





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Âişe -radıyallahu anha- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mahallelere mescit yapılmasını ve (oraların) temizlenip güzel kokular ile kokulanmasını emretti.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mahallelere mescit yapılmasını emretti. Bunun anlamı her mahallede bir mescidin olması, mecsidlerin pisliklerden ve necasetlerden temizlenecek olması ve korunup kollanmasıdır. Aynı şekilde mescitlere güzel kokulu buhurlar ve diğer güzel kokulu şeylerin konulmasıdır.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre; Hassân –radıyallahu anh- mescitte şiir okurken Ömer -radıyallahu anh- yanına uğradı ve ona yan gözle baktı. Bunun üzerine Hassân: Ben, bu mescitte senden daha hayırlısı varken de şiir okurdum, dedi. Sonra Hassân, Ebû Hureyre'ye dönerek: Allah için söyle! Sen Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bana: «Benim adıma sen cevap ver!» dediğini ve: «Allahım! Onu Rûhu'l-kudüs ile destekle!» buyurduğunu işittin mi? dedi. O da: Allah’ım! Evet, dedi.
Müslim rivayet etmiştirHadisin Manası: Hassân -radıyallahu anh- mescitte şiir okuyordu. Ömer -radıyallahu anh- onun yanına uğradı ve ona yapmamasını kast eder bir bakışla baktı. Hassân -radıyallahu anh- Ömer -radıyallahu anh-'ın bu yaptığını görünce ona şöyle dedi: Ben, bu mescitte senden daha hayırlısı varken de şiir okurdum, dedi. Sonra da Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'ı söylediğine şahit tuttu. Ondan, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzurunda şiir okuduğunu bildiğine ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in- bunu ikrar edip onu teşvik etmesine dair şahitlik etmesini istedi ve: Allah için söyle! Allah adına soruyorum sana, Allah adına yemin et! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittin mi? Ey Hassân Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- adına cevap ver! Şiirin ile müşrik şairlere cevap ver Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i savunmak ve dinine yardım etmek için onları hicvet. Onu şöyle buyururken işittin mi: «Allah'ım onu Rûhu'l-kudüs ile destekle!» Onu Cebrail ile kuvvetlendir. Onu, onun için kolay kıl ve ona İslam düşmanlarına ok gibi düşen şiiri ilham et. Ebû Hureyre -radıyallahu anh- evet, seni mescitte Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in önünde şiir okurken işittim ve O'nu -sallallahu aleyhi ve sellem- öyle söylerken işittim, dedi.
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre dedi ki, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Kim bir adamın yitiğini mescitte ararken duyarsa, "Allah onu sana buldurmasın!" desin. Çünkü mescitler, bu tür şeyler için bina edilmemiştir.»
Müslim rivayet etmiştirEbu Hureyre –radıyallahu anh-’ın hadisi, kim mescitte kaybettiği hayvanını ararsa rivayette olduğu gibi ona Allah onu sana geri döndürmesin ya da onu sana buldurmasın denilmesine yönlendirme vardır. Bu, ona mescide yapması gereken hürmeti terk etmesinin karşılığında bir azarlamadır. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-; «Kim bir yitiğini mescitte ararsa...» Bu azarlamanın sebebini beyan etmiştir. O da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözüdür: «Çünkü mescitler, bu tür şeyler için bina edilmemiştir.» Yani, ancak Allah Teâlâ’yı zikretmek, namaz, ilim, hayır için karşılıklı söyleşi vb. şeyler için bina edilmiştir. Kaybettiğini arayan, yerinde olmayan bir davranışta bulunduğu için kaybettiğini bulmaması için beddua edilmesi buna uygun olmuştur. Bu da hedeflediğinin tersine bir ceza olarak bu ve benzeri fiilleri işlememesi için korkutmak ve uzaklaştırmak amacıyladır. Genel olarak hadis iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak kabilindendir. Şartları aranır. Eğer bu şekilde onun aleyhine bir bedduada bulunursa ve bu yaptığından geri durursa ona bir şey demez, ama devam ederse ona (emr-i bi'l-marufu) tekrar eder.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimsenin mescidde bir şey sattığını yahut satın aldığını görürseniz ona; “Allah ticaretini kazançlı kılmasın!" deyin. Onda bağırarak kayıp eşya arayıp soruşturan bir kimse gördüğünüzde ise; “Allah onu sana geri çevirmesin!” deyin.»
