





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu 's-Semh’ den rivayet edildiğine göre; demiştir ki;"Rasûllullah sallallahu aleyhi ve sellem-'e hizmet ederdim. Efendimiz gusletmek istediğinde bana "Yönünü çevir" der, ben de çevirir ve onu gizlerdim, (siper olurdum). (Bir gün) Hasan veya Hüseyin -radıyallahu anhumâ- getirildi.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in göğsü üzerine bevletti. Ben hemen onu yıkamaya geldim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:''Kız çocuğunun idrarından dolayı yıkanır, oğlanınkine ise, su serpilir'' buyurdu.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirEbu's Semh -radıayallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hizmet ediyordu.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- banyo yapmak istediğinde Ebu's-Semh'tan arkasını dönmesini istiyordu.Sırtını Nebi -aleyhisselatu vesselam-'ın arkasına getirdiğinde vücuduyla Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i gizliyordu.İnsanlardan ve kendisinden gizlerdi.Sonra da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberken başından geçmiş bir olayı zikretti.Öyleki Hasan ya da Hüseyin -radıyallahu anhumâ- getirilmişti ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in göğsü tarafına elbisesi üzerine idrarını yaptı.Ebu's-Semh elbiseyi yıkamak istedi.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-ona yemek yememiş süt emen erkek çocuğunun -idrarı elbiseye gelirse- elbisenin temizliği için idrar yaptığı mekanı kapsayacak şekilde su serpilmesinin yeteceğini açıkladı.Yıkanması gerekmiyor.Cariyenin idrarının tersine farz olan onun idrarı sebebiyle elbisenin yıkanmasıdır.Süt emen kız çocuğu olsa dahi böyledir.İlim ehlinin erkek çocuk ve kız çocuk hakkında zikrettiklerifarklar şunlardır:-Erkeklerin ve kadınların erkek çocuğunu çokça taşımaları,idrar yaptığı zaman sıkıntı büyük olur ve elbisenin yıkanması zor olur.-İdrarı kuvvetli ve şiddetli bir şekilde çıkmaktadır.Yayılmakta ve idrarın isabet etmesi çok olur.Kız çocuğunun idrarına göre isabet ettiği yerlerin hepsinin yıkanması meşakkatli olacaktır.-Kız çocuğunun idrarı erkek çocuğunun idrarına göre daha pis ve daha iğrençtir.Sebebi de erkeğin ateşliliği ve kızın ıslaklığıdır.Sıcaklık idrarın kokmasını azaltıyor.Rutubet ile oluşan şeyi eritiyor.Bu hikmetler ilim adamlarının erkek çocuk ve kız çocuğun idrarı arasındaki farklardan sezdikleri bazı hikmetlerdir.Tabiri doğru ise bunlar akli hikmetlerdir.Çünkü farklar açıktır.Eğer doğru değilse hikmet Allah Teâlâ'nın hükmüdür.Biz şunu yakinen biliyoruz ki Allah'ın şeriatı hikmettir.Şeriat zahirinde aynı olan iki şeyi ayırmaz.Ancak hikmet ayırmayı gerektirir.İkisi cem edilmez.Ancak hikmet cem etmeyi gerektirir.Çünkü Allah'ın hükümleri ancak maslahata uygun olur.Lakin hikmet gözükebilir de gözükmeyebilir de.
Esma -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir kadın Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek biz kadınlardan birisi hayızlı iken giydiği elbisesini ne yapsın? dedi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: Önce onu kazısın, sonra su ile ovuştursun sonrada yıkasın ve o elbisseyle namazını kılsın buyurmuştur.
