





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’den merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Biriniz geceleyin namaz kılmak üzere kalkıp da Kur’an’dan ne okuduğunu bilmeyecek derecede dili dolaşırsa, yatıp uyusun.»
Müslim rivayet etmiştirHadisin Manası: Eğer kul gece namazında ne dediğini bilmeyecek kadar uykusu bastırdığı için Kur’an okumakta zorlanıyorsa, uykusunu alana kadar yatıp uyusun ki Allah’ın kelamını, manasını değiştirecek ya da kelimelerini tahrif ederek caiz olmayan bir şeyi yapmış olmasın. Hatta o kimse kendine beddua bile edebilmesi söz konusudur. Buharî'den gelen Enes –radıyallahu anh-’ın rivayetinde: «Namaz kıldığı esnada biriniz uyuklarsa ne okuduğunu bilene kadar uyusun.» buyrulmuştur.
Sehl -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cennet'te Reyyân denilen bir kapı vardır ki, Kıyamet Günü o kapıdan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. (O gün) Oruçlular nerede? diye seslenilir. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse giremez.»
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle haber vermiştir: Cennet kapılarından birine 'Reyyân' kapısı denir. Kıyamet gününde oradan sadece oruç tutanlar girer, onlardan başka hiç kimse o kapıdan giremez. (O gün) 'Oruç tutanlar nerede?' diye nida edilir; bunun üzerine onlar kalkıp o kapıdan girerler, onlardan başka hiç kimse giremez. Onların sonuncusu da içeri girdiğinde kapı kapanır ve artık oradan hiçbir kimse giremez.
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir aydan oruç tutmadığı günler o kadar çok olurdu ki, biz O'nu artık o aydan hiç oruç tutmayacak zannederdik. Bazen de o kadar çok oruç tutardı ki, artık o ay orucu hiç bırakmayacak zannederdik. Onu gece namaz kılarken görmek istersen, mutlaka öyle görürdün. Uyurken görmek istersen öyle görürdün."
Buhârî rivayet etmiştirHadisin manası: Enes -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in orucundaki ve namazındaki halinden haber vermiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir aydan oruç tutmadığı günler o kadar çok olurdu ki, bir kimse O'nu artık o aydan hiç oruç tutmadığını zannederdi. Yine bir ayda o kadar çok oruç tutardı ki, tuttuğu orucun çokluğundan dolayı bir kimse onun orucu bırakmayacağını zannederdi. Aynı zamanda gece namaz kılmak istediğinde belli bir vakitle sınırlı kalmazdı. Bazen gecenin ilk vakti, bazen ortasında, bazen de sonunda kılardı. Öyle ki gecenin bir vakti onu namaz kılmaz zannederken onu namaz kılarken bulursun. Uyumaz zannettiğinde de uyurken bulursun. Onun ameli ifrat ve tefrit arasındaydı.
Ebu Hureyre'den –radıyallahu anh- rivayet edildiğine göre Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dedi: " Sağılan süt tekrar memeye girmediği gibi, Allah korkusundan ağlayan kişi Cehenneme girmez. Allah yolundaki toz ile Cehennemin dumanı da bir araya gelmez."
Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirRasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Allah korkusundan ağlayanın Cehenneme girmeyeceğini haber vermiştir. Çünkü genel olarak korkudan (Allah'a) İtaat edilir ve emrettiği yerine getirilip isyandan kaçınılır. Sağılan süt tekrar memeye girmediği gibi denilerek imkânsız olan bir şeyle örnek verilir. Bir kul için Allah yolundaki toz ile Cehennemin dumanı bir araya gelmez. Dünya ve ahiret bir araya gelemiyeceği gibi, bu iki zıt şey de bir araya gelmez.
Zübeyr b. Avvâm -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden birinin iplerini alıp dağa gitmesi, oradan sırtında bir deste odun getirip satması, onun için, (istediğini) verseler de vermeseler de insanlara gidip dilenmesinden daha hayırlıdır.»
Buhârî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Bir insanın, sırtına ip alıp odun yükleyip satıp yemesi veya sadaka verip insanlardan bağımsız olması ve istemenin utancından korunması, insanlardan istemekten ve onların ona vermesi veya reddetmesinden daha iyidir. Çünkü insanlardan istemek utanç vericidir, Mümin ise şereflidir ve değerlidir.
Ümmü Külsûm Binti Ukbe İbni Ebî Muayt -radıyallahu anhâ- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i şöyle buyururken işittim demiştir: "İnsanların arasını bulmak için hayırlı haber götüren veya hayırlı söz söyleyen kimse yalancı sayılmaz." Müslim'in rivayetinde şu ziyade vardır: Peygamber -aleyhisselam-’ın insanların söyleyip durduğu yalanlardan sadece üçüne izin verdiğini işittim. Bunlar: "Savaşta, insanların arasını bulmak maksadıyla ve kocanın karısına, karının da kocasına (aile düzenini korumak maksadıyla) söylediği yalandır."
