





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Adiy b. Hâtim -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e dedim ki: Ey Allah'ın Rasûlü! Ben öğretilmiş köpekleri gönderiyorum. Onlar da benim için av yakalıyorlar. Onun (köpeğimin) üzerine Allah'ın adını anıyorum dedim. O (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-): «Öğretilmiş köpeğini gönderip üzerine Allah'ın adını anmışsan (avından) yiyebilirsin» buyurdu. Ben: Öldürselerde mi dedim. O (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-): «Bir başka köpek onunla birlikte ortak olmadığı sürece öldürseler de.» buyurdu. Ben O'na: Ben, avda, mi'rad (denilen enlice ve uzunca sivri demir bulunan) ok ile atış yapıyor ve isabet ettiriyorum dedim. O (Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-): «Mi'rad ile atış yapıp da (avı) delerse yiyebilirsin. Şayet enli tarafı ile ona isabet ederse ondan yeme.» buyurdu. Şa'bi'nin Adiy'den rivayet ettiği hadiste bunun benzeri şekildedir. «Köpeğin ondan yemesi hariç. Eğer avdan yerse ondan yeme. Ben onu kendisi adına yakalamış olmasından endişe ederim. Eğer köpeklerine başka köpekler de katılmış ise yine yeme.Çünkü sen kendi köpeğin üzerine besmele çektin. Başka köpek için besmele çekmedin.» buyurdu. Rivayette: «Öğretilmiş köpeğini gönderirsen üzerine Allah'ın ismini an, senin için yakaladıysa ve onu canlı tutarsan kes. Ona ölü olarak yetişirsen ve eğer köpek ondan yemediyse avdan ye. Çünkü köpeğin onu yakalaması, avın boğazlanmasıdır.» Rivayette: «Okunu attığın zaman Allah'ın ismini zikret.» Bir başka rivayette: «Avın senin gözünden bir ya da iki gün kaybolursa» başka bir rivayette: «İki veya üç gün ve avında okundan başka bir şeyin izini bulmayacak olursan istersen yiyebilirsin. Onu suda boğulmuş bulursan yeme. Çünkü onu suyun mu yoksa senin okunun mu öldürdüğünü bilemezsin.» buyurdu.
Muttefekun AleyhAdiy b. Ebî Hâtim -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e öğretilmiş sahibinin avlanmayı öğrettiği köpek ile avlanmanın caiz olup olmadığını sordu. Ona dedi ki: Köpeğinle beraber başka bir köpek bulmazsan Allah'ın ismini anarak gönderdiğin köpeğinin senin için yakaladığını ye. Eğer senin köpeğinle beraber başka bir köpek bulursan yeme. Çünkü sen kendi köpeğini besmeleyle gönderdin başka bir köpeği göndermedin. Bunun gibi besmele çekme şartıyla mi'râd atarsan - ki o mızraktır- ava girerse ve ondan kan akarsa ondan ye. Şayet enli tarafı ile ona isabet edip öldürürse ondan yeme. Çarpışmayla/tokuşmayla ölürse, toslamayla veya yüksek yerden düşerek ölen hayvan hükmündedir. Eğer köpeğini gönderir ve av hayvanını köpekler öldürmemiş olarak yaşar halde bulursa onu kesmesi gerekir. O zaman başka bir köpek bile ortak olsa av hayvanı helal olur. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Allah'ın ismi zikredip ok atarak avlanmak hakkında sordu. O da okun isabet ettiğinden yemesini emretti. Şayet av, ok atıldıktan sonra bir ya da iki gün kaybolursa ve avda kendi okundan başka bir eser bulmazsa ona avdan yemesi caiz olur. Şayet avı suda boğulmuş olarak bulursa onu yemez. Çünkü onu su mu yoksa oku mu öldürdü bilemez.
