





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-,Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhumâ- namaza ''Elhamdü lillahi Rabbi'l âlemîn'' diyerek başlıyorlardı.Bir rivayette:''Ebû Bekir,Ömer ve Osman ile beraber namaz kıldım onlardan hiç birinin Besmeleyi (sesli) okuyarak kıldığını duymadım.Müslim'in rivayetinde:''Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Ebû Bekir,Ömer ve Osman'ın arkasında namaz kıldım (namazda) kıraata ''Elhamdü lillahi Rabbi'l âlemîn'' diyerek başlıyorlardı.Ne kıraatın başında ne de sonunda ''Bismillahirrahmanirrahhim,'i'' zikretmiyorlardı.
Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhEnes b. Mâlik -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ve raşid halifeleri ile uzun süren arkadaşlığı ve beraberlliği sebebiyle onlardan hiç birinin namazda Besmeleyi (sesli) olarak ne kıraatın başında ne de sonunda okuduğunu işitmediğini zikrediyor.''Elhamdü lillahi Rabbi'l âlemîn'' diyerek namaza başlıyorlardı.İlim ehli Besmelenin sesli olarak okunmasının hükmünün meşruiyeti konusundaki görüşler açısından ihtilaf ettiler.İlim adamlarının görüşleri arasında sahih olan namaz kılan kimsenin namazda her rekatta Besmeleyi Fatiha'yı okumadan önce gizli olarak okumasıdır.Bu namazın sesli veya sessiz namaz olması fark etmez.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kıyamet gününde Allah Teâlâ’ya göre en şerli insan, karısına yaklaştıktan sonra onun sırrını ifşâ eden kimsedir.»
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, kıyamet gününde Allah Teâlâ’ya göre en şerli insan, bu ihanetle vasıflandırılan insandır. O da karı kocadan, ikisinden başkasının bilemeyeceği mahremlerini, kasıtlı olarak ifşa eden kimsedir. Bu hadis, kişinin kendisi ile hanımı arasında yaşanan şeyleri tafsilatlı olarak aktarmasının haram olduğuna delalet eder. Kadından sadır olan bir sözü yahut fiili veyahut bunun benzeri şeyleri aktarmasıdır. Mücerred olarak aralarındaki cinsel ilişkiyi zikretmesinin bir faydası olmadığı gibi buna da ihtiyaç yoktur. Bu kötü bir şeydir. Çünkü bu erkekliğe yakışmaz. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ya hayır söylesin ya da sussun!» Eğer böyle bir şeyin söylenmesine ihyitaç varsa ve bunda bir fayda varsa durum değişir. Örnek olarak kocanın, karısından uzak durmasının sebebini açıklaması yahut kadının, kocasının cima etmekten aciz olduğu iddasında bulunması gibi durumların anlatılmasında, bu durumlardaki maslahata binaen bir mekruhluk hali sözkonusu değildir. Sünnet de buna delalet etmektedir.
Ümmü Seleme -radıyallâhu anhâ- şöyle dedi: Ebû Talha'nın hanımı Ümmü Süleym, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Kuşkusuz Allah, hakkın söylenmesinden haya etmez. Bir hanım ihtilam olduğu zaman gusül abdesti alması gerekir mi?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Suyu (meniyi) gördüğü zaman evet (alması gerekir).» buyurdu.
Muttefekun AleyhÜmmü Suleym el-Ensâriyye -radıyallahu anhâ-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e soru sormak için geldi. Sorusu avret yeri ile alakalıydı. Bu, genellikle sorulması utanılacak bir mesele olduğu için sorusundan önce soruyu sorabilmek için bir giriş cümlesi kurdu ki, bu soruyu duyanların yanında sorunun utanılacak kısmı hafiflesin. Şöyle dedi: Allah -Azze ve Celle- hak olandır. Zikredilmesinde fayda olduğu müddetçe hayadan dolayı hakkın söylenmesinden imtina etmez. Ümmü Süleym -radıyallahu anhâ- bu giriş konuşmasını yaparak sorusunu yumuşattıktan sonra, konunun özüne gelerek, rüyasında cinsel ilişkiye girdiğini gören kadının gusül alması gerekir mi? diye sorduğunda Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: Evet, şayet kadın şehvetli bir şekilde suyun (meninin) geldiğini görürse gusül gerekir, dedi.
