





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İbn Abbas -radıyallahu anhuma- anlatıyor; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- geceleyin teheccüd için kalktığı zaman şöyle dua ederdi: «Allah'ım, hamd sanadır. Gökleri, yerleri ve içindekileri ayakta tutan sensin. Hamd Sanadır. Sen göklerin, yerlerin ve içindekilerin Rabbisin. Hamd sanadır. Sen göklerin, yerin ve içindekilerin Nur'usun. Sen Hak'sın, sözün de vaadin de haktır, seninle karşılaşmak da haktır, cennet de haktır, cehennem de haktır, kıyamet de haktır. Allah'ım! Sana teslim oldum, sana iman ettim ve sana tevekkül ettim. Senin için husumette bulundum. Senin hükmünü hakem yaptım. Geçmişte, gelecekte, gizli açık ve benden daha iyi bildiğin işlemiş olduğum (tüm günahlarımı) bağışla. Senden başka hak ilah yoktur.»
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- geceleyin teheccüd için kalktığında namaz için tekbir aldıktan sonra şöyle dua ederdi: «Allah'ım, hamd sanadır.» Yani bütün hamd ve övgüler yüce Allah’ın hakkıdır. O, sıfatları, isimleri, kullarına bahşettiği nimetleri, fiilleri, emirleri ve hükümlerinden dolayı kendisine hamd olunan ilahtır. Başta ve sonda gizli ve açık hamd ancak O’nadır. «Gökler, yerler ve içindekileri ayakta tutan sensin.» Onları yoktan var edip, ayağa kaldıran, yararlarına olanları onlara veren, yaratıp, rızık bahşeden, malik olan ve işleri yöneten, hayat verip, öldüren sensin. «Hamd Sanadır. Sen göklerin, yerin ve içindekilerin Rabbisin. Sen gökleri, yerlerin ve içindekilerinin malikisin. Dilediğin gibi tasarruf edensin. Yoktan var edensin. Bütün mülk ve otorite senindir. Senin hiçbir ortağın yoktur. Sen ne yücesin ve yüksektesin.» Devamla şöyle dua etmiştir: «Hamd sanadır. Sen göklerin, yerin ve içindekilerin nurusun.» Yüce Allah’ın sıfatlarından bir tanesi de Nur’dur. Kendisini canlılardan bu nur ile perdelemiştir. Yerlerin ve göklerin nurunu veren O’dur. Gök ve yer halkına hidayet eden de O’dur. Yüce Allah’ın bu sıfatını yani nur sıfatını inkâr etmek yahut tevil edip başka manalar yüklemek asla uygun değildir. «Sen Hak'sın» Hak yüce Allah’ın bir ismi ve sıfatıdır. Zatında ve sıfatlarında Hak olan O’dur. Vacibu’l-Vucub ve sıfatları kamil olandır. Varlığı zatının bir gereğidir. Her şeyin varlığı ancak O’nun var olması ile olmuştur. «Sözün de haktır.» Söylediğin sözler hak ve sıdktır. Ne önünden ve ne de ardından hiçbir batıl ona yaklaşamaz. Ne verdiği haberlere, ne hükümlerine, ne dinine, ne vadine ve ne de tehdidine batıl yaklaşabilir. «Vaadin de haktır.» Yani Sen verdiğin sözden asla dönmezsin. Vaat ettiğin her şey vaat ettiğin gibi yerine gelir ve asla geri dönmek ve değişmesi söz konusu değildir. «Seninle karşılaşmak da haktır.» Bütün kulların sana kavuşacak, huzura çıkacaktır. Sen onların amellerine karşılık vereceksin. Yüce Allah’a kavuşmak O’nun görmeyi de içerir. «Cennet de haktır cehennem de haktır.» Yani şu an vardır ve hazırdır. Zira sen o ikisinin içine girecek canlılar için şu an hazır olduğunu haber verdin. Baki yurt ve kulların varacağı yer orasıdır. «Kıyamet de haktır.» Hiç şüphe yok ki, kıyamet günü gerçekten yaşanacaktır. Kaçınılmazdır. O, dünyanın bitişi, ahiret yurdunun başlangıcıdır. «Allah'ım! Sana teslim oldum.» Hükmüne boyun eğdim, teslim olup, rıza gösterdim. «Sana iman ettim.» Seni tasdik edip, indirdiklerine iman ettim ve gereği gibi amel işledim. «Ve Sana tevekkül ettim.» Sana itimat ettim. İşlerimde seni vekil kıldım. «Senin için