





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte mescitte iken, bir bedevi geldi ve mescitte işemeye başladı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabeleri, "Dur! Dur!" dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Onu rahatsız etmeyin; bırakın.» Böylece işemeyi bitirinceye kadar onu bıraktılar. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onu çağırdı ve ona şöyle dedi: «Bu..." Mescitler bu tür idrar ve pislik için uygun değildir. Mescitler yalnızca Allah -Azze ve Celle-'yi anmak, namaz kılmak ve Kur'an okumak içindir.» Veya Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Bunun üzerine halktan birine bir kova su getirmesini ve üzerine dökmesini emretti.
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabeleriyle birlikte mescidinde iken, çölden bir bedevi geldi ve mescidin bir köşesine oturup idrarını yapmaya başladı. Sahabeler onu azarlayarak, "Bunu yapmayı bırak ve sakın" dediler. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Onu rahat bırakın ve idrarını yaparken onu rahatsız etmeyin." Bunun üzerine o işini bitirinceye kadar onu rahat bıraktılar. Sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu çağırdı ve ona şöyle dedi: Mescitler, idrar veya herhangi bir pislik için uygun değildir. Mescitler yalnızca Allah -Azze ve Celle-'yi zikretmek, namaz kılmak, Kur'an okumak ve benzeri ibadetler içindir. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerden birine bir kova su getirip, o adamın idrarının üzerine hafifçe dökmesini emretti.
Bureyde -radıyallahu anh-'dan rivayet edilmiştir: Bir adam, mescitte yitiğini aradı, sonra da: Kızıl deveyi gören yok mu?’ diye bağırdı. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «(Onu) bulamayasın! Çünkü bu mescitler ne maksatla yapılmışsa onun için inşa edilmiştir.» buyurdular.
Müslim rivayet etmiştirBureyde –radıyallahu anh- haber veriyor: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bir keresinde; “Kim kızıl deveyi gördü?" Diye bağırıp, devesini gören kimsenin kendisine haber vermesini isteyen bir adamı işitir. Bunun üzerine adama: «(Onu) bulamayasın!» der. Diğer bir rivayette ise «Allah sana deveni getirmesin.» ifadesi geçmektedir. «Çünkü bu mescitler ne maksatla yapılmışsa onun için inşa edilmiştir.» buyurdular. Ardından bu bedduanın sebebini beyan etmiştir. Zira mescitler, kayıp eşyaların arandığı, alışverişin yapıldığı dünyevi işler için değil, Allah’ı zikretmek ve ahireti arzulamak için inşa edilmiştir.
Muâz b. Enes el–Cühenî -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, cuma günü imam hutbe okurken dizleri dikip oturmayı yasaklamıştır.
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirEbu Davud’un bir önceki hadisten sonra işaret ettiği gibi bu hadis nesh edilmiş bir hadistir. Muâz b. Enes -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in, cuma günü imam hutbe okurken dizleri dikip oturmayı yasakladığını haber vermiştir. el-Hibvetu: İnsanın dizlerini dikerek kendisini kayış ya da sarık ve benzeri şeylerle o hal üzerinde bağlayıp oturmasıdır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cuma günü imam hutbe verirken iki sebepten dolayı bunu yasaklamıştır. Birincisi: Bu oturuş kişinin uykuyu getirip, hutbeyi dinlediği esnada uyumasına sebebiyet vereceğinden dolayı yasaklanmış olabilir. İkincisi: Avret yerlerinin açılma ihtimali olduğu için yasaklanmıştır. Çünkü Araplar genellikle tek elbise giyiyorlardı. Kişi ayaklarını dikerek oturduğunda avreti gözükür. O yüzden yasak mutlak olarak gelmiştir. Sahih Müslim’de geldiği gibi, “Tek elbiseyle ayakları dikerek oturmak fercin görünmesine sebep olur.” Nevevî –rahimehullah- şöyle demiştir: Bu oturuş Arapların toplantılarında genel oturma şekliydi. Şayet avreti gözükecek olursa bu haramdır. Ancak açılmayacağından emin olursa bir sıkıntı yoktur. Çünkü yasak makul bir sebepten dolayı ise ve bu sebep ortadan kalkarsa o zaman yasak da ortadan kalkar. Buharî ve Müslim'de Abbad b.Temim’in amcasından rivayet edilen hadiste, Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’i mescidde bir ayağını diğerinin üzerine atarak uzanmış bir şekilde görmüştür. Sahih Müslim Nevevî Şerhi (14/77), Riyazu’s-Salihin Şerhi (6/449).