Müminlerin annesi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımı Âişe -radıyallahu anha- şöyle rivayet etmiştir: Yanıma, beraberinde iki kızı bulunan bir kadın geldi ve benden bir şeyler istedi. Yanımda ona verebileceğim tek bir hurmadan başka bir şey bulamadım. Ben de onu kendisine verdim. Kadın o tek hurmayı iki kızı arasında paylaştırdı; kendisi ondan hiçbir şey yemedi. Sonra kalkıp çıktı. Ardından Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanıma girdi. Ben de durumu kendisine anlattım. Bunun üzerine şöyle buyurdu: «Kim bu kız çocuklarının bakım ve sorumluluğunu üstlenir de onlara güzel davranırsa, onlar kendisi için Cehennem ateşine karşı bir perde (koruyucu) olurlar.»
Muttefekun aleyhMüminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha- yanına iki kızıyla birlikte bir kadının geldiğini haber vermektedir. Kadın, kendisinden yiyecek bir şey vermesini istedi. Ancak Âişe -radıyallahu anha-'ın yanında bir tek hurmadan başka verebileceği hiçbir şey yoktu. O da bu hurmayı kadına verdi. Kadın ise hurmayı iki kızı arasında paylaştırdı ve kendisi ondan hiçbir şey yemedi. Ardından kalkıp ayrıldı. Bir süre sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- içeri girdi. Âişe -radıyallahu anha- da bu olayı kendisine anlattı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Kim kız çocuklarının bakım ve sorumluluğunu üstlenir; onlara ihsanda bulunur, güzel bir terbiye verir, yedirip içirir, giydirir ve bütün bunlara sabır gösterirse, o kızlar onun için Cehennem ateşine karşı bir örtü ve koruyucu olurlar.
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh- şöyle dedi:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i ''Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın” buyururken işittim.Müslim'deki bir başka lafızda:''Ebû Hureyre'yi abdest alırken neredeyse yüzünü ve ellerini omuzlarına kadar yıkadığını gördüm.Sonra iki ayağını bacaklarına kadar yıkadı.Sonra da şöyle dedi:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim:''Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır.Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın” buyururken işittim.Müslimde bir diğer lafızda:Halilim olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim:''Müminin süsü abdestinin ulaştığı yere kadar ulaşır.''
Her iki rivayeti de Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın kıyamet gününde ümmetini diğer ümmetler arasında fazilet ve şeref bakımından özel kılacağını ümmetine müjdeliyor.Öyle ki onlara seslenilecek ve yaratılmışların başında gelecekler,yüzleri,elleri ve ayakları nurlarla parlayacak.Bu da bü yüce ibadetin eserlerinden bir eserdir.O da abdesttir ki onu Allah'ın rızasını kazanmak ve sevabını istemek için bu değerli uzuvlara aldırarak tekrarlamışlardır.Karşılığıda bu çok özel büyük övgüdür.Sonra da Ebû Hureyre -radıyallahu anh- şöyle dedi:''Kim bu beyazlığı uzatmak istiyorsa yapsın.''Çünkü uzuvda yıkanan yer ne kadar uzun olursa beyazlıkta o kadar uzun olur.Çünkü nurun beyazlığı abdest suyunun ulaştığı yere kadar ulaşır.Ancak meşru olan abdest alırken ellerin dirsekleride içine alarak dirseklere kadar olması ve pazuya gelmesi ve pazudanda bir kısmının yıkanmasıdır.Ayakların yıkanması ise aşık kemiklerini de içine alıp kemiğe kadar olup bacağı yıkamaya başlamaktır.Abdestte pazunun ve bacağın yıkanması meşru değildir.