Tirmizî rivayet etmiştirAllah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimsenin mescidde bir şey sattığını yahut satın aldığını görürseniz” bu söz mescidde alınan ve satılan her şeyi kapsar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu halde olan bir kimseyi yani mescidde alıp satan bir kimseyi gördüğümüz zaman satana ve alana açık bir şekilde “Allah ticaretini kazançlı kılmasın!" dememizi irşad buyurmuştur. Yani böyle kimselere karşı bir beddua vardır ki bu söz Allah Teâlâ’nın, “Onların ticaretleri kazançlı olamamıştır.” (Bakara suresi: 16) ayetine işaret etmektedir. Şayet ikisine de yani satıcı ve müşteriye aynı anda “Allah sizin ikinizin ticaretini kazançlı kılmasın!” derse de maksat hasıl olmuş olur. Mescidler ahiretin çarşılarıdır. Her kim bunun tersini yaparak mescidleri dünyanın çarşı pazarları haline getirecek olursa o kimseye zarara uğraması ve mahrum olması için beddua edilmesi yaraşır. Bu; kastının kötülüğü sebebi ile onu cezalandırmak, korkutmak ve mescidlerin tenzih edileceği bu tür fiillerden uzaklaştırmak içindir.
Aişe –radıyallahu anhâ-’dan rivayet edildiğine göre Ebu Bekir –radıyallahu anh-, iki küçük kız çocuğu Aişe’nin yanında def çalıp defe vurdukları halde Mina günlerinde (yani kurban bayramının ilk üç günlerinden birinde) iken onun yanına girdi. Ebu Bekir -radıyallahu anh- onlara çıkıştı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- elbisesiyle yüzünü örtmüştü. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- yüzünü açtı. «Onlara ilişme Ey Ebu Bekir! Çünkü bu günler bayram günleridir.» buyurdu. O günler Mina günleriydi. Aişe –radıyallahu anhâ- dedi ki: Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ben Habeşliler mescitte (mızraklarıyla) oynarlarken ben onlara bakıyordum. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- beni örtüyordu. Ömer –radıyallahu anh- onları azarladı. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Onları güvende bırak (onlara zarar verme) (devam edin) Erdife oğulları!» buyurdu.
Muttefekun AleyhHadiste İslam şeriatının kolaylığının ve hoşgörülülüğünün beyanı vardır. Bu yol, izlediği yolda aşırı giden/katı ve zorluk çıkaran birçoklarının yoluna terstir. Onlar zorluk, sertlik/kabalık ve hırçınlık/cebir olacağını görürler/düşünürler. Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında küçük kız çocuklarının onun önünde bu fiili yapmaları ve onun engel olmaya çalışanlara engel olması bu hadis-i şerifin bayram günlerinde defe vurmanın ve eğlenmenin caiz olduğunu beyan ettiğini ortaya koyuyor. Aynı şekilde mızraklar ile oyun oynamayı emretmesi de bunun delillerindendir. Habeşliler doğuştan oynamak ve eğlenmek üzerinedirler. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- bu isteklerini mescitte gerçekleştirmelerine izin verdi. 1- Bunu şer’î bir siyaseti gözeterek yaptı. Hadisin bazı lafızları buna işaret etmiştir. İslam’a henüz girmemiş toplulukların zorluk ve zorbalık endişesiyle geri durmalarından endişe ettiği için korkan kimselere İslam dininin hoşgörüsünü göstermek, onların gönüllerin rahatlatacak ve genişletecek bir din olduğunu göstermek için yapmıştır. Özellikle bu topluluklardan Yahudi topluluğu ondan uzak durup men ediyorlardı. Bunun için hadisin bazı lafızlarında Ömer –radıyallahu anh- bu yaptıklarını reddetti. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onları bırak. Yahudiler bilsinler ki bizim dinimizde genişlik var. Muhakkak ki ben hoşgörülü Hanif bir din ile gönderildim. 2- Oyunları bayram günüydü. Bayram günleri sevinç, mutluluk ve mübah olan şeylerde rahat ve geniş davranma günleridir. 3- Adamların oyunlarında sertlik, kahramanlık ve cesaret vardır.