Ebu Katâde -radıyallahu anh- Allah Resulü- sallallahu aleyhi ve sellem-in şöyle dediğini işitmiştir: "Alış verişte çok yemin etmekten sakının. Çünkü bu yemin, malı sattırır, ama (kazancın) bereketini giderir."
Müslim rivayet etmiştirHadisin anlamı: Doğru da olsa alışverişte çok yemin etmekten sakının şeklindedir. Çünkü çokça yemin etmek, içinde yalanın olabileceği bir durumdur. Meselâ insan, bir malı gerçekten söylediği gibi yüz liraya almış olsa da “Vallahi yüz liraya aldım.” demesi yakışık almaz. Şayet yalan ise zulüm üzerine zulümdür. Allah korusun. Eğer vallahi yüz liraya aldım deyip de, seksen liraya aldı ise bu daha kötüdür. Çünkü alışverişte yalan yere yemin etmiş olur ki; Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve selem- bunu yasaklamıştır. Alışverişteki yeminlerin malın satılma sebebi olduğunu haber vermiştir. Sonra Allah Teâlâ kazancın bereketini kaldırır. Çünkü bu kazanç, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve selem-’e karşı gelmeye delâlet eder. Kim Allah Rasûlü’ne karşı gelirse Allah’a karşı gelmiş olur. Birçok insan bu işle imtihan olur. O kimseyi müşteriye şöyle derken bulursun: Vallahi bu mal çok güzel, Vallahi ben bu malı şu fiyata aldım. İster doğru ister yalan söylüyor olsun, bu yasaklanmıştır. Çünkü bunda başkalarına zulmetmek vardır.( Riyâzus’ Salihîn, İbn Useymin Şerhi 6/461,462)
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sizden birinizin ailesi hakkındaki yeminini ısrarla sürdürmesi, onu Allah katında, Allah'ın farz kıldığı kefareti vermesinden daha günahkâr kılar.»
Muttefekun AleyhHadisin manası: Bir Müslüman ailesi ile alakalı bir yemin etmişse, bu yemini ailesi hakkında ise ve yemininden dönmediği takdirde ailesi zarar görecekse bu durumda ailesinin zarar görmemesi için yemininden dönmesi ile Allah -Azze ve Celle-’ye isyan etmiş olmaz. Şayet o, ailesi ile alakalı olan yeminini devam ettirmekte ısrar ederse bu ‘’Allah katında (yeminini bozmasından) daha günahkârdır.’’ Yani bu daha günah ve daha büyük bir cürümdür. «Allah'ın farz kıldığı kefareti vermesinden daha günahkâr kılar.» Manası: Bu yemininden dönmesi Allah Teâlâ’ya isyan olmadığı sürece üzerine düşen Allah’ın ona farz kıldığı yeminini uzatmadan ve ısrar etmeden kefaretle bozmasıdır. Bilakis yemininin zamanını uzatması ve ısrar etmesi ailesine zarar verdiğinden dolayı isyandır ve büyük günahtır. Allah bu işte ona (yeminini bozup kefaretini yerine getirmek şeklinde) rahatlık/genişlik vermiştir. Sahihayn’da rivayet edildiği üzere Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Eğer yemin ettiysen ve başka bir şeyi ondan daha hayırlı olarak gördüysen, hayırlı olanı getir ve yemininin de kefaretini yap.» Nevevî’nin Müslim şerhi: (11/123), Fethu’l-Bâri: (11/519), Mirkâtü’l-Mefâtih: (6/2239).
İbn Abbâs --radıyallahu anhuma--'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Hayızlı iken hanımıyla cinsel ilişkide bulunan kimse bir dinar ya da yarım dinar sadaka vermelidir.» buyurmuştur.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirBu hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hanımı hayızlıyken onunla cima eden kimsenin kefaretinin ne olduğunu açıklamıştır. O da bir dinar ya da yarım dinar sadaka vermektir. Bu hadisten hayızlı olan kadınla cima etmenin haramlığı anlaşılır. Bundan dolayı kefaret takdir edilmiştir. Aynı zamanda bu hadis, sadaka vermenin vacip olduğuna delalet eder. Çünkü bu, günaha karşılık olarak belirlenmiştir.
