





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İbn Ömer –radıyallahu anhuma-´dan şöyle rivayet edilmiştir: Bir adam Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-´e; "Ya Rasûlallah! İhrama girmek isteyen bir kimse hangi elbiseyi giyer?" diye sordu. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Gömlekleri, sarıkları, donları (şalvarları), başa giyilenleri ve mestleri (ayakkabıları) giyemez. Ancak takunya bulamayan kimse ayakkabılarının üst kısmını aşık kemiğinden aşağı olacak şekilde keserek (takunya şekline getirerek) giyebilir.» buyurdu. «Bir de vers (Yemen safranı) ve zağferanla/safranla boyanmış kumaştan yapılı elbiseler giymez.» Buharî'deki rivayette: «Kadın yüzünü örtmez ve eldiven giymez.» şeklinde gelmiştir.
Muttefekun AleyhSahabe -radıyallahu anhum- ihram için normal durumdan farklı bir görünümde olunacağını bildiler. Bunun için bir adam Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ihramlı kimsenin giymesi mübah olan şeyleri sordu. Uygun olan sorunun ihramlı kişinin kaçınacağı şeylerden olmuştur. Çünkü kaçınılacak şeyler az olup Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e az söz ile çok şey anlatma özelliği verildiğinden ihramlı kimsenin kaçınacağı şeylerin açıklamasının cevabını vermiştir. Yasak olan şeyler dışında kalan diğer şeyler aslı üzere helal olarak kalmıştır. Bu şekilde çokça ilim de elde edilmiş olur. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ihramlı bir adamın giymesi haram olan şeylerin her çeşidin diğerlerine benzerliklerine uyarıda bulunarak saymaya başlamıştır. Gömlek giymez, beden ölçüsünde yapılan, dikilen ve bedenin şeklini alan bütün kıyafetleri giymez. Sarıkları saramaz, başı örtecek şapkası olan elbiseyi ve başa temas edip örten hiçbir şeyi giymez. Donları (şalvarları) ve eldivenler gibi kendisini örten şeyleri -sadece bir uzvu dahi örtse giyemez-,(vücut ölçüsüne göre dikilmiş ve vücudu kapsayan, ayaklara giyilen ve aşık kemiklerini örten pamuktan, yünden yahut da yapılmış mestleri (ayakkabıları) ve benzeri şeyleri de giymez. İhrama girdiği vakit takunya/terlik bulamayan mest/ayakkabı giyer ve terlik şeklinde olmaları için onları aşık kemiklerinden aşağısında olacak şekilde keser. Sonra da Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- soruda olmayan fakat diğer faydalı bilgilerden olan hususları da fazladan vermiştir. Çünkü bu durum onu gerektiriyordu. Erkek olsun kadın olsun ihramlı kişi üzerine yapması haram olan şeyleri açıklamıştır. Şöyle buyurdu: Elbiselerden ve diğerlerinden dikili olsun yahut da olmasın fark etmez hiç bir şey giymez. Şayet elbise zaferan ve Yemen safranı ile kokulandırılmış ise bunun ile de koku çeşitlerinin kullanılmamasına dair uyarıda bulunmuştur. Sonra kadının üzerine yapması gerekli olan şeyleri açıklamıştır. Yüzünü örtmesinin haram olduğunun ve ellerini, eldiven gibi örtecek bir şeyin içine sokmasının yasak olduğunu bildirmiştir. «Kadın yüzünü örtmez ve eldiven giymez.»
Cabir b. Abdullah -radıyallahu anhuma- şöyle demiştir: (Veda haccında), Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı, hac için ihrama girdikleri vakit, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Talha hariç, hiç kimsenin kurbanlığı yoktu. O sırada Ali -radıyallahu anh- Yemen'den geldi ve: "Ben de Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in niyet ettigi şeye niyet ederek ihrama girdim." deyip katıldı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına (bu haclarını) umreye çevirmelerini, tavaf yapmalarını, (sa'y yapmalarını), sonra beraberinde kurbanlığı olanlar hariç, saçlarını kısaltarak ihramdan çıkmalarını emretti. Bir kısmı itiraz ederek: "Yani henüz zekerlerimizden meni damlarken (cenabetken) Mina'ya mı gidecegiz?" dediler. Bu söz Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaşmıştı: «Geride bıraktığım işlerimi tekrar bulsaydım kurban getirmezdim. Eğer, beraberimde kurbanlığım olmasaydı, ben de ihramdan çıkardım.» dedi. Bu sırada Aişe -radıyallahu anha- hayız oldu. Beytullah'ı tavaf hariç, haccın bütün menasikini (ibadetlerini) yerine getirdi. Temizlenince de tavafı yaptı. Dedi ki: " Ya Rasûlallah! Sizler hem umre, hem de hac yapmış olarak buradan ayrılacaksınız, ben ise sadece hacla ayrılacağım!" Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- (erkek kardeşi) Abdurrahman b. Ebi Bekr -radıyallahu anhumâ-’ya, Aişe'yi (Harem bölgesinin dışında yer alan) Ten'îm'e götürmesini emretti. Aişe -radıyallahu anha- hacdan sonra umre yaptı.
