





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İbn Ömer –radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ömer –radıyallahu anh- Hayber’de bir araziye sahip olmuştu. Sonra Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelip o araziyi nasıl kullanacağı hususunda istişare ederek: Yâ Rasûlallah! Ben Hayber'de öyle bir araziye sahip oldum ki, ben bu araziden daha güzel hiçbir mala sahip olmadım. Şimdi bana bu mal hakkında ne emredersin? dedi. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-: «İstersen arazinin kendisini elinde tutar oradan gelecek mahsûlü de sadaka olarak verirsin!» buyurdu. Ömer –radıyallahu anh-: Artık o satılmaz, hibe edilmez, mîrâs yapılmaz, dedi. Ömer -radıyallahu anh- bu malın gelirini de fakîrlere, yakınlara, köle ve esirleri hürriyete kavuşturma yolunda ve Allah yolunda mücâhede edenlere, yolculara ve zayıflara sadaka yaptı. Bununla beraber vakfa mütevelli ta'yîn edilen kimsenin, vakfın aslına tecâvüz etmeyerek, yalnız gelirinden örfe göre yemesinde ve dostuna yedirmesinde üzerine bir günah yoktur. Başka bir rivayette "Gayre müteessilin" yani ''mal toplayıcı olmayarak" diye gelmektedir.
Muttefekun AleyhÖmer –radıyallahu anh- Hayber’de bir araziye sahip olmuştu. Miktarı ise yüz hisselik bir araziydi. Sahip olma ve güzellik bakımından mallarının arasında en değerli olanıydı. Sahabeler –radıyallahu anhum- kalıcı güzel işlerde birbirleriyle yarışırlardı. “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz.” Ayetindeki iyiliği arzuladığı için o araziyi Allah yolunda nasıl kullanacağı hususunda istişare etmek için Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ona sadaka verilecek en güzel yolu işaret etti. O da arazinin aslını elinde tutarak vakıf etmesidir. Ömer –radıyallahu anh- bunu yaptı ve artık vakıf malı oldu. Bu sayede o arazi hakkında mülkiyet mallarının intikali olan satma, hediye etme, miras bırakma ya da başka bir tasarrufta bulunma hakkı yoktu. Bu araziden çıkan mahsulü fakirlere, yoksullara, akrabalara, yakınlara, kölelerin hürriyetine kavuşmaları, diyet sahiplerinin diyetlerini ödeyebilmeleri, Allah yolunda savaşan mücahitlerin kelimetullahı yüceltmeleri ve dine yardım etmelerine yardımcı olmaları için, beldesinden başka yerde malı olmayan yolcunun doyurulması ve aciz olan kimselerin doyurulması için sadaka olarak vermiştir. Misafire ikram etmek Allah’a imandandır. Arazini sulayarak bakımını yapacak birine ihtiyaç vardır. Bununla birlikte arazinin bakımını üstlenen kimse örfe göre o araziden yemesinde bir günah ve sıkıntı yoktur. İhtiyacı olduğu kadar yer ve arkadaşına da ihtiyacından fazlasını almaması kaydıyla yedirir. Bu mahsul varlıklı ve zengin olmak için değil ancak hayır ve güzellik yolunda infak edilmek için verilmiştir.
Enes b. Malik -radıyallahu anh- rivayet ediyor: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Abdurrahman b. Avf -radıyallahu anh- ile karşılaştı. Üzerinde safran izi ve kokusu vardı. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun sebebini sordular. Abdurrahman b. Avf -radıyallahu anh- de cevaben şöyle dedi: "Bir kadınla evlendim." Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Mehir olarak ne verdin?» diye tekrardan sordular. Abdurrahman b. Avf -radıyallahu anh- da "Ben hurma çekirdeği ağırlığı kadar altını mehir vererek evlendim." dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah sana mübarek kılsın. Bir koyun ile de olsa velime/düğün yemeği ver.» diye buyurdu.
Muttefekun AleyhAllah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Abdurrahman b. Avf -radıyallahu anh-’ın üzerinde safran izi ve kokusu gördü. Erkeklerin safran kokusu kullanmalarında bir sakınca yoktur. Ne var ki uygun olan davranış safranın sarı rengini elbiseye bulaştırmadan sadece kokusunu kullanmaktır. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun sebebini inkâr edercesine sorar. Cevaben Abdurrahman b. Avf -radıyallahu anh- de yeni evlendiğini haber vererek, bu kokunun kendisine hanımından geçtiğini söyledi. Peygamberimiz de bu konuda kendisine ruhsat verdi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabelerine karşı çok şefkatli ve merhametliydi. Onları gözlemler doğru olarak yaptıklarını onaylar, yanlışlarını düzeltirdi. Buradan hareketle hanımına ne kadar mehir verdiğini sordu. Abdurrahman b. Avf -radıyallahu anh- hurma çekirdeği ağırlığı kadar altını mehir olarak verdiğini söyledi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bereketli olması için duada bulundu ve bir koyun ile de olsa velime/düğün yemeği vermesini emretti.