Enes -radıyallahu anh- demiştir ki; Yahudiler, bir kadın hayız olduğunda, onu evden çıkarırlar, onunla beraber yemezler, içmezler ve aynı evde birlikte bulunmazlardı. Sahabeler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sorduklarında Allah Teâlâ: "Sana kadınların ay hâlini de sorarlar. De ki: O bir ezadır. Onun için hayız zamanında kadınlardan ayrı kalın..." (Bakara Suresi: 222) mealindeki âyet-i kerimeyi indirdi; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Cimâ(cinsel ilişki) haricindeki herşeyi yapınız!» buyurdu. Bu söz Yahudilere ulaştığında: "Bu adam, bizim (dinimizin) işinden hiç bir şey bırakmadan hepsine muhalefet etmek istiyor" dediler. (Bunu duyan) Useyd b. Hudayr ve Abbâd b.Bişr Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldiler ve: "Ya Rasûlallah, Yahudiler şöyle şöyle diyorlar, hayızlı kadınlarla (cinsî) temasta da bulunsak mı?" dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yüzünün (rengi) değişti, hatta biz onlara kızdığını zannettik. Bu iki zat çıkmışlardı ki, Rasûlullah'a hediye olarak süt getiren biri ile karşılaştılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- peşlerinden gönderip kendilerine (bu sütten) içirdi. Böylece o ikisi Rasûlullah'ın onlara kızmadığını anladılar."
Müslim rivayet etmiştirEnes -radıyallahu anh-: "Yahudiler, bir kadın hayız olduğunda, onu evden çıkarırlar, onunla beraber yemezler, içmezler ve aynı evde birlikte bulunmazlardı." dediklerini haber vermiştir. Yani; Yahudiler hayızlı olan kadınla birlikte yemek yemekten, ondan arta kalan sudan içmekten, onun yapmış olduğu yemeği yemekten imtina ederlerdi. Çünkü onlar hayızlı kadının ve terinin necis olduğuna inanırlardı. "Aynı evde birlikte bulunmazlardı." Buradan kasıt bir yerde oturmaz ve beraber geçinmezlerdi. Yahudiler kadın hayız olduğunda ondan uzak durur birlikte yaşamazlardı. Bilakis onu evden çıkarırlardı. Ebû Dâvud'ta geçen Enes -radıyallahu anh-'ın rivayetinde geldiği gibi: "Yahudiler kadın hayız olduğunda onu evden çıkarır, onlarla birlikte yiyip içmez ve onunla birlikte aynı evde bulunmazlardı." Sahabeler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sorduklarında, yani; sahabeler yahudilerin kadınlar hayızlı olduğunda onlardan uzak durduklarını öğrendiklerinde bunu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sormuşlar, bunun üzerine Allah Teâlâ: "Sana kadınların ay hâlini de sorarlar. De ki: O bir ezadır. Onun için hayız zamanında kadınlardan ayrı kalın!" ayetini indirmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Cima (cinsel ilişki) haricindeki her şeyi yapınız! dedi. Din, hayızlı kadınla beraber yiyip içmeye, bir arada yaşamaya, ona dokunmaya, beraber yatmaya izin vermiştir. Her şeyi mübah kılmış, ancak cinsel ilişkiye girmeyi yasaklamıştır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: «Cima (cinsel ilişki) haricindeki her şeyi yapınız!» sözü ayetin özetidir. Çünkü i'tizâl/uzak durmak; bir arada olmayı, beraber yiyip içmeyi kapsamaktadır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- uzak durmaktan kastedilenin sadece cinsel ilişkiyi terk etmek olduğunu bundan başka bir şey olmadığını beyan etmiştir. Bu söz Yahudilere ulaştığında, yani; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabına kadınları hayızlı olduğu zamanda cinsel ilişkide bulunmak hariç her şeyi yapmalarına izin verdiği haberi yahudilere ulaşınca demektir. "Bu adam, bizim (dinimizin) işinden hiç bir şey bırakmadan hepsine muhalefet etmek istiyor" dediler. Yani; bir şey yaptığımızı gördüğünde aksini yapmayı emretmiş ve aksini yapmaya yönlendirmiştir. Bizim yaptığımız her şeyde bize muhalefet etmeyi hırsla istemektedir. (Bunu duyan) Useyd b. Hudayr ve Abbâd b.Bişr Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldiler ve: "Ya Rasûlallah, Yahudiler şöyle şöyle diyorlar hayızlı kadınlarla (cinsî) temasta da bulunsak mı?" dediler. Yani: Useyd b. Hudayr ve Abbâd b.Bişr -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e Yahudilerin onlara muhalefet ettiklerini öğrenince, söyledikleri sözü aktardıktan sonra bu iki sahabe -radıyallahu anhuma- Yahudilere her şeyde muhalefetin gerçekleşmesi için cima etmenin de mübah olduğunu sormuşlardır. Manası; onlar (Yahudiler) kadınlarla bir arada yaşamadıklarına muhalefet edip kadınlarla bir arada yaşıyor, onlarla yatıyor, onlarla yiyip içiyor ve cima etmek haricinde her şeyi yapıyoruz. Onlara bütün işlerde muhalefet etmeyi gerçekleştirmek için kadınlarla cima edelim mi? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yüzünün (rengi) değişti.” Yani; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o ikisinin bu içtihadını ikrar etmemiş, bilakis kızmış ve kızgınlığının alameti yüzünde belirmiştir. Çünkü o ikisinin söylediği söz dine muhaliftir. Allah Teâlâ: “Hayız zamanında kadınlardan ayrı kalın!" (Bakara Suresi: 222) buyurmuş ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de ayette geçen uzak durmanın ne olduğunu açıklamıştır. Hayız zamanında onlarla cima etme hakkınız yoktur. “Hatta biz o ikisine kızdığını zannettik.” Yani; söyledikleri sözden dolayı onlara kızdığını zannettik. Bu iki zat çıkmışlardı ki, Rasûlullah'a hediye olarak süt getiren biri ile karşılaştılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- peşlerinden biririsini gönderip kendilerine (bu sütten) içirdi.” Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanından çıktıklarında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e süt hediye etmeye gelen birisiyle karşılaştılar. Süt getiren kişi Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına girdiğinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onları geri getirmesi için birini gönderdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına geldiklerinde o ikisine lütufta bulundu ve o ikisinden razı olduğunu göstermek için hediye gelen sütten içirdi. “Böylece o ikisi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onlara kızmadığını anladı." Yani; kızmadı, çünkü onlar söyledikleri sözlerde iyi niyetli oldukları için onları mazur görmüş ya da kızgınlığı o ikisine devam etmemiştir. Bilakis kızgınlığı geçmiştir. Bu da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in güzel ahlakının ve ashabına karşı şefkatinin göstergesidir.
Hamne bint Cahş -radıyallahu anha- şöyle dedi: Çok fazla hayız görüyordum. Bu durumu haber verip fetva istemek için kardeşim Zeynep bint Cahş'ın evinde bulunan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldim ve: Ya Rasûlallah! Ben çok fazla hayız gören bir kadınım. Buna ne dersin? Bu beni namazdan ve oruçtan men etti, dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sana pamuğu öğütlerim, zira o kanı giderir.» buyurdu. Ben: Kan bundan daha çoktur dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bez kullan!» dedi. Ben: Kan bundan daha fazladır, fışkırır gibi geliyor dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun üzerine: «İki hüküm söyleyeyim, hangisini yaparsan sana yeter!» dedi. «Bunlardan hangisini yapmaya güç yetirirsen, orasını sen daha iyi bilirsin, dedi. Bu durum şeytanın darbelerinden bir darbedir. Altı veya yedi gün Allah’ın sana bildirdiği müddet kendini hayızlı kabul et; sonra yıkan. Hayızdan temizlenip arındığına kanaat getirdiğin yirmi üç veya yirmi dört gün namaz kıl ve oruç tut. Çünkü bu sana yeter. Aynı şekilde her ay normal kadınlar nasıl hayız günlerinde hayız, temizlik günlerinde de temizleniyorlarsa sen de her ay öyle yap. Öğleyi tehir edip ikindide acele ederek sonra yıkanır ve iki namazı cem eder kılarsın. Akşamı tehir edip yatsıda acele ederek sonra yıkanır ve iki namazı cem eder kılarsın. Sabah namazında yıkan (ve o şekilde namazını kıl). Gücün yeterse oruç tut. Bu (şekilde yapman) bana göre iki işin daha sevimli olanıdır.» buyurdu.