





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Benden önce hiçbir peygambere verilmeyenler bana verildi.» Bizler Ya Rasûlallah onlar nedir? dedik. Şöyle buyurdu: «(Bir aylık zamanda kat edilecek uzaklıkta bulunan düşmanlarımın kalbine) korku salmakla desteklendim. Yeryüzü (hazinelerinin) anahtarları bana verildi.» "Ahmed" olarak isimlendirildim.Toprak, bana tertemiz kılındı ve benim ümmetim ümmetlerin en hayırlısı kılındı."
Ahmed rivayet etmiştirNebî sallallahu aleyhi ve sellem'in “Benden önce hiçbir peygambere verilmeyenler bana verildi" sözünden anlaşılan saymış olduğu her bir şey kendinden önce kimse için geçerli değildir. " Korku salmakla desteklendim" Yani: Düşmanın benden korkmasıyla desteklendim. Korku, düşmanların kalplerini parçalamış, onların gücünü kırmış ve birliklerini dağıtmıştır. "Anahtarlar verildi" sözü anahtar kelimesinin çoğulu olup, kendisiyle bir şeyin açıldığı aletin ismidir. Asılda kendisine ulaşılması mümkün olmayan kilitli şeyleri çıkarmak için kulanılan şeydir. " Yeryüzünün hazineleri" sözü; Allah'ın ona beldeleri fethetme vadinden mecaz yapılmıştır. Hazine sözünün çoğuludur. O da fethedilmeden önce o belde halkının biriktirdikleri hazinelerdir. "Ahmed olarak isimlendirildim" sözü; Allah'ın korumasıyla ondan önce kimse bu isimle isimlenmemiştir. Zayıf olan kalplere şüphe girmemesi için ya da geçmiş kitaplarda Ahmed lafzının kimin vasfı olduğunda şüphe etmemeleri içindir. "Toprak, bana, tertemiz kılındı" sözü; suyun bulunamadığı yada kullanılmaya elverişli olmadığı zamanlarda temizleyici olarak kılındı demektir.
Huzeyfe -radıyallahu anh-'dan merfu olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-şöyle buyurmuştur: «İnsanlara karşı üç şeyle faziletli (üstün) kılındık: Saflarımız meleklerin safları düzeninde kılındı. Arzın tamamı bize mescid kılındı. Toprak bize, su bulamadığımız zaman, tahûr (temiz ve temizleyici) kılındı. Başka bir özellikte zikretti.»
Müslim rivayet etmiştirBu hadis; bu ümmetin izzetinden ve diğer ümmetlere karşı üstün kılınmasının bazı özelliklerinden bahsetmektedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: «İnsanlara karşı üç şeyle faziletli (üstün) kılındık» sözünün anlamı; Allah Teâlâ bizleri üç özellikle geçmiş bütün ümmetlerin tamamından üstün kıldı demektir. Bu ümmetin özellikleri bu üç şeyle sınırlı değildir. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in üzerine bu ümmetin özellikleri peyderpey iniyordu. Münasip olan ortamda kendisine indirildiğinde haber veriyordu. «Saflarımız meleklerin safları düzeninde kılındı.» Namazda saf tutuşumuz meleklerin, Rabbi önünde durmasıyla aynıdır. Onlar önce ön safı doldurur. Sonra ardından gelen safa geçerlerdi. Sonra da Ebû Davud'un Süneni'nde ve diğer kaynaklarda açıkça geldiği gibi safları sık tutarlardı: «Meleklerin Rableri huzurunda safta sıkı durdukları gibi dursanıza!» Bizler: "Ya Rasûlallah! Melekler Rablerinin huzurunda nasıl saf tutarlar?" diye sorduk. Şöyle buyurdu: «Onlar öndeki safları tamamlayıp birbirine perçinlenmiş gibi bitişik dururlar.» buyurdu. Ancak geçmiş ümmetlerde bu böyle değildir. Onlar namazda ittifak ettikleri gibi duruyorlardı. «Yeryüzünün tamamı bize