Muttefekun AleyhCabir b. Abdillah -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in haccını anlatmıştır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı, hac için ihrama girdikleri vakit, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Talha b. Ubeydillah hariç, hiç kimsenin kurbanlığı yoktu. Ali b. Ebi Tâlib Yemen'deydi ve oradan yeni dönmüştü. Anlayış sahibi olduğu için ihrama girmesini (niyetini) Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ihramıyla (niyetiyle) aynı tutarak ihrama girdi. Mekke’ye vardıklarında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hacca olan niyetlerini umreye çevirmelerini emretti. Tavafları ve sa'yları umre için olacaktı. Sonra saçlarını kısaltıp bütünüyle ihramdan çıkacaklardı. Tabi ki bu hac kurbanlarını yanlarında getirmeyenler içindi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- gibi kurbanını yanında getirenler tavaflarını ve sa'ylarını yaptıktan sonra ihramlarından çıkmadılar. Haclarını umreye çevirmeleri emredilenlerden bazıları -şaşırarak ve olayın azametinden - nasıl ihramdan çıkarız ve hanımlarımızla ilişkiye girdikten sonra (yani ihramdan çıktıktan sonra bunu yapmaları artık onlara helal olmuş, bütün ihram yasakları kalkmıştır) bunun üzerinden fazla vakit geçmemesine rağmen nasıl olur da hacca niyet ederek Mina’ya gideriz dediler. Onların olayın azametinden dolayı nefislerinde oluşan bu sözleri Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ulaştığında kalpleri hak olana mutmain oldu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Geride bıraktığım işlerimi tekrar bulsaydım benim ihramdan çıkmama mani olan kurbanı getirmezdim ve sizinle beraber ihramdan çıkardım.» buyurdu. Nefisleri bu durumdan razı ve kalpleri mutmain oldu. Mekke’ye girmek üzereyken Âişe -radıyallahu anha- hayız oldu ve kıran haccına döndü. Çünkü hayızı onu Beytullah’ı tavaf etmekten alıkoydu. Tavaf ve sa'yın dışındaki bütün hac ibadetlerini yaptı. Hayızdan temizlendikten sonra Beytullah’ı tavaf ederek haccın tavafını yaptı ve kalbinde bir şey kalmıştı. Çünkü sahabelerin çoğu -Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in diğer eşleri de bulunuyordu- umreyi ayrı ve haccı ayrı yapmışlardı. Onun haccı umresiyle birleşmişti. Aişe -radıyallahu anha-: Ya Rasûlallah! Sizler hem umre, hem de hac yapmış olarak buradan ayrılacaksınız, ben ise sadece hacla ayrılacağım. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun hatırını kıramadı ve erkek kardeşi Abdurrahman’a, onu, (Harem bölgesinin dışında yer alan) Ten'îm'e götürmesini emretti. Aişe -radıyallahu anha- hacdan sonra umre yaptı.
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre o, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fetih yılında Mekke'de iken şöyle dediğini işitmiştir: «Şüphesiz Allah ve Rasûlü şarap (içki), leş, domuz ve putların satışını haram kıldı.» Kendisine: Ya Rasûlallah! Leş yağları konusunda ne dersin? Onlarla gemiler cilalanır, deriler yağlanır, insanlar onunla kandil yakarlar, dediler. Bunun üzerine Nebi- sallallahu alyhi ve sellem- «Hayır, haramdır.» diye buyurdu. Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sözüne şöyle devam etti: «Allah Yahudileri kahretsin! Şüphesiz Allah Teâlâ onlara leşlerin iç yağlarını yasakladığı zaman, onu erittiler sonra satıp parasını yediler.»