Muttefekun AleyhEsma -radıyallahu anha- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e elbiseye bulaşan hayız kanı sorulduğunu haber vermiştir. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- elbiseden nasıl temzileneceğini açıklamıştır. Kadın önce onu kazır ki hayız kanın aslı ortadan kalksın. Sonra elbisenin içine işlemiş olan yeri tırnaklarıyla ovalarki iyice çıksın. Sonra kalan necasetin çıkması için elbiseyi yıkar. Bu sıralamaya dikkat ederki kuruyan necasetlerin izale edilmesinde izlenen en iyi yol budur. Eğer bu sıralama tersten uygulanırsa necaset daha fazla yayılır. Elbisenin necaset bulaşmayan kısmınada bulaşmış olur. Bu yöntem ile hayız kanının temizlendiği elbiseyle namaz kılabilir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Havle bint Yesâr -radıyallahu anha- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelip: Ya Rasûlullah! Benim sadece bir tane elbisem var, ben o (elbisem) üzerimde iken hayız oluyorum, ne.yapayım? dedi. Nebî -sallallahu aleyhi ve selem- şu cevabı verdi: Temizlendiğin zaman onu yıka ve onunla namazını kıl." Havle dedi ki: Kan çıkmazsa (ne yapayım)? Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Kanı yıkaman senin için yeterlidir, kalan lekesi zarar vermez" buyurdular.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirEbû Hureyre -radıyallahu anh- bu hadiste Havle bint Yesâr -radıyallahu anha-'nın Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelip soru sorduğunu haber vermiştir. Kendisinin yalnızca bir elbisesi olduğunu, hayız olduğunda hayız kanından bir kısmın elbiseye bulaştığını bundan dolayı ne yapması gerektiğini sormuştur. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- temizlendiğinde elbisesini su ile yıkamasını sonrada o elbise ile namaz kılmasını emretmiştir. Havle elbiseyi çitileyip yıkadıktan sonra kanın renginin tamamen çıkmadığını - başka hadislerde de zikredilmiştir- söylemiştir. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem - elbisenin temizliğinde suyun yeterli olduğunu, çıkarmaya çalışıp çabaladıktan sonra kalan lekenin zararının olmadığını beyan etmiştir.
Abd-i Hayr’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ali b. Ebî Talib -radıyallahu anh-’ın yanına geldik. O namazını kılmıştı ve abdest suyu istedi. Biz: “Abdest suyunu ne yapacak? Namazını yeni kıldı. Ama bize abdestin nasıl alınacağını öğretmek istiyor.” dedik. İçinde su bulunan bir kabla bir leğen getirildi. Ali -radıyallahu anh- kabdan sağ eline su döktü ve ellerini üç defa yıkadı. Sonra, kabdan su aldığı eliyle üç defa ağzını çalkaladı ve burnuna su çekip sümkürdü. Ağzını çalkalamayı ve su çekip sümkürmeyi su aldığı eliyle yaptı. Sonra yüzünü üç defa yıkadı. Daha sonra sağ kolunu ve sol kolunu üçer defa yıkadı. Sonra elini suya daldırıp çıkardı ve başını bir defa meshetti. Sonra sağ ayağını üç defa yıkadı. Sol ayağını da üç defa yıkadı. Sonra da: “Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem'in nasıl abdest aldığını öğrenmek kimi sevindirirse, işte Rasulullah’ın aldığı abdest böyleydi.” dedi.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadis uzun hali ile Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in abdest alma şeklini açıklamaktadır. Abd-i Hayr bu hadiste Ali -radıyallahu anh-’ın yanına namaz kıldıktan sonra geldiklerini zikretmiştir. Ali -radıyallahu anh- abdest suyu istedi. Bu su istemesine şaşırmışlardı çünkü o daha yeni namaz kılmıştı. Sonra kendilerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in abdest alma şeklini göstermek istediğini anladılar. İçinde su bulunan bir kabla bir leğen getirdiler. Kabdan sağ eline su döktü ve ellerini üç defa yıkadı. Sonra üç defa ağzını çalkaladı ve burnuna su çekip sümkürdü. Ağzını çalkalamayı ve su çekip sümkürmeyi su aldığı eliyle yaptı. Sonra yüzünü üç defa yıkadı. Yüzün sınırı başın ön tarafındaki saçın başladığı yerden çenenin altına kadar olan kısım ile birlikte sakalların görünen kısmını kapsar. Aynı zamanda bir kulaktan diğer kulağa kadar olan kısım yüz kapsamına girermektedir. Daha sonra sağ kolunu dirseğine kadar yıkadı ve sol kolunuda aynı şekilde yıkadı. İki dirsek kolların yıkanması gereken kapsama girmektedir. Sonra başını bir defa meshetti. Sonra sağ ayağını üç defa yıkadı. Sol ayağını da üç defa yıkadı. Sonra bunun Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem'in abdest alma şekli olduğunu zikretti.