husumette bulundum.» İnatçı kimselere karşı bana verdiğin burhan ve delilleri sunarak, galip geldim. «Senin hükmünü hakem yaptım.» Hakkı kabul reddedip, inkar edenlere karşı hep senin hükmüne döndüm. Hep seni hakem kabul ettim. Kendisiyle senin belirlediğin sınırların aşıldığı insanların hükmüne başvurdukları dinen batıl sayılan beşeri kanun, kâhinler/sihirbazlar/büyücüler gibi her tağutu da inkâr ettim. «Geçmişte, gelecekte, gizli açık ve benden daha iyi bildiğin işlemiş olduğum (tüm günahlarımı) bağışla.» Yani işlediğim ve işleyeceğim bütün günahlarımı affeyle. İnsanların görüp, bildiği ve onlara gizli kalan her günahımı bağışla. «Senden başka hak ilah yoktur.» Senden başkasına asla yönelmem. Senden gayrı ibadet olunan her ilah batıldır. Onlara yapılan dua ve ibadetlerin tümü batıldır, sapıklıktır ve bir vebaldir. İşte bütün elçilerin getirdiği ve yüce Allah’ın kullarına gerçekleştirmelerini farz kıldığı tevhîd budur.
Ebu Saîd Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Bir adam, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek; "Kardeşimin karnı ağrıyor." dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ona bal (şerbeti) içir!» buyurdu. Sonra bu adam ikinci bir defa daha geldi (ve hastalığın geçmediğini söyledi). Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- yine: «Ona bal şerbeti içir!» buyurdu. Sonra üçüncü defa geldi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- yine: «Bal şerbeti içir!» buyurdu. Sonra bu adam bir daha geldi de: İçirdim (fakat ağrısı geçmedi), dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah doğru söyledi, fakat kardeşinin karnı yalan söylemiştir. Haydi ona yine bal şerbeti içir!» buyurdu. Adam kardeşine (dördüncü kere) bal şerbeti içirdi de adam hastalıktan iyileşip kurtuldu.
Muttefekun AleyhBir adam, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek kardeşinin karnındaki hastalıktan dolayı acı çektiğini söyledi. Bu hastalık, diğer rivayetlerde açıklandığı üzere ishal hastalığıdır. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ona, kardeşine bal şerbeti içirmesini emretti. Adam, ona bal şerbetini içirdi, fakat iyileşmedi. Sonra adam (yine) Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ona yine kardeşine bal şerbeti içirmesini emretti. Adam yine içirdi, fakat o iyileşmedi. Sonra bu adam üçüncü kez daha geldi ve hastalığın geçmediğini söyledi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- yine ona bal şerbeti içirmesini emretti. Adam ona bal şerbetini içirdi. Fakat iyileşmedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem: «Allah doğru söyledi, fakat kardeşinin karnı yalan söylemiştir.» buyurdu. Burada iki ihtimal vardır: Birincisi: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah’ın O’na gaybdan bildirmesiyle bunu haber vermiş ve Ona şifanın baldan olacağı vahiy edilmiştir. Allah tarafından kendisine şifanın bal ile gerçekleşeceğini ortaya çıkması için bal içirmesi emrini ona defalarca tekrarlamıştır. İkincisi: Yahut da Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu sözü, Allah’ın; "Onda insanlar için şifa vardır." ayetine işaret etmek içindir. Bu durumda, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- hastalıklardan bu türün bal ile şifası verilen bir tür olduğunu bilmesindendir, denilir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- adama, kardeşine dördüncü kez bal şerbetini içirmesini emretmiş, kardeşine içirmiş ve Allah’ın izni ile şifa bulmuştur.
