





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Salih b. Havvât b. Cübeyr -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, O, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Zatürrikâ da korku namazını kılanların arasındaydı. Bir grup onunla birlikte saf tuttu ve bir grup da düşmanın karşısında durdu. Onunla beraber olanlar bir rekât kıldılar ve sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ayakta sabit kaldı, diğerleri namazlarını kendileri tamamladı ve oradan ayrılıp, düşmana karşı saf tuttular. Diğer grup geldi ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- diğer rekâtı onlara kıldırdı ve oturarak onları bekledi. Arkasında saf tutanlar kalkıp namazlarını tamamladılar. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- selam verdi (arkasındakiler de selam verdiler.)
Muttefekun AleyhRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabı ile birlikte bir gazveye çıktı ve onunla birlikte olan sahabelerin çoğu yürüyerek hareket ediyorlardı. Yalın ayak yürümekten ayakları aşındı ve bez parçaları bağladılar. Düşmanlarıyla karşılaştılar, ancak savaş olmadı. Müslümanlar düşmanlarını korkuttular. Bu hadisten anlaşıldığı üzere düşman, kıble yönünde değildi. Çünkü onların bulunduğu bölge Medine'nin doğusunda kalıyordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabını iki gruba ayırdı. Bundan dolayı bir grup onunla saf tutarken, diğer grup namaz kılanları arkalarına alarak düşmanın karşısında durdular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisi ile birlikte bulunanlara bir rekât kıldırdı. İkinci rekâta kalktıklarında ayakta sabit bekledi. Arkasındakiler bir rekât kendileri kılarak namazlarını tamamladılar ve selam vererek ordan ayrılıp düşmanın karşısına geçtiler. İkinci grup geldi ve onlara kalan bir rekâtı kıldırdı. Sonra oturarak onları bekledi. Arkasındakiler ayağa kalkıp kılmadıkları bir rekâtı tamamlayıp oturduklarında Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- selam verdi arkasındakiler de selam vererek namazı bitirdiler. İlk grup imamla tekbiratu'l ihrama (başlama tekbiri) yetişme özelliğine, ikinci grup ise imamla selam verme özelliğine sahip oldular. Böylelikle düşmanın saldırma fırsatı kaçmış oldu. İmamla birlikte kılma fazileti adil bir şekilde gerçekleşmiş oldu.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Biz Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte hac yaptık. Bayramın birinci günü ifada tavafını yaptıktan sonra Safiyye -radıyallahu anha- hayız oldu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kocanın, karısından istediği şeyi yapmayı istiyordu. Ben "Ya Rasûlallah, o hayızdır, dedim." Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «O bizi yolumuzdan alıkoydu mu?» dedi. Onun yanındakiler: Ya Rasûlallah! Safiyye bayramın ilk günü ifâda tavafını yapmıştır, dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «O zaman yola koyulun.» dedi. Başka bir lafızda Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: (Asıl manası kastedilmeden dille söylenen o meşhur sözü söyledi.) «Allah onu yaralasın, boğazında acı hissetsin. Bayramın ilk günü tavaf yaptı mı?» dediğinde evet denildi. «O halde hareket et.» (Safiyye) dedi.
Muttefekun AleyhÂişe -radıyallahu anha- veda haccında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte hac yaptıklarını zikretmiştir. Hac ibadetlerini bitirdiklerinde Kâbe'ye gelip ifâda (hac) tavafını yaptılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zevcesi Safiyye -radıyallahu anha- da onlarla birlikteydi. İnsanların Mina'dan ayrılacakları gün geldiğinde Safiyye -radıyallahu anha- hayız oldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- erkeğin hanımından istediği şeyi yapmak için geldi. Âişe -radıyallahu anha- Safiyye -radıyallahu anha-'nın hayız olduğunu haber verdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onun, ifâda tavafını yapmadan önce hayız olduğunu zannetti. Çünkü ifâda tavası haccın olmazsa olmaz rukünlerindendir. Temizlenip tavaf yapana kadar onların Mekke'den çıkmalarına mani olacaktı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- asıl manası kastedilmeden dille söylenen o meşhur sözü söyledi. (Allah onu yaralasın, boğazında acı hissetsin). Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «O, hayızından temizlenip haccın tavafını yapana kadar bizim buradan gitmemizi engelledi mi?» Oradakier, onun hayız olmadan önce ifâda tavafını yaptığını haber verdiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Safiyye -radıyallahu anha-'ya; «O halde hareket et!» dedi. Safiyye -radıyallahu anha-'nın üzerine yapması gereken sadece veda tavafı kalmıştı. Ancak veda tavafını terketmek hususunda mazereti vardı.
