





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Osman b. Ebî'l-Âs -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü! Beni kavmime imam yapar mısın? Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sen onların imamısın. (Namazını kıldırırken) onların en zayıf olanlarını göz önünde bulundur ve ezanına ücret almayan bir müezzin edin.» buyurmuştur.
Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadis bize bir kimse kendisinin imam olmaya layık olduğunu düşünüyorsa bunu yöneticiden isteyebileceğinin caiz olduğunu açıklamaktadır. Bu, idarecilik istemek değildir. Çünkü idarecilik istemek yasaklanmıştır. Fakat imamın, arkasında namaz kılan kimselerden olan zayıf ve yaşlıların durumlarını gözetmesi ve onlara zorluk çıkarmaması gerekir. Müezzin olacak kimsede aranan şey gereği olarak, müezzinin amelinin ihlaslı olmaya daha yakın olması için ücret bekleyen biri tercih edilir. Eğer ücretsiz müezzin bulunamaz ise yöneticinin ona devlet hazinesinden bir şeyler vermesinde engel yoktur.
Cabir b. Semura -radıyallahu anh- anlatıyor: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in müezzini Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i görünceye kadar kameti geciktirirdi, onu gördükten sonra kameti getirirdi."
Müslim rivayet etmiştirBu hadis bize kametin ne zaman getirileceği, belirleme hakkının imamda olduğunu gösterir. Çünkü müezzin, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- çıkmadan kamet getirmemiştir.
Âmir b. Rabîa -radıyallahu anh'tan- rivayet edildiğine göre dedi ki: "Karanlık bir gecede Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte seferdeydik ve kıblenin nerede olduğunu bilmiyorduk. Bizden her biri kalkıp kendi yönüne doğru namaz kıldı. Sabahlayınca bu olanı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e zikrettik. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: "Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır." (Bakara Sûresi:115)
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabı ile birlikte seferde iken kıbleyi bulamadılar. Karanlık bir gecede idi. Herkes namazı kendi görüşüne göre (hangi yön kıble ise o yöne doğru) kıldı. Sabahladıklarında bir de baktılar ki kıble yönünden başka bir tarafa doğru namaz kılmışlar. Durumu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e haber verdiler. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: "Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır." (Bakara Sûresi:115)
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Doğu ile batı arası kıble sayılır.» buyurmuştur.
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Mâlik rivayet etmiştirHadisin Manası: «Doğu ile batı arası kıble sayılır.» Bu; Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- tarafından doğu ve batı yönünün arasının namaz kılanların kıblesi olduğunun beyanıdır. Bu hitap Medine ehline ve onların yönüne uyanlar içindir. Çünkü onlar Kâbe'nin kuzeyine düşmektedirler. Kıble; Medine ehline ve Şam ehlinden olup Medine ehli ile aynı yönde ve hizada bulunanlar ile kuzey bölgesinde yaşayanlar için doğu ve batı yönleri arasıdır. Bunların kıble yönleri güneye doğru yani Kâbe yönüne doğrudur. Güney yönünde bulunan Yemen ve onlara bağlı olan yerler ise doğu ile batı arasına yönelirler. Doğu ve batı ahalisine gelince onlar için kıble kuzey ve güney yönleri arasındadır. Çünkü asıl olarak yönler dört tanedir: Kuzey, güney, doğu ve batı. Şayet namaz kılan kişi Kâbe'ye göre doğuda ya da batıda ise kıblesi kuzey ile güney arasındadır. Şayet kuzey ve güney tarafında ise onun kıblesi doğu ile batı arasındadır. Bu; Allah Teâlâ'nın kulları üzerine kolaylaştırmasıdır. Eğer O, kullarından Kâbe'nin kendisine yönelmelerini isteseydi hiç kimsenin namazı sahih olmazdı. Kâbe'yi arkasına ya da yanına almadığı müddetçe ondan uzak olup kabeyi göremeyen için kıbleden biraz sapmak onun namazına etki etmez. Şayet aksi bir durum olsaydı, bu durumda namazı sahih olmazdı. Çünkü bu kimse, kıblenin kendisi olan Kâbe'ye doğru yönelmemiş olacaktır. (Çünkü uzaktan bizzat görmesi ve kendisine yönelmesi gereken Kâbe'yi göremeyecektir.)