Ebü’l-Abbas Sehl İbni Sa`d es-Sâidî -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Amr b. Avf oğulları arasında bir kavga çıktığını duydu. Aralarını bulmak için bir grup sahabe ile birlikte oraya gitti. Onları barıştırmak için bir müddet orada kaldı. Bu arada namaz vakti gelmişti. Bilal, Ebû Bekir -radıyallahu anhumâ- Ebû Bekir! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gelemedi. Namaz vakti de girdi. İmam olup namaz kıldırır mısın? Diye sordu. Hz. Ebû Bekir de: Peki, istersen kılalım, dedi. Bilal ezan okudu. Ebû Bekir de öne geçip tekbir aldı. Müslümanlar da ona uydular.Derken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geldi; safların arasından öne geçti. Bunun üzerine cemaat (Peygamber’in geldiğini imama haber vermek için) el çırpmaya başladı. Ebû Bekir namaz kılarken başını çevirip hiçbir yana bakmazdı. Cemaat durmadan el çırpınca dönüp bakmak zorunda kaldı. Yanında Rasûlullah’ı görüverdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ona yerinde kalması için işaret etti. Fakat Ebû Bekir ellerini kaldırarak Allah’a hamd etti ve arkadaki safa girinceye kadar geri gitti. O zaman Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öne geçerek namazı kıldırdı. Namaz bitince, halka dönerek şunları söyledi:“İnsanlar! Namazda bir durum meydana gelince niçin el çırpmaya başladınız? El çırpmak kadınlara mahsustur. Namazda bir durumla karşılaşan kimse subhânallah desin. Onu subhânallah dediğini duyan kimse, kendisine dönüp bakar.”Sonra Ebû Bekir’e dönerek:“Ebû Bekir! Yerinde kal diye işaret ettiğim halde niçin namazı kıldırmadın?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir: Ebû Kuhâfe’nin oğluna Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in önüne geçip namaz kıldırmak yakışmazdı, diye cevap verdi.
Muttefekun AleyhAmr b. Avf oğulları ile bazı müslümanların birbirini taşlayarak kavga ettikleri haberi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaştı.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanında bazı sahabeleriyşe beraber çıktı.Ve onların yanında geç kaldı namaz vakti girdi.O da ikindi namazıdır.Buhârî rivayetinde açık bir şekilde söylediği gibi lafzı şöyledir:''İkindi namazının vakti gelince ezan okudu ve kamet getirdi Ebû Bekir'e emretti o da öne geçti.''Sonra da Bilal Ebû Bekir'e geldi -radıyallahu anh- geldi. Ve şöyle dedi:Ey Ebû Bekir Muhakkak ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tutuldu ve namaz vakti geldi.İnsanlara imamlık yapabilirmisin? Dedi ki:''Evet eğer istersen''Bilal kamet getirdi,Ebû Bekir öne geçti ve tekbir aldı ve insanlarda tekbir aldılar.Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- saflar arasında yürüyerek geldi.Buhârî rivayette fazlalık olarak ''Yara yara geldi.''Birinci safta durana kadar yürüdü.Müslim'in rivayetinde olduğu gibi:'' Ön safta durana kadar safları yardı.İnsanlar nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onlarla beraber olduğunu bildiklerinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasında namazı sevdiklerinden dolayı el çırpmaya başladılar.Ebû Bekir -radıyallahu anh- onların el çırpmalarını işitti ama hangi sebepten olduğunu anlamadı.Ebû Bekir -radıyallahu anh- namazda sağa sola dönme ile alakalı yasağı bildiği için onlara doğru dönmedi.Tirmizî'de ve diğerlerinde varid olduğu gibi namazda sağa sola bakmak, namazın bir kısım sevabını şeytanın kapıp kaçmasıdır” buyurmuştu.El çırpmalar çoğalınca, Ebû Bekir -radıyallahu anh- bakmak zorunda kaldı.Ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i namaza gelmiş olarak gördü.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona insanlara imamlık yapar vaziyette kalması için eliyle işaret etti.Buhârî'nin rivayetinde olduğu gibi:''Ona yerinde kal diye işaret etti.''Ebû Bekir -radıyallahu anh- ellerini kaldırdı Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'in ona olan muamelesinden dolayı ve Allah Teâlâ'ya hamd etti.Sonra da adımlar atarak cemaatın durduğu saffa kadar geri döndü.Peşinden Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öne geçti ve insanlara imam olarak namaz kıldırdı.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazını bitirdikten sonra yüzüyle insanlara dönerek şunları söyledi:“İnsanlar! Namazda bir durum meydana gelince niçin el çırpmaya başladınız? El çırpmak kadınlara mahsustur. Namazda bir durumla karşılaşan kimse subhânallah desin. Onu subhânallah dediğini duyan kimse, kendisine dönüp bakar.''Sonra Ebû Bekir’e dönerek:“Ebû Bekir! Yerinde kal diye işaret ettiğim halde niçin namazı kıldırmadın?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir: Ebû Kuhâfe’nin oğluna Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in önüne geçip namaz kıldırmak yakışmazdı, diye cevap verdi.Bu da Ebû Bekir -radıyallahu anh-'ın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e olan sevgisi,tazimi ve yüceltmesinden dolayıdır.