Lakît b. Sabire -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ben Müntefikoğulları'nın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gönderilen elçisi veya elçileri arasında idim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına vardığımızda onu evinde bulamadık, Müminlerin annesi Âişe'ye rastladık. Bizim için hazîre (denilen bir yemek) hazırlanmasını emretti. (Hazîre) bizim için derhal hazırlandı. Ve bir de 'kinâ' getirildi. (Hadîs-i nakleden) Kuteybe aslında 'kinâ' ibaresini kullanmamıştır. Kinâ, içinde hurma bulunan kap demektir. Derken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geldi ve: «(Evde yiyecek) bir şeyler bulabildiniz mi? Yahut size bir şeyler hazırlanması emredildi mi?» dedi. Biz de "Evet, Ya Rasûlullah dedik." Biz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber otururken bir çoban koyunlarını meraya götürüyor, yanında bir de yeni doğmuş meleyen bir kuzu vardı. Rasûlullah ona hitaben; «Ey falanca ne doğurdu?» diye sorunca o da bir dişi kuzu diye cevap verdi. Rasûlullah; «(Öyleyse) onun yerine bize bir koyun kes!» buyurdu ve ilave etti; «Sakın bunu, senin için kestiğimizi zannetme.» (Bu hadisi rivayet edenlerden biri der ki; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- "tahsibenne/zannetme" kelimesinin "sîn" harfini kesrayla telaffuz etti "sîn" harfini fethayla telaffuz etmedi. Bizim yüz koyunumuz var daha fazla artmasını istemediğimiz için bu koyunu kestik. Her ne zaman ki, çoban bize bir yavru doğurtur getirirse, biz de onun yerine bir koyun keseriz buyurdu. (Ravi) Lakît (sözlerine şöyle devam etti: Ben: "Yâ Rasûlallah! benim dilinde müstehcenlik olan bir karım var yani ağzı bozuk" (ona karşı tavrım ne olacak)?" dedim. (Nebî aleyhisselam-): «Öyleyse onu boşa!» buyurdu. Lakît şöyle dedi: "Yâ Rasûlallah! Onunla aramızda uzun bir birliktelik var. Bir de benim ondan çocuğum var" dedim. Rasûlullah: «Ona emret» buyurdu. (Ravi diyor ki: Peygamber bu sözüyle bana) «Ona öğüt ver» demek istiyordu. Rasûlullah: «Eğer onda bir hayır görürsen, nasihat etmeye devam edersin. Karını, cariyeni döver gibi dövme!» dedi. Ben; Ya Rasûlallah! Bana abdestten bahset dedim. O da şöyle buyurdu: « Abdesti güzelce al, parmakların arasına suyu eriştir. Oruçlu değilken burnuna suyu çokça çek.»
Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce rivayet etmiştirLakît b. Sabire -radıyallahu anh-: Kendisi, kabilesi Müntefikoğulları ile birlikte Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzuruna geldiğini bildirmiş, şöyle demiştir: Onu evinde bulamadık, fakat Müminlerin Annesi Âişe -radıyallahu anha-'yı bulduk ve o bize un ve yağdan bir çorba yapılmasını emretti ve bize bir tabak hurma ikram edildi. Sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- geldi ve şöyle buyurdu: Size yemek ikram edildi mi? Biz: Evet dedik. Lakît şöyle dedi: Biz onunla -sallallahu aleyhi ve sellem- ile otururken, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in koyunlarının çobanı, bağıran bir oğlakla birlikte onları ağıllarına götürdü. Dedi ki: "Ne doğurttun (ey çoban)?" Dedi ki: Dişi. O halde onun yerine bize bir yetişkin koyun kesin dedi. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Onları sizin için kesme zahmetine girdiğimizi sanmayın. Sadece yüz koyunumuz var ve sayılarının bu rakamı aşmasını istemiyoruz. Yeni bir yavru doğarsa, onun yerine yetişkin olanı keseriz. Lakît dedi ki: Dedim ki: Yâ Rasûlallah! Karımın dili çok uzun ve ağzı bozuk, onunla ne yapmalıyım? Öyleyse onu boşa dedi. Dedi ki: Yâ Rasûlallah! Onunla uzun süredir devam eden bir ilişkim var ve ondan çocuklarım var. Dedi ki: Ona nasihat et; eğer içinde bir iyilik varsa, nasihatine karşılık verecektir. Eğer karşılık vermezse, onu döv ama çok sert dövme, kölelerini dövdüğün gibi dövme. Lakît şöyle dedi: Yâ Rasûlallah! Bana abdest hakkında bilgi verir misin? Şöyle buyurdu: Abdest alırken suyun vücudunun her yerine ulaşmasına ve her uzva su ulaşsın buna dikkat et. Abdestin farz veya sünnet olan hiçbir amelini ihmal etme. Ellerini ve ayaklarını yıkarken parmaklarını aç ve abdest sırasında burnuna su çekip iyice sümkür. Ancak oruç tutuyorsan suyun midene ulaşmaması için mübalağalı bir şekilde burnuna su çekme.
