





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Abdillah Câbir b. Abdillâh -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bize Ebu Ubeyde’yi kumandan tayin ederek bizi Kureyş'in bir kervanının yolunu kesmek üzere gönderdi. Azık olarak da bize bir dağarcık kuru hurma verdi, bundan başkasını bulamadı. Ebû Ubeyde (açlık tehlikesinden dolayı) bize birer hurma yeriyordu. (Ebû'z Zübeyr) diyor ki: Ben bununla ne yapıyordunuz diye sordum. Onu, çocuğun emdiği gibi emiyor, sonra üzerine su içiyorduk. Bu bize o gün geceye kadar yetiyordu. Bir de sopalarımızla selem ağacının yaprağını silkiyor sonra onu su ile ıslatarak yiyorduk dedi (ve devamla) şunları söyledi: Deniz sahili boyunca gittik derken denizin boyunda bize yüksek kum tepesi şeklinde bir şey yükseldi. Onun yanına geldik ve bir de baktık o ‘anber/balina’ denilen bir deniz hayvanı! Ebû Ubeyde: Bu bir meyte (ölmüş bir hayvan) dir, (dolayısıyla da yenmez) dedi. Sonra da 'Hayır'. Bizler Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in elçileriyiz ve Allah yolundayız, siz zor durumda kaldınız. Bundan dolayı yiyiniz, dedi. Biz bir ay boyunca onun başında konakladık ve etinden yedik. Üç yüz kişiydik ve kilo bile aldık. Yemin ederim ki balığın göz çukurundan testilerle iç yağı aldığımızı biliyorum. Ondan öküz büyüklüğünde parçalar kesiyorduk. Ebû Ubeyde bizden on üç kişi alarak bu hayvanın göz çukuruna oturttu. Onun kaburgalarından bir kaburga alarak yere dikti. Sonra beraberimizdeki en büyük deveyi semerledi ve deve onun altından geçti. Balığın etinden bir miktar tuzlayıp kurutarak yolculuk için hazırladık. Medine'ye gelince Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e giderek olup bitenleri anlattık. "O Allah'ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Yanınızda onun etinden bir şey yar mı? Bize de tattırın.” buyurdular. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ondan bir parça gönderdik, O da yedi."
Muttefekun AleyhAllah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir seriye/birlik yollamış ve bize Ebu Ubeyde’yi onlara kumandan olarak tayin etmişti. Yani Kureyş’in yiyeceklerini taşıyan kafileyi karşılayıp almaları için. Onlara deri bir kabın içerisinde bir dağarcık kadar hurma verdi. Onların kumandanı olan Ebû Ubeyde ellerinde yiyeceğin azlığından (ve açlık tehlikesinden dolayı) onlara hurmaları birer birer yeriyordu. Onlar hurma tanelerini emiyorlar ve üzerine de su içiyorlardı. Sonra sopalarıyla develerin yapraklarını yediği ağacın dallarına vuruyorlar ve bu şekilde onun yapraklarını düşürüyorlardı. Sonra bu yaprakları sertliğinin gitmesi ve yumuşaması için su ile ıslatarak yiyorlardı. Deniz sahiline ulaştıkları zaman anber (balina) diye isimlendirilen büyük bir balıkla karşılaştılar. Kumandanları olan Ebu Ubeyde Kur’an’daki delilden hareketle balık ölü ve eti de haram olduğu için ondan yemelerini yasakladı. Sonra da görüşünü zaruret hali olması sebebiyle değiştirerek ondan yemelerine izin verdi. Aynı zamanda onlar Allah Subhânehu için sefer ediyorlardı. Deniz hayvanlarının ölmüşlerinin etinin helal olduğu hususu onlara gizli kalmıştı. Onun etinden yediler ve beraberlerinde Medine’ye de götürdüler. Olayı Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e haber verdiler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bu yaptıklarını onayladı ve o hayvanın etinden de yedi.
Âişe binti Ebi Bekr -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir yahudiden yemek satın almış ve bunun karşılığında demirden zırhını (ona olan borcuna karşılık) güvence olarak vermiştir.
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir Yahudiden arpadan yapılmış bir yemek satın almış ve bunun karşılığında Allah’ın kelimesinin yüce olması için Allah yolunda ettiği cihatta kendisine ihtiyaç duyduğu zırhını güvence olarak vermiştir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu zırh ile düşmandan ve düşmanının tuzaklarından korunuyordu.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bir defasında Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile bir seferde bulunuyorduk. Bu sırada devesine binmiş bir adam çıkageldi. Bir şeyler umarak sağa sola bakınmaya başladı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:“Yanında ihtiyacından fazla binek hayvanı olanlar, olmayanlara versinler. Fazla azığı olanlar, azığı olmayanlara versinler” buyurdu. Hz. Peygamber daha birçok mal çeşidi saydı. İşte o zaman kimsenin ihtiyacından fazla bir şey bulundurmaya hakkı olmadığını anladık.