Muttefekun aleyhCâbir b. Abdullah -radıyallahu anhumâ- Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fetih yılında Mekke'de iken şöyle dediğini duydu: Allah ve Rasûlü; şarap, ölü hayvan, domuz ve putların satışını haram kıldı. Sahabeler şöyle dediler: Ey Allah'ın Rasûlü! Ölü hayvanların yağlarını satmamız caiz midir? Çünkü gemileri cilalamak için kullanılır, onunla deriler yağlanır ve insanlar onunla kandillerinde yakıt olarak kullanırlar. Bunun üzerine Rasûlullah -aleyhisselâm- şöyle buyurdu: Hayır, bunun satışı haramdır. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Allah Yahudileri helak etti ve onları lanetledi. Allah onlara hayvanların yağlarını haram kılınca yağı erittiler, sonra yağı satıp parasını yediler.
Zir b. Hubeyş'ten rivayet edildiğine göre: Mestler üzerine nasıl mesh edileceğini sormak üzere Safvân b. Assâl -radıyallahu anh-’ın yanına gitmiştim. Bana: "Ey Zir! Niçin geldin?" diye sordu. Ben de: İlim öğrenmek için, deyince şunları söyledi: "Melekler, ilim öğrenenlerden hoşlandıkları için onlara kanat gererler." Ben de: "Büyük ve küçük abdestten sonra mestler üzerine nasıl mesh edileceği kafamı kurcaladı. Sen de Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabından olduğun için, onun bu konuda bir şey söylediğini duydun mu diye sormaya geldim" dedim. Safvân: Evet, duydum dedi Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- seferde bulunduğumuz zaman mestleri üç gün üç gece çıkarmamayı, büyük ve küçük abdest bozduktan, uyuduktan sonra bile mestlere mesh etmeyi, ancak cünüp olunca mestleri çıkarmayı emrederdi. Onun sevgiye dair bir şey söylediğini duydun mu? diye sordum. Evet, duydum. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile bir sefere çıkmıştık. Biz onun yanındayken bir bedevî kaba sesiyle: "Muhammed!" diye bağırdı. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- de onun sesine yakın bir sesle: «Gel bakalım», dedi. Bedevîye dönerek: Yazıklar olsun sana! Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzurunda bulunuyorsun. Kıs sesini! Yüksek sesle bağırmanı Allah yasakladı, dedim. Bedevî: Vallahi sesimi kısmam, dedi. Â'râbî şöyle dedi: Birilerini seven, ama onlarla beraber olacak kadar iyiliği bulunmayan kimse hakkında ne dersin? diye sordu. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bir kimse, Kıyamet Günü'nde sevdikleriyle beraberdir.» Safvân b. Assâl sözüne devamla dedi ki: Nebî -aleyhisselam- bu konuda uzun uzun konuştu. Hatta bir ara batı taraflarında bulunan bir kapıdan bahsetti. Kapı yaya yürüyüşüyle kırk yıl veya yetmiş yıl (yahut ravinin hatırladığına göre süvarinin katettiği mesafe ile kırk veya yetmiş yıl) genişliğindedir.
Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştirZir b. Hubeyş -radıyallahu anh- Safvân b. Assâl -radıyallahu anh-'a gelerek mestler üzerine mesh yapma konusunda soru sordu. Safvân, ''Ey Zir! Seni buraya getiren nedir,?" dedi. Zir, "İlim öğrenmek için" dedi. Safvân devamında şöyle dedi: "Melekler, ilim öğrenen için kanatlarını gererler; bu, ilim öğrenenin yaptıklarına razı oldukları ve ona saygı gösterdikleri içindir." Zir dedi ki: "Büyük tuvaletimi ve idrar yaptıktan sonra mestler üzerine mesh yapma konusunda tereddüt ettim ve sen de Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerinden birisin. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu konuda bir şey söylediğini duyup duymadığını sormaya geldim. Safvân dedi ki: Evet! Yolculuk yaparken bize, cünüp olma durumu hariç, büyük tuvalet, idrar ve uyku gibi hades-i asgar sebebiyle üç gün üç gece mestlerimizi çıkarmamamızı emrederdi. Cünüplük durumunda ise (mestleri) çıkarmak zorunluydu. Ben de dedim ki: Sevgi hakkında bir şey söylediğini duydun mu? Dedi ki: Evet, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir yolculuktaydık. Onunla birlikteyken, bir bedevi ona yüksek sesle şöyle seslendi: Ey Muhammed! Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona alçak sesle, yüksek bir tonda cevap verdi: Nebî -aleyhisselam- ona buraya gel dedi. Biz de ona dedik ki: Yazık sana! Sesini kıs; çünkü sen Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanındasın ve onun huzurunda sesini yükseltmek yasaktır. Sert ve kabalığından dolayı bedevî şöyle dedi: Allah'a yemin ederim ki, sesimi kısmayacağım. "Ey Allah'ın Rasûlü! İnsan salih insanları sever ama onların amel ettikleri gibi amel edemiyor. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "İnsan Kıyamet Günü sevdiğiyle birlikte olacaktır." Zir şöyle dedi: Safvân bize anlatmaya devam etti, ta ki Suriye tarafında, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı gün yarattığı bir tövbe kapısından bahsedene kadar. Bir süvari, o kapının genişliği boyunca kırk ya da yetmiş yıl yolculuk edebilir ve o kapı Güneş batıdan doğana kadar kapanmaz.
