





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- minberde sadaka verme, iffetli olma ve dilenciliği dile getirdi ve: «Veren el, alan elden daha hayırlıdır, yukarıdaki el infak eden, aşağıdaki el ise isteyendir.» buyurdu.
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- minberden hutbe verirken sadaka vermeye teşvik etmiş ve dilencilikten sakınılması gerektiğini hatırlatmış, ardından şöyle buyurmuştur: İnfak eden ve harcayan, üstün olan el; isteyen, altta olan elden daha iyidir ve Allah katında daha sevgilidir.
Müminlerin annesi Meymûne Bintu'l-Hâris -radıyallahu anhâ- (sahip olduğu siyah) bir cariyeyi, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den izin istemeden hürriyete kavuşturmuştu. Nihayet Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in nöbet günü sırası Meymûne’nin sırasına gelince, Meymûne: Ey Allah’ın Rasûlü! Ben cariyemi âzâdladım, bunu hissettin mi (bildin mi)? dedi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sen bu azat etme işini gerçekten yaptın mı?» deyince, Meymûne -radıyallahu anhâ-: “Evet azâd ettim. (hürriyet verdim), dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Eğer cariyeyi (Hilâl oğullarından) kendi dayılarına hediye etseydin ecrin daha büyük olurdu.» buyurmuştur.
Muttefekun AleyhHadisin anlamı: Müminlerin annesi Meymûne Bintu'l-Hâris -radıyallahu anhâ- Allah yolunda köle azat etmenin faziletini bilmesinden dolayı sahip olduğu bir cariyeyi, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e haber vermeksizin yahut ondan izin almaksızın hürriyetine kavuşturdu. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in nöbet günü sırası Meymûne’nin sırasına gelince, Meymûne, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e yaptığı şeyi haber verdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona; bunu yaptın mı? Diye sordu. O, evet diye cevap verdi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, Meymune Annemizi, O’nun görüşünü almadığı için onu kınamadı/ayıplamadı fakat ona şöyle demiştir: «Eğer cariyeyi (Hilâl oğullarından) kendi dayılarına hediye etseydin ecrin daha büyük olurdu.» Bunun anlamı, yani sen güzel bir iş yaptın. Şayet cariyeyi (Hilâl oğullarından) kendi dayılarına hediye etseydin akrabaya sadaka vermen sebebi ile ecrin daha çok ve daha büyük olurdu.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bir adam alacağını istemek üzere Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e karşı ağır bir ifade kullandı. Bunun üzerine ashâb ona haddini bildirmek istediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Onu bırakınız. Çünkü alacaklı olanın söz söylemeye hakkı vardır.» buyurdu. Sonra da: «Onun devesiyle aynı yaşta olan bir deve veriniz.» diye emretti. Sahâbîler: Yâ Rasûlallah! Ancak onun devesinden daha iyi olan yaşlısını bulabiliyoruz, dediler. Peygamber Efendimiz: «O halde onu veriniz; şüphesiz ki sizin hayırlınız borcunu en güzel şekilde ödeyendir.» buyurdu.
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir adamdan küçük bir deveyi borç olarak almıştı. Adam, alacağını istemek üzere Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e karşı borcunu isterken ağır bir ifade kullandı. Bunun üzerine sahabeler, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e karşı olan kabalığından ve edepsizce tavırlarından dolayı onu dövmek istediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:Onu bırakınız dilediğini söylesin, hiçbir şekilde ona karşı çıkmayın. Çünkü alacaklı olan borcun ödenmesini talep etme hakkına sahiptir. Ancak isterken edep çerçevesine bağlı kalmalıdır. Ancak sayıp sövmek ve kötülemek müslümanın ahlakından değildir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabından bazısına sadaka develerinden onun devesiyle aynı yaşta olan bir deveyi o kimseye vermelerini emretti. Sahabeler: (Onun devesine eş değer bir deve bulamıyoruz) Ancak onun devesinden daha iyi olan yaşlısını bulabiliyoruz, dediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «O halde onu veriniz; şüphesiz ki sizin insanlarla muamelede en faziletliniz, sevap olarak en çoğunu hak edeniniz, borcunu en güzel şekilde ödeyeninizdir.» buyurdu.
İbn Mes'ud merfû olarak rivayet ediyor: Allah rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Hanginize mirasçısının malı kendi malından daha sevimlidir?” diye sordu. Onlar: "Ey Allah’ın Rasûlü! Hepimiz malımızı mirasçının malından daha fazla severiz.” dediler. Bunun üzerine Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem de-: «Kişinin kendi malı, hayır yaparak önceden gönderdiğidir. Mirasçısının malı ise (harcamayıp) geride bıraktığıdır!» buyurdu.
