





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: "Ben, hiçbir imamın arkasında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasında kıldığım kadar hafif ve tam bir namaz kılmadım."
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kolaylaştırmayı emrediyor, sözleri ve fiilleri ile de ibadete hakkını tam olarak vermekle birlikte namazda hafifletmeye ve kolaylaştırmaya davet ediyordu. Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-, kolaylık ve hafiflik bakımından imamlardan bir imamın arkasında kıldığı namazın, İmam-ı Âzam (En yüce ve büyük imam) olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasında kıldığı namazdan daha kısa olması ihtimalini reddediyordu. Bu namaz, müminlere zor gelmiyordu ve onlar namazdan çıkıyor oldukları halde onların namaz kılma arzuları devam ediyordu. "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazından daha tam bir namaz kılmadım" Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza her hangi bir halel getirmeyip, namazın vaciplerini ve müstehaplarını muhafaza ederek namazı kâmil bir şekilde tamamlıyordu. Bu, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bereketinin eserlerindendir.
Ebû Kılâbe Abdullah b. Zeyd el-Cermî el-Basrî dedi ki: Bizim bu mescidimize Mâlik b. Huveyris -radıyallahu anh- geldi ve dedi ki: Ben size namaz kıldırayım. Maksadım sadece namaz kılmak değil, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i nasıl namaz kılarken gördüğümü göstermektir. Ebû Kılâbe'ye dedim ki: Nasıl namaz kılyordu? O da dedi ki: Bu hocamızın kıldığı gibi kılıyordu. Başını secdeden (yani ikinci secdeden) kaldırınca (birazcık) oturdu, sonra kalktı. Hocası ifadesi ile kastettiği kişi; Ebû Bureyd, Amr b. Selime el-Cermî'dir.
Buhârî rivayet etmiştirEbû Kılâbe diyor ki: Sahabelerden biri olan Mâlik b. Huveyris -radıyallahu anh- bize bu mescidimize geldi. Dedi ki: Vallahi ben size Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazını uygulamalı olarak öğretmek amacıyla geldim. Fiilî olarak göstererek öğretmek zihinlerinizde daha yakın ve kalıcıdır. Ebû Kılâbe'den rivayet eden ravi dedi ki, size Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazını öğreten Mâlik b. Huveyris -radıyallahu anh- nasıl namaz kılyordu? (Ebû Kılâbe) dedi ki: Şeyhimiz Ebû Yezîd Amr b. Selime el-Cermî'nin kıldığının aynısıydı. Kıyama kalkmak çin başını secdeden (yani ikinci secdeden) kaldırdıktan sonra kıyama kalkmadan önce biraz oturuyordu.
Câbir b. Abdillah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Muaz b. Cebel Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber yatsı namazını kılar, sonra kavmine gelip yatsı namazını kıldırırdı." Bir rivayette şöyle zikredilmiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Muâz'a şöyle demiştir: «Eğer "Sebbihisme Rabbike'l-a'lâ" yı, "Ve'ş-şemsi ve duhâhâ" yı, "Ve'l-leyli izâ yağşa" yı, okuyarak namaz kıldırsaydın. Yaşlı, zayıf ve ihtiyaç sahibi de senin arkanda namaz kılar.»
Muttefekun AleyhMuâz b. Cebel el-Ensârî -radıyallahu anh-'ın kabilesi olan Selimeoğulları'nın evleri Medine'nin bir kenarında idi. Muaz –radıyallahu anh- hayır yapmakta çok aşırı arzuluydu. Öğrenmek için olan rağbeti ve Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-‘e olan sevgisi sebebiyle onunla beraber namaz kılmaya gayret ederdi. Nebi – sallallahu aleyhi ve sellem-‘in arkasında farz namazı eda ettikten sonra kabilesine gider ve o namazı onlara kıldırırdı. Onun için bu namaz nafile olurdu. Bu da Nebi - sallallahu aleyhi ve sellem-‘in bilgisi dahilinde gerçekleşiyordu. O, bu konuda Muaz –radıyallahu anh-‘ı onaylıyordu. Ancak bir defasında Muaz -radıyallahu anh- kıratı uzun tuttu. İslam şeriatı kolaylık özelliğine sahip, kolaylaştıran fakat zorlaştırmayan bir dindir. Çünkü zorlama ve güçleştirme nefretin kötü sebeplerindendir. Bu olay Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-‘e ulaşınca Muaz’ı imam olduğu müddetçe kolaylaştırmaya yönlendirdi. Ona mufassal surelerin orta uzunlukta olanlarından okuması için örnek verdi. A’la Suresi'ni, Şems Suresi'ni, Leyl Suresi'ni örnek verdi. Çünkü onun arkasında yaşı ilerlemiş insanlar, zayıflar, uzun okunduğu zaman kendileri için meşakkat olacak ihtiyaç sahipleri namaz kılmaktadır. Güzel olan, namazı daha kısa tutarak onlara merhamet etmek ve onların bu durumlarını gözetmektir. Ama bir Müslüman kendi başına namaz kılıyorsa istediği kadar uzun okuyabilir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o, şöyle dedi:"Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Necâşî'nin öldüğü gün onun ölüm haberini bildirdi. Cenaze namazı kılınan namazgâha çıktı. Sahabeleri saf saf yaptı ve dört tekbir getirdi."
