





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdullah b. Abbas –radıyallahu anhumâ-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: «Hibesini geri dönüp alan kimsenin durumu kusmuğunu geri yutan kimse gibidir.» Başka bir lafızda: «Hibesinden/sadakasından geri dönen kimse kusup da sonra da kustuğunu geri yutan köpek gibidir.» buyurdu.
Muttefekun AleyhPeygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- hibe/hediye edilen şeye geri dönmeyi tiksindirmek için en iğrenç bir örneği vermiştir. O da, hibesine geri dönenin, kusmuğuna geri dönüp onu yiyen köpek gibi oluşudur. Bu da ne kadar iğrenç ve alçakça bir durum olup bunu işleyenin basitliğini ve düşüklüğünü göstermektedir.
Âişe -radıyallahu anha- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hasta olduğu halde kendi evinde (bir defa) namaz kıldırdı . Bu namazı kendisi oturarak, bir takım kimseler de arkasında ayakta kıldılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara: «Oturunuz!» diye işaret etti. Namazı bitirdiğinde: «İmâm kendisine uyulmak için tayin edilmiştir. Öyle ise, imâm rukû'a vardığı vakit rukû'a varınız. (İmam): "Semiallahu limen hamideh" dediğinde, (siz): "Rabbena lekel hamd (Rabbimiz! Hamd sanadır.)" deyiniz. Eğer (İmam) oturarak kılar ise sizde hepiniz oturarak kılınız.»
Muttefekun AleyhBu hadis, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hastalandığında oturarak kıldığı namazdan bahsetmektedir. Cemaatin imama uymasının ve ona tabi olmasının şeklini beyan etmektedir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- cemaate, imamın niçin tayin edildiğinin hikmetini öğretmiştir. O da imama uyulması ve tabi olunmasıdır. Namazın hiç bir amelinde imama muhalefet edilmemelidir. Ancak hareketleri nizam içinde gözetilir. Tekbiratu'l İhram (Namaza başlama tekbiri) getirdiğinde sizler de aynı şekilde tekbir getiriniz. Rukû ettiğinde siz de arkasından rukû ediniz. Semi'allahu limen hamideh sözüyle Allah'ın size icabet edeceğini, haber vermesi üzerine sizler de Allah Teâlâ'ya "Rabbena lekel hamd" sözünüzle hamd ediniz. Secde ettiğinde ona tabi olarak, secde ediniz. Eğer ayakta duramadığı için acizliğinden dolayı oturarak kılar ise -ona tabi oluşunuzu gerçekleştirmek için- siz de ayakta durmaya gücünüz yetse bile oturarak kılınız. Âişe -radıyallahu anha- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir hastalıktan dolayı oturarak namaz kıldığını zikretmiştir. Sahabeler de ayakta durmaya güç yetirebildikleri için ayakta kılmaları gerektiğini zannederek ayakta kılmaya başlamışlardır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara; «Oturunuz!» diye işaret etmiştir. Namazı bitirdiğinde onlara imâmın, kendisine muhalefet edilmesi için değil, ancak tam bir şekilde kendisine uyulması için tayin edildiğini öğretmiştir. Öyle ki cemaat, ayakta durmaya güçleri olmasına rağmen imamın ayakta durmaktan aciz olmasından dolayı oturarak kılmıştır. Eğer imam namaza oturarak başladı ise siz de arkasında oturarak kılın. Şayet imam namaza ayakta başlar, daha sonra hastalığından dolayı oturdu ise arkasında ayakta kılmak vaciptir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ölümü ile neticelenen hastalığa yakalandığında Ebu Bekir -radıyallahu anh- ve insanlara kıldırdığı namazı ile amel etmenin gereği budur.
Abdullah b. Abbas -radıyallahuy anhumâ- anlatıyor: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Medine’ye geldiğinde insanlar selem meyvede (hurma) satışını bir, iki ve üç sene vadeli bir şekilde yapıyorlardı. Bunun üzerine Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Her kim hurmada selem suretiyle alışveriş yaparsa, ölçeği belli, tartısı belli miktarda ve belli bir vakte kadar selem yapsın.» buyurdu.
Muttefekun AleyhNebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Medine’ye muhacir olarak geldi. Medine ehlini meyve ve ziraatla uğraştıkları için alışverişte borçla alıp satıyorlar halde buldu. Bu da parayı önceden verip meyveyi bir yıl, iki yıl ve üç yıl sonra alma şeklinde oluyordu. Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- onların bu muamelelerini ikrar etti. Bu satışı elinde olmayan malı satan ve bilinmezliğe götüren satış babından saymadı. Çünkü bu (selef) borçlu alışverişi zimmetle (yani şahıslar ile) alakalı olup malın kendisiyle alakalı değildir. Ancak Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- bu bekleme süresinin meydana getirebileceği, uzun süreli çekişmelerden ve husumetlerden uzak tutması için onlara bazı hükümler beyan etmiştir. Peşinden de şöyle buyurdu: Kim herhangi bir şeyde borç alarak alışveriş yaparsa onun ölçüsünü, tartısını bilinen şeri ölçülerde zapt altına alsın ve bunu belli bir müddete bağlasın. Miktarını ve ödeyeceği vakti bilirse husumet ve tartışma da kesilir. Müşteri hakkını gereği gibi sorunsuz bir şekilde almış olur.