Ebu Nuceyd İmran b. el-Huzaî -radıyallahu anh'den- rivayet olunduğunu göre; Cüheyne kabilesinden bir kadın zinadan hamile kalmıştı. Bu halde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve şöyle dedi: "Ya Rasûlallah! Haddi gerektiren bir suç işledim. Hakkımda had cezasını uygula." Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- o kadının velisini çağırdı. «Şu kadına iyi davran. Doğum yapınca onu bana getir.» diye buyurdu. Adam da öyle yaptı. Sonra (günü gelince) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- o kadının elbisesini (açılmasını önleyecek şekilde) iyice toparlatıp sıkıca bağlattıktan sonra emretti de kadın recmolundu. Sonra da o kadının cenaze namazını kıldı. Bunun üzerine Ömer- radıyallahu anh-: "Yâ Rasûlallah! Bu kadının cenaze namazını kıldın, halbuki o zina etmiştir?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Andolsun ki o kadın öyle bir tövbe etti ki, eğer onun tövbesi, Medine halkından yetmiş kişi arasında taksim olunsaydı onların hepsini kapsardı. Sen canını Allah'a cömertçe vermekten çekinmeyen bir kadının tövbesinden daha üstününü bulabilir misin?» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirCüheyne kabilesinden bir kadın zinadan hamile kalmıştı. Bu halde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve had cezasını gerektiren bir suç işlediğini ve hakkında had cezasının uygulanmasını istediğini haber verdi. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o kadının velisini çağırdı ve kadına iyi davranmasını emretti. Doğum yapınca onu kendisine getirmesini söyledi. Kadının velisi, çocuk doğunca kendisine emrolunduğu üzere kadını, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e getirdi. Kadının elbisesi (açılmasını önleyecek şekilde) iyice toparlanıp sıkıca bağlandı ve ardından taşlanarak recmolundu. Kadın bu şekilde vefat etti. Sonra da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, bu kadının cenaze namazını kıldı. Cenaze duasını okudu. Bunun üzerine Ömer- radıyallahu anh-: "Yâ Rasûlallah! Bu kadının cenaze namazını kıldın, halbuki o zina etmiştir?" Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «O kadın öyle bir tövbe etti ki, şayet tövbesi Medine halkından yetmiş kişi arasında taksim olunsa hepsini kapsardı.» dedi. Ardından «Canını Allah'a teslim edip, zina günahından kurtulmayı arzulayan bir kadının tövbesinden daha üstünü var mıdır?» diye buyurdu.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: “Ben Rasûlullah -sallallahu ve sellem-’in elbisesine bulaşan meniyi yıkıyordum. O, elbisesinde ıslak kısım (kurumamış) olsa dahi namaza giderdi. Başka bir rivayette şöyle gelmiştir: ''Kurumuş meni bulaşığını Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in çamaşırından tırnağımla kazıyarak çıkarıyordum. O da bu elbiseyle namaz kılıyordu.”
Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhÂişe -radıyallahu anha- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in elbisesine cünüp olması sebebiyle meninin bulaştığını zikrediyor. Bazen ıslak oluyordu ve onu su ile yıkayarak elbiseden çıkarıyordu. Elbisesi daha kurumamış iken bu şekilde namaza gidiyordu. Başka bir zamanda da meni kuru oluyordu. Aişe -radıyallahu anha- kurumuş meniyi tırnaklarıyla kazıyordu ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu elbiseyle namaz kılıyordu.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sabah namazının iki rekât sünnetine diğer nafile namazlardan daha fazla önem verirdi."
Muttefekun aleyhMüminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in nafile namazlar içinde sabah namazının iki rekât sünnetine gösterdiği özeni, dikkati ve devamlılığı başka hiçbir nafile namaza göstermediğini rivayet etmiştir.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.»
Muttefekun AleyhBu hadis; cemaat ile kılınan namazın tek başına kılınan namaza göre faziletini açıklamaktadır. Cemaatte büyük fayda ve maslahatlar olduğu için cemaatle kılnan namaz tek başına kılınan namaza göre sevap bakımından yirmi yedi derece daha faziletli ve üstündür. Tek başına kılınan namaz ile cemaat ile kılınan namaz arasında büyük farklılıklar bulunmakta olup, cemaatle kılınan namazda bir çok faydalar vardır. Şüphesiz ki, kim bu büyük kazancı zayi ederse bu faziletten mahrumdur.