





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Mes’ud El-Bedrî -radıyallahu anh- anlatıyor-: Sahabeden biri Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-'i beş kişi ile birlikte yemeğe davet etti. Ancak onlarla birlikte altıncı bir kişi geldi. Kapıya ulaşınca Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- (davet sahibine): «Bu bizimle birlikte geldi, istersen girmesine izin verirsin, istemezsen geri dönüp gidebilir.» dedi. Ev sahibi de: "Müsaade ediyorum Ya Rasûlallah!" dedi.
Muttefekun AleyhBir zat, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’i yemeğe davet eder. Davetlilerin sayıları beş kişiden oluşmaktadır. Arkalarından bir kişi daha kendilerine katılınca sayıları altıya ulaşır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- davet sahibinin evine varınca altıncı kişi için izin isteyerek şöyle der: «Bu bizimle birlikte geldi, istersen girmesine izin verirsin, istemezsen geri dönüp gidebilir.» Ev sahibi de Allah Rasûlü'ne olan saygı ve ihtiramından dolayı müsaade eder.
Kâ’b İbn Mâlik -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre o, şöyle demiştir: "Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i üç parmağı ile yerken gördüm. O, yemeğini bitirdiği zaman parmaklarını yalardı."
Müslim rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- üç parmağı ile yemek yerdi. Bunlar baş, işaret ve yüzük parmaklarıdır. Böyle yemek yemesi O'nun yemeğe karşı iştahsız ve isteksiz olmasını gösterir. Yemeğini bitirdiği zaman parmaklarını yalardı. Mustehab olan kişinin yemeği üç parmağı ile yemesidir. Şayet yenilen yemek üç parmak ile yenilemiyorsa kolay olan şeklide yenilir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: "Biz bir seferde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberdik. Aramızda bir kısım oruç tutuyor, bir kısım da tutmuyordu. Sıcak bir günde bir yerde konakladık. Gölgelenenlerin çoğu elbisesi olanlardı. Bir kısmımız güneşe karşı eliyle korunuyordu. Derken oruçlular yığılıp kaldılar, oruçsuzlar kalkıp çadırları kurdular, hayvanları suladılar. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bugün sevabı oruç tutmayanlar kazandı!» buyurdular.
Muttefekun AleyhBir yolculukta sahabeler Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraberlerdi. Aralarından bazısı oruç tutuyor, bazısı da oruç tutmuyordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlardan herbirinin halini onaylamıştı (yani oruç tutmak isteyene de tutmak istemeyene de bir şey dememişti). Öğle sıcağından ve yolculuğun vermiş olduğu meşakkatten dinlenmek için bir yerde konakladılar. Öğle sıcağında konakladıklarında, sıcaktan ve susuzluktan dolayı oruçlu olanlar yığılıp kaldılar ve çalışmaya güç yetiremediler. Oruçlu olmayanlar ise çadırları kurdular, develeri suladılar ve oruçlu kardeşlerine hizmet ettiler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onların bu yaptıklarını ve askerlerin hizmet ettiklerini de görünce onları teşvik edip, faziletlerini beyan etmek için: «Bugün sevabı oruç tutmayanlar kazandı!» buyurdular.
Abdullah İbn Zeyd b. Âsım -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Allah Teâlâ, Rasûlü Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’e Huneyn Günü ganimet verince, (Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-) insanlar arasında ve kalbi İslam’a yeni ısındırılan kimseler arasında (bu ganimeti) bölüştürdü, fakat Ensar'a hiçbir şey vermedi. Sanki onlar, diğer insanlara verilen ganimetten kendilerine bir şey verilmediği için üzülmüşlerdi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hutbe irad etti ve şöyle buyurdu: «Ey Ensar topluluğu! Ben, sizleri dalâlet üzere bulmadım mı? Allah, benimle sizi hidayete erdirmedi mi? Sizler, dağılmış haldeydiniz de Allah, sizleri benimle bir araya getirmedi mi? Sizler fakirlik içinde iken Allah, sizleri benimle zenginleştirmedi mi?» Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, onlara her bir şey söylediğinde onlar: “(Evet) Allah ve Rasûlü bize çok ihsanda bulundu (Minnet, Allah’a ve Rasûlü’nedir.) dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sizi, Allah’ın Rasûlü'ne icabet etmekten alıkoyan nedir?» dedi. Onlar: “(Evet) Allah ve Rasûlü bize çok ihsanda bulundu, (Minnet, Allah’a ve Rasûlü’nedir) dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Eğer isteseydiniz, sen bize şunu ve şunu getirdin, derdiniz.» dedi. Ve şöyle buyurdu: «İnsanların, koyun ve develer ile gitmesinden ve sizlerin de evlerinize Allah ve Rasûlü ile dönmesinden razı olmaz mısınız? Eğer hicret olmasaydı ben de Ensar'dan bir kimse olurdum. İnsanlar bir yol tutmuş ve Ensar da başka bir yol tutmuş olsaydı ben, Ensar'ın yolunu tutardım. Ensar, insan teninin hemen üzerindeki elbise gibidir, insanlar da o elbisenin üstündeki elbise gibidirler. Muhakkak ki sizler, benden sonra başkalarını size tercih edecekler. Havzda benimle buluşuncaya kadar sabrediniz.»