Câbir b. Semure -radıyallahu anhuma- dedi ki; Kûfeliler(in bir kısmı vâli) Sa'd b. Ebû Vakkâs'ı (halife) Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'a şikâyet ettiler. Ömer de Sa'd'ı vâlilikten azledip Ammar b. Yâsir'i Kufeye vâli tayin etti. Kûfeliler Sa'd hakkındaki şikâyetlerini, "Sa'd namaz kıldırmasını bile bilmiyor" demeye kadar vardırmışlardı. Ömer, adam gönderip Sa'd'ı Medineye getirtti ve: Ey Ebû İshak! Bu adamlar senin namaz kıldırmayı bile bilmediğini iddia ediyorlar, dedi. Bunun üzerine Sa'd: Allah'a yemin ederim ki ben onlara Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazı gibi namaz kıldırdım; ondan hiçbir şeyi eksik bırakmadım. Yatsı namazını kıldırırken ilk iki rekatta uzunca ayakta durur, son iki rekati de hafif tutarım, dedi. Ömer: Senden bizim beklediğimiz de aslında budur, Ey Ebû İshak, dedi. Sonra, (durumu bir de yerinde araştırmak üzere) Sa'd ile birlikte bir veya birkaç adamı Kûfeye gönderdi. Görevli kişi Kûfelilerden Sa'd'ın durumunu soruşturdu, bütün mescidlere gidip cemaata Sa'd'ı sordu. Onlar da Sa'd hakkında hep övgü dolu sözler söylediler. En sonunda Absoğulları mescidine gitti (ve herkesi Sa'd hakkında bildiklerini Allah için söylemeye davet etti). Onlar arasından Ebû Sa'de Usâme b. Katâde kalktı ve şöyle dedi: Mâdem ki bize Allah adını verdin, söyliyeyim: Sa'd, askerle birlikte harbe gitmez, mal taksiminde eşitliği gözetmez, adâletle hükmetmez, dedi. Bunun üzerine Sa'd şöyle dedi: (Madem ki sen böyle dedin) Ben de senin hakkında vallahi üç dilek dileyeceğim: Allahım, senin bu kulun bu söylediklerinde yalancı ise, sen onun ömrünü uzat, fakirliğini artır ve kendisini fitnelere çarptır. Sonraları Usâme'ye hali sorulduğunda: Kocamış, fitneye uğramış zavallı bir ihtiyarım ben. Sa'd'ın bedduasına tutuldum, diye cevap verirdi. Hadisi, Câbir b. Semure'den rivayet eden râvi Abdülmelik b. Umeyr şöyle der: Daha sonraki zamanlarda o kişiyi ben de gördüm. Yaşlılıktan dolayı kaşları gözlerinin üzerine düşmüş olduğu halde yollarda rast geldiği kız çocuklarına göz kırpardı.