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirHamne -radıyallahu anhâ- tarafından rivayet edilen hadisinin manası: “Çok fazla hayız görüyordum.” Yani, kendisinden uzun süre kuvvetli ve şiddetli bir şekilde kan geliyordu. Bu durumu haber verip fetva istemek için Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldim, demiş; yani şer'i hükmünü sormak ve üzerine gerekli olanı öğrenmek için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelmiştir. “Ya Rasûlallah! Ben çok fazla hayız gören bir kadınım. Buna ne dersin? Bu beni namazdan ve oruçtan men etti dedim” Yani, ilk başta kendisinden gelen kanı, hayız kanı zannettiği için namazı kılmaması ve orucu tutmaması gerektiğini düşünmüştür. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisinden gelen ve bu vasıflara sahip olan kanın şeytanın darbelerinden bir darbe olduğunu onun hayız kanı olmadığını beyan etmiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- :«Sana pamuğu öğütlerim, zira o kanı giderir.» buyurmuştur. Yani pamuk kullanmasını tavsiye etmiştir. Pamuğu fercine koyduğunda ve iyice sardığında kan kesilecektir. “Ben: Kan bundan daha çoktur dedim” Yani, gelen kan çok ve şiddetlidir o yüzden işe yaramaz. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: «Bez kullan!» dedi. Yani, pamuğa bez ilave et ki, kalın olsun ve kanı kessin. “Hamne -radıyallahu anhâ- da: "Kan bundan daha fazladır, fışkırır gibi geliyor." demiştir. Yani kan, kuvvetli ve fazla bir şekilde geldiği için pamuk da bez de onu durdurmaya yetmez. Çünkü kan çok şiddetli gelmektedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun üzerine: «Sana iki şeyi emredeceğim» Yani, sana iki hüküm bildireceğim. O iki hüküm de şöyledir: Birincisi: Her namaz için yıkanmak. İkincisi: Öğle ile ikindiyi, akşamla yatsıyı cem edeceksin ve üç kez gusül alacaksın; öğle ve ikindi için bir gusül, akşamla yatsı için bir gusül ve sabah namazı için bir gusül. «Hangisini yaparsan sana yeter!» Yani, sen bu ikisinden hangisini seçmek istersen seçebilirsin. «Hangisini yapmaya güç yetirebilirsen sen daha iyi bilirsin» Yani, birincisi ya da ikincisi sen kendi halini daha iyi bilirsin. Bu ikisinden dilediğini seçebilirsin. Sonra ona; «Bu durum şeytanın darbelerinden bir darbedir.» dedi. Manası, şeytan dininde, temizliğinde ve namazında onu kandırmak için bir yol bulmuştur. Hatta ona adet günlerini unutturmuş yaklaşık olarak (hesaplamaya) dönmüş, sanki şeytanın bir darbesidir. Damardan gelen kan olması hususuna ters düşmemektedir. Fatıma bint Ebî Hubeyş -radıyallahu anhâ-’nın hadisinde geldiği gibi bu damara âzil (hayız kanının geldiği damarın ismi) denir. O rivayette “Ben istihâza (özür kanı) gören ve temizlenemeyen bir kadınım, namazları terk edeyim mi? demiş, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Hayır o damardan gelen bir kandır. Hayız kanı değildir.» Şeytanın o damara patlayana kadar vurduğuna hamledilir. Zahir olan hakiki bir vurmadır. Buna hamletmekte bir mani bulunmamaktadır. «Altı veya yedi gün kendini hayızlı kabul et!» Yani, namazı ve orucu terk et, bu altı ya da yedi gün kendini hayızlı olarak kabul et. Bu günlerde namazı kılma. Burada genellikle kadınların hayızının altı ya da yedi gün sürdüğüne itibar edilmektedir. «Allah’ın ilminde» yani: Allah’ın hükmünde ve dininde demektir. «Altı ya da yedi gün» lafzında şüphe etmek yoktur. Bilakis çeşitlilik vardır. Çünkü bazı kadınlar altı gün, bazı kadınlar da yedi gün hayız görürler. Akrabalarından senin yaşıtın olan ve senin tabiatına en yakın olan kadınlara dön bak demektir. «Sonra yıkan. Hayızdan temizlenip arındığına kanaat getirdiğin yirmi üç veya yirmi dört gün namaz kıl ve oruç tut. Çünkü bu sana yeter.» Yani, altı ya da yedi gün geçtiğinde yıkanman gerekir, sonra bu altı ya da yedi günün üzeri, ya yirmi üç ya da yirmi dört gündür. Bunlar temiz olduğu günlerdir. (Hayızdan) Temiz olan kadınlar ne yapıyorsa namaz, oruç gibi sen de onları yap. Bu sana yeter. «Aynı şekilde her ay normal kadınlar nasıl hayız günlerinde