Ebu Seleme b. Abdurrahman İbn Avf -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir. Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anhâ-'ya Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geceleyin namaz için kalktığı zaman namazına ne ile başlardı? diye sordum. Şöyle dedi: “Geceleyin namaz için kalktığı zaman namazına; «Allahumme Rabbe Cibrîle ve Mîkâîle ve İsrâfîle, fâtıre’s-semâvâti ve’l-ardi, âlime’l-ğaybi ve’ş-şehâdeti, ente tahkumu beyne ibâdike fîmâ kânû fîhi yahtelifûne. İhdinî limahtelefû fîhi mine’l-Hakkı bi iznike. İnneke tehdî men teşâu ilâ sırâtın müstakîm/Ey Cebrâi’lin, Mikâil’in ve İsrafil’in Rabbi! Göklerin ve yerin yaratanı, gizli ve aşikarı bilen Allah’ım! Ayrılığa düştükleri şeylerde kulların arasında sen hükmedersin. İhtilafa düşülen şeyde beni, izninle Hakk’a ulaştır. Şüphesiz Sen, dilediğini doğru yola iletirsin.”
Müslim rivayet etmiştirEbu Seleme b. Abdirrahman b. Avf -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir. Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anhâ-'ya Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in geceleyin namazına hangi dua ile başladığını sormuş ve Aişe radıyallahu anhâ şöyle demiştir: “Geceleyin namaz için kalktığı zaman namazına; «Allahumme Rabbe Cibrîle ve Mîkâîle ve İsrâfîle/Ey Cebrâi’lin, Mikâil’in ve İsrafil’in Rabbi!» Allah, herşeyin Rabbi olduğu halde bu üç meleğin özellikle zikredilmesi, bunların diğer meleklere olan üstünlüğü sebebi iledir. Burada, Cebrâil -aleyhisselam-'ı, diğer meleklerden önce takdim ederek zikretmiştir. Çünkü Cebrâil, semâvi kitapların eminidir ve dini işlerin tamamı ona döner. İsrâfîl’i de en son da zikretmiştir. Zira o, kendisi ile kıyametin kopacağı sûra üfleyecek olandır. Mikâil’i ortada zikretmiştir. Çünkü o, dünya işlerinin kendisi ile ayakta durduğu ve rızık işlerinin kendisi ile alakalı olduğu yağmur ve bitkilerle görevlidir.) «Fâtıre’s-semâvâti ve’l-ardi/Gökleri ve yeri yaratan»; yani onları bir benzeri ve öncesi olmaksızın yoktan var edendir. «Âlime’l Ğaybi ve’ş Şehâdeti/gizli ve aşikarı bilen»; yani kullara gaip (gizli) olanı ve kulların müşahade ettiklerini bilendir. «Ente tahkumu beyne ibâdike fîmâ kânû fîhi yahtelifûne./Ayrılığa düştükleri şeylerde kulların arasında sen hükmedersin»: dünyada din ile alakalı işlerde ihtilaf ettikleri zaman kullar arasında sen hükmedersin. «İhdinî limahtelefû fîhi mine’l-Hakkı bi iznike/İhtilafa düşülen şeyde beni, izninle Hakk’a ulaştır»; yani kolaylaştırman ve başarılı kılman ile insanların ihtilaf ettikleri din ve dünya işlerinde beni hakka ve doğruya ilet. «İnneke tehdî men teşâu ilâ sırâtın müstakîm./Şüphesiz Sen, dilediğini doğru yola iletirsin»; muhakkak ki dosdoğru ve hak yola sen iletirsin.
Ebu Said el-Hudrî –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e denildi ki- Budâ’a kuyusundan abdest alalım mı? O, içine kadınların hayız bezlerinin, köpek etlerinin ve çürümüş şeylerin atıldığı bir kuyudur. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Su temizdir, hiçbir şey onu necis yapmaz.»
Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirRasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- temiz ve temizleyici suyu; rengi, tadı ve kokusu değişmedikçe içine necis şeylerin atılmasının necis yapmayacağını açıklamıştır.
Abdullah b. Abbas -radıyallahu anhuma- anlatıyor: "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Meymune -radıyallahu anha-'nın guslettiği kaptan arta kalan su ile yıkanırdı."
Müslim rivayet etmiştirAllah Rasûlü -sallalalhu aleyhi ve sellem- hanımı Meymune -radıyallahu anha-'nın gusül aldığı kaptan arta kalan su ile yıkanırdı.
