





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ümmü Seleme -radıyallahu anhâ-’dan rivayet olunduğuna göre o, şöyle demiştir: Ey Allah’ın Rasûlü! Ebu Selemeoğullarına infakta bulunduğum zaman bana bir ecir var mıdır? Ben onları, sağa sola rızık için koşturmaları için terk etmiyorum. Onlar benim oğullarım, dedim. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sen onlara infakta bulunduğunda sana ecir vardır.» buyurdu.
Muttefekun AleyhÜmmü Seleme -radıyallahu anhâ-, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e Ebu Seleme’den olan çocuklarına infakta bulunduğunu, onların kendi ihtiyaçları için koşturmalarına müsaade etmediğini ve onlara olan bu infakından dolayı ahirette kendisine bir sevap olup olmadığını sormuş ve bunun onlara karşı olan şefkatinden kaynaklandığını haber vermiştir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, çocuklarına olan infakından dolayı kendisine ecir olduğunu haber vermiştir.
Saîd b. el-Hâris, Cabir b. Abdullah'a ateşte pişmiş şeyleri yedikten sonra abdest alınıp alınmayacağını sordu. Cabir de: Hayır (abdest almak gerekmez). Bizler Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında ateşte pişmiş yemekleri ancak pek az bulurduk. Böyle yemekler bulduğumuz zaman da (ellerimizi silecek) mendillerimiz yoktu. Ellerimizi, kollarımızı, ayaklarımızı siler, sonra (yemeğin ardından yeniden) abdest almayarak namaza dururduk, demiştir.
Buhârî rivayet etmiştirSaîd b. el-Hâris, Cabir b. Abdullah'a ateşte pişirilerek yahut kızartılarak pişen yemekleri yedikten sonra abdest alınıp alınmayacağını sordu. Cabir de: Hayır (abdest almak gerekmez). diye cevap verdi. Devamla, bizler Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında ateşte pişmiş yemekleri ancak pek az bulurduk. Böyle yemekler bulduğumuz zaman da (ellerimizi silecek) mendillerimiz yoktu. Ellerimizi, kollarımızı, ayaklarımızı yalayarak siler, sonra (yemeğin ardından yeniden) abdest almadan namaza dururduk, demiştir.
Ebu Hureyre, Ebu Katâde ve Ebû İbrahim El–Eşhelî’nin sahâbî olan babasından -radıyallahu anhum- rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir cenaze namazı kıldı ve şöyle dua etti: «Allahım! Dirilerimizi ve ölülerimizi, küçüklerimizi ve büyüklerimizi, erkeklerimizi ve kadınlarımızı, burada bulunanlarımızı ve bulunmayanlarımızı bağışla! Allahım! Bizden hayatta bırakacaklarını İslâm üzere yaşat. Öldüreceklerini iman ile öldür. Bizi bu cenazede bulunmanın sevabından mahrum etme ve ondan sonra bizi fitneye düşürme!»
İbn Mâce rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirAllah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- cenaze namazı kıldığında şu manada dua ederdi: «Allahım! Dirilerimizi ve ölülerimizi, küçüklerimizi ve büyüklerimizi, erkeklerimizi ve kadınlarımızı, burada bulunanlarımızı ve bulunmayanlarımızı bağışla! Allahım! Bizden hayatta bırakacaklarını İslâm şeraitine sımsıkı sarılarak yaşat. Öldüreceklerini iman ile öldür. Allahım! Bizi bu musibetin ecrinden mahrum etme ve ondan sonra bizi fitneye düşürme!»
Vâsile b.el-Eska -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bize müslümanlardan birinin cenaze namazını kıldırmıştı. Onun şöyle dua ettiğini duydum: “Allah'ım! Falan oğlu falan sana emanettir ve senin güvencene sahiptir. Artık onu kabir fitnesinden ve cehennem azabından koru. Sen sözünde duran ve hamde layık olansın. Allahım! Onu bağışla ve ona rahmet et. Şüphesiz bağışlayan ve merhamet eden sensin."