Ebu Said el-Hudri –radıyallahu anh-’tan merfu olarak rivayet edildiğine göre, Bilal bernî hurması ile Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına geldi. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ona : «Bu nereden?» buyurdu. Bilal: Yanımızda adi türden bir hurma vardı, ben de onun iki sa’ını (ölçeğini) bir ölçek ile Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yemesi için sattım, dedi. O vakit Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- : «Ah, Ah! (Bu) Faizin ta kendisidir bu. Böyle yapma! Fakat sen hurma satın almak istediğin zaman onu başka bir şey ile sat! Sonra onun bedeli ile bunu satın al!» buyurdu.
Muttefekun AleyhBilal –radıyallahu anh-, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına kaliteli berni türündenbir hurma ile geldi. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- hurmanın kaliteli olmasına çok şaşırdı ve dedi ki: «Bu neredendir?» Bilal -radıyallahu anh- bizim hurmamız vardı. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’in o hurmadan yemesi için bir ölçek bu iyi hurma karşılığında iki ölçek yanımızdaki kötü hurmayı sattım dedi. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-, bunu büyük bir günah olarak karşıladı. Çünkü bu günah, onun katında en büyük musibetlerdendi. Dedi ki: Bu yaptığın haram olan faizin ta kendisidir. Ancak kötü hurma değiştirmek istiyorsan, kötü hurmayı para ile sat. Sonra da para ile iyi hurma satın al. Bu helal olan yoldur, harama düşmemek için bunu öğren. ‘’Teysiru’l-Allâm Şerh Umdetü’l-Ahkâm’’ s, 568.
Ebu Mes’ud –radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre "Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-: "Köpeğin satış bedelini, fahişenin ücretini, kâhine verilen armağanı yasakladı."
Muttefekun AleyhAllah rızık talebi için, pis/kötü ve değersiz yollar yerine temiz, şerefli, değerli yollar yapmıştır. Birinci yollarda ikinci yollara gerek duyulmayan bir yeterlilik vardır. İkinci yollardaki bozuklukların büyüklüğü sebebiyle içinde faydalı şeyler bile olsa, kabul etmez. Şeriat/din bu kötü yolları haram kılmıştır. Bunların içinden üç yol da şunlardır: 1- Köpek satışı. Muhakkak ki köpek, pis ve necistir. 2- Zina eden kişinin (kadının) yaptığı günah/fücur karşılığında aldığı ücret. Böyle bir davranışta dinin ve dünyanın fesada uğraması vardır. 3- Yalancı olup dalalete götüren, gaybı bildiğini ve kâinatta tasarrufta bulunduğunu iddia eden kişilerin kazancı. Bu kimseler, insanların mallarını almak, haksız yere yemek için, insanlara batıllarını doğruymuş gibi gösterirler Bütün bu yollar pistir, haramdır. Yapılması caiz değildir. Karşılık olarak bir şey verilmez. Yüce Allah bunların yerine mubah ve değerli yollar belirlemiştir.
Cabir b. Abdillah -radıyallahu anh- "Yorgun bir devenin üzerinde yoluna devam ediyordu. Devesini serbest bırakıp salmak istedi. Cabir b. Abdillah -radıyallahu anh-devamla şöyle dedi: “Arkamdan Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- yanıma gelerek bana dua etti ve deveme bir kere vurdu. Devem öyle bir yürümeye başladı ki daha önceden böyle (hızlı) yürümemişti. Sonra da; «Deveni bana bir ukiye’ye sat.» diye buyurdu. Ben de kendisine hayır diye cevap verdim. Tekrardan; «Deveni bana bir ukiye’ye sat.» diye buyurdu. Fakat beni, ailemin yanına varıncaya kadar (sırtında) taşımasını istisna ettim. Evime ulaşınca Rasûlullah’a deveyi götürdüm. Bana devenin bedelini ödedi. Sonra ben dönüp giderken, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- arkamdan haberci gönderip beni yanına çağırttı ve dedi ki: «Deveni elinden alacağımı mı sandın? Deve senindir! Bedeli de senindir.»
