





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ukbe b. Hâris -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet edilen bir hadiste şöyle demiştir: O Ummu Yahya binti Ebî İhab ile evlenmişti. Siyah bir kadın gelip: "Ben ikinizi de emzirmiştim." dedi. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek anlattım. Allah Rasûlü benden yüzünü çevirdi. Tekrardan ona yönelip, olayı anlattım. Bunun üzerine bana: «O kadın (sizleri emzirdiğini) söyledi. Artık nasıl (karı koca) olursunuz?» O kadınla evlilik hayatını nasıl devam ettirebilirsin? diye ikazda bulundu. Bunun üzerine Ukbe o kadından ayrıldı ve kadın başka biriyle evlendi.
Buhârî rivayet etmiştirUkbe Bin Hâris -radıyallahu anh- Ümmu Yahya binti Ebî İhab ile evlendi. Siyah bir kadın gelerek, kendisini ve hanımını emzirdiğini haber verdi. Yani ikisi süt kardeşlerdi. Ukbe, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek olayı anlattı ve bu kadının yalancı olabileceğini ileri sürdü. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ise onun süt kardeşi olan bu kadınla evli kalmak hususundaki ısrarcı davranışına tepki vererek, bunun nasıl olabileceğini sordu. Zira kadın gelmiş ve emzirdiğini haber vererek, şahitlik etmişti.
Sa`d İbni Ebû Vakkâs -radıyallahu anh- şöyle dedi: Vedâ Haccı yılında (Mekke’de) yakalandığım şiddetli bir hastalık dolayısıyla Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ziyâretime geldi. Ona: Yâ Rasûlallah! Gördüğün gibi çok rahatsızım. Ben zengin bir adamım. Bir kızımdan başka mirasçım da yok. Malımın üçte ikisini sadaka olarak dağıtayım mı? diye sordum.Peygamber:“Hayır”, dedi. Yarısını dağıtayım mı? Dedim. Yine:“Hayır”, dedi. Ya üçte birine ne buyurursun, yâ Rasûlallah? Diye sordum. “Üçte birini dağıt! Hatta o bile çok. Mirasçılarını zengin bırakman, onları muhtaç bırakıp da halka avuç açtırmaktan hayırlıdır. Allah rızâsını düşünerek yaptığın harcamalara, hatta yemek yerken eşinin ağzına verdiğin lokmalara varıncaya kadar hepsinin mükâfatını alacaksın” buyurdu. Sa`d b. Ebû Vakkâs sözüne devamla dedi ki: Yâ Rasûlallah! Arkadaşlarım gidipte ben kalacak mıyım? (burada ölecek miyim?) diye sordum. “Hayır, sen burada kalmayacaksın. Allah rızâsı için güzel işler yaparak yükseleceksin. Allah’tan öyle umuyorum ki, daha nice yıllar yaşayarak kimi insanlar (mü’minler) senden fayda, kimileri de (kâfirler) zarar görecektir. Allahım! Ashâbımın (Mekke’den Medine’ye) hicretini tamamla! Onları geri döndürüp hicretlerini yarım bırakma! Acınacak durumda olan Sa`d b. Havle’dir” buyurdu.Bu sözleriyle Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Sa`d b. Havle’nin Mekke’de ölmesine üzüldüğünü ifade etti.