Müslim rivayet etmiştirEbû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- dedi ki:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber bir seferde bulunuyorlarken Bu sırada devesine binmiş bir adam çıkageldi.İhtiyacını giderecek bir şeyler umarak sağa sola bakınmaya başladı.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- yanında ihtiyacından fazla binek hayvanı olanlar, olmayanlara versinler. Fazla azığı olanlar, azığı olmayanlara tasadduk edip versinler” buyurdu.Ravi diyor ki:İşte o zaman kimsenin ihtiyacından fazla bir şey bulundurmaya hakkı olmadığını zannettik.
Cabir b. Abdullah –radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edilen hadiste: "Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem-: Muhabereyi (Mahsûlün belli bir miktarı karşılığında toprağı kiralamak), Muhâkaleyi (Buğdayla başaktaki buğdayın tahmini olarak değiştirilmesi ve takas yapılması şekliyle yapılan alışveriş şeklidir), Muzâbeneyi (Ağaçtaki yaş hurmayı kuru hurma karşılığında satmak veya değiştirmek şeklindeki satış şeklidir) ve olgunlaşması meydana çıkıncaya kadar meyveyi satmayı ve (bu yaş meyvelerin) ariyyeler hariç, dinar ve dirhemlerin dışında bir şey karşılığında satmayı yasakladı.
Muttefekun AleyhMeyvelerin satımıyla alakalı bazı hususları Allah Rasûlü-sallallahu aleyhi ve sellem- yasakladı. Bunun sebebi her iki tarafa ya da sadece bir tarafa zarar vermesinden dolayıdır. el-Muhabera’da, mahsûlün belli bir miktarı karşılığında toprağı kiralamaya denilir. Aynı şekilde buğdayla başaktaki buğdayın tahmini olarak değiştirilmesi ve takas yapılması şekliyle yapılan alışverişi de yasaklamıştır. Yine ağaçtaki yaş hurmayı aynı cinsten kuru hurma karşılığında satmayı, olgunlaşmadan önce meyveyi satmayı da yasaklamıştır. Ancak taze hurma miktarı tahmin edildikten ve bilindikten sonra satılmasına ruhsat vermiştir. Başka hadislerin ifade ettiğine göre beş vesak (ölçü birimi) ve daha az olması şartı koşulmaktadır.
Enes -radıyallahu anh- şöyle dedi: "Biz bir yerde konakladığımız zaman develerin yüklerini çözüp onları rahatlatmadan namaza durmazdık."
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirHadisin Manası: Bizler namaz için hırslı olmamıza rağmen bineklerden yükleri indirip onları rahatlatmadan namaza durmazdık.
Kays İbni Ebû Hâzim’den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Habbâb b. Eret –radıyallahu anh-’ı hastalığından dolayı ziyaret etmek için yanına gittik. Vücudu yedi yerden dağlanmıştı. Habbâb dedi ki: ‘‘Bizden önce ahirete göçen arkadaşlarımız, dünya onlar (ın ahiretteki mükafatların) dan bir şey eksiltmeden çekip gittiler. Biz ise o kadar dünyalık elde ettik ki, onları topraktan başka saklayacak yer bulamıyoruz. Şayet Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ölümü istemek için dua etmeyi yasaklamasaydı, Allah’tan canımı almasını isterdim.’’ (Râvi Kays İbni Ebû Hâzim diyor ki:) Bir başka zaman Habbâb’ın yanına gittiğimizde duvar örüyordu. Bize şöyle dedi: ‘‘Müslüman, Allah için harcadığı her şeyden sevap kazanır. Yalnız şu toprağa yaptığı harcama hariç.’’
Muttefekun Aleyh. Hadisin bu lafzı Buhârî'ye aittirHabbâb b. el-Eret –radıyallahu anh- (hastalığından dolayı) vücudunu yedi yerden dağlamıştı. Arkadaşları onun yanına geldiler. Onlara kendilerinden önce ahirete göçen arkadaşlarının, dünya zevklerinden faydalanamadan vefat ettiklerini, bu da onların ahiretlerinden bir şey eksiltmediğini haber verdi. O, o kadar çok dünyalık elde etti ki, onları topraktan başka ya da bina yaparak saklayacak yer bulamıyordu. Şayet Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’den varid olduğu gibi, dinde fitne zamanı hariç ölümü istemek için dua etmeyi yasaklamasaydı, Allah’tan canımı almasını isterdim, demiştir Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: İnsana ne olursa olsun infak ettiği şey için ecir verilir. Ancak şu toprağa yaptığı harcama hariç. Yani buradan kasıt binadır. Çünkü insanın kendine yetecek kadar evi olursa, büyük para harcamasına ihtiyacı yoktur. İnsana, binaya harcadığı bu paradan dolayı ecir verilmez. Ancak fakirlerin ikamet edeceği bir bina ya da kazancını Allah yolunda bu ve benzeri işler için vermesi hariç. Bu şekilde olursa ona ecir verilir, ancak kendi oturduğu binada, ona sevap yoktur. Dağlama yapmak konusundaki yasaklama, şifanın sadece dağlamadan olacağına inanan kimse içindir. Ama kim Allah Azze ve Celle’nin şifayı veren olduğuna itikat ediyorsa bunda bir beis yoktur. Bu da başka tedavi yöntemine gücü yettiği halde acele edip (dağlamayı) son tedavi yapmayan içindir.
