





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’den merfû olarak rivayet edildiğine göre o, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu işitmiştir: «Cimri ile cömerdin durumu, göğüsleri ile köprücük kemikleri arasına zırh giyinmiş iki kişinin durumuna benzer. Cömert, sadaka verdikçe üzerindeki zırh genişler, uzar, ayak parmaklarını örter ve ayak izlerini siler. Cimri ise, bir şey vermek istediğinde zırhın halkaları birbirine iyice geçer, onu sıkıştırır; genişletmek için ne kadar çalışsa da başaramaz.»
Muttefekun AleyhAllahٌ Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- cimri ile cömerdin örneğini söyle vermiştir: Göğüsleri ile köprücük kemikleri arasına zırh giyinmiş iki kişinin durumuna benzer. Köprücük kemiği göğsün en üst kısmında bulunmaktadır. Cömert olan her infak ettiğinde zırhı genişler, uzar ve arkasından sürüklenir. Ayaklarını örter ve ayak izlerini siler. Ancak cimri olan kimse zırhı giymek istediğinde elleri boynunda birleşip orada takılı kalır, genişletmek istese de başaramaz.
Abdullah b. Abbas -radıyallahu anhumâ- şöyle dedi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- insanlara hitap ederken, ayakta duran bir adam gördü ve onun kim olduğunu sordu. Ashâb: O, Ebu İsrâîl’dir. Güneşte durmayı, oturmamayı, gölgelenmemeyi, konuşmamayı ve sürekli oruç tutmayı adamıştır, dediler. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ona söyleyiniz! Konuşsun, gölgelensin, otursun ve orucunu tamamlasın.» buyurdular.
Buhârî rivayet etmiştirBu sahabe güneşte durmayı, oturmamayı, gölgelenmemeyi, konuşmamayı ve yiyip içmeyi terk etmeyi adamıştır. Burada nefse eziyet etme, zorluk vardır ve haram olan bir adaktır. Bundan dolayı Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve selem- o sahabeye bunu yapmasını yasaklamıştır. Ancak orucunu tamamlamasını emretmiştir. Çünkü oruç meşru olan bir ibadettir. Meşru olan bir ibadeti adayan kimsenin adadığı şeyi yerine getirmesi farzdır. Her kimse meşru olmayan bir ibadeti adarsa, onu yerine getirmesi gerekmez.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: «Bir adam iflas eder de, alacaklı malının aynısını, müflisin yanında bulursa, o mala, başkalarından daha fazla hak sahibidir.»
Muttefekun AleyhKim malını bir kimseye satar, emanet olarak bırakır ya da borç olarak verirse, müşteri iflas ettiğinde o kimsenin malıyla borcu ödenmez. Satıcı malının kendisini bulduğunda onu alır. Çünkü o başkalarından o malı almak için daha hak sahibidir.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim aşılanmış bir meyve ağacını satarsa, müşteri (kendisi için) şart koşmamışsa, (mal) satıcıya aittir.» Başka bir rivayette: «Kim (malı olan) bir köle satın alırsa, müşteri (kendisi için) şart koşmamışsa, (köle ile birlikte bulunan) mal satıcıya aittir.»
Muttefekun AleyhHurma ağacını ıslah ve aşılama hakkı satıcınındır. Ağacın meyvesi onun sayılır. Çünkü aşılama işiyle o meşgul olmuştur. Ancak ağacı satın alan müşteri meyvelerin kendisinin olacağı şartını koşarsa satıcı satmadan -hurma ağacının meyvesi olsa dahi- aralarındaki şart ne ise ona göredir. Aynı şekilde satıcı elinde malı olan kölesini satarsa (kölenin) malı satan efendisinindir. Çünkü satış anlaşması bu malı kapsamaz. Ancak köleyi satın alan kimse, bu malın tamamını ya da bazısını alma şartını da koşarsa bu satış kapsamına girer.
Âişe –radıyallahu anha-’dan nakledildiğine göre; kendisi bir kadın ile otururken Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- geldi. Ona , ‘’Bu kadın kimdir? ‘’ diye sordu. Âişe –radıyallahu anha-,’’Filan kadın’’ dedi ve onun çok namaz kıldığını anlatmaya başladı. Bunun üzerine Allah Rasûlü şöyle buyurdu: "Gücünüzün yettiği kadarını yapın, bu size yeter. Allah’a yemin ederim ki siz bıkmadıkça Allah bıkmaz. O'nun en sevdiği ibadet, kişinin devamlı olarak yaptığı ibadettir."
Muttefekun AleyhBir kadın Âişe –radıyallahu anha-’yı ziyaret etti. Ona çok ibadet yaptığından ve namaz kıldığından söz etti. Âişe –radıyallahu anha- da bunu Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e anlattı. (Peygamber aleyhisselam) o kadına ibadette aşırıya gitmeyi ve nefse gücünün yetmeyeceğini yüklemeyi yasak etti. Ona siz bıkıp amelleri bırakmadıkça Allah’ın size mükâfatını kesmeyecektir şeklinde buyurarak haber verdi. Allah’ın sevabının ve fazlının size sürekli olması için gücünüzün yettiği ve devamlı amelleri yapmanız gerekir, buyurdu.
Abdulah b. Abbâs -radıyallahu anhuma- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mal getirenleri yolda karşılamayı ve şehirlinin, bedevi (köylü) için satış yapmasını yasakladı. Dedi ki: "Ben, İbn Abbas’a; şehirli, bedevi için satış yapmasın!” sözünün ne olduğunu sordum. Dedi ki: “Ona simsar (komisyoncu) olmasın.”