Hassân b. Bilâl - rivayet edildiğine göre dedi ki: Ammâr b. Yâsir --radıyallahu anhuma-'yı, abdest alırken ve sakalını hilallerken gördüm. Ona denildi ki -ya da dedim ki-: "Sakalını hilalliyor musun?" O da şöyle buyurdu: ''Niçin hilallemeyeyim ki? Muhakkak ben, Rasûlullah -sallalahu aleyhi ve sellem-'i sakalını hilallerken gördüm.''
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştirHassân b. Bilâl, Ammâr b. Yâsir -radıyallahu anhuma-'yı abdest alırken gördüğünü ve O'nun, sakalını hilallediğini haber vermiştir. Ona abdest alırken sakalı hilallemeyi sormuştur. Sanki o daha önceden bu şekilde abdest almayı bilmediğinden şaşırmıştır. Ancak Ammâr b. Yâsir -radıyallahu anhuma-'nın böyle yaptığını görünce bunu öğrenmiş oldu. ''Niçin hilallemeyeyim ki? Muhakkak Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i sakalını hilallerken gördüm.'' Ammâr -radıyallahu anh- ona bu şekilde cevap vermiştir. Onun hilalleme yapmasını engelleyen bir şey yoktu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i böyle yaparken görmüştür. Sakalı hilallemenin iki şekli vardır. Birincisi: Bir avuç dolusu su alıp onu sakalın altına koyup ovalayarak hilallemek. İkincisi: Bir avuç dolusu su alıp parmaklarıyla tarak gibi hilallemek.
Abdullah b. Zeyd -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre şöyle dedi: "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bir müd'ün üçte ikisi oranında (832 gr) su getirildi. (Abdest aldı) ve kollarını ovmaya başladı.
İbn Huzeyme rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadiste Abdullah b. Zeyd -radıyallahu anh- bize, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in abdest aldığı su miktarının ölçüsünü haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir müd'ün üçte ikilik kısmıyla (832 gr) abdest almıştır. O'nu, böyle yapmaya sevkeden şey, israfa kaçmamaktır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yıkanması gerekli olan o uzvun tamamına su ulaşsın diye kollarını ovmuştur.
Sevbân -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre dedi ki: ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir seriyye göndermişti. Şiddetli bir soğuğa tutuldular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına döndükleri zaman onlara sarıklarının ve mestlerin/ayakkabıların üzerlerine mesh etmelerini emretti.''
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirSevbân -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, sahabesinden bir grubu kâfirlerle savaşmak için gönderdiğini haber veriyor. Havanın soğuk olması sebebiyle yolculukları esnasında sarıkları ve mestleri çıkarmak zor oldu. Medine'ye geldikleri zaman bunu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber verdiler. Onlara sarıkların ve mestlerin üzerine mesh etmeleri için izin verdi. Mükelleflere kolaylık ve yardım olması için bu mestlerin deriden, yünden yahut da kumaştan olması arasında bir fark yoktur. Bu sabit bir sünnettir. Mukim iken, yolcu iken, bir özre binaen ya da özürsüz olarak yapılabilir.