Muttefekun AleyhSa`d İbni Ebû Vakkâs -radıyallahu anh- şöyle dedi: Vedâ Haccı yılında (Mekke’de) yakalandığım şiddetli bir hastalık dolayısıyla Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ziyâretime geldi.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- adeti gereği ashabını dolaşıp ve tesellide bulunmak için onu dolaştı.Sa'd Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'e malından çoğunu tasadduk etmesi gerektiğine inanmasının sebeplerini zikretti.Ona: Yâ Rasûlallah! Gördüğün gibi onun sebebiyle ölmekten korktuğum hastalıktan dolayı çok rahatsızım. Ben çok malı olan bir adamım.Fakirlikten ve zayi olmalarından korktuğum bir kızımdan başka mirasçım da yok.Bundan sonra salih amelim olarak takdim edeceğim malımın üçte ikisini sadaka olarak dağıtayım mı? diye sordum.Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:“Hayır”, dedi. Yarısını dağıtayım mı? Dedim. Yine:“Hayır”, dedi. Ya üçte birine ne buyurursun, yâ Rasûlallah? Diye sordum.O da çok olmasına rağmen üçte biri ile tasaddukta bulunmanda bir engel yok buyurdu.Üçte birden daha az olan dörtte bir ve beşte bire inmek daha faziletlidir.Sonra da Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona sadakanın malın en çoğundan en azına inmesinin hikmetini iki şeyde açıkladı:1- Eğer ölürse varislerini iyiliğinden ve malından faydalanacak şekilde zengin olarak bırakması onları başkalarına gidip insanların yardımlarıyla yaşamasından daha evladır.2- Yaşayıp malını şeri yollarda infak eder,ecrini Allah'tan bekler ve buna karşılık ecir alır.Üzerine en çok farz olan nafakalardan biri eşine yedirdiği nafakadır.Sonra da Sa'd b. Ebû Vakkâs Allah Teâlâ için hicret edip terk ettiği Mekke'de ölüp bu sebeple de hicret sevabından azalacağından korktu.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona hicret ettiği yerde zorla bırakılmayacağını haber verdi.Sonra da o beldede Allah'ın sevabını umarak amel ederse ancak onun derecesi artar.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona hastalığından kurtulacağının ve şifa bulacağının,Allah'ın onunla müminlere fayda vereciğinin ve kafirlere de zarar vereceğinin müjdesini verdi.Sadıku'l Masduk (sözü doğru ve sözü tasdiklenen)'un haber verdiği gibi hastalından kurtuldu şifa buldu.Perslerle yapılan savaşta en büyük komutan oldu.Allah onunla İslama ve müslümanlara fayda verdi.Fetihler gerçekleştirdi ve onunla Allah şirke ve müşriklere vurdu.Sonra da Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah'ın ashabının hepsine derecelerini vermesi,onlardan kabul buyurması,onları dinlerinden geri döndürmemesi ve hicret ettikleri beldeye geri döndürmemesi için dua etti.Allah Teâlâ ondan bu duayı kabul etti.Hamd ve minnet onadır.Onun ile İslamı izzetli kılan Allah'a hamd olsun.Sonra da Sa'd b. Havle'yi zikretti.O Mekke'den hizret eden muhacirlerden olup Allah Teâlâ ona orada ölmeyi takdir etti ve orada vefat etti.Bu sözleriyle Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Sa`d b. Havle’nin Mekke’de ölmesine üzüldüğünü ifade etti.Muhacirin terk edip hicret ettiği yerde vefat etmesini hoş görmezlerdi.
İbni Abbas -radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Mirası hak sahiplerine veriniz. Geriye ne kalırsa, en yakın erkek akrabaya aittir.»
Muttefekun aleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, mirası paylaştırma görevini üstlenen kimselere mirası hak edenlere Allah Teâlâ'nın istediği gibi dine uygun bir şekilde adilce paylaştırmalarını emretmiştir. Buna göre, Allah’ın Kitabı’nda belirlenmiş pay sahiplerine payları verilir. Bunlar: üçte iki, üçte bir, altıda bir, yarım, dörtte bir ve sekizde birdir. Bu paylar verildikten sonra geriye kalan kısım ise, ölüye erkekler arasından en yakın olana verilir. Bunlara ‘asabe’ denir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan merfu olarak rivayet edildiğine göre:''Ameller Pazartesi ve Perşembe günü Allah'a sunulur.Ve ben amelimin oruçlu olduğum zaman arz olunmasını isterim.''Başka bir rivayette:''Cennet'in kapıları Pazartesi ve Perşembe günleri açılır.Allah'a ortak koşmayan her kulun günahı bağışlanır.Yalnız birbirine kırgın ve dargın olanları bağışlamaz, barışıncaya kadar onların kendi kendilerine bırakın.Barışıncaya kadar onların kendi kendilerine bırakın.Başka bir rivayette:''''Cennet'in kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır.Allah Teâlâ kendisine ortak koşmayan her kişinin günahı bağışlanır.Yalnız birbirine kırgın ve dargın olanları bağışlamaz, barışıncaya kadar onların kendi kendilerine bırakın buyurur.''
