





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Abdulah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur. “Müslümanların arasına karışarak onların eziyetlerine katlanan kimse halk arasına karışmayıp eziyete katlanmayan kimseden daha hayırlıdır.”
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadis insanların arasına karışarak onlarla beraber yaşamanın faziletine delalet eder. İnsanların arasına karışıp onlarla birlikte yaşayan ve onlara nasihat ve tevcihatlarda bulunması sebebiyle gelen eziyetlere sabreden mümin, insanların meclislerinden uzak durup tek başına yaşayıp inzivaya çekilmiş müminden daha faziletlidir.
Ebu Musa Radıyallahu anhudan rivayet edildiğine göre Rasulullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz Eş'arilerin (Eş’ari kabilesi) gazada yiyecekleri bittiği ya da Medine'de iken ailelerinin yiyeceği azaldığı zaman yanlarında ne varsa onu bir örtü içerisinde toplarlar. Sonra tek bir kapta eşit olarak aralarında onu paylaştırırlar. Bu sebeple onlar bendendir bende onlardanım."
Muttefekun AleyhEş'ariler Ebu Musa Radıyallahu anh’ın kabilesidir. Allah yolunda savaşırken, ya da yiyecekleri azaldığı zaman yiyeceklerini bir araya toplayıp, kendi aralarında eşit bir şekilde paylaştırırlardı. Bundan dolayı, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e sevgi ve yakınlığına nispet edilmeyi hak ettiler. Rasulullah aleyhisselam, fedakârlık ve itaatteki devamlılık gibi, bu büyük ahlaki özelliklerinden dolayı onlardan olduğunu bildirmiştir.
İmrân b. Husayn'dan -radıyallahu anh- anlatıyor: "Cüheyne (kabilesinden) bir kadın zinadan gebe olarak Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelmiş ve: Ya Rasûlallah! Ben haddi hak ettim. Onu bana tatbik ediver! demiş. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- de velisini çağırarak: «Buna iyi bak, doğurduğu zaman onu bana getir.» buyurmuş. Velisi de öyle yapmış. Bunun üzerine Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- kadın hakkında emir vererek üzerine elbisesi bağlanmış. Sonra emir buyurmuş, taşlanarak recmedilmiş ve cenazesini kılmıştır.
Müslim rivayet etmiştirİmrân b. Husayn'in rivayet ettiği bu hadiste: "Cüheyne (kabilesinden) bir kadın zinadan gebe olarak Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelmiş ve: "Ya Rasûlallah! Ben haddi hak ettim. Onu bana tatbik ediver" demiştir. Bu kadın Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'den kendisine had uygulamasını istemiştir. Kendisine uygulanmasını talep ettiği ceza recm cezasıdır. Çünkü evli olarak zina edenlerin cezası budur. Bunun üzerine Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- de kadının velisini çağırarak: «Buna iyi bak, doğurduğu zaman onu bana getir.» buyurmuştur. İyi bak diyerek; bu konuyu namus ve kıskançlık meselesi yapıp insanların konuşmasını da göz önünde bulundurarak kadına eziyet edilmemesini istemiştir. Böylece velisini uyarmış ve merhametle yaklaşmıştır. Zira bu kadın tövbe etmiştir. Hülasa, insanların kalplerinde nefret oluşmuş ve hakkında kötü konuşmaların yapıldığı bu kadına ihsan ile davranılmasını emretmiştir. Kadın çocuğunu doğurunca Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e getirilmiştir. Çocuğun sütten kesilmesine kadar süre tanıdıktan sonra kadına had cezasını uygulamıştır. Kadın hakkında emir vererek üzerine elbisesi bağlanmıştır. Böylece recim edilirken üzerinin açılmaması sağlanmıştır. Sonra emir buyurmuş taşlanarak recmedilmiş ve cenaze namazını kılmıştır.
Ebû Saîd -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Cebrâîl -aleyhisselam- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e gelerek “Ey Muhammed! Hastalıktan şikâyet mi ediyorsun? diye sormuş. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem: «Evet» demiş. Bunun üzerine Cebrâîl -aleyhisselam- şöyle dua etmiştir: «Sana eziyet veren her şeyden, her kötü nefsin, gözün veya hasetçinin gözünden koruması için sana Allah’ın adıyla rukye yapıyorum (okuyorum). Allah sana şifa versin. Allah'ın adıyla sana okuyorum (rukye yapıyorum).»