Muttefekun AleyhNecâşî Habeş kralıdır. Kureyş'in Mekke'de sahabeler üzerindeki baskıları artınca kendisine hicret eden sahabelere güzel bir şekilde ve değer vererek muamele etmiş ve Medine ehli Müslüman olmadan önce onlara ikramda bulunmuştur. Sonra da iyi niyeti, hakka tabi olması ve kibri atıp terk etmesi onu Müslüman olmaya yöneltmiştir. Necaşî, kendi ülkesinde ölmüş ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i görmemiştir. Müslümanlara ihsanda bulunması, makamının büyüklüğü sebebiyle öldüğü gün Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına onun öldüğünü haber vermiştir. Necâşi'nin büyüklüğünü, Müslüman olduğunu bildirmek ve bunu ortaya çıkarmak için onun cenaze namazını kılmak için namazgâha çıkmıştır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu, onun Muhacirler'e yaptığı iyiliğe karşılık bir ödül olarak ve onun cenazesini çok sayıda kişinin kılması için yapmıştır. Namazda dört tekbir alarak Allah Teâlâ katında ona şefaat olması için onun cenaze namazını kıldırmıştır.
Seleme b. Ekva' -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre ki o, Rıdvan Beyati'ne katılanlardan biriydi. Şöyle dedi: ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber cuma namazını kılar, sonra ayrılırdık, duvarlarda gölgelenecek gölge bulamazdık.'' Başka bir lafızda ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte güneşin zevalinden sonra cuma namazını kılardık, sonra da serinlemek için gölgelik arardık."
Muttefekun AleyhSeleme b. el-Ekva' -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte cuma namazını erken vakitte kıldıklarını zikrediyor. Onlar iki hutbe ve namazı bitirdikten sonra evlerine doğru gidiyorlardı ve duvarlarda yeteri kadar gölgelenecekleri gölge yok idi. İkinci rivayette: Onlar Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte zeval vaktinden sonra (güneşin tam tepeye ulaştıktan sonra batıya meyletmesinden sonra) cuma namazını kılıyorlar, sonra da dönüyorlardı. İlim adamları cuma namazının en son vaktinin öğle namazının en son vakti olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Bu daha doğru ve daha faziletlidir. Zevalden sonra cuma namazı kılmaya gelince; bu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in en çok yaptığı uygulamasıdır. Çünkü bu ilim adamları arasında icma ile kabul edilen vaktidir. Ancak, ihtiyaç duyulan çok şiddetli sıcaklık gibi bir durum var ise ve onların yanında gölgelenecekleri bir şey bulunmuyorsa ya da zevalden önce cihada çıkma durumu varsa bu durumda zevalden önce ve zeval vaktine yakın bir zamanda (cuma) namazını kılabilirler.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-; iki hutbe irad ediyor ve bunların arasında oturuyordu. Câbir -radıyallahu anh-'ın rivayetinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, ayakta iki hutbe irad ediyor ve bu iki hutbe arasını oturarak(bir oturuş ile ayırıyordu."
Beyhakî rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhCuma günü; bütün bölge halkı için büyük kapsamlı bir toplantı yeridir. Bunun için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bunun hikmetinden dolayı cuma günü iki hutbe irad ediyordu. Bu hutbelerde onları hayra yönlendiriyor ve onları şerden men ediyordu. Onlara öğretmekte ve vaaz etmekte daha etkili olması için iki hutbeyi de minberde ve ayakta iken irad ediyordu. İslam'ın kuvvetinin ve büyüklüğünün göstergesi olduğu için hutbeyi ayakta irad ediyordu. Birinci hutbeyi bitirdiği zaman, dinlenmek için hafifçe kısa bir süre otururdu ve böylece birinci hutbeyi ikincisinden ayırırdı. Sonra hatibin yorulmaması ve dinleyenin bıkmaması için ikinci hutbeyi irad ederdi.