Ebû Atıyye dedi ki, ben ve Mesruk Âişe -radıyallahu anhâ-'nın yanına gittik. Mesruk ona:Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbından iki kişi var. İkisi de hayırdan geri kalmıyorlar. Ancak bunlardan biri akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele ediyor, diğeri ise hem akşam namazını hem de iftarı geciktiriyor, dedi. Bunun üzerine Âişe: Akşam namazını kılmakta ve oruç açmakta acele eden kimdir? diye sordu.Mesrûk (İbni Mes'ud'u kastederek) Abdullah'tır, cevabını verdi. Bunun üzerine Âişe:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de öyle yapardı, dedi.
Müslim rivayet etmiştirEbû Atıyye ve Mesrûk Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anhâ-'ya Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından iki adam hakkında soru sordular.Birincisi:İftarı ve akşam namazını erteliyor.İkincisi:İftarı açmakta ve akşam namazını kılmakta acele ediyor.Hangisi daha doğru yapıyor.?Âişe -radıyallahu anhâ- dedi ki:Bu kim? Yani acele eden? Dediler ki:İbn Mesud -radıyallahu anh- ve dedi ki:Nebî-sallallahu aleyhi ve selllem- de böyle yapıyordu.Yani ifaterı açmakta ve akşam namazını kılmakta acele ederdi.Bu Peygamber - sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığı fiili sünnet en faziletli olanın iftarı öne almak olduğuna delalet ediyor.
Âişe -radıyallahu anhuâ-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- rükûsunda ve secdesinde şöyle söylüyordu:''Subbûh, Kuddûs, meleklerin ve Cebrâil'in Rabbi olan (Allah).''
Müslim rivayet etmiştirÂişe -radıyallahu anhâ-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- rükûunda ve secdesinde ''Subbûhun Kuddûsun rabbul melaiketi verrûh'' derdi.Subbûhun,Kuddûsun yani tenzih etmekte mubalağadır.Allah Celle ve Alâ her türlü noksanlıklardan münezzehtir.''Rabbul Melâike'' Meleklerin rabbi melekler Allah -Azze ve Celle'nin- ordularıdır.Görmediğimiz bir alemdir.''Rûh'' O da Cebrâil -aleyhisselam- olup meleklerin en faziletlisidir.Ve bir insan için rükûsunda ve secdesinde çokça ''Subbûhun Kuddûsun Rabbu'l Melâiketi ver'-Rûh'' demesi gerekir.Kuddûs Allah'ın en güzel isimlerindendir.O da Kuds kelimesinden alınmıştır.Manası:Yücelterek ve büyük sayarak O'nu kötülükten tenzih etti ve uzaklaştırdı demektir.Subbûh Allah'ın güzel isimlerinden bir isimdir.Yani mukaddes olan her türlü ayıp ve noksanlıktan münezzeh demektir.
Aişe -radıyallahu anhâ- anlatıyor: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir keresinde içeri yanıma girdi. Yanımda bir adam vardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana: «Bu kimdir?» diye sordu. Ben de: Süt kardeşim, diye cevap verdim. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Süt kardeşlerinizin kim olduğuna iyi dikkat edin. Çünkü süt kardeşliği ancak açlığı gidermek için -emilme neticesinde- gerçekleşir.» diye buyurdu.
Muttefekun AleyhBir keresinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Âişe -radıyallahu anha-'nın yanına girmiştir. Yanında süt kardeşi olan bir erkeği görünce tanımadığı için bu durumdan hoşlanmamıştır. Ailesi için duyduğu kıskançlık sebebiyle hoşnutsuzluğu yüzüne yansımıştır. Hanımı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yüzüne yansıyan bu durumu anlayarak o kişinin süt kardeşi olduğunu haber vermiştir. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- süt kardeşliği meselesinde iyi araştırın, dikkatli olun demiştir. Bazı süt emzirme halleri vardır ki, mahremiyeti ortadan kaldırmaz. Kardeşliği tesis eden süt kardeşliği bebeğin doya doya içtiği sonucunda kilo alıp, kemiklerinin güçlendiği açlığı gidermek için emmesidir. Bebeğin sütten başka bir şey içemediği, süte ihtiyaç duyduğu bir emzirmedir. Böylece çocuk süt emdiği kadının bir parçası gibi olmuş, kendi çocuğu gibi kabul edilmiş ve arada mahremiyet tesis olmuştur.