Râfi' b. Hadîc -radıyallahu anh- anlatıyor: “Ensar'ın en çok tarla sahibi olanlar idik. Araziyi,şuna karşılık şurası bizim, olmak şartıyla kiraya verirdik. Çok defa da birinin yeri mahsul getirir; ötekinin ki getirmezdi. Bundan dolayı Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bizi bundan yasakladı; ama gümüşle kiraya vermekten yasaklamadı.”
Muttefekun AleyhBu hadiste, sahih ve fasit ziraatın beyanı vardır. Râfi' b. Hadîc -radıyallahu anh-, ailesinin, Medine ehlinin en çok tarla ve bahçe sahibi olan ailesi olduğunu zikretmiştir. Onlar, cahiliye usulü üzerine ziraat yapıyorlar ve arazinin bir kısmını kendilerine ayırıyor, diğer kısmını ise ziraat yapması için başkasına (kiraya) veriyorlardı. Bazen, arazinin bir kısmındaki mahsul telef olurken diğer kısmı telef olmuyordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onları bu şekilde bir ziraattan, içerisinde barındırdığı zarar, aldatma ve belirsizlikten dolayı yasakladı. Ziraatta bir ücret/bedel hakkında bir bilgi, zarar ve kârda eşitlik şarttır. Eğer arazinin bir kısmı ortak ise o takdirde bu ortaklık adalet, kâr ve zarar ortaklığı üzerine bina edilmelidir. Eğer bir ücret karşılığında yapılıyorsa o takdirde bu ücretin biliniyor olması gerekir. Bu, altın yahut gümüş karşılığında olabilir. Bu, bir kirala işlemi yahut o arazi üzerinde ortak tarım yapmaktır. Yani müzaraa (ürün paylaşımı ile ilgili geçici anlaşma) dır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şu hadisi buna delildir: «Bilinen ve garanti edilen şeyde bir beis yoktur.»
Cabir b. Abdillah -radıyallahu anhumâ- anlatıyor: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında Kur'ân (ayetleri kısım kısım) inmeye devam ederken biz (cinsel temas sırasında) azil yapardık. Süfyan dedi ki; eğer ondan yasak edecek bir şey olsaydı Kur’an bizi bunu yapmaktan men ederdi."
Muttefekun AleyhCabir –radıyallahu anhumâ- şöyle haber veriyor: Onlar Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında kadınları ve cariyeleriyle cinsel ilişkiye girdiklerinde azil yapıyorlardı. Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- onların bu yaptıklarını ikrar ediyordu. Eğer mubah olmasaydı bunu ikrar etmezdi. Sanki ona şöyle denilmişti: Belki de bu yaptığınız Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem’e- ulaşmadı. O da cevap olarak şöyle dedi: Eğer ona ulaşmasaydı, muhakkak ki Allah Tebâre ve Teâlâ ona öğretir. Kur’an hala iniyor, şayet yasakladığı şeyden olsaydı, Kur’an onu yasaklardı. Şeriat koyucu bizi yaptığımızdan dolayı onay vermezdi. Nasların arasını cem etmek (bulmak): Cabir hadisi azil yapmanın caiz olduğuna delalet etmektedir. Fakat varid olan başka hadislerden anlaşılan caiz olmamasıdır. Örnek olarak, İmam Müslim’in Cüzame binti Vehb -radıyallahu anhâ-’dan şöyle buyurduğunu rivayet etti: Yanında insanların olduğu zaman Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında hazır bulundum. O’na azilden sordular, O da şöyle buyurdu: «O gizli bir şekilde toprağa diri diri gömmedir.» Bu nasların arasını bulmak nasıl mümkün olacak? Bunun cevabı: Caiz olmasının aslı Câbir ve Ebu Said –radıyallahu anhuma-’nın hadislerinde olduğu gibidir. Cüzâme hadisi de azil ile çocuk olmasından korunuyorsa bu manaya hamledilir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in «Bu gizli bir şekilde diri diri toprağa gömmektir.» sözü de ona delalet eder. Veyahut da azil, mekruh olur haram olmaz.
Ümmü Atiyye -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kocası ölen kadın hariç, herhangi bir ölü üzerine üç günden fazla matem tutmasın. Kocaları için dört ay on gün matem tutsun. Bu esnada ancak asb (denen daha dokunmazdan önce boyanmış kumaşlardan mamul) elbise giysin, boyalı elbise giymesin, (gözlerine) sürme çekmesin; ancak hayızdan temizlenince kust (bir tür buhur) ve azfar (tırnağa benzeyen siyah renkli olan buhur)dan başka koku sürmesin.»