İbn Mâce rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- müslümanlardan birinin cenaze namazını kıldı, sonra şu manaya gelen sözleri sarf etti: Allah'ım! Falan oğlu falan sana emanettir ve güvencene sahiptir. Onun bağışlanmasını talep etti; kabirdeki imtihan suallerine karşı ona sebat ver. Cehennem azabından onu koru. Şüphesiz ki sen vaadinden dönmezsin. Sen hak ehlisin. Allahım! Onu bağışla ve ona rahmet et. Şüphesiz ki sen günahları çokça bağışlayan, itaatlerin kabulünde çokça rahmet eden ve hayırların karşılığını kat kat verensin.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, oğlu İbrahim'in yanına girdi. İbrahim can çekişiyordu. Bu sırada Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in iki gözü yaş dökmeye başladı. Bunun üzerine Abdurrahman İbn Avf -radıyallahu anh-: «(Halk musibet zamanında sabretmeyebilir; fakat) Sen de mi (ağlıyorsun)?» dedi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem: «Ey Avf’ın oğlu! Şüphesiz bu rahmet (ve şefkat) tir.» dedi. Sonra bu gözyaşını diğer bir gözyaşı takip etti. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Şüphesiz göz ağlar, kalp de mahzun olur. Biz ise, Rabbimizin razı olacağı sözden başka söz söylemeyiz. Ey İbrahim! Bizler senin ayrılığınla çok mahzun ve kederliyiz.» dedi.
Muttefekun AleyhAllah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, oğlu İbrahim'in yanına girdi. İbrahim can çekişiyordu. Bu sırada Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in iki gözü yaş dökmeye başladı. Bunun üzerine Abdurrahman b. Avf -radıyallahu anh- insanlar musibet zamanında sabretmeyebilir sen de onların yaptığını mı yapıyorsun anlamında bir şaşırma ifadesi olarak “Sende mi?" dedi. Çünkü Abdurrahman b. Avf, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sabretmeye teşvik etmesi ve şiddetle ağlamaktan yasaklamasına binaen böyle demişti. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Avf’ın oğlu! Şüphesiz bu rahmet (ve şefkat) tir.» dedi. Sonra bu gözyaşını diğer bir gözyaşı takip etti. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Şüphesiz göz ağlar, kalp de mahzun olur. Biz ise, Rabbimizin razı olacağı sözden başka söz söylemeyiz. Yani Rabbimizi kızdırmayız, sabrederiz. Ey İbrahim! Bizler senin ayrılığınla çok mahzun ve kederliyiz.» dedi. Rahmet ve şefkat, sabır ve kader iman ile çelişmez.
Câbir b. Abdillah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cuma günü insanlara hutbe okurken bir adam geldi. Nebi -aleyhisselam- ona: «Namaz kıldın mı ey falanca?» diye buyurdu. Adam: Hayır! dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kalk ve iki rekât kıl!» buyurdu. Başka bir rivayette: «İki rekât namaz kıl!» buyurdu, şeklinde gelmiştir.
Muttefekun AleyhSuleyk el-Gatafânî Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hutbe verirken Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mescidine girdi ve hutbeyi dinlemek için oturdu. Hükmünü bilmediğinden ya da hutbeyi dinlemek daha önemli diye tahiyyetu'l mescid namazı kılmadı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hutbe ile meşgul olması ona bu namazı hatırlatmasına engel olmadı ve ona şöyle hitap etti: Ey falanca biz seni görmeden önce mescidin bir tarafında kıldın mı? O da hayır dedi.Nebi -aleyhisselam-: Kalk ve iki rekat kıl! buyurdu. Müslim'deki bir rivayette ona biraz hızlı ve hafif kılmasını emretti. Bunu adama öğretmek için bunu kalabalık topluluk içinde söyledi ki herkes tarafından bu öğrenilsin ve iyice kavransın. Kim mescide girerse ve o esnada hatip hutbe veriyorsa onun namaz kılması caizdir. Bu hadis buna delalet eder. Ve hadis: «Sizden biriniz cuma günü gelir imam da hutbe veriyor ise, iki rekat kılsın» Bunun için Nevevî Müslim'in şerhinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözünde şöyle söyledi: «Sizden biriniz geldiğinde imam da hutbe veriyorsa iki rekat kılsın ve acele etsin.» Bu te'vilin olmayacağı (açık) bir nastır.(İmam Nevevî) Bir ilim adamına bu lafız ulaşacak ve onun sahih olduğuna itikat edecek sonra da tersine hareket edeceğini zannetmiyorum dedi.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: "Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e seferde yoldaşlık ettim. O, seferde iki rekâttan fazla kılmıyordu. Ebû Bekr, Ömer ve Osman da böyle yapıyorlardı."
