





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Ebî Evfâ -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre o, kızının cenaze namazında dört defa tekbir aldı. Dördüncü tekbirden sonra, iki tekbir arasında durduğu kadar durup kızının bağışlanmasını diledi ve onun için dua etti ve sonra; “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle yapardı.” dedi. Bir başka rivayette şu ifadeler yer almaktadır: Dört tekbir aldıktan sonra o kadar bekledi ki, biz onun beşinci defa tekbir alacağını sandık. Sonra sağına ve soluna selâm verdi. Namazdan sonra; “Bu yaptığın nedir?” dedik. O da bize, “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yaptığını gördüğüm şeye bir ilave yapmış değilim.” ya da “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle yapardı.” diye cevap verdi.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Hâkim rivayet etmiştirAbdullah b. Ebî Evfâ -radıyallahu anh- kızının cenaze namazını kıldırdığını ve dört tekbir aldığını haber veriyor. Namaza başlamak için tekbir alıyor, sonra Fatiha Suresi'ni okuyor, sonra ikinci tekbiri alıyor, sonra da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e salat ve selam getiriyor. Sonra da üçüncü tekbiri alıyor, daha sonra da ölen kişiye dua ediyor. Sonra da dördüncü tekbiri alıyor. Dördüncü tekbirden sonra biraz geç kaldı. Bu esnada ölen kişiye dua edip onun için bağışlanma diledi. Sonra selam verdikten sonra onunla beraber namaz kılanlara "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle yapıyordu." dedi. Yani dört tekbir getiriyor, dördüncü tekbirden sonra ölen kişiye dua ediyor. Başka bir rivayette: O geçen ayrıntılı anlatım gibi dört tekbir aldı, dördüncü tekbirden sonra ona dua edip mağfiret diledi. Arkasındakiler sanki onun beşinci tekbiri alacağını zannetmişlerdi. Sonra namazdaki gibi ya da namazın bitmesinden sonra yaptığı gibi birincisi sağ tarafa, ikincisi sol tarafa iki kere selam verdi. Arkasında bulunan insanlardan bazıları ona dördüncü tekbirden sonra hemen selam vermeyerek geç kalmasının sebebini sordular. O da::"Bu yaptığım Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığından fazla bir şey değildir." dedi. Sahabenin en doğru ve en çok yaptığı cenaze namazında sadece sağ tarafa selam vermeleridir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bizi bir seriyye içinde savaşa gönderdi. «Falanca ve falancayı bulursanız» Kureyş'ten iki kişinin adını vererek, «O ikisini yakalayıp yakınız» dedi. Sonra yola çıkmak istediğimiz sırada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ben size, filan ve filanı ele geçirdiğinizde ateşte yakmanızı emretmiştim. Halbuki ateş ile yalnız Allah azap eder. Bu sebeple, siz bu ikisini yakaladığınızda öldürünüz.» buyurdu.
Buhârî rivayet etmiştirEbû Hureyre -radıyallahu anh- bu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onları bir seriyye içinde düşmanla savaşmak için savaşa gönderdiğini haber vermiştir. Onlara kim olduklarını belirttiği Kureyş'ten iki kişiyi gördüklerinde o ikisini yakmalarını emretmiştir. Sonra sefere çıkmadan önce kendisine veda etmek için geldiklerinde: «Ben size, filan ve filanı ele geçirdiğinizde ateşte yakmanızı emretmiştim. Halbuki ateş ile yalnız Allah azap eder. Bu sebeple, siz bu ikisini yakaladığınızda öldürünüz.» buyurdu.
