlar arasında ilan edilip yayılmasının meşru oluşuna delalet etmektedir. Bunun sebebi mutluluğu izhar edip gizli yapılan evlilikten ayırt edilmesidir. İlan edilmesinin ölçüsü örftür. Düğün yemeğinin ilan edilmesi, nikah şahitliği, damatı gelini alıp giderken uğurlamak, def çalmak ve arabaların korna çalmaları vb hususlar bu kapsamda değerlendirilir.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hangi kadın velilerinin izni olmaksızın nikahlanırsa, onun nikahı batıldır -bu sözü üç defa tekrarladı-. Eğer erkek onunla gerdeğe girmişse, kadının kendisine helal kılınması (cinsel birliktelik) sebebiyle mehir hakkı kadına aittir. Eğer (veliler) anlaşmazlığa düşerlerse, velisi olmayanın velisi sultandır (yöneticidir).»
Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, velilerinin izni olmadan bir kadının kendisini nikahlamasını sakındırmıştır. Nikahının geçersiz olduğu hususunda ikaz etmiş; hatta bunu, nikahın hiç gerçekleşmediği manasında üç defa tekrar etmiştir. Eğer kadının velilerinin izni olmadan evlendiği kişi onunla gerdeğe girmiş (zifaf gerçekleşmiş) ise, onunla kurduğu cinsel birliktelik sebebiyle mehirin tamamı kadına ait olur. Daha sonra, eğer (kadını evlendirecek) veliler, velilik mertebeleri eşit olduğu halde nikah yetkisi konusunda anlaşmazlığa düşerlerse, kadının menfaatini gözeterek hareket etmesi durumunda, nikahı onlardan ilk kıyanın yaptığı akit geçerli olur. Eğer veli, kadını evlendirmekten haksız yere kaçınırsa, sanki kadının hiç velisi yokmuş gibi kabul edilir. Bu durumda sultan (devlet başkanı) veya onun vekili olan kadılar (hakimler) ve benzeri yetkililer kadının velisi olur. Aksi takdirde, (hakkıyla görevini yapan) bir veli varken sultanın velilik yetkisi yoktur.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Kadın kadını evlendirmesin; kadın kendi başına kendini evlendirmesin. Şüphesiz zinakar olan kadın kendi kendini evlendirir."
İbn Mâce rivayet etmiştirBu hadis kadının kendi başına kendini yada başka bir kadını evlendirme velayeti olmadığına delalet etmektedir. Kadının kendini evlendirdiği nikah batıldır. Ancak "zinakar olan kadın kendi kendini evlendirir" ibaresi Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'ın sözüdür. Bu sözde kadının kendini evlendirmeye kalkması zinakar kadının işidir. Nikah ancak velinin izni ile olduğunda güzel olur.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Karısıyla dübüründen (anal) cinsel ilişkiye giren kimse lanetlenmiştir.»
Ebû Dâvûd, Nesâî (Sünen-i) el-Kübrâ'da ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir kocanın karısıyla dübüründen ilişkiye girmesi halinde lanetleneceği ve Allah'ın rahmetinden kovulacağını bildirmektedir.