Muttefekun AleyhAbdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yaptığı yolculuklarda yoldaşlık ettiğini, aynı şekilde Ebû Bekir, Ömer ve Osman -radıyallahu anhum-'a da yaptıkları yolculuklarında yoldaşlık ettiğini zikretmiş ve onlardan her birinin, her biri dört rekâtlık namazı iki rekât olarak kıldıklarını ve buna hiç bir şeyi ilave etmediklerini haber vermiştir. Yani onlardan hiçbiri yolculukta (dört rekatlık) farzları tamamlamaz ve revatip sünnetleri (farzlardan önce ve sonra kılınan sünnetleri) kılmazlardı. Burada Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-; Ebû Bekir, Ömer ve Osman -radıyallahu anhum-'u, seferde iken namazların sadece farzlarının kılındığı, farzlarında ikişer rekât olarak kılındığı hükmünün nesh edilmediğini beyan etmek için zikretmiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in vefatından sonra da bu hüküm bu şekilde sabit olarak kalmış ve bu hükme tercihe şayan olan karşı bir hüküm de yoktur. Seferde namazları tam kılmak caizdir. Ancak kısaltmak daha faziletlidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Yeryüzünde sefere çıktığınız vakit, namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur." Günahın yok sayılması vacip değil, ruhsat olduğunu gösterir. Asıl olan tam kılmaktır. Ancak kısaltmak ise ancak kendisinden daha uzun olan bir şeyde olur. Yolcu için en faziletli olanı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ittiba etmek (uymak) ve vacip görenlerin hilafından kurtulmak için kısaltmayı terk etmemesidir. Çünkü bu, alimlerin geneli nazarında en faziletli olanıdır.
Semera b. Cundüp -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: "Nebi -sallalahu aleyhi ve sellem-'in arkasında nifas halinde iken ölmüş olan bir kadının cenaze namazını kıldım da, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cenazenin orta kısmında durdu."
Muttefekun AleyhMüslümanlardan ister erkek, ister kadın, ister küçük, ister büyük olsun ölen herkesin cenaze namazını kılmak vacip olan bir haktır. Semura b. Cundüp -radıyallahu anh-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in loğusalık döneminde ölen bir kadının cenaze namazını kıldırdığında arkasında namaz kıldığını haber vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cenazenin orta kısmında durmuştur.
Âişe -radıyallahu anha- şöyle dedi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in zamanında güneş tutuldu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- mescide çıktı. İnsanlar onun arkasında saf oldular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tekbir aldı ve uzun bir kıraatle Kur’an okudu. Sonra tekbir aldı uzun bir rüku ile rüku etti. Sonra: "Semiallahu limen hamideh" dedi doğruldu. Secde etmedi ve uzun bir kıraatle Kur’an okudu. Bu ikinci kıraati birincisinden daha kısa idi. Sonra tekbir aldı ve uzun bir rüku ile rüku etti. Bu ikinci rüku birinciden daha kısa idi. Sonra: "Semiallahu limen hamideh, Rabbena ve leke’l-hamd" dedi. Sonra secde etti. Bu secdeden sonra son rekâtta da aynı şeyleri birinci rekâttaki gibi söyledi. Böylece Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- iki rekâtta dört secde ile dört rükuyu kemale erdirdi. Namazdan çıkmadan önce güneş açıldı. Sonra hutbe için ayağa kalktı, Allah’a layık olduğu şekilde senada bulundu. Sonra: «Güneş ve Ay Allah’ın ayetlerinden iki ayettir. Onlar hiç kimsenin ölümü ve hayatı için tutulmazlar! Siz onları gördüğünüz zaman Allah’a dua edin, tekbir getirin, namaz kılın ve sadaka verin.» «Ey Muhammed ümmeti! Allah'a yemin ederim ki, erkek kulunun veya dişi kulunun zina edişinden dolayı Allah Teâlâ kadar kıskanç olan hiçbir kimse yoktur. Ey Muhammed ümmeti! Allah'a yemin ederim ki, benim bilmekte olduğumu sizler bilseniz, muhakkak az güler, çok ağlardınız.» Başka bir lafızda: ‘’Dört rekât ve dört secde yaparak tamamladı.’’