Müslim rivayet etmiştirMeleklerden Cebrâîl -aleyhisselam- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek ona şöyle sordu: Ey Muhammed! Hastalıktan mı şikayet ettin? O da evet dedi. Bunun üzerine Cebrâîl, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'i okuyarak ona şu şekilde rukye yaptı: «Allah’ın adıyla» O’ndan yardım dileyerek, «sana rukye yapıyorum» ve seni «küçük ya da büyük, size zarar verebilecek her şeyden», «her türlü kötü niyetli canın şerrinden» ve «kıskanç bir kişinin nazarından» koruyorum ki Allah sana «şifa versin», korusun ve bütün hastalıklardan muhafaza etsin. «Allah’ın adıyla okuyorum» diye tekrarladı vurgu için ve bununla başlayıp bununla bitirdi; bu da Allah Subhânehû'dan başka kimsenin fayda vermeyeceğini gösteriyor.
Ebü'ş-Şa‘sâ şöyle dedi:Biz Ebû Hureyre -radıyallahu anh- ile birlikte mescidde oturuyorduk. O esnada müezzin ezan okudu. Bir adam kalkıp dışarıya doğru yürüdü. Ebû Hüreyre, o adamı mescidden çıkıncaya kadar gözüyle takip etti ve:Bu adam, Ebü'l-Kâsım -sallallahu aleyhi ve sellem-'e isyan etti, dedi.
Müslim rivayet etmiştirEbü'ş-Şa‘sâ şöyle dedi:Biz Ebû Hureyre -radıyallahu anh- ile birlikte mescidde oturduklarını zikrediyor.Müezzin ezan okudu.Ve o sırada bir adam ezandan sonra yürüyordu.Ebû Hureyre -radıyallahu anh- adam mescitten çıkacak mı yoksa ne yapacak?diye takip etti.Ebû Hureyre -radıyallahu anh- için onun çıktığı anlaşılınca adam bu yaptığı ile Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'e isyan etmiştir.
Abdullah b. Abdurrahman b. Ebû Sa‘sa'a'dan rivayet edildiğine göre, Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- ona şöyle dedi: “Ben senin koyunu ve kır hayatını sevdiğini görüyorum. Koyunlar arasında veya kırda iken, namaz için ezan okuduğunda sesini iyice yükselt. Çünkü müezzinin sesinin ulaştığı yere kadarki alanda olup da onu işiten cin, insan ve her varlık, kıyamet gününde ezan okuyanın lehine şahitlik yaparlar.” Ebû Saîd: Ben bunu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den işittim, dedi.
Buhârî rivayet etmiştirAbdullah b. Abdurrahman b. Ebû Sa‘sa'a'dan rivayet edildiğine göre, Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-' ona şöyle dedi: “Ben senin koyunu ve kır hayatını sevdiğini görüyorum" şehir hayatının hilafıdır. Badiye/ Köy kelimesinin çoğulu Bevâdin kelimesidir. "Koyunlar arasında veya kırda iken, namaz için ezan okuduğunda sesini iyice yükselt" Çünkü müezzinin sesinin ulaştığı yere kadarki alanda olup da onu işiten cin, insan olabileceği gibi, şahitlik edebilecek herşey yada cansız varlıklar hariç akıl sahibi olmayan hayvanlar gibi işiten herşey Kıyamet gününde ezan okuyanın lehine şahitlik yaparlar.” Yani: Kıyamet gününde müezzinlerden olduğunun faziletini överek, kazanacağı sevabı açıklamak için şahitlik edecektir.
Sa’b b. Cessâme -radıyallahu anh- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e bir yaban eşeği hediye etmiştim. Fakat Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onu kabul etmeyip bana geri verdi. Yüzüme bakıp da üzüldüğümü görünce: «Hediyeni ihramda olduğumuz için almadık» buyurdu.
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ahlâkının güzelliklerinden biri de O'nun, Allah'ın dininde güzel söz söyleyip insanları aldatmamasıydı. Aynı zamanda O, insanların gönüllerini de alırdı. Nebi -sallalahu aleyhi ve sellem- ihramlıyken Sa’b b. Cessâme -radıyallahu anh-'ın önünden geçti. Sa’b b. Cessâme iyi bir atıcıydı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- önünden geçtiğinde onun için yabani bir eşek avladı. Onu Rasûlullah'a getirdiğinde kabul etmeyip geri çevirdi. Bu Sa'b -radıyallahu anh-'a ağır gelmişti. Nasıl olur da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hediyesini kabul etmezdi? Yüzüne bakıp üzüldüğünü görünce ihramda olduğu için hediyesini almadığını haber verdi. Çünkü ihramda olan kimse kendisi için avlanan hayvandan yiyemez.