Esmâ -radıyallahu anhâ- şöyle dedi: Bir kadın:Ey Allah'ın Rasûlü! Benim bir kumam var. Kocamın bana vermediği bir şeyi, verdi diye kumama karşı gösteriş yapsam, bunun bana bir günahı olur mu? diye sordu. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:"Kendisine verilmemiş bir şey ile doymuş görünen kişi, iki sahte elbise giyerek gösteriş yapan kimse gibidir" buyurdu.''
Muttefekun AleyhBir kadın Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e kocasının kendisiyle beraber başka bir eşinin olduğunu söyledi.Şöyle söylemek istiyor:Kocam bana şunu şunu verdi ve o yalancıdır.Ancak kumasını kızdırmak istiyor.Böyle yaparsa ona günah varmıdır?Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisinde olmayan bir şeyle gösteriş yapan ve övünen kişinin sahtekar ve yalancı olduğunu haber veriyor.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre:Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ''Allah'ım saçını (kazıtarak) tıraş edenlere rahmet et! diye dua etti.Sahabiler: Ey Allah'ın Rasulü! Kısaltanlara da (Allah'ın rahmetini dile) dediler. Allah'ım saçını tıraş edenlere rahmet et diye dua etti.Sahabiler: Ey Allah'ın Rasulü! Kısaltanlara da (Allah'ın rahmetini dile) dediler. Allah'ım saçını tıraş edenlere rahmet et diye dua etti.Sahabiler: Ey Allah'ın Rasulü! Kısaltanlara da (Allah'ın rahmetini dile) dediler. (Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:) Saçlarını kısaltanlara da Allah rahmet eylesin buyurdu.''
Muttefekun AleyhTıraş etmek ve kısaltmak hac ve umre ibadetlerinden bir ibadettir.Tıraş etmek -yani kazıtmak- kısaltmaktan daha faziletlidir. Çünkü saçı kazıtmak, Allah Teâlâ'ya itaat etmede ve ibadette en faziletli ve en güzel olan baştaki saçı kökten tıraş etmektir. Çünkü kul bu şekilde davranarak, AllahTeâlâ'ya boyun eğmede en yüksek makama varmış olur. Bunun için Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- saçlarını kazıtanlara Allah'ın üç defa rahmet eylemesi için dua etmiştir.Orada hazır bulunanlar Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e kısaltanları da zikrettiler ama O, onların bu isteğine cevap vermedi. Üçüncü de ya da dördüncü de saçlarını kısaltanları da kazıtanlarla birlikte duaya kattı. Bu, erkeklerin saçlarını kazıtarak tıraş etmelerinin, kısaltmalarından daha faziletli olduğuna delildir. Nevar ki, bu uygulama temettu umresinde yapılmaz. Vakit darldığından dolayı hac için saçı tıraş edecek kıllar hemen çıkıp, büyümez. Bu durumda olan kimse için kısaltmak daha faziletlidir (uygundur). Çünkü o daha sonra (yani hac yapınca) saçlaeını tıraş edecektir.
Abdullah İbn Ömer -radıyallahu anhuma- söyle dedi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- akşamla yatsı namazını cem etti, her biri için kamet getirdi, aralarında ve onlardan birinin akabinde nafile namaz kılmadı.
Muttefekun AleyhArefe günü güneş battığında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Arafat’tan Müzdelife’ye geçmiştir. Orada akşam ve yatsı namazını cem-u te’hir olarak/yatsı namazı vaktinde kılmıştır, her namaz için kamet getirmiştir. Cem etmenin manasını gerçekleştirmek için her ikisi arasında veya sonrasında nafile kılmamıştır. Bunu dinlenmekten nasibini almak ve hac ibadetinin geri kalan kısmına hazır olmak için yapmıştır.