Buhârî rivayet etmiştirHadisin Manası: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerine; «Hanginize mirasçısının malı kendi malından daha sevimlidir?» diye sordu. Yani hanginiz mirasçısından miras yoluyla alıp, sahip olduğu malı kendi eliyle kazandığı maldan daha fazla sever. Onlar: “Hepimiz malımızı mirasçının malından daha fazla severiz.” dediler. Yani her insan kendi eliyle kazandığı tam tasarruf sahibi olduğu malını, başkasının malından daha çok sever. Zira insan kendi malı, istek ve arzularını gerçekleştirmesi için bir vesiledir. Bunun üzerine Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kişinin kendi malı, hayır yaparak önceden gönderdiğidir.» Yani kişinin hayattayken kendisi için, hac ibadeti, vakıf bırakmak, okul yapmak, cami, hastane inşa etmek, ailesi ve kendisi için harcadıkları mal ve mülkü kıyamet gününde önünde bulacaktır. Dünya hayatında Allah yolunda harcamayıp, biriktirdiği malı kendine ait olmayıp, mirasçılarına taksim edilecektir. Hiçbir karşılığını bulamayacaktır. Bu manada İmam Müslim Abdullah b. Eş-Şıhhîyr –radıyallahu anh-’den bir hadis rivayet etmiştir. "Allah Rasûlü’nün yanına gelmiştim. Sizi çokluk oyaladı ayetini okuyordu. Ademoğlu malım malım, der durur. Senin yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka verip baki bıraktığın malından başkası mı vardır?" Bu hadis insanın kendisine ait malın tümünü Allah yolunda harcaması gerektiği anlamına gelmez. Manası şöyledir: Nasıl ki insan mirasçılarına mal bırakmak için çalışıp, didinir. İşte böyle aynı ciddiyetle ahireti için da çalışıp, bir şeyler biriktirmesi gerekir. Kendisi için, hanımı, çocukları ve anne babası için harcaması farz olan masrafların dışında artan malını ahireti için harcamalıdır. İnsanın bu sayılan kişilere bakması farzdır. Ebu Umame –radıyallahu anh-'dan rivayet olunan bir hadiste Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır: «Ey insan, fazla olan malını harcaman senin için hayırlıdır. O malı yanında alıkoyman senin için şerdir.» Müslim, 2/718, no:1036.
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet olunduğuna göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Vitri sabah namazı vakti girmeden kılmakta acele edin.»
Müslim rivayet etmiştirHadisin Manası: Vitir namazının gecenin sonuna ertelenmesinin müstehap olmasıdır. Ancak vitrini gecenin sonuna bırakan kimsenin yapması gereken ihtiyatlı olup fecrin doğmasından önce kılmada acele etmesidir. Çünkü gece namazının en son zamanı fecrin doğduğu vakittir. Eğer vitir namazını kılmadan önce üzerine fecir doğarsa fazileti kaçırmış olur.
«Sizden önceki ümmetlerden bir zat (kabirde) hesaba çekildi; ama hayır namına hiç bir şeyi bulunmadı. Yalnız insanlarla düşüp kalkardı; zengindi. Hizmetkârlarına fakiri (borcundan) affetmelerini emreylerdi. Allah -Azze ve Celle-: Biz buna ondan daha layığız; onu affedin! buyurdu.»
Müslim rivayet etmiştir«Adam hesaba çekildi» yani Allah Teâlâ, onu yapmış olduğu ameller üzerine hesaba çekti. «Sizden öncekilerden» yani önceki ümmetlerden. «Onun hayırlı hiçbir ameli bulunmadı» yani Allah Teâlâ’ya yakınlaştıran salih amellerden bulunamadı. «Fakat insanlarla düşüp kalkardı; zengindi. Onlara borç verirdi ve hizmetkârlarına fakirin borcunu affetmelerini emreylerdi.» Borçları tahsil etme esnasında hizmetkarlarına zor durumda olan ve ödemeye güç yetiremeyen fakir borçlulara müsamaha göstermelerini yahut onların borcunu affetmelerini emrederdi. «Allah -Azze ve Celle-: Biz buna ondan daha layığız; onu affedin!» buyurdu. Yani onu, insanlara olan ihsan/iyilik, gösterdiği kolaylık ve yumuşaklık sebebi ile Allah onu mükâfatlandırıp bağışladı.