Enes -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «İnsanlar mescitler bina etme hususunda birbirlerine karşı övünmedikçe Kıyamet kopmaz.»
Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmiştirNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Kıyamet Günü'nün ve dünyanın sonunun yaklaşmasının alametlerinden birinin, insanların bina ettikleri mescitlerle övünmeleri ve yalnızca Allah'ı zikretmek için inşa edilmiş mescitlerin içinde dünya mallarıyla övünmek olduğunu bildirmiştir.
Rifâa b. Râfi' ez-Zürakî -radıyallahu anhh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından biriydi.Dedi ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün mescitte ashabıyla birlikte otururken,bir adam geldi ve Rasûlullah'a yakın bir yerde namaz kılı.Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi.Ona selam verdi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- selamını aldı ve dön namazını tekrar kıl,çünkü sen namaz kılmadın buyurdu.O zat dönerek, önceki kıldığı gibi namazını tekrar kıldı.Sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi.Dön tekrar kıl; çünkü sen, namaz kılmış olmadın!, buyurdu.Ya Rasûlullah! bana nasıl kılacağımı öğretirmisin? dedi.Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:Kıbleye döndüğün zaman İftitah tekbirini al,Fatiha suresini oku,istediğin yerden Kur'an oku, sonra rükuya vardığında avuç içlerini diz kapaklarına koy.Sırtını düz yap ve düzgün bir rükû yap.Başını kaldırdığın zaman kemikler mafsallarına dönene kadar sırtını düz tut.Secde ettiğin zaman tam bir secde et.Başını secdeden kaldırınca sol baldırının üzerine otur.Sonra da bu yaptığını her secde ve rükûda yap.İmam Ahmed'in Müsned'i.Başka bir rivayette:''Abdesti Allah Azze ve Celle'nin emrettiği gibi tam bir şekilde almadıkça şüphesiz ki sizden birinin namazı kabul olmaz.Yüzünü yıkar ellerini dirseklerine kadar yıkar.Başını mesh eder ve ayaklarını aşık kemiklerine kadar yıkar.Sonra da Allah Azze ve Celle'ye tekbir getirir ve hamd eder.Sonra da Kur'an'dan ona izin verildiği ve kolayına geldiği kadar okur.Sonra da tekbir getirir ve secde eder yüzünü tam olarak alnı burnu değecek şekilde mafsalları ve tam bbir şekilde sükünet bulup rahatlayana kadar eğer.Sonra da tekbir getirir ve düz bir şekilde dübürünün üzerine oturur ve sırtını düz yapar.Ve namazı bu şekilde dört rekat olarak anlattı.Böyle yapmadan sizden birinizin namazı tam olmaz.Sünen-i Ebû Dâvud.Başka bir rivayette:''Sana Allah Azze ve Celle'nin emrettiği gibi abdest al sonra da teşehhüd yap.Düz dur sonra tekbir getir.Ezberinde Kur'an varsa onu oku.Eğer yoksa Allah'a hamd et tekbir getir ve La ilahe illallah de.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirBu hadis namazını yanlış kılan kişi hadisi olarak bilinir.Bu hadis namazın niteliğini,rükünlerini,farzlarını ve şartlarını açıklayanların itimad ettiği hadistir.