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, bu hadiste haram olan bir alışveriş çeşidini yasaklamıştır. Çünkü bunda satıcıya yahut müşteriye ya da bu ikisi dışındakilere gelen bir zarar vardır. Birinci Zarar: Yiyecek ve hayvan gibi mallarını satmak için gelen kimselerin karşılanması yasaklanmıştır. Simsar çarşıya gelmeden önce onlara yönelir ve mallarını satın alır. Köylüler fiyatları bilmediği için alışverişte onları aldatabilir. Köylüler daha fazla rızık kazanmak için uzun mesafe katedip, tehlikelere maruz kalarak yorulmalarına rağmen simsarlar onları bu kazançtan mahrum edip, yorulmadan kolay kazanç sağlamaktadırlar. İkinci Zarar: Bedevi ya da köylü günlük fiyattan malını satmak için şehre taşır, sonra da köyüne döner ya da ihtiyaç duyduğu ve kendisi için yeterli olan fiyattan satmak için eşyalarını şehre taşır. Şehirli gelip ona: Eşyalarını bana bırak ben de yavaş yavaş daha fazla fiyata satayım der. Bu o şehir halkı için zarardır. İslam dini, şehre yabancı olan tüccarın hakkını ve o beldenin halkının hakkını korumak için gelmiştir.
"Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- müzâbene'yi yasakladı. Müzâbene, yaş hurmayı ölçeğe vurarak kuru hurma mukabili satmaktır. Keza taze üzümü ölçeğe vurarak kuru üzüm karşılığında satmaktır."
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- müzâbene satışını yasakladı. Bu aynı cinsten olan iki malın, bilinen olanını bilinmeyen ile satmaktır. Bu satışta zarar, alınan ve satılan malın eşitliğinin bilinmemesiyle faize götürecek bir durum olması sebebi iledir. Bu konuda açıklayıcı ve ortaya çıkarıcı örnekler verilmiştir. Bahçesinde bulunan yaş hurmayı, ölçeğe vurarak kuru hurma mukabili satmak; keza taze üzümü ölçeğe vurarak kuru üzüm karşılığında satmak bunun gibidir. Ekinlerden ise onu da ölçeğe vurarak aynı cinsten kuru gıda ile satmak şeklinde olur. Bütün bu satış çeşitlerinden, bozgunculuk olması ve zarar vermesi sebebiyle yasaklamıştır.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan merfu olarak rivayet edildiğine göre, "Rasulullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Şigar (suretiyle nikâh)’ı yasaklamıştır.
Muttefekun AleyhNikâh akdinde asıl olan, kadına mehir vererek akdin tamamlanmasıdır. Kadının kendini sunmasına karşı verilen bir karşılıktır. Bunu için de Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- babaların/velilerin kızlarına zulmettikleri bu cahiliye nikâhını yasaklamıştır. Onları, faydası kendilerine dönecek olan mehir olmadan evlendiriyorlardı. Onları, (babalarının kendi) isteklerinin ve arzularının razı olduğu eşlerine takdim edip veriyorlardı/kurban ediyorlardı. Onları da kızlarıyla mehir olmadan evlendirmeleri şartıyla bunu yapıyorlardı. İşte bu zulumdür, Allah’ın indirmediği bir şekilde onların avretlerinde yapılan bir tasarruftur/yetki kullanımıdır. Böyle olduğu zaman o haramdır ve batıldır/hükümsüzdür.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ- merfû olarak rivayet ediyor: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- habelu'l-habelenin (develeri, doğacak yavrunun doğuracağı yavrusu vaktine kadar vadeli) satışını yasakladı. Çünkü cahiliyye halkı bu tür satışı yaparlar, develeri, doğacak yavrunun doğuracağı yavrusu vaktine kadar (vadeli) satarlardı. Bir görüşe göre habelu'l-habele, yaşça büyük dişi devenin, karnında cenin olan başka bir devenin bu yavruya karşılık olarak satılmasıdır.
Muttefekun AleyhBu alışveriş haram kılınmıştır. Mahiyeti hakkında iki meşhur açıklama yapılmaktadır. 1- Bir şeye bağlı olarak satmak. Örneğin dişi bir devenin doğuracağı yavrunun hamile kalıp yavrusunu doğuracağı vakte kadar vadeli satış yapmaktır. Bu tür alışverişlerde vade/süre belirli değildir. Fiyatı belirleyen unsur sürenin uzunluğu ve kısalığına bağlıdır. 2- Meçhul olan ve bilinmeyen bir şeyin satışıdır. Yaşlı dişi devenin karnındaki yavruyu satmaktır. Bu satışta zarar ve bilinmezlik vardır. Doğacak yavrunun dişi mi, erkek mi, tek mi, ikiz mi, ölü mü, canlı mı olduğu belli değildir. Bu yavrunun doğup doğmayacağı ve doğacaksa da ne zaman doğacağı bilinmez. Bu türden belirsizliklerin bulunduğu ve büyük zararların ve anlaşmazlıkların yaşanacağı alışverişler yasaklanmıştır. Bu alışveriş ile ilgili dört çeşit satış ortaya çıkmıştır: 1- Devenin karnındaki yavruyu satmak. 2- Devenin yavrusunun yavrusunu satmak. Bu türden yapılan satışlarda üzerinde sözleşme yapılan şey meçhul/bilinmeyen bir şeydir. 3- Satışın ertelenmesi. Müşterinin mülküne geçeceği süreyi devenin yavrusunun yahut yavrunun yavrusunun doğacağı vakte kadar ertelemek. 4- Ürünün süresiz, fiyatın ise bilinmeyen bir vade ile satılması.