Tirmizî rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştir''Ameller arz olunur.''Allah Teâlâ'ya.''Ameller Pazartesi ve Perşembe günü Allah'a sunulur.Ve ben amelimin oruçlu olduğum zaman arz olunmasını isterim.''Yani derecenin yükselmesi ve ecre hasıl olmak için.Başka bir lafızda:''Cennet'in kapıları Pazartesi ve Perşembe günleri açılır.''Gerçek olarak çünkü Cennet yaratılmıştır.''O günlerde Allah'a ortak koşmayan her kul afedilir.''Yani küçük günahları bağışlanır.Büyük günahlara gelince onlar için tövbe gerekir.''Bir adam hariç'' sözü insan ''Onunla bir kardeşi arasında''İslam kardeşi ''Dargınlık'' Kırgınlık ve düşmanlık.Denir ki:''Ona vakit verin'' Allah meleklere:Erteleyin,mühlet verin ''İki kişiye'' yani:Aralarında düşmanlık olan iki adam.Birbirleriyle konuşmamaları sebebiyle azarlamak için ''Hatta'' Dargınlık kalkar.''Barışana kadar''Barışsınlar ve kırgınlık gitsin.Bu da insanın kendisi ve kardeşleri arasındaki nefretin,düşmanlığın ve buğz etmenin ortadan kaldırılması için acele eder.Hatta kendi nefsinde nefretin izale edilmesini istemede kusur ve ağırlık görürse sabredip ecrini Allah'tan beklesin.Çünkü bu konuda ki netice övülür.Eğer insan bir işte hayır,ecir ve sevap görürse onun üzerine kolay olur.Yine bir ameli terk ettiğinde tehdidi gördüğü zaman o ameli yapmak ta onun için kolay olur.
Aişe –radıyallahu anhâ-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- yüzünün çizgileri parlayacak şekilde sevinçli bir halde yanıma girdi ve: «Gördün mü? Mücezziz az önce Zeyd b.Hârise ile Üsâme İbni Zeyd’e baktı da bu ayaklar hiç şüphesiz birbirindendir, dedi.» buyurdu. Bir lafızda; «Mücezziz kâif (ferasetle bir kimsenin nesebini bilen, iz süren) biriydi.»
Muttefekun AleyhZeyd b. Hârise –radıyallahu anh- beyaz renkli bir kimseydi. Oğlu Üsâme ise esmerdi. İnsanlar renk farklılıklarından dolayı şüphe ediyorlar ve Üsâme’nin nesebinin babasına nispet edilmesi hakkında Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’e eziyet verecek şekilde ileri geri konuşuyorlardı. Kâif (feraset ile nesep bilen) olan Mücezziz el-Müdleci onların yanından geçti. Ve onlar yüzlerini saçaklı bir örtüyle örtmüşlerdi ve ayakları gözüküyordu. Ayakların arasındaki benzerliği görünce, bu ayaklar hiç şüphesiz birbirindendir, dedi. Kâif’in (nesep bilimcinin) bu sözlerini Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- duydu ve çok çok sevindi. Üsâme’nin soyunun babasına nispetinin doğruluğunun verdiği rahatlıkla, sevinçli ve müjde verir bir halde yüzünün çizgileri parlamış olarak Âişe’nin yanına girdi. Bilgileri olmadığı halde/cahilce insanların ırzları haklarında konuşanların sözlerini çürütüldüğü için sevindi.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır: «Binekli gelenleri pazar yeri dışında satış için karşılamayın. Birbirinizin satışı üzerine satış yapmayın. Satın almak istemediği halde alacakmış gibi gözüküp, malın fiyatını yükseltmeyin. Şehirli, köylü mal sahiplerini karşılayıp onların adına satış yapmasın. Satışa çıkarılacak develer ile koyunların sütlerini sağmamak suretiyle memelerinde biriktirmeyin. Kim sütü sağılmayıp memesinde biriktirilmiş hayvan satın alırsa, bu alıveriş sözleşmesinin arkasından kendisi o hayvanı sağdıktan sonra iki tercihten birinde serbesttir. Eğer bu hayvandan razı olursa hayvanı alıkoyar, razı olmazsa hem o hayvanı geri verir ve hem de (sütünü sağması karşılığında) bir sa' hurma verir.»
Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhNebi –sallallahu aleyhi ve sellem- haram olan beş çeşit alışverişi yasaklamıştır. Çünkü bu tür alışverişlerin hem satıcıya, hem müşteriye, hep birlikte yahut ayrı ayrı zararları vardır. 1 - Şehir dışından hayvan yahut gıda gibi ürünlerini satmak için gelen satıcıların karşılanması. Birileri pazara ulaşmadan önce mal sahiplerine gider ve ürünlerini onlardan satın alırlar. Mal sahipleri fiyatları iyi bilmedikleri için belki de fiyat hakkında kandırılarak malı ucuza satarlar. Böylece sarf ettikleri emeklerinin tam karşılıklarını alamamış olurlar. 2- Satış üzerine satış yapmak. Örneğin, hıyaru'l-meclis/mecliste cayma yahut şart koşma esnasında yapılan alışverişin fesih edilip, yeni bir satış sözleşmesi kurmak için bir satıcının müşteriye sana bu üründen daha iyisini veririm, yahut bu fiyattan daha ucuza bu ürünü temin ederim demesidir. Yahut bir kişinin satıcıya daha fazla fiyatla senden bu ürünü satın alırım demesidir. Cayma hakkından sonra böyle bir teklifte bulunmak yasaklanmıştır. Çünkü bu davranış insanların arasını bozar, kin nefret ve düşmanlık salar, kişilerin gelirlerini etkiler. 3- Neceş satışı. Satın almak gibi bir niyeti olmamasına rağmen satıcının daha fazla kazanması yahut müşterinin zarar görmesi için bir üçüncü taraf, bir kimsenin gelerek malın fiyatını arttırıp, yükseltmesi. Bu davranış bir tür yalan ve müşteriyi aldatmak, hile ve düzen kurarak fiyatı yükseltmektir ve bundan dolayı da yasaklanmıştır. 4- Şehirlilerin, dışarıdan gelen köylülere ait ürünlerin satışını yapması da yasaklanmıştır. Çünkü şehirli fiyatları iyi bilmekte ve böylece müşterilerin çıkarına olan hiçbir fayda bırakmamaktadır. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır: «İnsanları kendi hallerine bırakın. Allah onları birbirleri üzerinden rızıklandırsın.» 4- Satışa çıkarılacak develer ile koyunların sütlerini sağmamak suretiyle memelerinde süt biriktirmek. Böylece müşteri alacağı bu hayvanın çok süt veren bir hayvan olduğu zannına kapılarak, hak ettiğinden daha fazla bir fiyat öder. Böyle yapılarak müşteri aldatılmış ve kendisine zulüm edilmiş olur. İslam dini müşteriye uğramış olduğu bu zulmü ortadan kaldırma imkanı tanıyarak, üç gün içinde cayma hakkı vermiştir. Müşteri dilerse bunu öğrendikten sonra satın aldığı hayvanı geri iade edebilir. Şayet hayvanın sütünü sağıp, istifade ettiyse satın aldığı hayvanla birlikte kullandığı sütün karşılığı olarak bir sa' hurma verir.
Ali b. Ebu Talib -radıyallahu anh-'den merfû olarak rivayet olunan bir hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Hayber günü kadınların, muta suretiyle nikah edilmesini ve evcil eşeklerin etlerinin yenmesini yasak etmiştir.
Muttefekun AleyhDinimiz nikah ile evliliğin devamını, sevginin ve ailenin inşasını hedefler. Bu hedefe aykırı olan bazı evlilik türlerini de yasaklar. Dolayısıyla Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Hayber günü kadınların, muta suretiyle nikah edilmesini yasaklamıştır. Muta nikahı erkeğin bir kadınla süreli evlilik yapmasıdır. Bu nikah türü duyulan ihtiyaç sebebiyle ilk zamanlar mübah iken sonradan yasaklanmıştır. Ayrıca vahşi eşeklerin/zebranın aksine evcil yani sahibi ve barınağı olan eşeklerin de etinin yenilmesi yasaklanmıştır.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sabah namazının son rekatında rükûdan başını kaldırıp; «Semiallâhu limen hamideh. Rabbena ve leke'l-hamd» dedikten sonra; «Allah'ım! Falana ve falana lanet et!» diye beddua ettiğini işitmiştir. Bunun üzerine Allah: "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur." ayetini indirdi. Başka bir rivayette, Safvân b. Umeyye, Suheyl b. Amr ve Hâris b. Hişâm'a beddua etti ve "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur." Ayeti nâzil oldu.