Muttefekun AleyhCabir –radıyallahu anhuma- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber bir savaşa katılmıştı. Devesi yol yorgunuydu. Zayıf düşmüş, orduyla birlikte hareket edemiyordu. Cabir devesini bırakıp, salmayı bile düşünmüştü. Artık kendisine bir faydası kalmamıştı. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- sahabeler ve ümmetine karşı çok şefkatliydi. Her zaman ordunun ardında yürür, geride kalan zayıf, yorgun ve yolda kalmışları göz önünde bulundurarak onlara merhamet ederdi. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- zayıf devesi üzerinde seyir eden Cabir’in yanına gelerek, dua edip, devesine vurdu. O’nun deveye rahmet ve değerli vuruşu bu aciz deve için bir güç ve destek oldu. Deve öyle bir yürümeye başladı ki daha önceden böyle (hızlı) yürümemişti. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- güzel ahlak ve kereminden dolayı Cabir’in gönlünü hoşnut etmek istedi. Yolculuğuna teselli olması için kendisiyle diyaloğa girerek kendisine; «Bu deveyi bana bir ukiye’ye sat.» diye buyurdu. Cabir –radıyallahu anh- ise daha fazlasını istedi. Devesini (bu fiyata) Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e satmamasında dini için bir eksilme olmayacağını biliyordu. Zira bu konu Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’e itaat etmenin farz olduğu bir husus değildi. Bana sat emri zorunluluk ifade etmiyordu. Buna rağmen Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ısrarla satın almak istediğini talep etti. Sonunda bir ukiye’ye satış gerçekleşti. Cabir devesinin üzerinde Medine’ye kadar yoluna devam etme şartı koşmuştu. Bu şartı Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- kabul etmişti. Medine’ye vardıklarında deveyi Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’e getirip, teslim etti. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- anlaşılan bedeli Cabir’e takdim etti. Sonra dönüp giderken, Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- arkasından haberci gönderip onu yanına çağırttı ve dedi ki: «Deveni elinden alacağımı mı sandın? Deve senindir! Bedeli de senindir.» Bu davranış son derece cömert, güzel ahlaklı ve iyilik seven bir peygamber için şaşılacak bir durum değildir. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in böyle nice davranışları olmuştur.
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet olunan hadiste şöyle haber verilmektedir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında azil/ilişkide dışa boşalma konuşuldu. O şöyle buyurdu: «Sizden biriniz bunu neden yapıyor? Yaratılan hiçbir can yoktur ki Allah onu yaratacak olmasın.»
Muttefekun AleyhAllah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında azil konuşulup, bazı erkeklerin hanımları ve köleleriyle azil yaptığı haber verilir. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- inkâr edercesine soru kipinde bunun sebebini sorar. Ardından verdiği cevapla onların bu yaptıkları işteki hedeflerini beyan eder. Zira yüce Allah her şeyi takdir edip, belirlemiştir. Sizlerin yaptığı bu davranış yaratılması yazılıp da, yaratılacak olan bir canlının yaratılmasının önüne geçemez. Sebep ve sonuçları da yaratan Allah’tır. Bir erkeğin sperminden bir çocuk yaratmak isterse bu kişinin spermi kendisi bile hissetmeden ana rahmindeki gideceği yeri bulur.
Sa'd b. Ebî Vakkâs -radiyallahu anhu- anlatıyor: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-, Osman b. Maz'ûn'un kadınlardan kesilip evlenmekten çekinmesini reddetti. Eğer Rasûlullah onun kadınlardan kesilip çekinmesine izin verseydi (biz daha ileri giderek) muhakkak hadımlaşırdık.
Muttefekun AleyhSa’d b. Ebi Vakkâs –radıyallahu anh- şöyle rivayet etti: Osman b. Maz’un, ibadete olan aşırı istek ve arzusu sebebi ile ibadet için boş vakit ayırmak için hayatın lezzet veren şeylerini terk etmek istedi. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’den kadınlardan uzak durmak ve Allah Teâlâ’ya taatte bulunmak için izin istedi. Fakat Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ona izin vermedi. Çünkü dünya lezzetlerini terk edip ibadet için inzivaya çekilmek dinde aşırı gitmek ve yerilen/zem edilen bir ruhbanlıktır. Asıl doğru olan din, Allah için olan ibadeti yaparak, nefse de (dünya) güzelliklerinden nasibini vermektir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- eğer Osman –radıyallahu anh-’a izin verseydi, ibadette gayretli/çalışkan olanların çoğu onun yoluna tabi olurdu.