Cabir b.Abdullah -radıyallahu anh- merfû olarak rivayet ediyor: "Selime oğulları kabilesi mescide yakın bir yere taşınmak istediler. Bu durum Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ulaşınca, «Bana ulaşan habere göre siz mescidin yakınına taşınmak istiyormuşsunuz.» buyurdu. Onlar da: "Evet Yâ Rasûlallah! Bunu istiyorduk” dediler. Bunun üzerine Rasûlallah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Selime oğulları! Yurdunuzda oturunuz. Sizin (mescide gelmek için attığınız) adımlarınız yazılmaktadır. Yurdunuzda oturunuz. Sizin (mescide gelmek için attığınız) adımlarınız yazılmaktadır.» buyurdu. Bir rivayette ise «Her atılan adıma bir derece vardır.» buyurmuştur."
Buhârî buna benzer bir şekilde rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştirHadisin Manası: Selime oğulları kabilesi mescide yakın bir yere taşınmak istediler. Kendi yurtları uzak olduğu için, yakın bir yere taşınmak istediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- İmam Buharî'nin rivayetinde olduğu üzere Medine'nin boşalmasından hoşlanmıyordu. Medine'nin tümüyle yaşanılan bir yer olmasını istiyor, münafık ve kafirlerin gözüne büyük bir şehir olarak gözükmesini hedefliyordu. Bunu duyan Allah Rasûlü: «Bana ulaşan habere göre siz mescidin yakınına taşınmak istiyormuşsunuz.» diye onlara sordu. Onlar da: "Evet Yâ Rasûlallah! Bunu istiyorduk” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Selime oğulları! Yurdunuzda oturunuz. Sizin (mescide gelmek için attığınız) adımlarınız yazılmaktadır. Yurdunuzda oturunuz. Sizin (mescide gelmek için attığınız) adımlarınız yazılmaktadır.» buyurdu ve her atılan adıma bir derece olduğunu açıkladı. Ebu Hureyre -radıyallahu anh- mevkuf olarak rivayet ettiği hadiste şöyle demiştir: «Sevap bakımından en fazla olanınız evleri (camiye) en uzak olanınızdır.» Kendisine neden böyle olduğu sorulunca, «Çokça atılan adımlar sebebiyle» diyerek cevap vermiştir. İmam Malik el-Muvatta adlı eserinde rivayet etmiştir. Hadis no: 33. Ev camiye ne kadar çok uzak olursa, karşılığında verilen derece ve silinen günahlar bir o kadar çok olur. Elbette bu faziletli sevaba nail olabilmek için, kişi evinde güzelce abdest almalı, bir bineğe binmeden yürüyerek camiye gitmelidir. Atacağı adımların az yada çok olması arasında çok büyük bir farklılık yoktur. Kişinin camiye giderken attığı her bir adımında kendisine iki şey verilir. Bir derecesi yükselir ve işlemiş olduğu bir günahı silinir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerinden birisi merfû olarak rivayet eder ki: «Sizden biri güzelce abdest alır, sonra namaz kılmak için çıkarsa, sağ ayağını her kaldırışında Allah -Azze ve Celle- ona bir sevap yazar, sol ayağını her koyduğunda da Allah -azze ve celle- bir günahını siler. Yakın olsun uzak olsun durum böyledir.» Ebu Davûd, (563) rivayet etmiştir. Şeyh el-Elbanî Sahihu Ebi Davûd adlı eserinde Sahih Hadis demiştir. 3/97, hadis no:572. İbn Abbâs -radıyallahu anh-'den rivâyet olunduğuna göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Rabbim Azze ve Celle bu gece en güzel surette İbn Abbâs dedi ki: Uykuda' bana göründü ve Ey Muhammed büyük ve ileri gelen melekler topluluğu hangi konuda münakaşa ediyorlar biliyor musun? diye buyurdu. Ben de "evet kefaretler ve dereceler hakkında dedim." Ardından "kefaret ve dereceler" nedir dedi?" Namazdan sonra mescitlerde kalıp, beklemek, cemaate yaya olarak yürümek her türlü zorlukta bile abdest organlarını iyice yıkamaktır." diye buyurdu. İmam Ahmed rivayet etmiştir. Hadis no: 3483. Şeyh el-Elbanî Sahihu'l-Cami'i-s-Sağîr ve Ziyadetuhu adlı eserinde Sahih Hadis demiştir. 3/97, hadis no: 572. Dereceleri elde etmek ancak şu hususları gerçekleştirmekle olur: 1-Camiye abdestli olarak gitmek 2-Sevap umarak gitmek. "Ameller niyetlerle olur. Her kimseye niyetinin karşılığı vardır." Muttefakun aleyh. 