Büsr b. Saîd'den rivayet edildiğine göre, Zeyd b. Hâlid el-Cühenî -radıyallahu anh- namaz kılan birinin önünden geçen biriyle ilgili olarak Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den ne işittiğini sormak üzere Ebû Cüheym -radıyallahu anh-'a gönderdi. Ebû Cüheym dedi ki; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-şöyle buyurdu: «Namaz kılmakta olanın önünden geçen kimse ne kadar günah işlediğini bilmiş olsaydı, kırk şu kadar zaman yerinde durması onun için daha hayırlı olurdu.» Hadisin ravisi Ebû en-Nadr der ki: Kırk gün mü, kırk ay mı, kırk yıl mı dedi bilmiyorum?
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- farz veya nafile namaz kılan birinin önünden geçmenin doğru olmadığı hususunda uyarıda bulunmuştur. Bunu kasten yapan ne kadar günaha gireceğini bilse önünden geçmektense kırk gün, ay ve yıl olduğu yerde durmak onun için daha hayırlı olacağı için geçmemeyi tercih edecektir. Hadisin ravisi Ebu'n-Nadr şöyle demiştir: "Kırk gün mü, bir ay mı, yoksa bir yıl mı dediğini bilmiyorum."
Ümmü Atıyye -radıyallahu anha-’dan rivâyet edildiğine göre; "Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem-, bakire, büluğ çağına gelmiş genç kızları ve hayızlı kadınları bayram namazına çıkarmamızı emretti. Hayızlı olanlara namazgâhtan uzak durmalarını emretti." Başka bir lafızda; "Bayram günü namaz için namazgâha çıkmakla emrolunduk. Bakire kızları gizlendikleri yerden çıkarırdık. Hayızlı kadınlar bile çıkarlardı. Onlarla birlikte tekbirler getirip dua ederler ve o günün bereketini ve temizliğini umarlardı."
Muttefekun AleyhRamazan ve kurban bayramı günleri; müslümanların bir araya gelerek sımsıkı kenetlenmeleri ile kardeşliklerinin ortaya çıktığı faziletli kılınan günlerdendir. Bütün bir belde halkı, bir olduklarını ve kalplerinin bir olduğunu göstermek, İslam'a yardım için sözbirliği yaptıklarını, Allah'ın kelimesinin yüce olması için ve Allah'ın zikrini ikame etmek ve şiârlarını izhar etmek için bir yerde toplanırlar. Bunun için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bütün kadınların hatta evlerinde oturmakta olan genç kızların bile.(namazgâha) çıkmalarını emretti. Hayızlı kadınların ise namaz kılanlardan uzak bir yerde durarak hayra ve Müslümanların dualarına şahit olmaları ve bu şahit olunan günden onlara da hayır hasıl olması için çıkmalarını emretti. Bu günün bereketinden, Allah'ın rahmetinden ve rızasından onlara da gelmesi, rahmetin ve kabulün onlara daha yakın olması için hayızlı kadınların ve büluğ çağına girmiş genç kızların da çıkmalarını emretti. Bayram namazları farz-ı kifayedir.
Ali b. Ebi Talib –radıyallahu anh- anlatıyor:"Allah Rasûlü –sallallahu aleyh ve sellem-namaza kalktığı zaman şu duayı yapardı:«Gökleri ve yeri yoktan var edene, hanif olarak yüzümü çevirdim ve ben müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emir olundum ve ben Müslümanlardanım. Allah'ım! Sen her şeyin malikisin. Senden başka hiçbir (hak) ilah yoktur. Sen benim Rabbimsin, ben senin kulunum. Nefsime zulmettim. Günahımı itiraf ediyorum. Bütün günahlarımı bağışla, çünkü senden başka günahları bağışlayacak yoktur. Ahlakın en güzeline beni hidayet eyle. En güzel ahlaka senden başka kimse hidayet edemez. Kötü ahlakı benden uzaklaştır. Senden başka hiçbir varlık kötü ahlakı uzaklaştıramaz. Devamlı senin emrine itaat eder, devamlı senin buyruklarına uyarım. Hayrın tamamı senin ellerindedir. Şer ise sana nispet edilmez. Benim varlığım seninledir ve ben sana sığınırım. Şanın pek mübarektir ve sen pek yücesin. Senden mağfiret dilerim, sana tövbe ederim.»Rükûa vardığında da şöyle buyururdu: «Allah'ım! Senin için rükûa vardım, sana iman ettim, sana teslim oldum, kulağım, gözüm, kemik iliğim, kemiğim, sinirlerim hep sana ibadet ve itaat eder.» Rükûdan kalkınca da şöyle buyururdu: «Allah'ım! Rabbimiz, gökler ve yer dolusu kadar her ikisinin arasını dolduracak kadar ve bundan sonra dilediğin her şeyi dolduracak kadar hamd yalnız sanadır.» Secde etti mi de şöyle derdi: «Allahım! Sana secde ettim, sana iman ettim, sana teslim oldum. Yüzüm, kendisini yaratana, suret verene, onda işitilecek kulak, görecek göz açana secde etmektedir. Yaratanların/şekil verenlerin en güzeli Allah ne yücedir.» Sonra da teşehhüt ile selam vermek arasında söylediği sözler şunlar olurdu: «Allah'ım! Önceden yaptıklarımı, sonradan yapacaklarımı, gizli ve açık işlediklerimi, aşırılıklarımı ve senin benden daha iyi bildiğin hallerimi bana bağışla. Sen öne geçirensin, sen geriye bırakansın. Senden başka hiçbir ilah yoktur.»
