





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Cabir İbn Abdillah -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre; bir adam, Uhud günü Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e: Eğer Allah yolunda öldürülürsem ben nerede olacağım, dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Cennette!» diye cevap verdi. Bunun üzerine adam elinde bulunan hurmaları attı ve sonra öldürülünceye kadar düşmanla savaştı ve şehit düştü.
Muttefekun AleyhCabir –radıyallahu anh-'ın haber verdiğine göre, Umeyr b.el-Hamam ismindeki bir adam Uhud Gazvesi günü Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelip: Ya Rasûlâllah! Eğer öldürülene kadar savaşırsam, yani müşriklerle cihad ederken öldürülürsem ben nerede olurum? diye sormuş, bunun üzerine Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Sen cennette olacaksın!» buyurmuştur. Bunun üzerine adam, elinde bulunan hurmaları yere atmış ve “Muhakkak ki bu hayat uzundur. Eğer sağ kalacak olursam bu hurmaları yerim.” demiş ve sonra cihad meydanına atılmış ve öldürülene/şehit düşene kadar -radıyallahu anh- savaşmıştır.
Ebû Katâde el-Ensârî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre (O, şöyle demiştir): Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi kızı Zeynep'ten olan torunu Umâme'yi taşıyarak namaz kılardı. Ebû'l-Âs İbnu'r-Rabî' İbn Abdişşems -radıyallahu anh-'tan gelen bir rivayette: ''Şöyle ki, secdeye vardığı zamân onu yere koyar, secdeden kalktığında ise onu tekrar kucağına alırdı.''
Muttefekun AleyhRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi kızı Zeynep'ten olan torunu Umâme binti Zeyneb'i namaz kılarken kucağına alarak namaz kılardı. Kıyama kalktığı zaman onu omzuna koyardı. Rükû ve secde yaptığı zaman da sevgisinden ve şefkatinden dolayı onu yere koyardı.
Ummu Atiyye -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz, cenazelerin arkasından gitmekten men edildik; ancak bu yasak bize kesin ve bağlayıcı bir şekilde emredilmiş değildi.
Muttefekun aleyhUmmu Atiyye el-Ensariyye -radıyallahu anha- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kadınları cenazelerle birlikte yürümekten men ettiğini haber vermektedir. Bunun sebebi, bu durumda kadınların fitneye maruz kalmaları veya fitneye sebep olmaları ve ayrıca sabırlarının zayıf olabileceği endişesidir. Ardından Ummu Atiyye -radıyallahu anha-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu yasağı, diğer yasaklarda olduğu gibi kesin ve kuvvetli bir üslupla pekiştirmediğini ifade etmiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak aktarılan hadiste: "Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şarap içen bir adam getirildi. Şöyle buyurdu: "Onu dövün!" Kimimiz onu ellerimizle, kimimiz ayakkabılarıyla, kimimiz de elbisesi ile dövdü. O adam salıverilince oradakilerden biri: "Allah seni rezil ve rüsva etsin!" deyince, Peygamber - sallallahu aleyhi ve sellem: Öyle demeyin! Ona karşı şeytana yardımcı olmayın."
Buhârî rivayet etmiştirHadisin anlamı: Sahabeler -radıyallahu anhum- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına içki içen bir adam getirdiler. Nebi – sallallahu aleyhi ve sellem- belirli bir sayıyla sınırlamadan o kimseye vurulmasını emretti ve sahabeler de vurdular. Bazıları hiçbir eşya kullanmadan elleriyle, bazıları o kişiyi caydırma amaçlı ayakkabılarıyla, bazıları da elbiseleriyle vurdular. Had cezasının uygulandığı alet olan kırbacı kullanmamışlardır. İnsanlar vurmayı bitirince aralarından bazıları: “Allah seni rezil ve rüsva etsin!” dedi. Yani, o kimseye alçak ve rezil olması için beddua etti. Bu da insanlar arasında rezil ve küçük düşmektir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Öyle demeyin, Ona karşı şeytana yardımcı olmayın.” dedi. Çünkü ona rezil rüsva olması için beddua ettiklerinde belki dualarına icabet edilir ve şeytan amacına ulaşabilirdi. Had cezası uygulanmasına rağmen günahkâr kişi oradan uzaklaşmadan şeytan maksadına nail olur.