mescid kılındı. Toprak bize, su bulamadığımız zaman, tahûr (temiz ve temizleyici) kılındı.» Yani, Allah Teâlâ, bütün yeryüzünü namaz kılmak için elverişli kıldı. Nerede vakit girerse o mekanda namaz kılınır. Bu ümmete kolaylık ve rahatlık olsun diye bir mekanda kılınıp başka bir yerde kılınması yasaklanmamıştır. Ancak geçmiş ümmetler kiliselerde ve sinagoglarda kılıyordu. İmam-ı Ahmed'de bu hadisin bazı rivayetlerinde şöyle gelmektedir: «Benden öncekiler kiliselerinde namaz kılıyorlardı.» Başka bir rivayette, «Benden önce hiç bir Nebi mihrabına ulaşmadan namazını kılmazdı.» Ancak bu hadisin genelinden tuvalet, banyo, deve barınakları ve necis yerler gibi Allah -Azze ve Celle-'nin namaz kılınmasını yasakladığı yerler müstesna tutulmuştur. «Toprak bize, su bulamadığımız zaman, tahûr (temiz ve temizleyici) kılındı» Yani; teyemmüm yapmaya geçmek suyun bulunamaması şartına bağlıdır. Kur'an'da buna delâlet etmektedir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Su bulamadığınız takdirde temiz toprakla teyemmüm edin." (Nisa Suresi: 43) İlim ehlinin bunda icması vardır. Su bulamayana, suyun kullanılması kendisine zarar veren kimse dahil edilir. "Başka bir özellik de zikretti" iki özellik yeryüzünün mescid kılınması ve temiz kılınması bir özellik olarak zikredilmiştir. Burada üçüncü özellik gizlenmiş ve zikredilmemiştir. Nesaî'deki Ebû Mâlikten aktarılan rivayette şöyle denilmiştir: «Arş’ın altındaki bir hazineden bana Bakara Suresi'nin son iki ayeti verildi. Bu, benden önce hiç kimseye verilmedi ve benden sonra hiç kimseye verilmeyecektir.»
Aişe -radıyallahu anha-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ben ve Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- cünüplükten dolayı bir kaptan yıkanırdık. Ellerimiz kapta birbirine karışırdı. Başka bir rivâyette; "Ellerimiz buluşurdu." demiştir.
İbn Hibbân rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhAişe -radıyallahu anha- aynı kapta bulunan sudan Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'le birlikte gusül aldığını anlatmıştır. Büyük hadesi (cünüplüğü) ortadan kaldırmak içindir. Bu birlikteliğin suretini şu sözleriyle tasvir etmiştir: "Ellerimiz kapta birbirine karışırdı." Yani; ben elimi kaptan su almak için soktuğumda, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de kaptan elini su almak için sokardı. Buhari'de geçen Aişe rivâyetinde şöyle demiştir: "Ben ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kaptan yıkanıyorduk. Her ikimiz de avuçla su alıyorduk." Ancak İbn Hibbân'ın ikinci rivayetinde yıkanırken bir arada olmanın şekli ince ayrıntısına kadar gelmiştir. Şöyle demiştir: "Ellerimiz buluşurdu." Yani; kaptan avuçla su alırken ellerimiz birbiriyle buluşurdu demektir. Bu rivayete göre eller bazen karışır ve bazen de buluşurdu.
Ümmü Seleme -radıyallahu anh-: "Yâ Rasûllah, ben saçımı bağlayan bir kadınım. Cünüplükten dolayı (yıkanacağımda) onu çözeyim mi?" dedi. Başka bir rivayette hayızdan dolayı şeklinde gelmektedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Başa üç avuç su dökmen kâfidir. Sonra da (suyu) bedeninin geri kalan kısmına dökersin. İşte o zaman sen temizlendin demektir.» buyurmuştur.
