





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Muhammed b. Abbâd b. Ca’fer şöyle dedi: Câbir b. Abdullah -radıyallahu anh-'a, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cuma günü oruç tutmayı yasakladı mı diye sordum? Câbir: Evet, yasakladı, dedi. Başka bir rivayette "Kâbe'nin Rabbine yemin olsun ki" dedi.
Nesâî rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhCuma günü müslümanların bayramı olduğu için şeriat koyucu o güne has oruç tutulmasını ve namaz kılınmasını yasaklamıştır. Ancak bir gün öncesi ya da bir gün sonrasıyla veyahut da alışkanlık edinilmiş oruç kapsamında orucun o güne denk gelmesi sebebi ile tutulmasında bir sakınca yoktur. Bu, aynı zamanda avamın, diğer günlerde olmayan farz bir ibadetin cumaya has fazladan bir farz ibadet olduğunu zannetmemeleri içindir.
Aişe -radıyallahu anha-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse orucunu onun yerine velisi tutar.»
Muttefekun AleyhAişe -radıyallahu anha-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ölen kimsenin zimmetinde adaktan olan farz oruç, kefaret ya da ramazandan kalan oruç kazası varsa, velisine onun yerine oruç tutmasını emrettiğini haber vermiştir. Çünkü bu onun borcudur. O borcu ödemek yakınları için daha evladır. Çünkü bu; ona karşı yapılmış bir ihsan, iyilik ve akrabalık bağıdır. Buradaki emir vacip değil müstehap olan bir emirdir.
İbn Abbas -radıyallahu anhuma- merfû olarak rivayet ediyor. Bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek; "Ey Allah'ın Rasûlü! Annem, üzerine bir ay oruç borcu olduğu halde öldü. Onun oruçlarını kaza edeyim mi?" dedi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de; «Annenin herhangi bir borcu olsaydı, öder miydin?» diye sordu. Adam; Evet, deyince Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Öyleyse Allah’ın borcunu ödemek diğer borçları ödemekten daha evladır.» diye buyurdu. Bir başka rivayette, bir kadın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek: "Ey Allah'ın Rasûlü! Annem üzerinde adak orucu borcu olduğu halde vefat etti. Ben onun yerine bu orucu tutayım mı?" diye sordu. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de; «Ne dersin? Annenin üzerinde (başka) bir borç olsa sen de onu ödesen, bu onun yerine geçer miydi?» diye buyurdu. Kadın: Evet cevabını verdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun üzerine: «Öyleyse annen adına oruç tut.» diye buyurdu.
Muttefekun AleyhBu hadisin iki rivayeti bulunmaktadır. Hadisin gelişi bir konuda iki ayrı olayın yaşandığını göstermektedir. Birinci rivayette, bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek annesinin üzerine bir ay oruç borcu olduğu halde vefat ettiğini ve annesinin yerine bu orucu tutmasının mümkün olup, olmadığını sorar. İkinci rivayette ise bir kadın gelerek annesinin üzerine adak oruç borcunun olduğunu ve onun yerine bu orucu tutmasının mümkün olup, olmadığını sorar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- her iki soruya da aynı cevabı vererek, anneleri namına bu oruçları tutabilecekleri fetvasını vermiştir. Cevabı daha iyi anlayabilmeleri için kendilerine bir örnek vermiştir. Bu, annelerinin bir kimseye borçlarının olması halinde bu borcu ödeyip, ödemeyecekleri örneğidir. Her ikisi de evet yanıtını verirler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu borcun Allah'a karşı bir borç olduğunu, nasıl ki insanlardan bir kimseye olan borcun ödenmesi gerektiği gibi Allah'a olan borcun da ödenmesinin daha yerinde olacağını haber vermiştir.
Abdullah b. Abbas şöyle dedi: "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’i Arafat'ta hutbe verirken şöyle işittim: «Terlik bulamayan mest giysin, izar bulamayan da şalvar giysin.» buyuruyordu.