Ma’n İbn Yezid İbn Ahnes –radıyallahu anhum-’dan rivayet edildiğine göre, bir keresinde babam Yezid, tasadduk etmek için bir miktar altın ayırıp kendi namına sadaka vermesi için mescitte birine bırakmıştı. Sonra ben (bu adama) geldim, altınları ondan alıp babamın yanına gittim. Bunun üzerine babam, ‘’Vallahi sana verilmesi için bırakmadım.’’ deyip altınları almak istedi. Sonunda babamı Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e şikâyet ettim. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Yezid! Sana, niyet ettiğinin sevabı vardır. Ey Ma’n! Aldığın (altınlar) da senindir.» buyurdu.
Buhârî rivayet etmiştirYezid b. el-Ahnes fakirlere sadaka olarak vermesi için mescitteki bir adama dirhem verdi. Oğlu Ma’n gelerek bu dirhemleri aldı. Ve ona şöyle dedi: "Sana verilmesi için bırakmadım.’’ Aralarında hüküm vermesi için Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gittiler. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onlara şöyle buyurdu: Ey Yezid sana niyet ettiğinin karşılığı vardır. Çünkü sen sadakayı Müslümanlardan fakir birine ulaştırdın, niyetine göre de ecrini aldın. Ey Ma’n aldığın (altınlar) da senindir. Çünkü sen onları doğru bir şekilde aldın. Yezid’in oğlu bu sadakaları hak edenlerden biri idi.
Ebu Zer el-Gıfari -radıyallahu anhâ-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:«Ümmetimin iyi kötü bütün amelleri bana gösterildi. İyi işlerinin içinde, gelip geçenlere eziyet veren şeylerin yollardan kaldırılmasını da buldum. Kötü amelleri arasında da mescitte temizlenmeden bırakılmış balgamı gördüm.»
Müslim rivayet etmiştirAllah -Azze ve Celle- ümmetinin amellerini Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e gösterdi. İyi işlerinin içinde, gelip geçenlere eziyet veren şeylerin yollardan kaldırılmasını da buldu. Kötü amelleri arasında da mescitte temizlenmeden bırakılmış balgamı gördü. Bunun kaldırılması da gömmekle ya da başka bir şekilde olur.
Âişe -radıyallahu anha- ve el-Muğire b. Şube anlatıyor: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- geceleri ayakları şişip, yarılıncaya kadar namaz kılardı. Ben kendisine: Ey Allah'ın Rasûlü, gelmiş geçmiş bütün günahlarını Allah Teâlâ bağışladığı halde, niçin bu kadar namaz kılıyorsun? dedim. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı?» diye buyurdu.
Muttefekun AleyhNebî –sallallahu aleyhi ve sellem- geceleri ayakları şişip, yarılıncaya teheccüt namazı kılardı. Âişe -radıyallahu anha- günahlardan korktuğu, af ve mağfiret talep ettiği için böyle namaz kıldığını zannederek: Ey Allah'ın Rasûlü, gelmiş geçmiş bütün günahlarını Allah Teâlâ bağışladığı halde, niçin bu kadar namaz kılıyorsun? diye sordu. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı?» diye buyurdu. Böylece kıldığı bu namazın, günahlarının af ve mağfiret edilişine bir şükür ifadesi olduğunu beyan etti.
Cabir İbn Abdullah –radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Necaşi’nin cenaze namazını kıldı, ben de ikinci ya da üçüncü saftaydım.
Muttefekun AleyhCâbir İbn Abdillah –radıyallahu anhu- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in Necaşi’ye gıyabında cenaze namazı kıldığını haber veriyor. Ve o da, namazı kılanlarla beraber idi. Eğer bu şüphe etmesi kendinden olup rivayet edenden değil ise. Ancak ikinci safta mı yoksa üçüncü safta mı kıldığını hatırlamadığını göstermektedir.
Cabir -radıyallahu anh-'den merfu olarak rivayet olunan bir hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Savaş hiledir."
Muttefekun AleyhBu hadiste kâfirlere karşı savaşırken hilelerin kullanılmasının cevazı vardır. Çünkü hile islamın ve müslümanların menfaatine bir çok faydalar getirir.