İbn Mesûd -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bir yolculukta Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberdik. O, abdest bozmak için yanımızdan uzaklaştı. Bu sırada biz iki yavrusu olan küçük bir kaya kuşu gördük, yavruları aldık. Kuşcağız yavrularını kurtarmak için çırpınmaya başladı. Tam bu sırada Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- geldi ve: «Bu kuşu yavrularını almak suretiyle kim tedirgin etti? Verin ona yavrularını!» buyurdu. Bir kere de yaktığımız karınca yuvasını gördü ve: «Karıncaları kim yaktı?» diye sordu. "Biz yaktık.’’ deyince şöyle buyurdu: «Gerçek şu ki, ateşle azap etmek, ateşin yaratıcısından başka hiç kimse için uygun ve meşru değildir.»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirAbdullah b. Mesûd -radıyallahu anh- şöyle anlatmıştır: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bir yolculuktaydılar. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- tuvaletini yapmak için gitti ve sahabeleri iki yavrusu olan kaya kuşu buldular. Yavruları aldılar ve kaya kuşu, yavrularını kaybettiği için korkudan kanatlarını açmaya başladı. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- geldi ve şöyle buyurdu: Yavrularını ondan alarak onu üzen ve korkutan kimdi? Ardından, yavruların ona iade edilmesini emretti. Sonra ateşle yanmış bir karınca kolonisi gördü ve -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Bunu kim yaktı? Ashabından bazıları şöyle dedi: Biz. Onlara şöyle dedi: "Yaratıcısı olan Allah'tan başka hiç kimsenin diri olana ateşle işkence etmesi caiz değildir."
Bureyde -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Cihada çıkan erkeklerin geride bıraktıkları hanımları, cihada çıkmayan erkeklere kendi anneleri gibi haramdır. Bunlardan bir erkek, mücahitlerden birinin ailesine bakmayı üzerine alır da hıyanet ederse kıyamet günü bu adam durdurulur, o mücahit bunun amelinden dilediğini alır.» Bureyde diyor ki, sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize döndü ve; «Ne dersiniz?» buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirAsıl olan, yabancı bir kadının yabancı adamlara haram olmasıdır. Bu haramlık Allah Teâlâ yolunda cihada çıkan ve geride hanımlarını bırakan mücahitlerin hanımları söz konusu olunca daha da artmaktadır. Onları geride kalan (erkeklere) emanet ederler. Onların üzerine düşen o kadınların ırzları konusunda dikkat etmeleridir. Onlarla yalnız kalmaktan, onlara bakmaktan ve onlara yakışık almayacak ifadelerle seslenmekten sakınmalıdırlar. Çünkü onlar diğer mümin erkeklere haramlık konusunda kendi annelerinin haram olmaları gibi haramdırlar. Çünkü mücahitler, geride kalan erkeklere tıpkı kendi ailelerine bakmaları gerektiği gibi onlara da öylece bakmalarını vasiyet etmişlerdir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onların ihtiyaçlarını giderme noktasında onlara hıyanet etmeden, onlara haram bakışlarla bakmadan ya da onlarla bir harama düşmeye uğraşmadan insanın üzerine düşeni yapması gerektiğini açıklamıştır. Yine ondan (savaşa gitmeyip geride kalan kişiden) yapılması istenilen, kadınları koruma, onlara itina gösterme, onlara hayrın ulaştırılması ve onlara eziyet verecek şeyin onlardan uzaklaştırılması konusunda eksiklik olmamasıdır. «Bunlardan bir erkek, mücahitlerden birinin ailesine bakmayı üzerine alır da hıyânet ederse kıyamet günü bu adam durdurulur, o mücahit bunun amelinden dilediğini alır.» Manası: Mücahitler, hanımlarından uzak olduklarında onların hanımlarına ilişmeye cüret edip onlara hıyanet etmeleridir. Allah Teâlâ kıyamet günü mücahidin, hainin iyiliklerinden gözü aydın olana ve razı olana kadar almasına imkân verir. Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize döndü ve «Ne dersiniz?» buyurdu. Yani mücahidin o makamda onun iyiliklerinden alması ve bunu çokça yapması konusunda ne dersiniz? İyiliklerinden hiçbir şey kalmayıncaya kadar alır. (Şeyh) Abbad’ın Ebu Davud’un Es-Sünne isimli kitabının elektronik şerhi olan Mirkâtü’l-Mefâtih isimli kitabından (6/2461) alınmıştır.