Öyle ki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namazın yapılması gereken amellerini en üst noktada öğretmiş ve açıklamıştır.Bu hadiste yapmayı terk ettikleri farz olmayan şeyler sayılır.Hadisin geneli:Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- mescide girdi.Sahabeden de biri girdi.Onun ismi (Hallâd b. Râfi') olup sözleri ve fiilleri tam olmayan bir namaz kıldı.Namazını bitirince Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e selam verdi o da selamını aldı ve dön namazını tekrar kıl,çünkü sen namaz kılmadın buyurdu.Döndü ve ikinci namazında birinci namazında yaptığı gibi yaptı.Sonra da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi.Üç defa dön tekrar kıl; çünkü sen, namaz kılmış olmadın!, buyurdu.Seni hak ile gönderenin adına yemin olsun ki yaptığımdam daha güzelini yapamıyorum bana öğret.İlim öğrenmeye gayret ettiği zaman ve nefsi güç yetirdiğinde uzun bir gel-gitten sonra kabul etmeye hazır oldu.Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona şöyle buyurdu:Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:Namaz kılmak istediğin zaman İftitah tekbirini al,Fatiha suresini okuduktan sonra,istediğin yerden Kur'an oku.Sonra sükunet bulana kadar rüku yap.Sonra da düz bir şekilde kıyamda durana kadar rükûdan kalk.Bu durumda sükunet içinde dur.Sonra da sükûnet bulana kadar secde et.Sonra da sükûnet bulana kadar secdeden kalk ve otur.İftitah Tekbiri hariç bu sözleri ve fiilleri bütün namazlarında yap.Çünkü o diğer rekatlar hariç olarak sadece birinci rekatta getirilir.Bazı rivayetler kıbleye dönmek ve abdest gibi bazı şartlara da dikkat çekmiştir.
Muhammed b. Amr'dan rivayet edildiğine göre:dedi ki:Ebû Humeyd es Saidî -radıyallahu anh-’den Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabından on kişilik bir guruptan birisi olan Ebû Katâde er Rib’î’den işittim şöyle diyordu; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in namazını en iyi bileniniz benim bunun üzerine dediler ki: “Müslüman olmada bizden eski değilsin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına en çok gidip gelenlerimizden de değilsin” dedi ki: Evet o halde anlat bakalım dediler; O’da dedi ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza başladığında ayakta dosdoğru durur, ellerini omuz hizasına kadar kaldırarak tekbîr alırdı, sonra rükû’a varmak istediğinde yine ellerini omuzları hizasına kadar kaldırır ve tekbîr getirerek rükû’a varırdı. Rükû’da düzgün vaziyette durur başını ne aşağı sarkıtır nede yukarıya doğru dikerdi ellerini de dizleri üzerine koyardı sonra “Semiallahü limen hamideh” diyerek ellerini kaldırır ve doğrulurdu vücudunu aynen ayakta durduğu şekle gelirdi. Sonra secdeye gitmek üzere eğilir Allahü ekber der kollarını koltuklarından aralar ayak parmaklarını serbest bırakır sol ayağını bükerek üzerine oturur ve dimdik dururdu sonra Allahü ekber diyerek ikinci secdeye iner sol ayağını bükerek üzerine oturur ve dimdik durur ve sonra ikinci rekât için ayağa kalkardı ve ikinci rekâtta da aynen yapardı iki secdeden kalkınca tekbir alır ellerini omuzları hizasına kadar kaldırırdı ilk namaza başlarken aldığı tekbir gibi tüm rekâtları bu şekilde kılar namazın biteceği son rekâtın oturumunda sol ayağını çıkararak kalçası üzerine oturur ve selam vererek namazdan çıkardı.Ona doğru söyledin dediler:Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle namaz kılardı.