Buhârî rivayet etmiştirBu hadiste Abdullah b Ömer -radıyallahu anhumâ- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sabah namazının son rekatında rükûdan başını kaldırıp: "Semiallâhu limen hamideh" dedikten sonra Uhud'da kendisine eziyet eden müşriklerin ileri gelenlerinden bazılarına kunut yaparak lanet etmiştir. Bunun üzerine Allah Teâlâ, bu yaptığı şeyden Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'i men edip azarlayan; "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur." ayetini indirmiştir. Bunun sebebi; Allah Teâlâ'nın, onların müslüman olacağını ve müslümanlıklarının güzel olacağını ilmi ile önceden bilmesiydi.
Fatıma binti Kays –radıyallahu anha- anlatıyor: Ebu Amr b. Hafs onu kesin olarak boşadı. Kocası orada bulunmuyordu. (Başka bir rivayette “Üç talakta boşadı.”) Ona vekili ile arpa gönderdi. Bu onu kızdırdı. (Vekil) Şöyle dedi: Senin bizde bir şeyin yoktur. Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına geldi olanları ona anlattı. Senin için nafaka yoktur! (Başka bir lafızda “Senin için kalacak yer de yoktur.”). Allah Rasûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- ona Ummu Şerik’in evinde iddetini geçirmesini emretti: «O bir bayandır, ashabım onun evine sürekli gidip gelir, sen iddetini, (amcanın oğlu) İbni Ümmü Mektum’un evinde tamamla. Çünkü o gözleri görmez bir kimsedir. Onun yanında dış elbiseni çıkarırsın. İddetin tamamlanınca bana haber ver!» buyurdu. Fatıma binti Kays –radıyallahu anha- şöyle dedi: İddetim bittiğinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldim ve: Ebû Cehm ve Muâviye b. Ebû Süfyan beni istiyorlar (ne dersiniz?) dedim. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana: «Muâviye malı olmayan fakirin biridir. Ebû Süfyan Cehm ise, sopasını omuzundan indirmez.» buyurdu. «Usame bin Zeyd’le evlen!» dedi. Onu kerih gördüm. Sonra: «Usame bin Zeyd’le evlen!» dedi. Sonra onunla evlendim. Allah benim için hayır kıldı. Ondan razı oldum.
Müslim rivayet etmiştirEbu Amr b. Hafs hanımı Fatıma binti Kays’ı boşamaya karar verdi. Bu ona verdiği son (üçüncü) talaktı. Üç talakta boşanan kadına kocası nafaka vermez. Ancak ona biraz arpa gönderdi. Fatıma binti Kays iddeti devam ettiği müddetçe nafakasını ödemesinin kocası üzerine vacip olduğunu zannediyordu. Kendisine verilen arpayı kerih görüp azımsadı. Kocası ona bir şey vermesinin gerekli olmadığı hususunda yemin etti. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şikâyette bulundu. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- kocasının ona ne nafaka, ne de kalacak yer vermek zorunda olmadığını haber verdi. Ona Ummu Şerik’in evinde iddetini geçirmesini emretti. Sahabenin Ummu Şerik’in evine sürekli gidip geldiği haberi Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gelince, iddetini (amcanın oğlu) İbn Ummu Mektûm’un evinde tamamlamasını emretti. Çünkü o âma birisiydi, elbiselerini çıkarttığında onu görmezdi. İddeti tamamlanınca Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine haber vermesini emretti. İddeti bitince Muaviye –radıyallahu anh- ve Ebu Cehm -radıyallahu anh- onunla evlenmek istediler. Bu meseleyi Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve selem-’le istişare etti. Özellikle kendisiyle istişare edilen kimsenin nasihat etmesi vaciptir. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- o ikisine de işaret etmedi. Çünkü Ebu Cehm –radıyallahu anh- kadınlara karşı şiddetli, Muaviye -radıyallahu anh- ise malı olmayan fakir birisiydi. Usame -radıyallahu anh-’la evlenmesini emretti. Köle olduğu için bunu kerih gördü. Ancak Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu emrini yerine getirerek onu kabul etti. Allah onun için bir çok hayır kıldı.