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kadınların baba, erkek kardeş, oğul veya başkaları olsun, vefat eden bir kişi için üç günden fazla süslenmeyi, güzel koku sürmeyi, sürme çekmeyi, takı takmayı ve güzel elbiseler giymeyi yas tutmak için terk etmelerini yasaklamıştır. Ancak kocası ölen kadın için yas süresi dört ay on gündür. Kocası için yas tuttuğu süre boyunca, Yemen'e özgü, (kumaşı) dokunmadan önce boyanan bir giysi olan asb dışında, süs amaçlı boyalı hiçbir giysi giymemelidir. Süslenmek için gözlerine sürme çekmemeli, güzel koku veya başka kokular kullanmamalıdır. Ancak adet döneminden sonra yıkanmışsa, parfüm olarak kullanılmak üzere değil, bilinen iki tütsü türü olan küçük bir parça tütsü veya karanfil kullanabilir. Adet döneminden sonra yıkanan bir kadının, hoş olmayan kokuyu yok etmek ve vajinasından çıkan adet kanının etkisini gidermek için güzel koku sürünmek amaçlı olmamak şartıyla güzel kokan bir şeyle banyo yapması caizdir.
Ebu Said el-Hudrî -radıyallahu anh- merfu olarak anlatıyor: «Altını altınla satmayınız, ancak bunlardan bâzısını bâzısı üzerine artırmayarak misli misline (yânî müsâvî surette) satınız. Gümüşü de gümüşle satmayınız, ancak bunlardan bâzısını bâzısı üzerine artırmaksızın misli misline (müsâvî surette) satınız. Ve gaibi (mevcut olmayanı) mevcut olanla değiştirmeyin.» Başka bir lafızda; «Ancak elden ele olsun.» Bir diğer lafız da; «Aynı miktarda, misli misline, aynı şekilde olsun.»
Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhBu hadis-i şerifte Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- faizin iki çeşidi olan Riba’l-Fadl'ı ve Riba Nesîeyi yasaklamıştır. Bu, para şeklinde yahut paranın dışında olan altını altınla satmaktır. Bu satış ancak aynı ağırlıkta olursa ve satış meclisinde teslim alma işlemi gerçekleşiyorsa caizdir. Çünkü mevcut olmayanla mevcut olanı değiştirmek caiz değildir. Aynı şekilde ister para isterse de paranın dışındaki gümüşü gümüşle satmayı yasaklamıştır. Ancak eşit ağırlıkta olursa ve satış meclisinde teslim alma işlemi gerçekleşiyorsa caizdir. Birinin diğerinden fazla olması ve malları teslim almadan ayrılmak caiz değildir.
Eby Hureyre -radıyallahu anh- merfu olarak rivayet ediyor: «Bir kadın ile halası ve (yine) bir kadın ile teyzesi bir nikah altında toplanmaz.»
Muttefekun AleyhPak ve nezih dinimiz insanlar için hayırlı ve iyi olan şeyleri getirmiş, zarar veren ve kötü olan her şeyle de mücadele etmiştir. Muhabbet, ülfet ve sevgi bağlarının güçlenmesine önem vermiş, ayrılık, nefret ve husumete sebep olacak şeyleri yasaklamıştır. Şari yani Allah ve Rasûlü, erkeklerin birden fazla bayanla evlilik yapmasına izin vermiştir. Zira erkeklerin çok evli olmasında birçok fayda ve yararlar bulunmaktadır. Öte yandan –genel olarak- birden fazla eşi olan kimsenin hanımları arasında bir adavet ve nefret hasıl olabilir. Çok tabidir ki eşler birbirlerini kıskanırlar. Bu yüzden bazı akrabalarla ikinci hanım olarak evlenmek yasaklanmıştır. Çünkü bu evlilik akrabalar arasında ilişkilerin son bulmasına sebep olabilir. İki kız kardeşin aynı nikâh altında toplanması yasaklandığı gibi, halası ile erkek kardeşinin kızı yahut teyzesi ile kız kardeşinin kızı yahut diğerlerinin aynı nikâh altında toplanması yasak kılınmıştır. Yani bir erkek ile bayan arasında olan bu akrabalık bağlarından dolayı bu nikah haram olur ve asla caiz de değildir. Ayrıca bu hadis “Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı.” ayetini tahsis etmektedir.
Ummu Habîbe'nin babası vefat etmişti. İçerisinde sarı renk bulunan bir koku (tıyb) istedi ve onu ellerine sürdü. Sonra böyle yapıyorum zira ben: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, ölen yakını için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Fakat kocası müstesna, ona dört ay on gün matem tutar." diye buyurduğunu işittim.
Muttefekun AleyhUmmu Habîbe'nin babası vefat etmişti. Kadının kocası müstesna ölen yakını için üç günden fazla yas tutmasının yasaklandığını biliyordu. Bu emri yerine getirmek için, içerisinde sarı renk bulunan bir koku (tıyb) istedi ve onu ellerine sürdü. Neden böyle davrandığını açıklayarak şöyle dedi: "Böyle yapıyorum zira ben: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, ölen yakını için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Fakat kocası müstesna, ona dört ay on gün matem tutar." diye buyurduğunu işittim.