Enes b. Malik -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında ashabı yatsı namazını beklerken uyuklar, bu sebeple başları önlerine düşerdi. Sonra kalkarlar abdest almadan namaz kılarlardı.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştirAllah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- hayatta iken sahabeler geç vakitte kılınan yatsı namazını beklerken derin uykuya dalmadan uyur, sonra da abdest almadan namazı kılarlardı. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in zamanında bir fiil yapıldı ise ve o bunu inkâr etmediyse bu ikrardan sayılırdı. İkrar da; söz, fiil ve tasdikten oluşan Nebevi sünnetin bir kısmıdır. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in zamanında bir fiil yapılıyor ve o bunu inkâr etmiyorsa bu takriri sünnet kapsamına girmektedir. Eğer namazları batıl olsaydı ya da yaptıkları caiz olmasaydı Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bunu bildiğinden dolayı ya da bu konuyla alakalı kendisine vahiy edilmesi vasıtasıyla onları uyarırdı. Ancak onun vefatından sonra yapılanlar bu kapsamda değerlendirilmez. “Başları önlerine düşerdi” yani, uyuklamadan dolayı başları öne eğilirdi. Başka bir rivayette “Ben onlardan birisinin horuldamasını duyardım, sonra da kalkar abdest almadan namaz kılardı.” Bir diğer rivayette, “Yanları üzerine yatar sonra da abdest almadan namaz kılarlardı.” Yani: Abdest almadan namaza kalkarlardı. Çünkü onların uykuları derin bir uyku değildi. Aynı zamanda eğer bu hareketleri abdesti bozsaydı Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu ikrar etmezdi. Delilleri birleştirdiğimizde bu sonuca varmaktayız. Küçük ve büyük abdest gibi abdesti bozan uyku hakkında Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-; “Ancak büyük abdest, küçük abdest ve uykudan dolayı” abdest alınmasını emretmiştir. Aynı şekilde Ali –radıyallahu anh-’ın hadisinde Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Göz, makatın bağıdır. Her kim uyursa, abdest alsın.» Muaviye -radıyallahu anh-’ın rivayetinde: «Göz makatın bağıdır. Gözler uyuduğu vakit bu bağ çözülmüş olur.» Bu deliller bize uykunun abdesti bozduğunu göstermektedir. Elimizdeki hadis ve benzeri rivayetler uykunun abdesti bozmadığını göstermektedir. Bundan dolayı elimizdeki hadis ve “horuldama ve yanları üzerilerine uzanma” rivayetleri uykunun derin olmayan uykuyu ifade ettiğini göstermektedir. Onlardan birisinde horuldama duyulurdu, o da derin uykudan önce uykunun başlangıcıdır. Yani yanı üzere uzanmak derin uyumak manasına gelmez. Bundan dolayı deliller bir araya toplandığında hepsi ile amel edilir. Tabi ki bir araya toplamak mümkünse. Çünkü bu bazısının manasını yok saymaktan daha evladır. Sonuç olarak: Eğer insan derin bir uykuya dalıp, şuurunu bütünüyle kaybederse, bu durum abdest almasını gerekli kılar. Şayet derin bir uykuya dalmaz ise yeniden abdest alması gerekmez. İbadet için ihtiyatlı ve evla olan abdest almak olsa dahi. Eğer kişi, uykusunun derin olup olmadığında şüphe ederse abdesti bozulmaz. Çünkü asıl taharetin varlığıdır. Kesin olan şüphe ile ortadan kalkmaz. Şeyhu'l-İslam İbn Teymiyye -rahimehullah- şöyle demiştir: Kendisinden şüphe edilen uykuya gelince, uyuduğu esnada yellenme gerçekleşti mi yoksa gerçekleşmedi mi şüphesi abdesti bozmaz. Çünkü taharet yakin/kesin bilgi ile sabittir şüphe ile ortadan kalkmaz. Mecmuu Fetava Şeyhu'l-İslam (21/394), Sübülüs Selam(1/88, 89), Fethu Zilcelali Vel-İkram(1/238), Tavdihul Ahkam( 282, 283), Teshilul İlmam( 1/170, 171)