Muttefekun AleyhÖmer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh- Sa'd b. Ebû Vakkâs -radıyallahu anh-'ı Kûfe'ye vali olarak tayin etti. Kûfeliler(in bir kısmı vâli) Sa'd b. Ebû Vakkâs'ı (halife) Ömer İbnu'l-Hattâb -radıyallahu anh-'a şikâyet ettiler. Hatta "Sa'd namaz kıldırmasını bile bilmiyor" demeye kadar vardırmışlardı. Nasıl olurki Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in cennete gireceğine şahitlik ettiği bu değerli sahabi namaz kıldırmayı bilemezdi. Ömer, adam gönderip Sa'd'ı Medineye getirtti ve: Kûfe ehli senin namaz kıldırmayı bile bilmediğini iddia ediyorlar, dedi. Bunun üzerine Sa'd -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazı gibi namaz kıldırdığını haber verdi. Yatsı namazını zikretti sanki -En doğrusunu Allah bilir- şikayet bu namaz ile alakalıydı. Şüphesiz ki ben Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazı gibi namaz kıldırdım ondan hiçbir şeyi eksik bırakmadım. Yatsı namazını kıldırırken ilk iki rekatta uzunca ayakta durur, son iki rekati de hafif tutarım, dedi. Ömer: Senden bizim beklediğimiz de aslında budur, Ey Ebû İshak, diyerek onu tezkiye etti. Çünkü ondan beklenilen buydu. O iyi bir şekilde namaz kılmayı biliyordu ve o, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazını emrederek kavmine namaz kıldırıyordu. Bununla birlikte Ömer -radıyallahu anh- bu meseleyi araştırdı. Çünkü o mesuliyeti üstlenmiş ve mesuliyetin kadrini biliyordu. Sonra, birkaç adamı Kûfeye gönderdi. Görevli kişiler Kûfelilerden Sa'd'ın durumunu soruşturdu ve bu kimseler hangi mescide girerse girsinler Sad hakkında hep övgü dolu sözler duydular. En sonunda Absoğulları mescidine gittiler (ve herkesi Sa'd hakkında bildiklerini Allah için söylemeye davet ettiler). Onlar arasından bir adam kalktı ve şöyle dedi: Mâdem ki bize Allah adını verdin, söyliyeyim: Sa'd, askerle birlikte harbe gitmez,ganimet elde ettiğinde mal taksiminde eşitliği gözetmez, insanlar arasında hükmettiğinde adâletle hükmetmez, dedi. Bu üç töhmetle onu suçladı. Bunun üzerine Sa'd şöyle dedi: (Madem ki sen böyle dedin) Ben de senin hakkında vallahi üç dilek dileyeceğim. Allah'ın onun ömrünü uzatmasını, fakirliğini artırmasını ve kendisini fitnelere çarptırmasını istedi. Bundan Alah'a sığınırız. Bu azamatli üç bedduadır. Ancak istisna ederek şayet bunu riya yada saygınlıktan dolayı bu kulun yaptı ise demiştir. Yani haksız yere yaptı ise demektir. Allah Teâlâ onun duasına icabet etti. Bu kimsenin ömrü uzun oldu, yaşlılıktan dolayı kaşları gözlerinin üzerine düştü. Bu kimse fakir birisiydi ve fitneye düçar oldu. Hatta bu haldeyken kocamış olduğu halde çarşı pazarda rast geldiği kız çocuklarına göz kırpardı. Bundan Allah'a sığınırız. Kendisi için fitneye uğramış zavallı bir ihtiyarım ben. Sa'd'ın bedduasına tutuldum derdi.
Berâ b. Âzib -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre:Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur kurban bayramı günü namazdan sonra, bize bir hutbe irad ederek:"Kim bizim namazımızı kılar ve kurbanımızı keserse (bizim sünnetimize uygun olan bir) amel işlemiş olur. Kim de kurbanı namazdan önce keserse (kesilen) bu (kurbanlık alisine ziyafet için kesilmiş bir) et koyunu olur" buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bürde b. Niyâr kalktı ve:"Ey Allah'ın Rasûlü vallahi ben bu günün yeme, içme günü olduğunu düşünerek Kurbanımı namaza çıkmadan önce kestim ve (yine bu düşünceyle) acele edip (kurbanın etinden) yedim, aileme ve komşularıma da yedirdim" dedi.Rasûlullah (s.a) de:"Bu et koyunudur" buyurdu. Bunun üzerine (Ebû Bürde tekrar kalktı ve):Ben de bir yaşını doldurmamış (fakat semiz olması ve etinin lezizliği bakımından iki et koyunundan) daha hayırlı bir oğlak var (kurban edebilmem için bu oğlak) bana yeter mi? diye sordu.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'de şöyle buyurmuştur :Evet senden başka bir kimse için (böyle bir oğlağı kurban etmek) asla yeterli olamaz" buyurdu.