Muttefekun AleyhRasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında güneş tutuldu. Bu tutulma alışılmış bir şey olmadığı için onlara şekli ve miktarı bakımından farklı bir şekilde kıyamı uzun tutarak namaz kıldırdı. Uzunca rüku yaptı ve rükuyu uzattı. Sonra tekrardan kıyama dönerek birinci kıraatten daha kısa bir okuyuşta/kıraatte bulundu. Ardından tekrar rüku yaptı ve rükuyu uzunca yaptı. Bu birinci rükudan daha hafif (kısa) idi ve ardından da secde yaptı ve secdeyi uzattı. Daha sonra ikinci rekâtta şekil olarak daha kısa olmasıyla beraber birinci rekâtta kıldığı gibi kıldı. Her bir rüknü daha önceki rükünden daha az olarak kıldı. Her rekâtta dört rükû ve dört secde olarak tamamladı ve sonra da namazdan ayrıldı. Güneş açıldı. Bazı özel durumlarda âdeti olduğu üzere bu namazın ardından insanlara hutbe verdi. Allah’a hamd etti, onu övdü ve onlara vaaz etti. Güneş tutulması oğlu İbrahim’in –radıyallahu anh-’ın ölümüne tesadüf etmişti. Kimileri şöyle dediler: Güneş, İbrahim’in ölümü sebebiyle tutuldu. Zira onlar, cahiliye dönemindeki geleneklerinde olduğu gibi ya büyük bir kişinin ölümü ya da büyük bir kimsenin doğumuyla tutulacağına inanıyorlardı. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- elçiliğinin samimi bir şekilde edası ve onlara nasihat olması ve zihinlerinde bulunan bu hurafatları izale etmek ve insanlara fayda vermek için ki bu sahih bir nakile dayanmayan akl-ı selime uymayan bu şeyi güneş ve ay tutulmasındaki hikmeti beyan etderek, hutbesinde şöyle buyurdu: «Güneş ve Ay Allah’ın ayetlerinden iki ayettir. Onlar hiç kimsenin ölümü ve hayatı için tutulmazlar! Allah Teâlâ kullarını korkutmak ve nimetini hatırlatmak için onları seyir ettirir (yürütür). Siz onları gördüğünüz zaman Allah Teâlâ’ya tövbe ederek yönelerek dua edin, tekbir getirin, namaz kılın ve sadaka verin.» Böyle yapın ki; beklenilen belayı def ve inecek ceza da kaldırılsın. Bundan sonra, Peygamber- sallallahu aleyhi ve sellem- Allah’a karşı yapılan büyük günahlardan toplumların fesada uğramasını gerektiren ve ahlakını bozan zina gibi günahlara değinerek, bazılarını ayrıntılı bir şekilde anlatmaya başladı. Sadık-ul masduk (doğru söyleyen ve tasdik edilen) olan Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- Allah’ın öfkesizi ve cezasını zorunlu kılan şeyleri bu vaazında şöyle diyerek kısımlara ayırdı. «Ey Muhammed ümmeti! Allah'a yemin ederim ki, erkek kulunun veya dişi kulunun zina edişinden dolayı Allah Teâlâ kadar kıskanç olan hiçbir kimse yoktur.» Ardından onların Allah’ın azabı hakkında çok az bir şey bildiklerini aktardı. Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-’in bildiklerini bilselerdi, onları korku alırdı. Ve sevinçli olarak az gülerlerdi. Ağlarlardı ve vakitlerini büyük bir fırsat bilirlerdi. Ancak Allah hikmeti gereği bunu onlardan gizledi.