Müslim rivayet etmiştirUmmu Seleme -radıyallahu anha- saçlarını ördüğünü haber vermiştir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e büyük hadesten (cünüplük ve hayızdan) nasıl yıkanacağını sormuştur. Suyun saçın diplerine ulaşması için örgüyü çözmesi gerekir mi? Yoksa çözmeden de olur mu? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Başa üç avuç su dökmen kâfidir.» demiştir. Yani; böyle bir şey gerekli değildir. Bilakis üç kez başına iki avuç dolusu su dökmen yeterlidir. İster su saç diplerine ulaşsın isterse de ulaşmasın. Suyun saç diplerine ulaşması kasdı ile yapılır. Eğer saçların dibine suyun ulaşması gerekli olsaydı saç örgüsünü çözmesi gerekirdi ki, suyun saç dibine ulaşıp ulaşmadığı anlaşılabilsin. "Üç avuç" burada üç avuçtan kasıt bununla sınırlamak için söylenmemiştir. Bilakis suyun saç diplerine ulaştırılması istenmiştir. Bir seferde ulaşmış olsa bile üç kez bunu yapmak sünnettir. Eğer üç seferde ulaşmazsa suyun ulaşmadığı yer kalmadığını hissedene kadar su dökmek gereklidir. «Sonra da (suyu) bedeninin geri kalan kısmına dökersin.» Yani; bütün bedenine suyu dökersin demektir. Aişe -radıyallahu anha-'dan rivâyet edilen hadiste; «Sonra başından aşağı su dökersin.» olarak rivâyet edilmiştir. "İşte o zaman sen temizlendin demektir." Ebû Dâvud'da ve diğer kaynaklarda; «Sen tamamen temizlenmiş olursun.» olarak rivâyet edilmiştir. Yani; sana isabet eden büyük hadesten temizlenmiş olursun demektir. Sonuç olarak Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cünüplük ve hayızdan temizlenmesi için saçlarının örgüsünü çözmesinin gerekli olmadığı hususunda fetva vermiştir. Üç kez iki avuç dolusu suyu başından aşağı dökmesinin ve bedenin geri kalan kısmını yıkamasının yeterli olacağını söylemiştir. Bu sayede büyük hadesten (cünüplük ve hayızdan) temizlenmiş olacaktır.
Meymûne -radıyallahu anhâ-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yıkanması için su döktüm. O, sağ eliyle sol eli üzerine su döküp ellerini yıkadı. Sonra avret mahallini yıkadı. Sonra eliyle yere vurup elini toprağa sürdü. Sonra elini yıkadı. Sonra ağzını çalkaladı ve burnuna su çekti. Sonra yüzünü yıkadı ve başından aşağı su döktü. Sonra yıkandığı yerden biraz uzaklaşıp ayaklarını yıkadı. Sonra kendisine bir havlu getirildi, fakat O, bununla silinmedi.
Muttefekun AleyhHadisin manası: Meymûne -radıyallahu anhâ- cünüplükten dolayı yıkanması için Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e su hazırladığını haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, su kabından sağ eliyle su alıp sol eline dökmüş, sonra her iki elini de yıkamıştır. Çünkü eller suyun taşınması için araçtır. Temizlik ve taharetinin gerçekleşmesi için yıkanması güzel olandır. "O ikisini yıkadı" Buhârî'de gecen Meymûne -radıyallahu anhâ-'nın başka bir rivayetinde; "İki elini iki ya da üç sefer yıkadı" şeklinde gelmiştir. İki elini yıkadıktan sonra sol eliyle avret mahallini yıkamıştır ki, bulaşmış olan meni ve diğer pislikler giderilsin. Burada ferc kelimesi ile kastedilen cinsel uzuvdur. Bunu bize Buhârî'deki rivayet açıklamaktadır: "Sonra sol eline su döküp zekerinin olduğu kısmı yıkadı." Sonra elini yere vurdu, burada elden kasıt sol eldir. Buhârî'deki rivayet bunu açıklamaktadır: "Sonra sol elini yere vurdu ve kuvvetli bir şekilde elini toprağa sürdü." Elini yere sürmesinin sebebi eline bulaşan pislik ve kötü kokunun izâle edilmesi içindir. Sonra sol elini su ile yıkamıştır ki, eline bulaşan toprak ve diğer pislikler yok olsun. Ağzına ve burnuna su verebilmek için iki elini bulaşan şeylerden yıkayıp temizlemiştir. Sonra yüzünü yıkamıştır. Burada -sallallahu aleyhi ve sellem-'in abdest aldığı