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur kurban bayramı günü namazdan sonra,bir hutbe irad ederek onlara kurban kesme hükümlerini ve o gün kesim vaktini açıklamıştır.Ve onlara kim bu namaz gibi namaz kılarsa ve kurban kestiği gibi kurban keserse doğru olan ibadeti yapmıştır ki bu ikisi de Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetidir.Lakin kim bayram namazından önce kesim vaktinden önce keserse kestiği hayvan et koyunu olup makbul ve emredilmiş olan ibadet kurbanı olmaz.Ebû Bürde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hutbesini işitince ey Allah'ın Rasûlü koyunumu bayram namazından önce kestim dedi.Bu günün yeme ve içme günü olduğunu bildim.Koyunumun evimde kesilen ilk şey olmasını istedim.Buna binaen koyunumu kestim.Bayram namazına gelmeden önce yedim.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:Senin koyunun kurallara uygun kurban değildir.Ancak o et koyunudur.Ebû Bürde ey Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem - dedi:Ben de bir yaşını doldurmamış (fakat semiz olması ve etinin lezizliği bakımından iki et koyunundan) daha hayırlı bir oğlak var (kurban edebilmem için bu oğlak) bana yeter mi? diye sordu.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-şöyle buyurdu:Evet,ancak senin için olup ümmetin geri kalan diğerleri için değil sadece sana özeldir.Bir yaşını doldurmayan Oğlak tan kurban olmaz.
Sehl b. Sa'd -radıyallahu anh-'dan rivayet olundu ki; bir kadın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e dokunmuş bir bürde getirdi. Kadın: Ya Rasûlallah! Bu bürdeyi kendi elimle dokudum, onu sana giydireceğim, dedi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bürdeyi, ihtiyacından dolayı aldı. Daha sonra Peygamber bu bürdeyi izâr yapıp giymiş olduğu halde bizim yanımıza çıkıp, geldi. Topluluktan bir kimse: Ya Rasûlallah, onu bana giydir, ne güzel bir kıyafet dedi. Allah Rasûlü de peki, diyerek meclise oturdu. Sonra (hücresine) geri döndü ve o bürdeyi çıkarıp katladıktan sonra isteyen kimseye gönderdi. Bunun üzerine mecliste bulunan topluluk adama, sen bu işi güzel yapmadın. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bu bürdeyi ihtiyacından dolayı giymişti. Sen ise Peygamberin hiçbir isteyeni geri çevirmeyeceğini bildiğin halde, O'ndan bu bürdeyi istedin, diye serzeniş ettiler. O zat da, vallahi ben onu başka sebepten değil, ancak öleceğim günde benim kefenim olması için istedim, dedi. Sehl -radıyallahu anh- hakikaten bu bürde o zatın kefeni oldu, demiştir."
Buhârî buna benzer bir şekilde rivayet etmiştirBu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in başkalarını kendisine isâr/tercih ettiğini görmekteyiz. Zira kendisinin bu bürdeye ihtiyacı olmasına rağmen isteyen kişiye vermiştir. Elbiseyi üzerine hemen giyen peygamberimizin bu davranışı bu bürdeye duyduğu ihtiyacı gösterir. Zira bir kadın gelerek bu bürdeyi hediye edince bir zat çıkarak ne kadar da güzel bir kıyafet ifadesiyle onu talep etmiştir. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de üzerindeki bu bürdeyi çıkarmış, katlayarak kendisinden isteyen zata vermiştir. Hadisi şerh eden bazı alimler bu hadisin salih kulların eşyalarıyla teberrük edilmesine delil olacağını ifade etmişlerdir. Durum böyle olmayıp, bu hadisten anlaşılan O'nun -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zatıyla yapılan bir teberrüktür. Fazilet ve salih olmak konusunda hiçbir kimse peygambere kıyas edilemez. Bunun yanında sahabelerden hiç birisi peygamber dışında içlerinde yaşayan faziletli kimselere bu davranışta bulunmamışlardır. Şayet bu hadisin ifade ettiği şey öyle olsaydı bu hayrı önce onlar yapıp, uygularlardı.