Muttefekun AleyhAsıl itibariyle yalan söylemek haramdır. Zira Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: "Yalandan sakının.Yalan insanı fucura/günaha, o da Cehennem'e götürür. Kişi durmadan yalan söyler ve yalanın peşine düşerse Allah katında yalancılardan yazılır." Müslim rivayet etmiştir. Ancak şu üç konuda yalan söylemeye izin verilmiştir: -İki kişi arasını bulup, düzeltmek için söylenen yalan -Savaş sırasında söylenen yalan -Eşler arasında söylenen yalan Bu üç hususta yalan söylemenin caiz olduğuna dair delil sünnette bulunmaktadır. Çünkü bu durumlarda hiç bir zarar yoktur, aksine yarar ve fayda vardır. Birincisi: Birbirine küs iki kişi yahut iki kabile arasını bulmak ve düzeltmek için söylenen yalan. Böyle bir durumda kişi aralarında anlaşmazlık olan insanlara birbirlerinden hayırlı ve güzel sözler nakleder. Kendisi hakkında övgüyle bahsettiğini ve birbirlerini güzel vasıflarla andıklarını aktarır. Aslında böyle şeyler duymamıştır. Ne var ki bu şekilde davranarak iki kişinin arasını düzeltmek, kırgınlık ve gücenmişliği ortadan kaldırmak istemektedir. Bir kimsenin bu kasıtla yalan söylemesi caizdir. Kişi böylece arada olan düşmanlık, buğz, husumet ve öfkeyi ortadan kaldırmaya çalışır. İkincisi: Savaşta söylenen yalan. Bu durumda kişi kendisini son derece güçlü ve kuvvetli gösterir. Böylece kendi safında olan ordusunu teşvik eder, düşmanı da tuzağa düşürür. Yahut Müslüman ordularının sayısının çok olduğu ve çok sayıda takviye geldiği haberini gönderir. Veyahut arkana bak, arkanda birisi var şimdi seni vuracak gibi sözler söyler. Bütün bunlar caizdir. Zira bu tür yalanlarda İslam ve Müslümanlar için son derece yarar ve faydalar bulunmaktadır. Üçüncüsü: Erkeğin hanımına, kadının da kocasına yalan söylemesi. Örneğin sen benim için en sevimli insansın, senin gibi bir insanı çok istedim gibi aralarında sevgi ve muhabbeti doğurup, daim edecek kelimeler sarf ederler. Bu tür sözleri konuşmakta fayda ve yarar olduğundan dolayı caizdir. Karı koca arasında söylenecek yalan aralarında sevgi ve muhabbeti, güzel geçinmeyi sağlaması ile sınırlıdır. Nevevî -rahimehullah- şöyle demiştir: "Erkeğin karısına, kadının da kocasına yalan söylemesinin hedefi, ortada olmayan sevgi ve muhabbeti izhar edip, ortaya çıkarmak olmalıdır. Ancak yapmaları gereken bir şeyi yapmamak yahut hakları olmayan bir şeyi elde etmek için yalan söylemek Müslümanların icması ile haramdır. Şerh-u Muslim, Nevevî, 16/158. Hafız İbn Hacer -rahimehullah- ise şöyle demiştir: "Kadın ve erkeğin söylediği yalanın, yapmaları gereken bir şeyi yapmamak, yahut hakları olmayan bir şeyi elde etmek için söylenen yalan olmadığı hakkında alimler ittifak etmişlerdir."
Enes -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece şehit, gördüğü aşırı itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı ister.» Bir rivayette: «Şehitliğin faziletini gördüğü için» denilir.
Muttefekun AleyhBir kimse cennete girdikten sonra oradan ayrılıp yeryüzü ve içindeki bütün hazineler, değerli şeyler, zenginlik ifade eden bahçeler ve yüksek yapılı saraylar verilse bile dünyaya geri dönmek istemez. Sonra da bunların içinden şehidi istisna etmiştir. Muhakkak ki o, Allah yolunda cihad etmek ve şehitlik ile bir defa yerine on defa kazançlı olmak için dünyaya on defa geri dönmeyi sever/ister. Bu da şehitlerin görmüş olduğu onurdan/saygıdan dolayıdır.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- anlatıyor. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e soruldu: "Hangi amel Allah yolunda cihad etmeye denktir?" O da: «Siz, buna güç yetiremezsiniz" dedi. İki ya da üç defa aynı soruyu sordular. Her defasında, «Siz, buna güç yetiremezsiniz.» karşılığını verdi. Ardından şöyle buyurdu: «Allah yolunda cihad edenin misali, Allah yolunda cihad eden evine dönünceye kadar gündüzleri oruçla, geceleri de ibadet ve kıyamla geçiren adamın misali gibidir.» İmam Buharî'nin rivayetinde ise, "Bir adam gelerek Ey Allah’ın Rasûlü! Cihada denk gelebilecek bir ameli bana göster." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bulamıyorum.» diye cevap verdi. Sonra da şöyle devam etti: «Mücahit sefere çıktığı zaman sen mescide girip de (o geriye dönünceye kadar) hiç gevşemeden devamlı namaz kılmaya, hiç iftar etmeden devamlı oruç tutmaya güç yetirebilir misin?» buyurdu.Adam da: "Buna kimin gücü yeter ki?" dedi.