Buhârî rivayet etmiştirİbn Abbas -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arefe günü Arafat'ta hutbe verirken terlik bulamayanlara mesh giymelerini mübah kıldığını, bunu söylerken kabeynden (bilek kemiği) aşağısının kesilmesi gerektiğini söylemediğini, izar bulamayan kimselerin de şalvarı yırtmadan olduğu gibi giymelerini mübah kıldığını haber vermiştir. Bu Allah -Azze ve Celle- tarafından verilen bir kolaylıktır.
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’tan merfû olarak rivayet edildiğine göre: «Hayvanların yaralanması hederdir, kuyu hederdir, maden hederdir. Rikazda (define) da beşte bir vardır.»
Buhârî rivayet etmiştirEbu Hureyre –radıyallahu anh-, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’den telef olan bir malın, hayvanın yaptığı bir şeyle alakalı eksiklik ya da kuyuya veyahut madene girmesiyle tazminiyle alakalı hükümden haber veriyor. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- hayvanın fiili ile meydana gelen telefin ya da eksikliğin (zararın) hiç kimseye bir tazminat yükümlülüğü olmayacağını açıklıyor. Aynı şekilde bir adamın kuyuya girip ölmesi ya da ona zarar gelmesi sebebiyle bir tazminat yükümlülüğünün olmadığını beyan ediyor. Çünkü hayvana, kuyuya ve madene tazminatın yükümlülüğü verilemez. Eğer bir eksiklik ve bilerek yapma durumu yoksa bunların sahiplerine de tazminat yüklenemez. Sonra kim az olsun ya da çok olsun bir define bulduysa onun üzerine beşte birini vermesi gerekir. Çünkü o bu defineyi meşakkat ve yorulmadan elde etmiştir ve kalanı da onundur.
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı (zilhiccenin) dördüncü gününün sabahı (Mekke'ye) girdiler. Orada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onu umre olarak saymalarını emretti. "Ya Rasulallah! Yapılması helal olan şeyler nelerdir?" diye sordular. «Bütün helallerdir.» şeklinde cevap verdi.
Muttefekun Aleyhİbn Abbâs -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ve ashabının veda haccında zilhiccenin dördüncü gününün sabahında Mekkeye vardıklarını haber vermiştir. Bazısı hac için ihrama girmiş, bazısı da kıran haccı yapıp, hac ile umreyi bir arada yapıyordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu iki gruptan hac kurbanını beraberinde getirmeyen kimselerin hac için girdikleri ihramdan çıkıp, umreye çevirmelerini emretmiştir. Fakat bu emir onlara çok ağır geldi. Çünkü bütünüyle ihramdan çıkacaklardı. Bu öyle bir tahalluldü ki (ihramdan çıkma) hanımlarıyla ilişkiye girmek bile mübahtı. Sonra Hac için ihrama gireceklerdi. Bundan dolayı: Ya Rasulallah! Yapılması helal olan şeyler nelerdir? diye sordular. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: Bütün helallerdir. İhrama girdikten sonra size haram olan şeylerin hepsi ihrama girmeden önceki gibi mubahtır dedi. Sahabeler -radıyallahu anhum- bu emre uydular.
Abdullah b. Amr b. El-Âs -radıyallahu anhuma-’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre: «Allah'a en sevimli oruç, Dâvûd’un orucudur. Allah'a en sevimli namaz da Dâvûd’un namazıdır. O, her gecenin yarısında uyur. Üçte birinde (nafile) namaz kılar ve altıda birinde yine uyurdu. O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi.»
Muttefekun AleyhBu hadiste Abdullah b. Amr -radıyallahu anh-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'den Allah'a en sevimli oruç ve namazın, Allah'ın Nebisi Dâvût -aleyhisselatu vesselam-'ın oruç ve namazı olduğunu haber vermiştir. O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi. Bunda ibadetin hasıl olması ve bedeni rahat ettirme vardır. İbadete hafif ve zinde kalkmak için gecenin ilk yarısında uyur, üçte birinde namaz kılar, sonra son altıda birinde sabahın ilk vaktindeki ibadete zinde olmak için yine uyurdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu özelliklere teşvik etmiştir.
Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e benim şöyle dediğim haber verilmiş: Allah’a yemin ederim ki, yaşadığım sürece gündüzleri muhakkak oruç tutup, geceleri de ibâdet ve tâatle uyanık geçireceğim. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana: “Bunları söyleyen sen misin?” diye sordu. Ben de kendisine: Anam babam sana feda olsun, ya Resûlallah! Evet, ben böyle söylemiştim, dedim. Buyurdular ki: “Sen buna güç yetiremezsin. Hem oruç tut, hem iftar et; hem uykunu al, hem ibadet et; her aydan üç gün oruç tut; çünkü her iyiliğe on misli ecir ve sevap vardır. Bu ise bütün zamanını oruçlu geçirmek gibidir.” Bunun üzerine ben: Bunun daha çoğunu yapmaya gücüm yeter, dedim. Peygamber Efendimiz: “O halde bir gün oruç tut, iki gün tutma” buyurdu. Ben: Ama ben bundan daha fazlasını yapabilirim, deyince Rasûlullah: “Öyleyse bir gün oruç tut, bir gün tutma; bu Dâvûd aleyhisselâm’ın orucu olup, oruçların en faziletlisidir” buyurdu. Ben: Bundan daha faziletlisine de gücüm yeter, dedim. Peygamberimiz: “Bundan daha faziletlisi yoktur” buyurdu. Başka bir rivayet de şu şekildedir: " Davûd kardeşimin orucundan -senenin yarısı- üstün başka oruç yoktur. Bir gün oruç tut ve bir gün tutma.
Muttefekun AleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Abdullah b. Amr b. el-Âs'ın yaşadığı sürece gündüzleri oruç tutup, geceleri de ibâdet ve tâatle uyanık geçireceğine dair yemin ettiği haber verilmiştir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Bunları söyleyip söylemediğini ona sormuştur. O da evet demiştir. Bunun üzerine Rasûlullah: “ Bu sana ağır gelir buna güç yetiremezsin demiştir. Onu hem rahat etmesi hemde ibadet etmesi arasındaki bir yolu göstermiştir. Oruç tutup, terk edecek ve namaz kılıp uyuyacaktır. Her aydan üç gün oruç tutarak bütün seneyi oruçlu geçirmiş sevabını elde edebilecektir. Abdullah b. Amr b. el-Âs bundan daha fazlasına güç yetirebileceğini haber verdi. Daha fazla oruç tutmasına izin vermesini istemiş ve en faziletli oruca kadar isteğini sürdürmüştür. O da Davûd -aleyhisselam-'ın orucudur. Bir gün oruç tutar bir günde tutmazdı. Abdullah b. Amr b. el-Âs -radıyallahu anh- hayra olan isteğinden dolayı daha fazlasını istemidiğinde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bundan daha faziletli bir orucun olmadığını söylemiştir.
Âişe -radıyallahu anha-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Beş (çeşit) hayvan vardır ki her biri fasıktır ve Harem'de öldürülmesinde bir sıkıntı yoktur: Karga, çaylak, akrep, fare ve saldırgan köpektir.» Başka bir rivayette: «Beş (çeşit) fasık hayvan vardır ki Harem bölgesinde ve dışında öldürmesinde bir sıkıntı yoktur.»
Muttefekun AleyhÂişe -radıyallahu anha-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in beş çeşit hayvanı fasık olarak nitelendirip, ister harem bölgesinde isterse de helal olan bölgede olsun öldürülmesini emrettiğini haber vermiştir. Sonra bu beş çesidi şu sözüyle açıklamıştır: Karga, çaylak, akrep, fare ve saldırgan köpektir. Bu beş çeşit hayvan fasık olarak vasıflandırılmıştır. Bunun sebebi ise bunların diğer hayvanların tabiatından faklı olarak zarar vermeleri ve saldırgan olmalarıdır. Eziyetlerindeki farklılıklarınan dolayı bu sayıya dikkat çekilmiştir. Diğer hayvanlarda fısklarında bunlara benzeyenler de bunlara dahildir. Eziyetlerinden ve saldırganlıklarından dolayı bunlar da öldürülürler. Harem bölge olması ve ihramlı olmak onları koruma altına almaz.