Sehl b. Sa'd es-Sâidî -radıyallahu anh-'den rivayet olunduğuna göre, bir kadın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek; Ya Rasûlullah ben (benimle evlenmen için) kendi mehrimi sana bağışladım, dedi ve uzun süre ayakta dikildi. Bunun üzerine bir adam ayağa kalkıp: Ey Allah'ın Rasulü! Eğer senin ona ihtiyacın yoksa onu bana nikâhla! Dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-' de;"Senin yanında ona mehir olarak verebileceğin bir şey var mı?" diye sordu, (o kimse de);Yanımda şu kaftanımdan başka bir şeyim yok. Diye cevap verdi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-;"Eğer sen kaftanını (mehir olarak) verirsen, kaftansız kalırsın. Binâenaleyh sen (başka) bir şey ara (bul)." buyurdu.Adam bir süre sonra geldi ve bir şey bulamıyorum, dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'de;"Demirden bir yüzük olsun arayıp bulmalısın buyurdu. (Bunun üzerine adam tekrar) aradı (fakat) bir şey bulamadı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: Ezberinde Kuran’dan bir şeyler varmı?" dedi. (Adam) bazı sûrelerin ismini zikrederek; Evet. Diye cevap verdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'de: "-Ben de ezbere bildiğin Kur'an sebebiyle o kadını sana nikâhlıyorum." Buyurdu.
Muttefekun AleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- başkasına verilmeyen bazı hükümler ile özel kılınmıştı.Bunlardan:Kendini ona mehirsiz olarak feda eden biriyle evlenmesi.Onun hanımlarından biri olabileceğini umarak kendi mehrini bağışlayıp onunla evlenmek isteyen bir kadın geldi.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona baktı ve hoşuna gitmedi.Onu istemedi,onu utandırmamak için,onu bıraktı.O kadında oturdu.Bunun üzerine bir adam ayağa kalkıp: Ey Allah'ın Rasulü! Eğer senin ona ihtiyacın yoksa onu bana nikâhla! Dedi.Mehir nikahta gerekli olmasına rağmen Rasûlullah:"Senin yanında ona mehir olarak verebileceğin bir şey var mı?" diye sordu.Yanımda şu kaftanımdan başka bir şeyim yok. Diye cevap verdi.Eğer kaftanını (mehir olarak) verirse, kaftansız ve çıplak kalır.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'de;"Demirden bir yüzük olsun arayıp bulmalısın) buyurdu.Onun yanında hiç bir şek olmadığı için Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona dedi ki:Ezberinde Kuran’dan bir şeyler varmı?" dedi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'de: "-Ben de ezbere bildiğin Kur'an sebebiyle o kadını sana nikâhlıyorum." Buyurdu.
Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- şöyle dedi: Ben iyi cins bir atımı Allah rızâsı için bir mücâhide vermiştim. O zât ata iyi bakamadı, onu zayıflattı. Bunun üzerine ben hayvanı para ile satın almak istedim. Ucuza vereceğini de tahmin ediyordum. Durumu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e arzettim. O -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bir dirheme bile verse, sakın onu satın alma, verdiğin sadakadan asla dönme! Zira bağışından dönen kimse, kustuğuna dönüp yalayan gibidir.»
Muttefekun AleyhÖmer b. Hattâb -radıyallahu anh- Allah yolunda savaşması için bir adama yardım etti. Savaşması için ona bir at verdi. Adam atın yiyeceğini kıstı ve bu hayvana iyi bakmadı. Bundan dolayı at cılız ve zayıf düştü. Zayıflığından ve cılızlığından dolayı ucuz olacağını bildiği için ondan bu atı satın almak istedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile istişare etmeden önce atı satın almaya yönelmedi. Çünkü olumsuz birşeyler hissediyordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- değerinden ucuz olsa dahi atı satın almasını yasakladı. Çünkü bu şey, Allah yolunda verilmiş olduğundan dolayı nefsin için onun peşine düşüp ona bağlanma ve kendisine hediye edilen kişi fiyatı konusunda seni kayırmasın. Böylece vermiş olduğun sadakanın bir bölümü sana geri döner. Şüphesiz ki bu senden çıkmış, günahlarına kefaret olmuş, senden pis ve atıkları çıkarmış olur. Bunun sana dönmesi yakışık almaz. Fiyatını ödeyecek olmasına rağmen sadakasına dönüp satın alan kimseyi kustuğunu dönüp yalayan kimse olarak isimlendirmiştir.