Muttefekun AleyhAllah, Nebisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’e Huneyn’de pek çok ganimet kapısı açtığında, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- savaştan kırk bin deve ve yüz yirmi koyun ile döndü. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ganimetten, İslama yeni girmiş kimselere onların kalpleri ısınsın diye verdi. Bu durum, Ensar'dan bazılarının hoşuna gitmedi. Oysa Ensar'ın ileri gelenleri, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in tasarrufunun şüphesiz hak ve doğru olduğunu biliyorlardı. Ensar'dan bazı kimselerin; Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ganimeti, kılıçlarımızdan kanları akan topluluğa veriyor ve bizi bırakıyor.” şeklindeki sözleri Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ulaşınca, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- onların bir yerde toplanmalarını emretti ve onlar da toplandılar. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sizden bana ulaşan bu söz de nedir?» dedi. Onlara serzenişte bulunudu ve Ensar'ın O’nun -sallallahu aleyhi ve sellem- için ve İslam için takdim ettikleri yardımı onlara haber verdi. Bu sözlerle onların kalpleri hoşnut oldu. Böylece onlar, Allah’ın onlara bahşetmiş olduğu, Rasûlünün sohbetine (yani sahabeleri olma şerefine) sahip olma, O’nun ile birlikte (Medine’ye) dönme hazinesi ve bunlara ilave olarak Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in onlara, vefatından sonra başkalarının kendilerine tercih edildiğinde buna sabretmelerine karşılık olarak ahirette O’nunla (havzın başında) buluşma hazinesinin büyüklüğünü anlamışlardır. Teysîru’ul Allâm (s:306), Tenbîhu’l Efhâm (c:3/403), Te’sîsu’l Ahkâm (3/197)
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, ramazanın ortadaki on günde itikaf yapardı. Yine bir sene ramazanın yirmi birinci gecesi oluncaya kadar itikaf yaptı. Bu gece onun, sabahında itikaf yerinden çıkacağı gecedir. O sabah Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir konuşma yaptı da şöyle buyurdu: «Kim benimle itikaf yapmış ise, son on günde de itikaf yapsın. Çünkü bu kadir gecesi bana gösterilmişti. Sonra o gece bana unutturuldu. Halbuki ben rüyada kendimi o gecenin sabahında bir su ve çamur içine secde ediyor görmüşümdür. Siz o geceyi son on günde her tek sayılı gece içinde arayın!» O konuşmanın yapıldığı gecede gök boşandı. Mescit o zaman arîş üzere (yani çardak biçiminde olup tavansız, gölgelik halinde) yapılmış idi. Bu sebeple mescit aktı. İşte yirmi birinci gecenin sabahından çıkarken benim iki gözüm, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i alnı üzerinde su ve çamur izi olduğu halde görmüştür.
Muttefekun AleyhEbu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in, kadir gecesini idrak edebilmek için onun (sallallahu aleyhi ve sellem) ramazanın ortadaki on günde itikaf yaptığını haber vermiştir. Yine –adeti üzere olduğu gibi- (Ramazanın ikinci on gününde) yirmi birinci gecesi oluncaya kadar itikafta kaldı ki bu gece onun, sabahında itikaf yerinden çıkacağı gecedir. Kadir gecesinin son on günde olduğunu anladı ve ashâbına: «Kim benimle birlikte (Ramazanın) ikinci on gününde itikaf yapmış ise, son on günde de itikaf yaparak itikafını son on güne birleştirsin.» buyurdu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Allah Teâlâ’nın ona uykusunda (rüyasında) kadir gecesini gösterdiğini sonra da unutturduğunu haber vermiştir. Bununla birlikte Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- rüyasında o seneki kadir gecesinin alametlerini görmüştür ki haber verdiği üzere bu alamet onun kendisini, o gecenin sabahında bir su ve çamur içine secde ediyor görmesidir Allah, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in rüyasını doğrulamış ve gökyüzünden 21. gece yağmur inmiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in mescidi arîş şekli üzere (yani çardak biçiminde olup tavansız, gölgelik halinde) duvarları hurma dalları ile desteklenmiş, tavanı da hurma dalları ile kapatılmıştı. Yağmurun etkisiyle mescidin çatısı akmıştı. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- 21. gecenin sabahında su ve çamur içine secde etmiştir. Bkz. Teysîr’il Allâm (shf:349), Tenbîhu’l Efhâm (c:3/472), Te’sîsu’l Ahkâm (3/292).