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirHadisi şerif Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namaz kılma şeklini açıklıyor.Bu şekil namaz kılmak isteyen için en mükemmel olanıdır.Bunda namazın rükunlerinden,vaciplerinden,müstehaplarından,tekbirlerden ve selamdan dahi bahsediyor.O namaz kılış şekli şudur:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in namazını en iyi bileniniz benim bunun üzerine dediler ki: “Müslüman olmada bizden eski değilsin Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına en çok gidip gelenlerimizden de değilsin” dedi ki: Evet o halde anlat bakalım dediler; O’da dedi ki:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaza başladığında ayakta dosdoğru durur, ellerini omuz hizasına kadar kaldırarak tekbîr alırdı, sonra rükû’a varmak istediğinde yine ellerini omuzları hizasına kadar kaldırır ve tekbîr getirerek rükû’a varırdı. Rükû’da düzgün vaziyette durur başını ne aşağı sarkıtır nede yukarıya doğru dikerdi ellerini de dizleri üzerine koyardı sonra “Semiallahü limen hamideh” diyerek ellerini kaldırır ve doğrulurdu vücudunu aynen ayakta durduğu şekle gelirdi. Sonra secdeye gitmek üzere eğilir Allahü ekber der kollarını koltuklarından aralar ayak parmaklarını serbest bırakır sol ayağını bükerek üzerine oturur ve dimdik dururdu sonra Allahü ekber diyerek ikinci secdeye iner sol ayağını bükerek üzerine oturur ve dimdik durur ve sonra ikinci rekât için ayağa kalkardı ve ikinci rekâtta da aynen yapardı iki secdeden kalkınca tekbir alır ellerini omuzları hizasına kadar kaldırırdı ilk namaza başlarken aldığı tekbir gibi tüm rekâtları bu şekilde kılar namazın biteceği son rekâtın oturumunda sol ayağını çıkararak kalçası üzerine oturur ve selam vererek namazdan çıkardı.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gece namaz kılmak için kalktığında tekbir alır ve (tekbir alır almaz) şöyle (dua e)derdi: «Subhâneke, Allahumme ve bi hamdike ve tebâreke's-muke ve teâlâ cedduke ve lâ ilâhe ğayruke» (Allah’ım! Seni tesbîh ve sana hamd ederim. İsmin mübârek, şânın yücedir. Senden başka ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur.) Sonra da: «Lâ ilahe illallah» (Allah'tan başka hak ilah yoktur.) der, daha sonra da üç kez: «Allahu Ekber» (Allah en büyüktür) «Eûzu billâhi's-semî'il alîm mine'ş şeytanirracîm, min hemzihi ve nefhıhî ve nefsih» (Kovulmuş Şeytan'ın kibrinden, yalanından ve vesvesesinden herşeyi hakkıyla işiten ve bilen Allah'a sığınırım.) der sonra (diğer okuyacaklarını) okurdu.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirHadisin manası: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- gece namaz kılmak için kalktığı zaman tekbir alırdı. Yani; namaza başlama tekbirini alırdı. Başlangıç tekbiri namazın rükünlerindendir. O, olmadan namaz olmaz. Sonra şöyle derdi: «Subhânekellâhumme» Ey Rabbim! Yüceliğin ile seni layık olduğun şekilde takdis eder, bütün noksanlıklardan tenzih ederim. «Sana Hamd ederim» Övgü; Allah Subhânehû ve Teâlâ'ya olup muvaffak kılmasından dolayı şükür de O'nadır. Senin muvaffak kılman ve hidayet etmen olmasaydı seni tesbih edemezdim. Bu; kulun Allah Teâlâ'nın fazlını itiraf etmesidir. Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın muvaffak kılması olmasaydı işte bu, kulun acziyetinin itirafıdır. «Ve Tebârake's-muke» İsmin mübarektir. Bu söz, bereketten gelir. O da çokluk ve genişlik demektir. Manası, çoğaldı, tam ve geniş oldu. Bereketi yeryüzünde ve gökyüzünde çoğaldı. Bütün bunlar hayırların Allah Subhânehû ve Teâlâ’ya mahsus olduğuna işarettir. «Şanın yücedir» Yücelik, yani yüceliğin arttı ve yüksek oldu. Her yükseklikten yüce oldu. Senin hükümranlığın, her sultanlığı ezip kahretti. Allah Tebâreke ve Teâlâ'nın şanı onunla beraber mülkünde, Rablığında ve ilahlığında ya da isim ve sıfatlarında bir ortağı olmasından yücedir. Bunun için sonrasında şöyle buyurdu: «Senden başka hak ilah yoktur.» Senden başka ibadet edilecek hak ilah yoktur. Sen tek olarak ortağın olmaksızın kendi nefsini övülen sıfatlarla vasfettiğin gibi ve birçok büyük nimetleri bahşetmen sebebiyle ibadet edilmeyi hak edensin. Bu başlangıç duasında Allah Teâlâ'ya övgü, O'na yakışmayan her türlü şeylerden tenzih edilmesi vardır. Muhakkak ki Allah Tebâreke ve Teâlâ her türlü ayıp ve noksanlıktan münezzehtir. Bu başlangıç duası bu babda gelen başlangıç dualarından biri olup en faziletli olanı bazılarını ihmal etmeden sünnette gelen delillerin hepsini toplayıp bazen bu duayı okumak bazen de bir başkasını okumaktır. O lafızlardan biri üç defa «Lâ ilâhe illâllah» demektir. Yani, La ilahe illallah sözünü üç defa tekrar ediyor. Lâ ilâhe illallah’ın manası, Allah’tan başka ibadet edilecek hak ilah yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Böyledir. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O’nun dışındaki taptıkları ise bâtılın ta kendisidir. Gerçek şu ki Allah, evet O, uludur, büyüktür." (Hac Sûresi:62) Sonra; Üç defa «Allahu Ekber Kebîrâ» diyor. Allah Subhânehû her şeyden daha büyüktür. Sonra da namazına şu sözüyle kovulmuş şeytandan Allah’a sığınarak başlıyor. «Kovulmuş Şeytan'dan herşeyi hakkıyla işiten ve bilen Allah’a sığınırım.» Manası, hakkıyla işiten ve hakkıyla bilen Allah’a sığınıyorum, O'ndan korunma istiyorum ve O'na yöneliyorum. «Şeytan'dan» İsyankâr, azgın olan cin şeytanlarından ve insan şeytanlarından sığınıyorum. «Racîm» Kovulmuş, Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmış olan Şeytan'dan. Onu bana, benim dinime, dünyama zarar verecek şekilde musallat etme. Ve o, beni dünya ve ahretlik işimde bana fayda verecek şeyi yapmaktan engellemesin. Kim Allah Teâlâ’ya sığınırsa çok kuvvetli bir yere sığınmış olur. Onu Rabbinden koparmak, şer ve helak çukurlarına düşürmek isteyen düşmanından Allah’ın gücü ve kuvvetine sığınmış olur. «Min hemzihi» O da insanın başına gelen delilik ve sara nöbetidir. Çünkü Şeytan insanın delirmesine sebep olabilir. Bu yüzden ondan Allah'a sığınmak meşru kılınmıştır. «Ve nefhihi» Kibrinden. Çünkü şeytan vesvesesinden insana üfler. Kendi nefsinde büyüklenir. Kendi yanında başkasını hakir görür. Büyüklüğü ve böbürlenmesi artar. «Ve nefsihi» Sihrinden. O sihirbazların en şerlisidir. Neffâsâti fil-Ukad, düğümlere üfleyen ve ipleri bağlayarak sihir yapan kadınlardır. Yapmak istedikleri sihir için düğümlenene kadar her düğüme üflerler. Sonra da okur’’ Kur’an okur, ilk olarak ta Fatiha Sûresi'ni okur.