Cundüb b. Abdulah el-Becelî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, kurban bayramı günü bayram namazı kıldı, sonra hutbe verdi. Sonra da kurbanını kesti ve şöyle buyurdu: «Kim kurbanını namazdan önce kesti ise onun yerine bir başkasını kessin. Kim kesmediyse besmele ile kessin.»
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kurban bayramı günü önce bayram namazı ile başlamış, sonra ikinci olarak hutbe vermiş ve üçüncü olarak da kurban kesmiştir.Namazgâha İslam'ın şiarını izhar etmek, genelin faydalanması ve ümmete öğretmek için kurbanı ile çıkmıştır. Kurbanın şartı ve hükmünü beyan etmek için; kim bayram namazı kılmadan önce kurbanını keserse, kurban olarak geçerli olmaz. Yerine başka bir kurban kesmesi gerekir. Kim de kesmedi ise "Bismillah" diyerek kessin ki, kurbanı sahih ve helal olsun. Bu hadis bu sıralamaya uymanın meşrû olduğuna başka bir sıralamanın geçerli olmayacağına delalet eder. Aynı zamanda kurban kesme vaktinin bayram namazının kılınmasıyla başladığına delalet eder. Yoksa namaz vakti ya da imamın kesmesiyle başlamaz. Ancak seferde olan kimse gibi bayram namazı kendisine vacip olmayan kimse bundan müstesnadır. Teysiru'l Allâm Tenbihu'l Efhâm Te'sisu'l Ahkâm
Ömer b. Hattab -radıyallahu anh-'tan merfu olarak rivayet edildiğine göre:''Kim geceleyin hizbini veya hizbinden bir kısmını okumadan uyursa bunu sabah namazı ile öğle namazı arasında tamamlasın. Bu takdirde, sanki gece (mûtad vaktinde) okumuş gibi aynı sevâba nail olur.''
Müslim rivayet etmiştirHizbin manası bir şeyin cüzü demektir.Kuran cüzleri/hizipleri ondandır.Eğer bir insanın gece kıldığı gece kıldığı namaz varsa ancak o namazı kılmadan uyudu ise yahutta bir kısmını kılamaz ise o namazı sabah ve öğle namazı arasında kılarak kaza eder.Sanki o namzı gece vaktinde kılmış gibidir.Şayet gece Vitir namazı kıldıysa kalan namazı gündüz kıldığı vakit Vitir kılmaz.Ancak o Vitri çift olarak kılardı.Yani bir rekat daha fazla kılar.Eğer adeti gereği üç rekat kılıyorsa dört olarak kılar.eğer adeti gereği beş rekat kılıyorsa altı rekat olarak kaza eder.Eğer adeti gereği yedi rekat olarak kılıyorsa sekiz rekat kılar ve bu şekildedir.Bunun delili de Âişe -radıyallahu anhâ-'nın rivayet ettiği Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- gece uykusu galip gelir ya da ağrı sebebiyle kılamadığı namazı gündüz on iki rekat olarak kılardı.Dikkat edilmesi gereken yasaklanan vakitte kılmaması için bu namazın kazası Güneşin doğup bir mızrak boyu yükselmesinden sonra kılınır.
Câbir -radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ev halkına katık sormuş, onlar da bizde sirkeden başka bir şey yok diye cevap vermişlerdir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-; sirkeyi istemiş ve gelince yemeye başlamış ve: «Sirke ne güzel katıktır, sirke ne güzel katıktır.» buyurmuştur.
Müslim rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ekmek ile yiyebileceği bir yemeği ev halkından talep etmiştir. Onlar da bizde sirkeden başka bir şey yoktur demişlerdir. Sirkeyi getirmelerini emretmiş gelince yemeye başlamış ve: «Sirke ne güzel katıktır, sirke ne güzel katıktır.» buyurmuştur. Burada sirkeye övgü vardır. Sirke içecek cinsinden olsa dahi, yemek olarak isimlendirilir. Allah Teâlâ, yüce kitabımızda Tâlût, askerlerle ayrıldığı zaman, Tâlût'un askerlerine şöyle seslendiğini haber vermiştir: "Allah sizi bir ırmakta deneyecektir. Kim onun suyundan içerse benden değildir; kim ondan tatmazsa, yahut sadece eliyle bir avuç alırsa, bendendir." (Bakara:249. ayet) Bu ayette su; yemek olarak isimlendirilmiştir. Çünkü onun, doyuran bir tadı vardır. Sirke için de böyle denmiştir.