Aişe -radıyallahu anhâ'dan merfu olarak rivayet edilen bir hadiste: “Sizden birinizin namaz kılarken uykusu gelirse, uykusu geçinceye kadar uyusun. Sizden biriniz uykulu olarak namaz kıldığında ne yaptığını bilmez, istiğfar ettiğini zannederken kendisine söver (de haberi olmaz).” diye buyrulmuştur.
Muttefekun AleyhHadis, kişinin ibadet ile kendisini aşırı yormanın hoş olmadığını gösterir. Namaz kılan kişi üzerine uykunun ağır bastığını hissettiğinde, namazını kesmesi, ya da tamamlayıp sonra da yatması gerekir ki, kendisini dinlendirmiş olsun. İbadeti esnasında kendi aleyhine dua etmesi hâsıl olmasın.
Ebû Humeyd es-Sâidî -radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ezd Kabilesi'nden İbnül-Lutbiyye adında bir adamı Süleymoğulları'nın zekâtını toplamak için zekât memuru yapmıştı. Bu kimse, vazifesini yapıp Medine'ye geldiği zaman: “Şu sizin (zekât) malınız ve bu da bana hediye verilmiştir” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Eğer doğru söylüyorsan, hediyen sana gelene kadar neden babanın ve annenin evinde kalmadın?» Sonra bize hitap ederek minberin üzerinde ayağa kalkıp Allah'a hamdetti ve O'na övgüde bulundu. Sonra da: «Allah'ın beni görevlendirdiği bir işte ben sizden birisini görevlendiriyorum. O kimse gelip bu sizin malınız bu da bana hediye verildi diyor! Eğer doğru sözlü ise babasının yada anasının evinde otursaydı ona bu hediye gelseydi ya! Allah'a yemin ederim ki, sizden biriniz zekât malından hakkında başka bir şeyi alırsa bu aldığı şey Kıyamet Günü'nde boynuna dolanmış bir şekilde Allah'ın huzuruna çıkar. Sizden biriniz aldığı hayvan, deve ise boynunda böğüre böğüre, sığır ise bağıra bağıra, koyun ise meleye meleye Kıyamet Günü'nde onu boynunda taşıyarak getirileceğini bilmez mi!» Daha sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ellerini koltuk altı beyazlığı görünene kadar kaldırdı. Sonra şöyle dedi: «Allah'ım! Emirlerini tebliğ ettim mi?»
Muttefekun aleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Süleymoğulları Kabilesi'nden zekât toplamak için İbnü'l-Lütbiyye adında birini görevlendirdi. İbnü'l-Lütbiyye Medine'ye döndüğünde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- onu topladığı ve harcadığı zekât konusunda hesaba çekti. İbnü'l-Lütbiyye şöyle dedi: Bu, zekâttan topladığım sizin paranız ve bu para bana hediye olarak verildi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurmuştur: Neden babanın ve annenin evinde kalıp, doğru sözlü olman durumunda bir hediye alıp almayacağını görmedin? Çalışarak kazandığın haklar, sana verilen hediyenin sebebidir ve evinde kalsaydın sana hiçbir şey verilmezdi. Bu yüzden sana hediye olarak geldi diye bunu helal görmemelisin. Sonra Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- öfkeli bir halde minbere çıktı ve hutbe verdi. Allah'a hamdetti ve O'nu yüceltti, sonra şöyle dedi: Şimdi, Allah'ın bana zekât ve savaş ganimetlerinden yönetmem için verdiği şeylerden sorumlu olarak aranızdan birini görevlendiriyorum. Görevinden gelip şöyle diyor: Bu sizin için ve bu da bana verilen bir hediye! Neden hediyesi kendisine gelene kadar babasının ve annesinin evinde kalmadı? Allah'a yemin ederim ki, kendisine verilen bir şeyi haksız yere alan kimse, Kıyamet Günü'nde onu boynunda taşıyarak Allah'ın huzuruna çıkacaktır; ister böğüren bir deve, ister böğüren bir inek, ister meleyen bir koyun olsun. Sonra ellerini öyle yukarı kaldırdı ki, oturanlar koltuk altlarının beyazlığını görebildiler ve şöyle dedi: Allah'ım! (Sen şahitsin), -etrafında toplananlara) Sizlere Allah'ın hükmünü ilettim. Bunun üzerine Ebû Humeyd Es-Sâidî -radıyallahu anh-: Bunun, onun gözünün gördüğü ve kulağının duyduğu bir şey olduğunu bildirmiştir.