İbn Ömer -radıyallahu anhuma- rivayet ediyor: Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- saçının bir kısmı tıraş edilmiş, diğer bir kısmı bırakılmış bir çocuk gördü. Derhal bunu yapmalarını yasakladı ve şöyle buyurdu: «Ya tamamını tıraş edin veya hepsini olduğu gibi bırakın!»
Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirHadisin Manası: Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- saçının bir kısmı tıraş edilmiş, diğer bir kısmı bırakılmış bir çocuk gördü. Derhal bunu yapmalarını yasaklayıp, bir defa bu hataya düşmemelerini emretti. Saçın bir kısmının kesilip, diğer bir kısmının bırakılmasını yasakladı.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-: Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in; «Herhangi biriniz ayakkabısının bağı koptuğu zaman onu onarıncaya kadar (bile olsa) tek ayakkabıyla gezmesin!» buyurduğunu işittim, demiştir.
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Müslümanın ayakkabısının teki kopmuşsa ve o kopan ayakkabı ile yürümek de mümkün değilse onun tek ayakkabı ile (diğer ayağında ayakkabı olmadığı halde) yürümesini yasaklamıştır. Bu durumda yapması gereken, onun kopan ayakkabıyı tamir etmesi veya ayakkabının sağlam olan eşini de çıkararak yürümesidir.
Cabir -radıyallahu anh- anlatıyor: Ebu Kuhafe, Fetih günü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e getirilmişti. Saçları seğâme çiçeği gibi bembeyazdı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bunun saç ve sakalının rengini değiştirin. Fakat siyah yapmaktan da kaçınınız.» diye buyurdu.
Müslim rivayet etmiştirHadisin Manası: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e Mekke’nin fethi günü Ebu Bekir es-Sıddîk’ın babası Ebu Kuhafe getirilmişti. Saçları ve sakalları segâme çiçeği gibi bembeyazdı. Segâme beyaz renkli bir çiçektir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onu böyle görünce; «Bunun saç ve sakalının rengini değiştirin. Fakat siyah yapmaktan da kaçınınız.» diye buyurdu. Beyazların siyah hariç her hangi bir renk ile değiştirilmesini emretti. Siyah renk insanı gençliğine geri döndürür. Sanki böyle yaparak yüce Allah’ın yaratmasına ve fıtratına karşı gelmek olur. Kızıl, sarı, kına ve ketm ile boyamakta bir beis yoktur. Siyah olmayan, kızıl ve siyah arası olan her renk ile boyanabilir. Yasaklanan renk saf siyahtır. Zira İmam Müslim’in Enes -radıyallahu anh-’den naklettiği bir rivayette Ebu Bekir ve Ömer -radıyallahu anhuma- kına ve ketm ile saç ve sakallarını boyardılar, ifadesi yer almaktadır.
Amr b. Şuayb'in babasından, babasının da dedesinden rivayet ettiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Beyaz kılları yolmayın. Zira o kıyamet günü, Müslüman kimsenin nurudur.»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirNebi –sallallahu aleyhi ve sellem- saç, sakal ve vücudun diğer yerlerinde bulunan beyaz kılların yolunmasını yasaklamıştır. Zira bu beyaz kıl kıyamet günü kişi için bir nur olacaktır. Şerhu Sunen-i İbn Mâce, Suyûtî, s. 264, Neylû’l-Evtar, 1/151.
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ölen herhangi bir kişinin arkasından ağlayıcılar, ey kendisine dayandığımız, ey efendimiz vs. onu övmeye başladıkları zaman, adamın başına iki melek görevlendirilip dikilir ve onu tartaklayarak; "Sen böyle biri miydin?" derler.»
Tirmizî rivayet etmiştirMüslüman bir kimse vefat ettiğinde, bir kimse ölen kimsenin zor zamanlarda kendisine sığındığı bir dağ gibi olduğunu, onun sığınağı olduğu söyleyerek ağıt yakarak ağlar. İki melek o ölen kimseyi göğsünden iter ve alaycı bir tavırla: "Sen böyle biri miydin?" derler.