Usâme b. Zeyd b. Hârise -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Kızı (Zeynep), Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e: "Oğlum ölmek üzeredir, lütfen bize kadar geliniz," diye haber gönderdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Aldığı şey Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır. Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır. Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin!» buyurarak kızına selâm gönderdi. Bunun üzerine Kızı, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e; "Ne olur, mutlaka gelsin, diye tekrar haber yolladı." Bu defa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yanında Sa’d b. Ubâde, Muâz b. Cebel, Ubeyy b. Kâ’b, Zeyd b. Sâbit -radıyallahu anhum- ve başka bazı sahâbîler olduğu halde kalkıp kızına gitti. Çocuğu Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’e verdiler, kucağına aldı. Çocuk pek zor nefes almaktaydı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın gözlerinden yaşlar boşandı. Durumu gören Sa’d b. Ubâde -radıyallahu anh-: "Ey Allah’ın Rasûlü, bu ne haldir?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Bu, Allah’ın, kullarının kalbine koymuş olduğu merhamet duygusudur,» buyurdu. Hadisin bir başka rivâyetinde; «Bu, Allah’ın dilediği kullarının kalbine koyduğu bir rahmettir. Zaten Allah, ancak, merhametli kullarına rahmet eder.» buyurmuştur.
Muttefekun AleyhUsâme b. Zeyd -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kızlarından birisi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e birisini gönderdi ve oğlunun ölmek üzere olduğunu haber vermesini istedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den yanına gelmesini talep ediyordu. Gönderdiği kişi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber verdiğinde, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o gelen kişiye: «Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin! Aldığı şey, Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır. Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır.» diye buyurdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kızının gönderdiği kişiye, kızına -çocuğun annesine- şu sözleri söylemesini emretti. «Sabretsin!» bu musibete sabretsin, «Ecrini beklesin» Sabrederek ecrini Allah'tan beklesin. Çünkü bazı insanlar vardır ki sabreder ancak ecrini beklemez. Kişi sabreder ve ecrini Allah'tan beklerse yani; sabrıyla Allah'ın onu mükâfatlandırmasını ve ona ecir vermesini isterse, işte bu ecrini beklemek demektir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in : «Aldığı şey, Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır.» Sözü çok yüce bir sözdür. Eğer bütün her şey Allah’ın ise ve senden bir şey aldı ise bu, O'nun mülküdür. Sana bir şey verdi ise yine onun mülküdür. Senden mülkü olan bir şeyi aldığında nasıl olur da öfkelenirsin? Bundan dolayı bir kişiye bir musibet isabet ettiğinde: "İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raci’un" (Şüphesiz biz Allah’tan geldik ve şüphesiz dönüşümüz O’nadır.) denir. Bizler, Allah’ın mülküyüz, O, bize dilediğini yapar demektir. Aynı zamanda çok sevdiğimiz şeyi elimizden aldığında, o şey Allah -Subhanehu ve Teâlâ-’nındır. Alan da veren de Allah’tır. Hatta sana verdiği şeyin sahibi sen değilsindir. O, Allah’ındır. Bu yüzden Allah’ın sana vermiş olduğu şey ile ancak sana izin verdiği şekilde tasarrufta bululabilirsin. Bu da Allah’ın bize vermiş olduğu mülkün sınırlı olduğunun delilidir. Mutlak tasarruf hakkına sahip değiliz. Bundan dolayı şöyle demiştir: «Aldığı şey de verdiği şey de Allah’ındır.» Eğer aldığı Allah’ın ise nasıl olur da buna katlanamayız? Nasıl olur da El-Mâlik olan Allah -Subhanehu ve Teâlâ-’nın sahibi olduğu şeyi almasına öfkeleniriz? Bu akla ve vahye terstir. «Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır.»: Her bir şeyin belirli bir vakti vardır. Alanın ve verenin Allah olduğunu, O’nun katında her şeyin belli bir vakti olduğunu kesin olarak bilirsen kanaatkâr olursun. Son cümle şunu ifade etmektedir: Şüphesiz ki insan ecel olarak yazılanı ne önceye ne de sonraya alabilir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.” (Yunus Suresi: 49) Eğer bir şey takdir olundu ise ve ne önceye ne de sonraya alınabiliyor