zikredilmemiştir. Buhârî ve Müslim'de geçen Âişe -radıyallahu anhâ-'nın hadisinde; "Sonra namaz abdesti gibi abdest almıştır." olarak gelmektedir. Sonra başından aşağı su dökmüş, başka bir rivayette ise; "Sonra başından aşağı üç avuç dolusu su döküp geri kalan bütün bedenini yıkamıştır." olarak gelmektedir. Eğer su bütün bedene ulaştı ise bir sefer su dökmekle yetinilir. Abdestini ve guslünü tamamladıktan sonra yıkandığı yerden başka bir yere geçip iki ayağını bir kez daha yıkamıştır. Sonra üzerindeki suyu kurulaması için kendisine bir havlu getirilmiş, fakat o bununla kurulanmamıştır. Meymûne -radıyallahu anhâ-'dan gelen başka bir rivayette; "Sonra ona bir havlu getirdim istemedi" bir diğer rivayette ise, "Bir mendil getirildi kurulanmadı ve üzerindeki suyu silkeledi." olarak gelmiştir.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- cünüblükten yıkandığı zaman ellerini yıkamaktan başlardı. Sonra sağ eli ile sol eline su dökerek avret mahallini yıkardı. Sonra namaz için abdest aldığı gibi abdest alırdı. Sonra su alır saçlarının diplerini parmaklarıyla ovalardı. Sonra iki eliyle başı üzerine üç avuç su dökerdi. Ondan sonra suyu bütün bedeni üzerinden akıtırdı. Sonrada ayaklarını yıkardı.
Muttefekun AleyhÂişe -radıyallahu anha- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gusul alışını vasf etmiştir. Cunupluktan gusul almak istediğinde suyu alan iki elinin temiz olması için ellerini yıkamakla başlardı. Namaz için abdest aldığı gibi abdest almıştır. Sallallahu aleyhi ve sellem'in saçları sık olduğu için elleri ıslakken saçlarının arasını suyu ulaştırırdı. Böylece su saçlarının köküne ulaşmış olurdu. Bütün bedenine suyu ulaştırırdı. Başından aşağı üç kez su döker sonra bütün bedenini yıkardı. Ayaklarını yıkamayı en sona bırakırdı.
Enes b. Malik -radıyallahu anh- anlatıyor: Ummu Süleym -radıyallahu anhâ- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek rüyasında, erkeğin gördüğünü gören kadın hakkında (ne gerektiğini) sorar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Evet! Suyu görürse, gusül alsın!» cevabını verir. Ummu Süleym devamla "Beni bir utanma bürüdü. Lakin kadınlar için bu olur mu? dediğini aktarır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Evet. Öyle olmasa (çocuklarda anne tarafına) benzerlik olur mu? Erkeğin suyu koyu beyazdır. Kadının suyu ise ince ve sarıdır. Hangisi önce gelirse yahut üstün olursa benzerlik ona olur.» diye buyurur.
Müslim rivayet etmiştirEnes b. Malik -radıyallahu anh- anlatıyor: Ummu Süleym -radıyallahu anhâ- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek rüyasında, erkeğin gördüğünü gören kadın hakkında (ne gerektiğini) sorar. Yani erkeğin rüyada kendisini cima ederken gördüğü şeyleri kadın da görmektedir. Bununla ilgili gelerek soru sorar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Evet! Suyu görürse, gusül alsın!» cevabını verir. Yani kadın rüyada erkeğin gördüklerini görür ve suyu gelirse gusül alsın. İmam Buharî’nin rivayetinde “Evet kadın suyun geldiğini görürse” ifadesi yer almaktadır. Yani meni görürse gusül alsın, demektir. Kadın uykudan uyanır ve menisinin geldiğini görürse gusül almalıdır. Şayet sadece rüyada bunu görür ve uyanınca menisinin gelmediğini anlarsa gusül almasına gerek kalmaz. Gusül alması meninin gelmesine bağlıdır. Bir keresinde Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e ihtilam olduğunu hatırlamayan ancak uyanınca ıslaklık hisseden kimse hakkında soru sorulmuş; o da “Yıkansın” diye emretmiştir. Tam tersi olarak bir kimse ihtilam olduğunu görür de bir ıslaklık hissetmez ise bu durumda gusül de gerekmez. İmam Ahmed ve Ebu Davud’un rivayetinde Ummu Suleym: Bunu gören kadına gusül gerekir mi? diye sorar. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- «Evet kadınlar erkeklerin kardeşleridir (hüküm aynıdır).» cevabını verir. Ummu Süleym bu cevabı duyunca şöyle der: "Beni bir utanma bürüdü. Lakin kadınların için bu olur mu?” Yani erkeklerin ihtilam olup, menisi geldiği gibi kadınların başına da böyle bir şey gelir mi? diye sorar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de "Evet." diye cevap verir. Kadınlar da erkekler gibi ihtilam olup, onlardan da meni gelir. Bir fark yoktur diyerek sorusunu yanıtlar. Ardından, öyle olmasa (çocuklar da anne tarafına) benzerlik olur mu? der. Buharî ve Müslim’in rivayetinde “Öyle olmasa çocukta anne tarafına benzerlik olur mu?” ifadesi yer almaktadır. Yani kadının menisi geldiği için çocuk anne tarafına benzer. Ardından Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- erkeğin ve kadının menisinin özelliklerinden bahsederek; «Erkeğin suyu koyu beyazdır. Kadının suyu ise ince ve sarıdır.» Bu özellikler genellikle hastalık olmadığı zaman böyledir. Zira bir hastalıktan dolayı erkeğin menisi ince yahut çok ilişkiye girmesi sebebiyle de meni de kırmızılık olabilir. Kadının menisi de güçlü olmasından dolayı beyaz olabilir. Alimler erkeklerin menisi ile ilgili olarak başka bazı özellikler zikretmişlerdir. Bunlar şöyledir: Erkek menisi çıkarken fışkırarak çıkar. Bu hakikate Kur’an-ı Kerim işaret etmiştir. “(İnsan) Fışkırıp, çıkan sudan yaratılmıştır” Meni çıkarken şehvet ve zevk alınır. Ardından bir durgunluk ve sakinlik olur. Hurma aşısı kokusuna benzeyen bir kokusu vardır. Hurma aşısının kokusu hamurun kokusuna yakındır. Kadınların menisi ise, iki ana özelliğe sahiptir. İkisinden birisi muhakkak olur. Kokusu erkek menisinin kokusuna benzer. Çıkarken son derece zevk alınır. Ardından bir sakinlik ve durgunluk hissedilir. Gelen su hakkında meni denilebilmesi için yukarıda ifade edilen bütün özelliklerin bir arada olması gerekmez. Tek bir özelliğe sahip olması onun meni olduğuna karar verilmesi için yeterlidir. Hiçbir özelliğe sahip olmayan sıvı hakkında galibi zan ile meni olmadığı hükmüne varılır. «Hangisi önce gelirse yahut üstün olursa benzerlik ona olur.» Diğer bir rivayette ise “galip/üstün” olursa ifadesi yer almaktadır. Çocuk yoğunluk ve kuvvet bakımından menisi güçlü olan anne ya da babaya benzer. Yahut menisi önce gelene benzer. Bazı alimler, meninin üstün gelmesinin önce gelmesi demek olduğunu ifade etmişlerdir. Buna binaen çocuk menisi önce gelen anne ya da babaya benzer. Zira erkek ve kadının menisi rahimde bir araya gelip buluşur. Erkekten ve kadından gelen meninin bir araya gelmesi sonucu cenin meydana gelir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır; onu deneriz.” (İnsan Suresi; 1-2) Yani erkek ve kadın suyunun karışımından yarattık demektir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: Tezekle ve kemikle istincâ yapmayı/taharetlenmeyi yasakladı ve şöyle buyurdu: «Bu ikisi temizlemez.»
Dârekutnî rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- idrar veya dışkısını yapmış olan kimsenin hayvan kemiği, pisliği veya kuru dışkısıyla taharetlenmesini yasaklamış ve şöyle buyurmuştur: Ne kirliliği giderir, ne de ondan arındırır.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anhâ-'dan rivayet edildiğine göre: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- tuvaletten çıktığı zaman «Gufrânek» ((Allahım!) Senden beni bağışlamanı dilerim.) derdi.
Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirPeygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- tuvaletten çıktığında şöyle derdi: (Gufrâneke) Senden mağfiret dilerim, ey Allah'ım.