İbn Abbas -radıyallahu anh-'den- merfû olarak rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımlarından biri cefne denilen büyük bir kapta gusletti. Sonra da Allah Rasûlü gelip, o kabtan abdest veya gusül aldı. Sonra da hanımı: "Ey Allah'ın Rasûlü! Ben cünup idim." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Su cünup/pis olmaz.»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirRasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımlarından biri cünup olmuş ve bunun için gusül alıyordu. Ardından Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- gelip, o kaptan abdest veya gusül almak için hanımından arda kalan suyu kullanmak istedi. Ancak hanımı kendisinin cünup olduğunu haber verdi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de suyun böyle bir durumdan etkilenmeyeceğini temiz ve temizleyici özelliğini kaybetmeyeceğini haber verdi.
Kebşe bintu Ka’b b. Malik anlatıyor, -kendisi Ebu Katâde'nin oğlunun nikâhı altında idi- Ebu Katâde yanına girdi. Kebşe ona abdest suyu döktü. Derken bir kedi geldi ve abdest suyundan içti. Ebu Katâde iyice içmesi için su kabına ona doğru meyil ettirdi. Kebşe dedi ki: Ebu Katâde, benim kendisine baktığımı görünce; Ey kardeşimin kızı! Hayret mi ediyorsun? dedi. Ben: Evet, dedim. Ebu Katâde, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kedi necis değildir! O sizin çevrenizde dönüp, dolaşanlardandır.» diye buyurdu.
Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirEbu Katâde abdest alırken, yanına bir kedi gelir. Genel olarak kediler eve girer ve insanlarla iç içe yaşarlar. Ebu Katâde, iyice içmesi için su kabını kediye doğru meyil ettirdi. Kardeşinin kızı olan Kebşe bu duruma şaşırdı. Halbuki, su abdest suyu olduğu için hem temiz hem de temizleyici olması gerekir. Ebu Katâde bunun üzerine kedinin necis olmadığı ve suyu kirletmeyeceği ve insanların çevresinde dönüp, dolaşan bir hayvan olduğunu haber veren hadisi anlattı.
Ebû Vakıdıni'l-Leysî'den rivayet edildiğine göre demiştir ki:Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye geldi,insanlar deve hörgüçlerini kesiyorlardı ve koyunların sağrılarını kesip koparıyorlardı.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:"Hayvan canlı iken vücudundan kopardan parça ölü hükmündedir."
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirBu hadis şüphesiz ki; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Medine'ye geldiği zaman halkı develerin hörgüçlerini ve koyunları sağrılarını koparıp kesiyorlardı.Onları yiyorlar ve onlardan istifade ediyorlardı.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onların bunu yapmalarını yasakladı.Onlara bu konudaki kuralı açıkladı.O da,hayvan hayatta iken -kendi kendine ya da başkasının fiiliyle- hayvandan koparılan,deve hörgücü,koyun sağrısı yahutta benzeri bir şeyin hükmü o hayvanın ölü iken olan hükmüdür.Eğer temiz ise temizdir.Necis ise necistir.Bundan yenilen hayvanın kılı,(koyun) yünü,tüyü,(deve) yünü,miski ve miskinin toplandığı yer bu hükmün dışına çıkmıştır.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şaraptan sirke elde etmenin hükmü soruldu. Rasûlullah: "Olmaz" dedi.
Müslim rivayet etmiştirEnes b. Mâlik -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şarabın sirkeye dönüştürülmesinin hükmünün sorulduğunu haber vermiştir. Öyleki bu içkinin haram kılınmasından sonra sorulmuştur. Rasûlullah bunu yasaklamıştır. İçki ister ekmek, soğan, maya, taş vb şeyler koyarak, isterse de gölgeden güneşe yada güneşten gölgeye koyarak veyahutta başka maddeler karıştırarak hangi yolla olursa olsun sirkeye dönüştürülürse haramlığı ortadan kalkmaz. Bu dönüşüm hükmünü değiştirmez. Ancak kendi kendine bir müdahale olmadan şirkeye dönüşürse o zaman temiz ve mübah olur.