hayız, temizlik günlerinde de temizleniyorlarsa sen de her ay öyle yap!» Yani, kadınların genelinde olduğu gibi sen de altı ya da yedi günü hayızlı say, sonra gusül alıp namaz kıl, geriye kalan vakit temiz olduğun zamandır. Kadınların genelinde olduğu gibi yirmi üç ya da yirmi dört gündür. «Öğleyi tehir edip ikindide acele eder sonra yıkanır ve iki namazı cem eder kılarsın. Akşamı tehir edip yatsıda acele eder sonra yıkanır ve iki namazı cem eder kılarsın. Sabah namazında yıkanabilirsen yıkan (ve o şekilde namazını kıl). Gücün yeterse oruç tut!» Manası, öğle namazını son vaktine kadar erteleyip ve ikindiyi de ilk vaktinde kılar, akşamı son vaktine erteleyip, yatsıyı da ilk vaktinde kılarsın -Alimler bunu görüntüde cem olarak isimlendirmişlerdir- sabah namazında namaz için bir gusül alırsın. Buna güç yetirebilirsen bunu yap. O zaman istihaze olan kadın üç kez gusül alır. Öğle ve ikindi için bir gusül, akşam ve yatsı için bir gusül ve sabah namazı için bir gusüldür. İki namazı görüntüde cem etmiş olur. «Bu (şekilde yapman) bana göre iki hükmün daha sevimli olanıdır.» Yani, bu şekilde yapman bana daha sevimlidir. O da öğle ile ikindi, akşamla yatsıyı cem etmen ve üç kez gusül almandır. Öğle ile ikindi için bir gusül, akşamla yatsı için bir gusül, sabah için bir gusül. Birinci hüküm olan her namaz için gusül almak ile ilgili bu hadiste bir şey zikredilmemiştir. Ancak Ebû Davud'da gelen başka bir rivayette her namaz için yıkandığı zikredilmektedir. «Eğer güç yetirebilirsen her namaz için yıkan, bunu yapamaz isen bir gusül ile iki namazı cem et!» Şüphesiz her namaz için gusül almak apaçık bir zorluktur. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ikinci hükümde bu şekilde yapman iki hükmün bana daha sevimli olanıdır demiştir. Çünkü ikinci hüküm, birincisinden daha hafif ve kolaydır.
Esma bint Ümeys -radıyallahu anha- şöyle demiştir: Ya Rasûlallah! Fatıma bint Ebî Hubeyş şu kadar zamandan beri müstehazadır. (İstihaza kanının namaza mani olduğunu zannettiği için) namazını kılmamaktadır, dedim. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Subhanallah! Bu şeytandandır. Bir leğene otursun! Suyun üzerinde bir sarılık görürse öğlen ve ikindi için bir defa gusül alsın, akşam ve yatsı için de bir defa gusül alsın, sabah için de bir defa gusül alsın. Bunların arasında da abdest alsın» buyurdular.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirEsma bint Ümeys -radıyallahu anha-, Fatıma bint Ebî Hubeyş'den gelen kandan haber vermektedir. Bu durum belirli bir vakitten beri onu namaz kılmaktan men etmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, «Subhânallah!» demiştir. Bunu şaşırdığı için söylemiştir. Manası Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı terk etmesine şaşırmıştır. Çünkü gelen kan hayız kanı değildir. Başka bir hadiste de geldiği gibi şeytanın vurduğu bir darbedir. «Bir leğene otursun suyun üzerinde bir sarılık görürse» Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hayız ile istihazanın birbirinden farkını ona öğretmiştir. İçinde çamasırların yıkandığı büyüklükte bir leğene oturmasını söylemiş ve oturduğu suyun üzerinde bir sarılık görürse, bu hayızından temizlendiğinin göstergesidir. Çünkü hayız kanı siyah ve yoğundur. Bunun dışında olan kan da istihaza kanıdır. «Öğlen ve ikindi için bir defa gusül alsın, akşam ve yatsı için de bir defa gusül alsın, sabah için de bir defa gusül alsın.» Yani, suyun üzerinde sarılığı gördüğünde gecesi ve gündüzü ile bir günde üç kez gusül alsın. Öğle ve ikindi için bir gusül, akşamla yatsı için bir gusül ve sabah için bir gusül. «Bunların arasında da abdest alsın» Yani, şayet bu namazlar arasında başka namaz kılmak isterse, o namaz için abdest alması gerekir. Abdesti bozan bir şey gerçekleşirse, abdest alır gusül almaz. Çünkü gusül beş vakit namaza has bir durumdur. Başka hadislerde geldiği gibi bu gusül alma durumu müstehaptır, farz değildir.