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’den rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Sahrada yolculuk yapmakta olan adamın biri, yolculuk esnâsında, bulut içinden “falanın bahçesini sula!” diye bir ses duydu. Bunun üzerine o bulut, kara taşlık bir yere saptı ve oraya suyunu boşalttı. Adam derelerden birinin o suyun tamamını topladığını hayretle gördü ve suyu takip etti. Bir de baktı ki, adamın biri bahçesinde elindeki kürekle suyu oraya buraya çevirip bahçesini suluyor. Ona: Ey Allahın kulu! Adın nedir? Diye sordu. Adam, daha önce buluttan duyduğu ismi söyledi, peşinden de: Ey Allahın kulu! Adımı niçin soruyorsun? dedi. O da: Ben şu suyu yağdıran buluttan, “senin adını vererek falanın bahçesini sula!” diye bir ses duymuştum da onun için soruyorum. Sen ne yapıyorsun ki bu lutfa mazhar oluyorsun? Dedi. Bahçe sahibi: Mademki merak ediyorsun söyliyeyim; “Ben bu bahçenin ürününü hesap ederim; üçte birini sadaka olarak dağıtırım, üçte birini çoluk–çocuğumla birlikte yerim, üçte birini de tohumluk olarak ayırırım” dedi.
Müslim rivayet etmiştirSahrada geniş bir alanda yolculuk yapmakta olan bir adam,bulut içinden “falanın bahçesini sula!” diye bir ses duydu.Bunun üzerine o bulut, kara taşlık bir yere saptı ve oraya suyunu boşalttı.Adam su yollarından birinin o suyun tamamını topladığını hayretle gördü ve suyu takip etti.Bir de baktı ki, adamın biri bahçesinde elindeki kürekle suyu oraya buraya çevirip bahçesini suluyor.Ona: Ey Allahın kulu! Adın nedir? Diye sordu.Adam, daha önce buluttan duyduğu ismi söyledi, peşinden de: Ey Allahın kulu! Adımı niçin soruyorsun? dedi. O da: Ben şu suyu yağdıran buluttan, “senin adını vererek falanın bahçesini sula!” diye bir ses duymuştum da onun için soruyorum.Sen ne yapıyorsun ki bu lutfa mazhar oluyorsun? Dedi.Bahçe sahibi: Mademki merak ediyorsun söyliyeyim; “Ben bu bahçenin ürününü ve meyvesini hesap ederim; üçte birini sadaka olarak dağıtırım, üçte birini çoluk–çocuğumla birlikte yerim, üçte birini de tohumluk olarak ayırırım” dedi.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet olunduğuna göre karısını hayızlı iken boşamış, bunun üzerine, Ömer b. el-Hattâb bu durumu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sormuş, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu duruma kızmış.Sonra da şöyle cevap vermiştir;"Ona emret, karısına dönsün. Sonra (hayızından) temizlenip (tekrar) bir hayz (daha) görüp sonra (tekrar) temizleninceye kadar (nikâhı altında) tutsun. Bundan sonra isterse tutar, isterse temasta bulunmadan önce boşar. İşte Aziz olan Allah'ın, kadınların içinde boşanmasını emrettiği iddet (dönemi) budur.Başka bir lafızda :''Onu boşadığı hayız dışında ayrı bir hayız görene kadar.''Başka bir lafızda:''Bunun üzerine Abdullah Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisine emrettiği gibi eşini geri döndürdü. Yapmış olduğu boşama ise, kadın için bir talak sayıldı.''