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- demiştir ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına namaz kıldırırken ayakkabılarını çıkardı ve sol tarafına koydu. Bunu gören cemaat de ayakkabılarını çıkardılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazını bitirince: «Ayakkabılarınızı niçin çıkardınız?» diye sordu. (Onlar da:) Senin çıkardığını gördük de (onun için) çıkardık, dediler. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-; «Bana Cebrail -sallallahu aleyhi ve sellem- gelip ayakkabılarında pislik olduğunu haber verdi.» dedi (ve sözlerine devam ederek:) «Sizden bir kimse mescide geldiği zaman, baksın, ayakkabılarında pislik varsa onu silsin ve onlarla namaz kılsın.» buyurdu.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirBir gün Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabeleriyle beraber namaz kıldı. Sonra namazda birden ayakkabılarını çıkarıp sol tarafına koydu. Sahabeler -radıyallahu anhum- bunu gördüklerinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e uyarak ve onun yaptığını yaparak ayakkabılarını çıkardılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı bitirdikten sonra onlara doğru döndü ve onları, namaza başlamadan önceki hallerinden farklı bir hal üzere buldu. Onlara ayakkabılarını çıkarmalarının sebebini sordu. Onlar şu sözleriyle ona cevap verdiler: ''Senin çıkardığını gördük de (onun için) çıkardık.'' Sana uymak için. Çünkü sahabe -radıyallahu anhum- ayakkabı ile namaz kılmanın mübah olmasının kaldırıldığını zannettiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ayakkabılarını çıkarmasının sebebini şu sözüyle açıkladı. «Bana Cebrail -sallallahu aleyhi ve sellem- gelip ayakkabılarımda pislik olduğunu haber verdi.» Yani Cebrail -aleyhisselam- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e o namazda iken gelerek şöyle haber verdi: Ayakkabılarında varolan necaset ya da pislik sebebiyle namaz olmaz. Bu raviden kaynaklanan şüphedir. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sizden bir kimse mescide geldiği zaman, baksın, ayakkabılarında pislik varsa onu silsin ve onlarla namaz kılsın.» buyurdu. Kim ayakkabılarla mescide girip namaz kılmak isterse, onun, ayakkabılarına bakması gerekir. Şayet ayakkabılarında pislik ve necaset görürse onlarla namaz kılsa da kılmasa da ayakkabılara bulaşan şeyi yere ya da başka bir yere sürer. Lakin ayakkabılarla namaz kılmak isterse onları temizlemesi gerekir. Sonra da isterse onlarla namaz kılar. Kim namaz kılar ve ayakkabısında, puşisinde, şapkasında ya da elbisesindeki necasete dikkat etmemişse ve namaz esnasında fark ederse hemen onu çıkarır. Necaset elbisesinde ya da pantolonunda ise ve onları çıkardığında avret mahallini örtecek bir şey kalırsa onları çıkarır. Namazına devam eder ve namazını tekrar etmesine gerek yoktur. Şayet elbisesini çıkarırken avreti görünmeden çıkaramayacaksa namazını bozar, avret mahallini örter ve namazını tekrar kılar.
Ebu Hureyre - radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- söyle buyurmuştur: «Bir kimse mestleriyle (yahut ayakkabılarıyla) bir pisliğe basarsa toprak onları temizler.»
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirŞayet bir insan mest, ayakkabı yahut da ayağı örten başka bir şey giyer de sonra necasete basarsa ve daha sonra necaset bulaşmış ayakkabı veyahut da mestler ile temiz bir yerde yürürse ya da toprak ile ovalayıp yürümeye devam ederse mestleri temizlenmiş olur. Onlar ile namaz kılmak caizdir.
Abdullah b. Şıhhîr -radıyallahu anh- şöyle demiştir: "Bir keresinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i namaz kılarken gördüm. Ağlamaktan dolayı O'nun göğsünden küçük bir değirmenden çıkan ses gibi sesler geliyordu."
Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirAbdullah b. Şıhhîr -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i ağlamaktan dolayı göğsünden küçük bir değirmenden çıkan ses gibi sesler işitilir bir halde namaz kılarken gördü. Çünkü değirmen ile öğütme yapıldığı zaman ondan öğütme esnasında inleme sesi gibi bir ses çıkar. Sahabi -radıyallahu anh- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazdaki ağlama sesini küçük değirmenden çıkan sese benzetti. Allah, O'nun gelmiş ve geçmiş günahlarını bağışladığı halde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Rabbi ile olan durumu bu idi. Bununla beraber O -sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbini tam layıkıyla tanımasından dolayı insanların Allah Teâlâ'dan en çok haşyet duyanı, O'na karşı en takvalı olanı ve O'ndan en çok korkanıdır.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anh- anlatıyor:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılmak için Küba’ya çıktı. Ensârdan bazı kimseler gelip ona namazda iken selâm verdiler. Bilâl’e: “Namaz kılarken kendisine selâm verenlerin selâmını Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in nasıl aldığını gördün?” diye sordum. Bilâl: “Şöyle derdi” şeklinde karşılık verdi. Hadisin râvilerinden (işaretle selâmın nasıl olduğunu göstermek için) avucunu açtı, içini aşağı, sırtını yukarı getirdi.
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirHadisi şerif Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in fiili ile namaz esnasında selamı almanın caiz olduğunu açıklıyor.Bu olayda ensar Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Kuba mescidinde namaz kıldığı esnada ona selam verdikleri zaman olmuştur.Selamı alma şeklide avuç içini açmak ile olur.
Ebû Katâde el-Ensârî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre O, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i imamlık yaparken görmüştür. Ebu Katâde -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i Zeyneb'in kızı Ümâme bint Ebû'l-Âs'ı (omzunda) taşır olduğu halde insanlara namaz kıldırırken gördüm. Secdeye varacağı zaman onu indirir, (kıyama) kalkacağında da (omzuna) bindirirdi.
Muttefekun AleyhHadis-i şerif, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, Zeyneb'in kızı Ümâme bint Ebû el-Âs'ı omzunda taşır olduğu halde insanlara namaz kıldırdığını, rükû ve secde halinde onu yere koyduğunu, secdeden kalktığı zaman onu tekrar omzuna bindirdiğini açıklamaktadır. Bu; namaz kılarken çocukların kucakta (omuzda) taşınmasında bir sakınca olmadığına delalet eder.