Müslim rivayet etmiştirAllah Rasûlü namaza kalktığı zaman şu duayı yapardı: «Gökleri ve yeri yoktan var edene, hanif olarak yüzümü çevirdim ve ben müşriklerden değilim.» Yani ibadetle kendisine yöneldim. Manası: İbadetimi/kulluğumu yeryüzünü ve gökyüzünü daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde yaratan Allah’a halis kıldım. Ve Ondan başkasından yüz çevirdim. Bu gibi mahlûkatı en mükemmel ve en sağlam bir şekilde yaratan ve yoktan var eden varlığa en uygun/yaraşır olan yüzlerin yönelmesidir. Kalpler her halinde ona güvenir. Ondan başkasına yönelmez. Onun rızasının sürekliliğinden ve hayrından başka bir şey istemez. «Hanif olarak yüzümü çevirdim ve ben müşriklerden değilim.» Yani: Hak din olan İslam dinine yönelerek ve bu din üzere sebat ederek, her batıl olan dinden uzak durmaktır. Genel olarak O, (Haniflik) Araplar nazarında İbrahim’in dini üzere olanlardır. Sonra da buyurdu ki: «Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emir olundum ve ben Müslümanlardanım.» Yani: Namazım, ibadetim ve Allah’a yaklaşacağım bütün iyilikler sadece Allah rızası içindir. Bunda başkası ortak değildir. Keza hayatım, ölümüm Allah içindir. O yaratıcısı ve takdir edicisidir, bunlarda başkasının tasarruf yetkisi yoktur. Allah Subhânehu’nun zatında, sıfatlarında ve fiillerinde ortağı yoktur. Bana Rabbim bu tevhit ve ihlâsı emretti. Ve ben, Allah Subhânehu’ya itaat eden, boyun eğen Müslümanlardanım. «Allah'ım! Sen her şeyin meliksin.Senden başka hiçbir (hak) ilah yoktur. Sen benim rabbimsin, ben senin kulunum. Nefsime zulmettim. Günahımı itiraf ediyorum. Bütün günahlarımı bağışla, çünkü senden başka günahları bağışlayacak yoktur.» Yani: Ey Allah’ım! Sen Her şeyin malikisin, senden başka malik yok. Senden başkasının hakiki mülkiyeti yoktur. Ve Sen, tek ve bir olan ilahsın. Senden başka ibadet edilecek hak ilah yoktur. Sen benim Rabbimsin, ben de senin kulunum. Muhakkak ki; senin zikrinden gafil olarak, isyan ederek ve günah işleyerek kendi nefsime zulmettim. Kesinlikle günahlarımı itiraf ediyorum, günahlarımı bağışla, çünkü günahları Senden başkası bağışlayamaz. Muhakkak ki; Sen el-Ğaffar’sın, el-Ğafur'sun. Sonra da şöyle buyurdu: «En güzel ahlaka senden başka kimse hidayet edemez. Kötü ahlakı benden uzaklaştır. Senden başka hiçbir varlık kötü ahlakı uzaklaştıramaz.» Yani: Bana yön ver, muvaffak kıl, bana sebat ver ve beni sana ibadette ve diğer şeylerde, güzel, temiz, açık ve gizli olan en güzel ahlaka ulaştır. Muhakkak ki sen, ona hidayet edersin, senden başka hidayet eden yoktur. Beni kötü ahlaktan koru ve uzaklaştır. Muhakkak ki beni, senden başka kötü ahlaktan koruyacak ve uzaklaştıracak yoktur. Ardından şöyle buyurdu: «Devamlı senin emrine itaat eder, devamlı senin buyruklarına uyarım.» Yani, süreklilik üzerine sürekli bir şekilde sana itaate devam ederim. Sana olan itatime ve senin davetine icabet ettiğim sürece, mutluluk üzere mutluluklar yaşarım. Yine şöyle buyurdu: «Hayrın tamamı senin ellerindedir.» Yani; hayrın hepsi senin tasarrufundadır. Sen