Muttefekun AleyhAbdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ- hayızlı iken karısını boşadı.Babası bunu Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e zikretti.Kızarak öfkelendi,çünkü sünnete uymayan haram olan boşama ile boşamıştı.Sonra da ona karısını geri döndürmesini ve o hayızdan temizlenene sonra da başka bir hayız görüp ondan temizlenene kadar onu nikahı altında tutmasını emretti.Bundan sonra -Eğer onun nikahı altında kalması konusunda nefsinde bir istek olmayıp onu boşamak isterse, hayızından temizken (kendisiyle) cinsel ilişkide bulunmadan boşasın.Bu idddet Allah'ın boşamayı isteyene emrettiği iddettir.İlim adamları hayız durumda talakın sünnet olmayıp haram olmasına rağmen hayızlı olan kadının talakının vuku bulmasını gerekli görmüşlerdir.Fetva verilen söz Ebû Dâvud'un ve diğerlerinin rivayet ettiği şu hadistir:''Onu bana geri döndürdü ve üzerime de bir şey gerekli kılmadı'' Bu rivayette varid olan lafızlara gelince talakın vuku bulması konusunda açık olmayıp onu kocasında tutan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'dir.Muhkem olan meşhur hadiste:''Kim bizim şu işimize (dinimize) onda olmayan bir şey sokarsa o reddedilir.''Müttefakun Aleyh.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan merfu olarak rivayet edildiğine göre, "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- velânın satılmasını ve bağışlanmasını yasakladı."
Muttefekun AleyhEl-Velâ; nesep yoluyla var olan akrabalık gibi bir akrabalık/yakınlıktır. Her iki akrabalık da satış yahut bağışlama yoluyla elde edilemez. Bu yüzden vela (azat etme) yolu ile meydana gelen akrabalıkta satış ya da başka bir şekilde tasarrufta bulunulamaz. Vela, azad eden ile azad edilen arasında bir bağ/yakınlıktır. Bu yolla birinden diğerine miras kalır. Velanın satılmasının ve bağışlanmasının yasaklanması, akrabalık bağının satış ya da bağışlama ile ortadan kalkmayacağındandır. Bir insan, kendi nesebini/soyunu bir kardeşine yahut oğluna yahut da amcasının oğluna satacak olsa bu satış geçerli değildir. Nesep/soy satılmaz. Vela da bunun gibidir, satılmaz.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- anlatıyor: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Fezâre oğullarından bir bedevi adam gelerek, Ey Allah'ın Rasûlü! Karım siyah bir çocuk dünyaya getirdi, (ne buyurursunuz?) dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Senin develerin var mı?» diye sordu. (O kimse) Evet diye cevap verdi. (Peygamberimiz de): «Onların renkleri nasıldır?» buyurdu. (Adam); Kırmızıdır, diye karşılık verdi. (Peygamberimiz de): «İçlerinde yağız/kara olanları da var mı?» diye sordu. (O kimse de) içlerinde gerçekten yağız/kara olanları da var, cevabını verdi. Bunun üzerine (Peygamberimiz) «Bunun nasıl olduğunu sordu?» (Adam da) Onu bir damarın çekmiş olması mümkündür diye cevap verdi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Şu halde bu (çocuğu) da bir damarın çekmiş olması mümkündür.» buyurdu.
Muttefekun AleyhFezâre kabilesinden bir adamın çocuğu olmuştu. Çocuğun rengi anne ve babasının rengine benzemiyordu. Bu durumdan şüphelenen baba Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelerek suçlayan bir üslupla hanımının siyah bir çocuk doğurduğunu haber verdi. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- adamın konuşmasından maksadını anladı ve şüphesini gidermek istedi. Adamın anlayacağı bir örnek vererek, senin develerin var mı? diye sordu. Adam evet diye cevap verince, bu sefer renkleri nedir? diye sordu. Adam da kırmızı dedi. Ardından içlerinde yağız/kara olanları da var mı? diye sordu. Adam da içlerinde gerçekten yağız/kara olanları da var, cevabını verdi. Bunun üzerine Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bunun nasıl olduğunu sordu?» (Adam da) Onu eski atalarından bir damarın çekmiş olması mümkündür, diye cevap verdi. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Şu halde bu (çocuğu) da bir damarın çekmiş olması mümkündür.» buyurdu. Yani senin atalarından siyah tenli olan birisine benzemiş olabilir. Bu konuda ona çekmiştir. Adam, bu doğru kıyasla/karşılaştırmayla ikna oldu ve içini kemiren şüpheleri de gitmiş oldu.