ise, buna katlanamamanın ve öfkelenmenin bir faydası yoktur. Çünkü o kimse katlanamasa da, öfkelense de takdir olunan şeyi değiştiremeyecektir. Sonra elçi olarak gönderilen kişi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kızına söylemesini emrettiği şeyi kızına ulaştırmıştır. Ancak kızı bir kez daha babasının gelmesini talep etmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve yanındaki bir grup sahabe kalkıp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kızının yanına geldiler. Çocuk, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kucağına verildiğinde çok zor nefes almaktaydı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'in- gözlerinden yaşlar boşandı. Sa’d b. Ubâde -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sabırsızlıktan ağladığını zannetti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu rahmet duygusudur» Yani; takdir edilene sabretmediğim için değil, çocuğa duyduğum rahmetten dolayı ağladım demektir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Zaten Allah, sadece, merhametli kullarına rahmet eder.» Bu da başına bir şey gelene rahmetten dolayı ağlamanın cevazına delalet eder.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: “Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kabrin yanı başında ağlayan bir kadının yanından geçti. O kadına: «Allah’tan kork ve sabırlı ol!» dedi. Kadın: Beni rahat bırak! Çünkü benim başıma gelen musibet sana gelmedi, sen bunu anlamazsın dedi. Kadına: Bu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’dir denilince, kadın, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kapısına geldi ve kapının önünde bekçiler yoktu. İçeri girerek: "Ey Allah’ın Rasulü! Ben seni tanıyamadım" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Gerçek sabır, ilk musibet anında gösterilen sabırdır.!» dedi. Başka bir rivayette: "Kadın, çocuğuna ağlıyordu." şeklinde gelmiştir.
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ölmüş çocuğunun kabri başında duran bir kadının yanından geçti. Kadın bu çocuğunu çok seviyordu. Kabrinin başına gidip ağlamaktan kendini engelleyemedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun bu halini gördüğünde Allah'tan korkmasını ve sabretmesini emretti. Kadın: "Beni rahat bırak! Çünkü benim başıma gelen musibet, sana gelmedi" dedi. Sonra kadına bu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'di denilince pişman oldu ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kapısının önüne geldi. Kapının önünde insanların girmesini engelleyen bekçiler yoktu. İçeri girerek ben seni tanıyamadım dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- insanın, musibetin ilk anında gösterdiği sabrın, sevap kazanacağı gerçek sabır olduğunu haber verdi.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Bilal, ezanı çift okumakla, kâmeti ise tek okumakla emrolundu.”
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- müezzini olan Bilâl -radıyallahu anh-'a ezanı çift okumasını emretti. Çünkü ezan mescidde hazır bulunmayanlara haber vermek içindir. O yüzden baştaki (tekbir) lafzının dışındaki diğer lafızları çift olarak gelir. Lafızlarını dörtlemek de varid olmuştur ve sonundaki (Kelime-i Tevhid) tek okunması sabit olmuştur. Aynı zamanda Bilâl'e kameti teklemesini emretmiştir. Çünkü kamet mescidde hazır bulunanlar içindir. Bundan dolayı (tekbir) lafzı hariç diğer cümleleri tek tek söylenir. Ancak “kad kameti's-salah” lafzının kamette çift söylenmesi sabit olmuştur.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-’den rivayete göre ninesi Müleyke, bir yemek hazırlayıp, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i davet etmişti. O yemekten biraz yedikten sonra: ‘Haydi kalkın size namaz kıldırayım’ dedi. Enes diyor ki: ''Çok kullanıldığı için siyahlaşmış hasırımızı getirdim, yumuşaması için üzerine su serptim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kalktı ben ve yetim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasına durduk. Ninem de bizim arkamıza durdu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize iki rekât namaz kıldırdı gitti.Müslim'in rivayetinde:''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona,annesine namaz kıldırdı.Beni sağ tarafına durdurdu,kadını da arkamızda durdurdu.
Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhMüleyke -radıyallahu anhâ- Rasûlallah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i pişirdiği yemekten ikram etmek için davet etti.Allah Teâlâ onu en yüce değerler ve en yüksek ahlak üzere yaratmıştı.Bundan çok tevazu, yüce değerine ve makamının yüksekliğine rağmen küçüğün, büyüğünde,erkeğin,kadının,zenginin ve fakirin davetine icabet ederdi.Bundan yüce hedefler isterdi.Yoksulların kalplerini onarmak gibi değerli maksatlar güder,miskinlere karşı mütevazi,cahillere eğitim ve diğer övülen maksatlar.Peygamber davet eden o kadının yanına geldi.Onun yemeğinden yedi.Sonra da mubarek meclislerinde büyüklerle toplanamadıklarından onunla beraber olmanın bu zayıf insanlarıda kapsaması için bu fırsatı değerlendirdi.Ve nasıl namaz kılınacağını öğrenmeleri ve onlara namaz kıldırmak için kalkmalarını emretti.Enes -radıyallahu anh- eski bir hasırı almak için gitti.Çok beklemek ve kullanılmaktan dolayı siyahlaşmıştı.Onu hemen suyla yıkadı.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara namaz kıldırmak için hasırın üzerinde durdu.Enes'i ve yetimi kendisiyle beraber Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasında saf yaptı.Yaşlı kadın onlarla beraber namaz kılmak için -davet sahibi- Enes ve yetimin arkasında safa durdu.Onlara iki rekat namaz kıldırdı.Davet ve öğretme işine hakkıyla yaptıktan sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kalktı ve ayrıldı.Allah bize onun fiillerine ve ahlakına tabi olmayı nasib etsin.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anh-'tan merfu olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Kadınlarınız camiye gitmek için sizden izin isterlerse,onu engellemesin.Bilal b. Abdullah dedi ki:Allah'a yemin olsun ben onu engelleyeceğim.Dedi ki Abdullah ona doğru gitti.Ve ona çok kötü şekilde sövdü.Daha önce böyle sövdüğünü işitmedim.Ve dedi ki ben sana Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den haber vereceğim.Ve sen Allah'a yemin olsun ki ben onları engelleceğim diyorsun?''Başka bir lafızda:''Allah'ın kadın kullarını mescitlerinden alıkoymayın.''
Her iki rivayeti de Muttefekun Aleyh'dirİbn Ömer -radıyallahu anhumâ- Şüphesiz ki Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle dediğini rivayet etti:Kadınlarınız camiye gitmek için sizden izin isterlerse, onlara engel olmasın.Kadının cemaat faziletini almasına engel olmaması için.Ve bu hadiste kadının namaz kılmak için mescide gitmesinin hükmünün açıklanması vardır ki o da caizdir.Abdullah b. Ömer -radıyallahu anh-'ın oğullarından biri bu hadisi anlattığı zaman hazır bulunuyordu.Zamanın Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zamanından farklı olarak kadınların süslenmede çok daha genişleyerek değiştiğini gördü.Kıskançlık onu kadınları korumaya itti.Bu sözün üzerine şöyle dedi -kanun koyana itiraz etme kastı olmadan- Allah'a yemin olsun ki onları engelleyeceğim.Babası onun sözünde itiraz ediyormuş gibi anladı.-Bu red edişiyle- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu konudaki sünnetine karşı.Allah ve Rasûlu için kızması onu oğluna çok aşırı sövmeye itti.Ve Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ- dedi ki:sana Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den haber vereceğim.Ve sen Allah'a yemin olsun ki ben onları engelleceğim diyorsun?