3-Evinden camiye gitmek için çıkmış olmak. 4-Mazeret dışında bineğe binmeden yürüyerek gitmek. Bir insanın mazereti varsa araba ile camiye gitmesinde bir beis yoktur. Tekerleklerin dönüşü adım yerine geçer. Her bir dönüş bir adım sayılır. Yere temas eden nokta tekerlek döndükçe bir tur sonra bir daha yere temas edecektir. Camiye yürüyerek gitmenin fazileti bir defa daha ortaya çıkmaktadır ki, Allah Teâlâ camiye gidiş ve dönüşte her adım için sevap yazmaktadır.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Gecenin bir kısmında kalkıp namaz kılan ve karısını da (namaz kılması için) uyandıran, kalkmak istemediği zaman yüzüne su serpen kimseye Allah rahmet etsin. Gece kalkıp namaz kılan ve kocasını da (namaz kılması için) uyandıran, kalkmak istemediği zaman yüzüne su serpen kadına Allah rahmet etsin.»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- gecenin bir kısmında kalkıp namaz kılan ve karısını da (namaz kılması için) uyandıran kimsenin, uykunun baskın gelmesi yahut fazla tembellikten dolayı karısı kalkmak istemediği zaman onun yüzüne hafifçe su serper. Çünkü o, Allah’ın rahmetini hak etmektedir. Tam aksi durum kadın için de geçerlidir. O da kocasını kaldırır.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivâyete göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabından bir kimse tatlı su kaynağı bulunan bir toplumun yanından geçti. Oranın manzarası ve o iş hoşuna gitti ve şöyle dedi: Keşke insanlardan uzaklaşıp manzarası güzel şu toplumun yanına yerleşsem! Ama Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den izin almadan bu işi yapmayacağım dedi ve durumu Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e anlattı. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Halktan uzaklaşıp bu rahat işi yapmak, sizden birinizin Allah yolunda cihâd için kısa bir süre olsa bulunması yetmiş yıl evinde kılacağı nafile namazdan daha faziletlidir. Allah’ın sizi affetmesini ve Cennetine koymasını istemez misiniz? O halde Allah yolunda savaşın. Kim, Allah yolunda deve sütünün sağılması kadar bile kısa sürede olsa savaşırsa Cennet o kimseye vacip olur.»
Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirHadisin Anlamı: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabından bir adam, dağda bir tatlı su kaynağına uğradı. Bu su kaynağı onun çok hoşuna gitti. İnsanlardan uzaklaşıp bu kaynağa yerleşerek onun suyundan içmek ve Allah’a ibadet etmek istedi. Fakat bunu, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e sorup ondan izin almadan yapmayacağım, dedi. Durumu Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e anlattı. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «(Bunu) Yapma!» dedi ve onu bundan yasakladı. Çünkü Allah yolunda savaşmak ona vacip olmuştu. Çünkü onun, nafile ibadet yapmak için kendisine farz olmuş bir ibadeti terk etmesi masiyetti. Sonra ona şöyle buyurdu: «Sizden birinizin Allah yolunda cihâd için kısa bir süre olsa bulunması, yetmiş yıl evinde kılacağı nafile namazdan daha faziletlidir.» Yani; cihat etmek, yalnız kalarak yetmiş yıl nafile ibadetten daha faziletlidir. Çünkü cihadın faydası, sahibinin eksikleri sebebi ile sevabı az verilen namaz gibi değildir. Cihadın sevabı çoktur. «Allah’ın sizi affetmesini ve Cennetine koymasını istemez misiniz?» Yani Allah’ın sizin günahlarınızı bağışlamasını ve sizi cennete koymasını istiyorsanız, Allah yolunda, sabrederek ve ecrini yalnızca Allah’tan bekleyerek cihat etmelisiniz. Sonra Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, cihadın faziletini şu sözüyle açıklamıştır: «Kim, Allah yolunda deve sütünün sağılması kadar bile kısa sürede olsa savaşırsa Cennet o kimseye vacip olur.» Yani; kim, Allah’ın kelimesinin yüce olması için savaşırsa, bu savaşa katılımı kısa süre dahi olsa o kimseye cennet vacip olur.