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah- sallallahu aleyhi ve sellem- bir seferde idi. İnsanların, bir adamın başına üşüşüp gölge yaptıklarını gördü ve sordu: «Nesi var?» "Oruçlu bir adam" dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: «Seferde oruç tutmanız iyi bir şey/itaat değildir.» Müslim’deki lafızda şöyle geçmektedir: «Allah'ın sizin için verdiği ruhsatları kullanın.»
Muttefekun aleyhRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir yolculukta iken, Güneş'in sıcağından ve şiddetli susuzluğundan korunmak için etrafını saran insanlarla çevrili bir adam gördü. "Ona ne oldu?" diye sordu. Onlar, "Oruç tutuyor" diye cevap verdiler. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Yolculukta oruç tutmak itaat değildir. Allah'ın size verdiği ruhsatları kullanın.»
Ebu‘d-Derda –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Biz ramazanda, sıcağı çok şiddetli bir günde, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber yolculuğa çıktık. Öyle bir sıcaklık vardı ki, sıcağın şiddetinden dolayı hepimiz elimizi başımıza koyduk. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve Abdullah b. Revaha dışında bizden oruç tutan yoktu."
Muttefekun AleyhEbu‘d-Derda –radıyallahu anh- ramazan ayında sıcaklığın çok şiddetli olduğu bir zamanda sefere çıktıklarını haber vermiştir. Hatta sıcaklığın şiddetinden başlarını koruyabilmek için insanlar ellerini başlarının üzerine koyuyorlardı. Aralarında Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ve Ensar'dan olan Abdullah bin Revaha –radıyallahu anh-’dan başka oruç tutan kimse yoktu. Şiddetli sıcağa dayanarak oruç tutmuşlardır. Seferde, tehlike haddine ulaşmayan meşakkatte oruç tutmanın cevazına delalet eder. Teysiru'l-Allam/327, Tenbihu'l-Efham(3/432), Te’sisu'l-Ahkam(3/241)
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müslümana kölesi ve bineği için zekat gerekmez.» Başka bir lafızda: «Köle için, fıtır sadakası dışında zekat verilmez.»
Muttefekun AleyhZekat müessesesi; adalet ve eşitlik üzerine bina edilmiştir. Bundan dolayı Allah Teâlâ zekatı, zenginin artan malı için ve yerden elde edilen mahsul, ticaret malları gibi artmaya hazır olan mallar için farz kılmıştır. Ancak artmayan -edinilen ve kullanılan- malların sahibi bu malların zekatını vermez; çünkü müslümanın kendi nefsine has mallardır. Bunlar; kişinin atı, devesi, arabası gibi bineği, kendisine hizmet eden kölesi ve kullanmak için hazırladığı kap kacağı ve eşyasıdır. Ancak kölenin fıtır sadakasının verilmesi bundan müstesnadır. Çünkü köle bir ticaret için olmasa dahi ona da fıtır sadakası farzdır. Çünkü fıtır sadakası mal ile değil beden ile alakalıdır.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- visal orucu tutmayı yasakladı. (O'na;) Ama sen visal orucu tutuyorsun, dediklerinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ben sizin gibi değilim. Çünkü ben (Rabbim tarafından) yedirilir ve içirilirim.» Sizden hanginiz orucunu öbür günün orucuna eklemek isterse, nihayet onu seher (yânî sahur) vaktine kadar ulaştırsın.
Muttefekun AleyhRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabesine olan rahmetinden ve şefkatinden dolayı visal orucunu onlara yasaklamıştır. Ancak sahabeler faziletli olanı sevdikleri, Allah'a yakınlaştıran şeyde hırslı oldukları için visal orucunu tutmaya rağbet etmişlerdir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisi bu orucu tuttuğu için onu örnek alıp, şüphesiz ki sen tutuyorsun demişlerdir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de onlara yeme içme yerine geçen bir şekilde O'nu yedirip içiren olduğunu haber vermiştir. Ancak sizden kim, visal orucu tutmak isterse, sahur vaktine kadar tamamlasın. İslam dini kolaylığın olduğu sıkıntının, zorluğun, aşırılığın ve derinleşmenin olmadığı bir dindir. Çünkü bunda nefse eziyet etme ve baskı vardır. Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Çünkü kolaylık; amel için daha kalıcıdır ve amelden usanıp bıkkınlık duymaktan selamette olandır. Bunda Allah'ın yeryüzüne koyduğu adalet vardır ki, Allah'a, kulundan ibadetten talep ettiğini vermek ve nefse de ihtiyaç duyduğu unsurları vermek vardır.