ona Malik’sin, istediğin gibi tasarrufta bulunursun. «Şer ise sana nispet edilmez.» Yani; şer ancak senin yarattıkların ve yaptıklarından olur. Senin fiilinden değildir, sen bundan münezzehsin. Hangi vecihle olursa olsun, ne isimlerinde, ne sıfatlarında, ne fiillerinde ne de zatında şer ona izafet edilmez. Muhakkak ki Onun zatı bütün yönleriyle mutlak olarak tamdır ve eksiksizdir. Ve bütün sıfatları tamdır noksanlıklardan münezzehtir. Allah’a bu isimlerle hamd edilir ve bunlarla övgüde bulunulur. Bütün fiilleri hayır ve rahmettir, adalet ve hikmet vardır. Hiç bir şekilde fiillerinde şer yoktur. İsimlerinin hepsi en güzeldir. Nasıl olur da şer ona nispet edilir? Bilakis şer, ondan ayrı olarak yaptıklarında ve mahlûkatındadır. Fiili yaratılmış değildir. Ve fiilleri hepsi hayırdır. Ama yaratılmış olan mahlukatında, hayır ve şer vardır. Şer yaratılmış olup, münezzeh olan Rab ile kaim olmayan ondan ayrı, ona izafet edilmeyendir. Bunda Allah’ın şerri yaratmadığını söyleyen Mutezile lehine bir delil yoktur. Allah Subhânehu hayrı da şerri de ve her şeyi yaratandır. «Benim varlığım seninledir.» Yani; seninle kaimdir, sana itimat eder ve sana sığınırım. Sana döner, Sana yönelirim ve ben sana sığınırım. Seninle birledim, işim sana doğru son buldu. Sen başlayansın ve dönüşte sanadır. Senden yardım dilerim ve sana yönelirim, denmiştir. «Şanın pek mübarektir ve sen pek yücesin.» Yani; yüce oldun, şeref/kerem sahibisin ve hayrın çoktur. Sen düşünülenden ve akılların tasavvur etmesinden daha yücesin ve her türlü kusur ve eksiklik ve zaaftan münezzehsin. «Senden mağfiret dilerim, sana tövbe ederim.» Yani: geçmiş olanlar için mağfiret dilerim. Ömrümün kalan günlerinde günah işlemekten Sana yönelerek ölene kadar muvaffak olmak ve sebat göstermek için dönerim. Rükû ettiği zaman da şöyle dua etti: "Allah'ım! Senin için rükûa vardım, sana iman ettim, sana teslim oldum, kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim, sinirlerim hep sana ibadet ve itaat eder." Yani; rükûum ihlâslı bir şekilde sadece sanadır. Sana iman ettim, sana boyun eğdim, bütün uzuvlarım kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve sinirlerim senin karşında güçsüzdür ve senin emrine boyun eğmiştir. Rükûdan kalkınca da şöyle buyururdu: "Allah'ım! Rabbimiz, gökler ve yer dolusu, her ikisinin arasını dolduracak ve bundan sonra dilediğin her şeyi dolduracak kadar hamd yalnız sanadır." Yani; sana hamd ederim, eğer cisim olsaydı yeryüzü ve gökyüzünü doldururdu. Yeryüzü ve gökyüzünden sonra senin yarattığından istediğin şeyi doldururdu. Secde ettiği zaman da şöyle dua etti: "Allah'ım! Sana secde ettim, sana iman ettim, sana teslim oldum. Yüzüm, kendisini yaratana, suret verene, onda işitilecek kulak, görecek göz açana secde etmektedir. Yaratanların/şekil verenlerin en güzeli Allah ne yücedir." Yani; secdem, muhlis bir şekilde sadece sanadır. Sana iman ettim, sana boyun eğdim, yarattığın ve şekil verdiğin bütün uzuvlarım senin emrine boyun eğerler. Allah mübarektir ve yaratanların/şekil