Buhârî rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhHadiste sahabeden birisi gelerek Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e cihada ecir ve sevap bakımından denk gelecek hayır ve itaat amellerinden birini sorar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de buna güç yetiremezsiniz diye karşılık verir. Yani Allah yolunda cihat etmeye sevap ve ecir bakımından denk olan ibadeti yerine getirme hususunda sizler buna güç yetiremezsiniz. Sahabeler bu soruyu iki yahut üç defa tekrarlayınca, aldıkları cevap hep aynı olmuştur. Buna güç yetiremezsiniz. Ardından Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelere güç yetiremeyecekleri bu ameli açıklar. Kesintisiz ve gevşemeden oruç tutmak, namaz kılmak ve Kur’an-ı Kerim okumak. Bu ibadetleri eda etmeye güç yetirilmesi söz konusu değildir. Bundan ötürü Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- ilk olarak buna gücünüz yetmez demişti. İmam Buharî'nin rivayetinde ise "Sahabelerden bir adam gelerek Ey Allah’ın Rasûlü! Derece ve değer, sevap ve ecir bakımından cihada denk gelebilecek bir ameli bana göster." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bulamıyorum.» diye cevap verdi. Yani cihada denk olan bir amel bulamıyorum demek anlamına gelir. Yine Buharî ve Müslim’in rivayetine göre şöyle buyurmuştur: «Allah yolunda yapılan bir sabah veyahut akşam yürüyüşü, hiç şüphesiz dünyadan ve dünya içindekilerden daha hayırlıdır.» Devamla Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Mücahit sefere çıktığı zaman, sen mescide girip de (o geriye dönünceye kadar) hiç gevşemeden devamlı namaz kılmaya, hiç iftar etmeden devamlı oruç tutmaya gücün yeter mi?» Bunun manası: Allah yolunda cihada giden mücahit evinden çıktığı andan itibaren sen mescide girip, sürekli orada ibadetle meşgul olabilir misin? Kesintisiz namaz kılıp, oruç tutabilir misin? Şayet bunu yapmak mümkün ise işte cihat etmeye denk olan amel budur. Bunu duyan adam da kim bunu yapabilir ki? diye cevap verdi. Yani kim kesintisiz bir şekilde namaz kılar ve oruç tutar. Hiç şüphesiz buna hiç kimsenin gücü yetmez.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kim Allah'a gerçekten inanarak ve vaadine gönülden bağlanarak O'nun yolunda cihad etmek için at beslerse, o atın yediği, içtiği, gübresi ve sidiği kıyamet gününde o kimsenin sevapları arasında olacaktır.»
Buhârî rivayet etmiştirHadisin manası: Kim, Allahın rızasını gözeterek, O’nun yolunda cihat etmeleri için savaşçılara at bağışlarsa ve Allah’ın vadettiğini tasdik ederse “Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir.” Ayetinin müjdesine mazhar olur. Şüphesiz ki Allah -Azze ve Celle- kıyamet gününde o kimsenin hayırlarının olduğu kefeye, o hayvanın yediğinden, içtiğinden, çıkardığı idrarı ve dışkısının her birinden dolayı sevap verir. Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’dan rivayet edilen uzun bir hadiste: At üç çeşittir; kimi atlar vardır ki, sahibi için sevap kazandırır, kimi atlar vardır ki, sahibinin fakirlik ve yoksulluğunu örter, kimi atlar da vardır ki, sahibine günah kazandırır. Sonra şöyle dedi: Kendisi için ecir kazandıran at sahibine gelince, o kimse atını Allah yolunda cihad için hazırlar, onu otlaması için bir otlağa ve bahçeye bağlar, o bahçede ve otlakta atın yediği her şey adedince sahibine sevap yazılır. Dışkısının ve bevlinin (idrarının) adedince de sevap yazılır. At yuları koparıp oraya buraya koşsa, o kimse için şereftir veya iki şereftir. O atın her ayak izine ve dışkısına dahi sahibi için sevap yazılır. O kaçan at bir nehre uğramış olsa oradan bir yudum su içse, sahibi o hayvanı sulamayı düşünmemiş olsa bile bunlar sahibine mükafat olarak yazılır. Muttefekun Aleyh.