verenlerin en güzeli Allah ne yücedir. Sonra da teşehhüt ile selam vermek arasında söylediği sözler şunlar olurdu: "Allah'ım! Önceden yaptıklarımı, sonradan yapacaklarımı, gizli ve açık işlediklerimi, aşırılıklarımı ve senin benden daha iyi bildiğin hallerimi bağışla. Sen öne geçirensin, sen geriye bırakansın. Senden başka hiçbir ilah yoktur." Yani; Ey Allah’ım! Önceden işlediğim günahlarımdan ve sonradan yapacaklarımdan beni bağışla. Sanki şöyle dedi: Yeni ve eski olanları bağışla. «Gizlediğim ve açığa vurduğum.» Yani; gizlediğim ve açığa vurduklarımı bağışla ya da kendi kendime söylediklerimi ve dilimin hareketiyle telaffuz ettiklerimi. «Aşırılıklarımı.» Yani; günah ve masiyetlerle haddimi aştığımı bağışla. «Seni benden daha iyi bildiğin hallerimi.» Yani; bilmediğim günahlarımı bağışla. «Sen öne geçirensin, sen geriye bırakansın.» Manası: Sen hikmetinin gereğince, itaat ile istediğini öne geçirirsin, istediğini de geriye bırakırsın. İstediğini izzetli ve istediğini zelil edersin. Senden başka ibadet edilecek hak ilah yoktur.
Avf b. Mâlik -radıyallahu anh- anlatıyor:" Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte geceleyin kalktım. Bakara Sûresi'ni okumaya başladı, rahmet ayetine geldiğinde durup (rahmet) istedi. Azap ayeti geçince yine durup ve Allah’a sığındı. Sonra rükûya gider kıyamda kaldığı kadar da rükûda kaldı. Rükûda: “Sübhane zilceberuti ve'l-meleküti ve'l-kibriyai ve'l-azameti” (Kudret, hükümranlık, büyüklük ve yücelik sahibini tüm noksanlıklardan tenzih ederim) deyip sonra secdeye vardı. Secdesi de rükû ettiği kadar uzundu, secdede ise yine: “Sübhane zilceberüti ve'l-meleküti ve'l- kibriyâi ve'l-azameti” (Kudret, hükümranlık, büyüklük ve yücelik sahibini tüm noksanlıklardan tenzih ederim) dedi ve sonra ikinci rekâta kalkıp, Âl-i İmrân Sûresi’ni okudu, sonra başka bir sûre, sonra başka bir sûre daha okudu."
Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirAvf b. Mâlik -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bir gece, gece namazı için kalktığını anlatarak, şöyle vasfediyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kalktı, Bakara Sûresi’ni okumaya başladı, rahmet ayetinin zikredildiği ayete geldiğinde Allah’tan rahmetini ve Cennetini istedi. Azâbın zikredildiği bir ayete gelince Allah’ın azabından yine Allah’a sığındı. Sonra uzunca rükû etti ve kıyamda kaldığı kadar rüküda kaldıve şöyle dua etti: «Sübhane zilceberuti ve'l- meleküti ve'l-kibriyai ve'l-azameti» (Kudret, hükümranlık, büyüklük ve yücelik sahibini tüm noksanlıklardan tenzih ederim) yani kahır ve galebe (üstünlük), açıkta ve gizlide hükümranlık sahibi yüce Rabbimi her türlü noksanlıktan tenzih ederim, deyip, sonra secdeye vardı ve secdede de kıyamda kaldığı kadar kaldı. Secdede de yine: “Sübhane zilceberüti ve'l-meleküti ve'l- kibriyâi ve'l-azameti” (Kudret, hükümranlık, büyüklük ve yücelik sahibini tüm noksanlıklardan tenzih ederim) deyip, sonra ikinci rekâta kalktı, Âl-i İmrân Sûresi’ni okudu, sonra başka bir sûre, sonra başka bir sûre daha okudu.