





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-, Berîre ve kocasının kıssasını şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Berîre'ye dedi ki: Ona (kocana) geri dönsen iyi olur.»O da: « Ey Allah'ın Rasulü bunu bana emrediyor musun?" diye sorunca, Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem: «Ben sadece onun için aracılık yapıyorum» dedi. Kadın bunun üzerine şu karşılığı verdi: «Bu hususta benim ona ihtiyacım yoktur.”
Buhârî rivayet etmiştirBerîre -radıyallahu anha-’nın kocası bir köleydi ve ona Muğîs-radıyallahu anhu- deniliyordu. Aişe -radıyallahu anha-, Berîre-radıyallahu anha-’yı satın almadan önce onun hizmetinde bulunuyordu. Âişe -radıyallahu anha- onu satın alıp azat ettiğinde ona, kocası Muğîs’le evli kalıp kalmama hususunda tercih hakkı verildi. Berîre -radıyallahu anha- ayrılmayı seçti. Muğîs -radıyallahu anhu- ailesinin dağılmasına dayanamayıp Medine sokaklarında gözyaşları sakallarından süzülür bir şekilde ağlayarak Berîre’nin etrafında dolaşmaya başladı. Bu durumu Berîre -radıyallahu anha- duydu. Sevginin büyüklüğündendi. Böyle yaparak onu kararından vazgeçirmeyi ve onun kendisine dönmesini umut ediyordu. Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Berîre'ye dedi ki: Ona (kocana) dönsen bunda senin için ecir vardır. Berîre -radıyallahu anha-; Ey Allah'ın Rasulü! Bana, ona geri dönmemi mi emrediyorsun? Dedi. Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-; “ Ben, sadece onun için aracılık yapıyorum.” dedi. Berîre -radıyallahu anha-’da; “Ona geri dönmem için ne bir sevgim ne de bir sebebim var.” dedi.
Enes -radıyallahu anh- şöyle rivayet etmiştir: Ebu Talha, Medine'de hurma bahçesine sahip olma bakımından Ensâr'ın en zengini idi. Ebu Talha’nın kendisine mallarının en sevimlisi olanı ise Beyruhâ (denilen bahçesi) idi. Beyruhâ, Mescid'in karşısında idi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Beyruhâ'ya girer ve onun içindeki güzel sudan içerdi. Enes -radıyallahu anh- dedi ki: Şu "Siz, sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilicidir." (Âl-i İmrân: 92) âyeti inince, Ebu Talha kalkıp, doğru Rasûlullah'a geldi de: Ey Allah’ın Rasûlü! Şüphesiz Allah Teâlâ; "Siz sevdiğiniz şeylerden harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız." buyuruyor. Bana malımın en sevimli olanı ise Beyruhâ'dır. Beyruhâ, Allah için sadakadır. Bu sadakanın hayrını ve onun Allah katında onun iyiliğini umut ediyorum. Ey Allah’ın Rasûlü! Bu bahçemi Allah'ın sana gösterdiği uygun yere koy, sarf et, dedi. Enes dedi ki: Bu söz üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne hoş! İşte bu kazançlı bir maldır. İşte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işitmişimdir. Ben, bu bostanı yakınlarına tahsis etmeni uygun görürüm.» buyurdu. Bunun üzerine Ebu Talha: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunu (senin dediğin gibi) yapacağım," dedi. Ebu Talha Beyruhâ'yı yakınları ve amcaoğulları arasında bölüştürdü.
Muttefekun AleyhEbu Talha, Medine'de bahçelik cihetiyle Ensâr'ın en zengini idi. O’nun, Mescid’in karşısında Beyruhâ diye içinde güzel suyu olan bir bostanı/bahçesi vardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Beyruhâ'ya girer ve onun içindeki güzel sudan içerdi. "Siz, sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilicidir." (Âl-i İmrân: 92) âyeti inince, Ebu Talha hemen hızlıca kalkıp, doğru Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve Ey Allah’ın Rasûlü! Şüphesiz Allah Teâlâ "Siz sevdiğiniz şeylerden harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız." buyuruyor. Bana mallarımın en sevimli olanı ise Beyruhâ'dır. Beyruhâ -bostanın ismidir-, Allah ve Rasulü için bir sadakadır. Bu söz üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne hoş! İşte bu kazançlı bir maldır. İşte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işitmişimdir. Ben, bu bostanı yakınlarına tahsis etmeni uygun görürüm.» buyurdu. Bunun üzerine Ebu Talha bunu yaptı ve Beyruhâ'yı yakınları ve amcaoğulları arasında bölüştürdü.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- başında miğfer olduğu halde fetih günü Mekke'ye girdi. Miğferini çıkardığı esnada bir adam yanına gelip: "Şu İbn Hatal adındaki kişi, Kâbe´nin örtüsüne yapışmış, sığınmış!" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-:«Onu öldürünüz!» diye buyurdu.
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Kureyşli kâfirler arasında anlaşma vardı. Bazı müşriklerin kanlarının heder edilip, öldürülmelerini emretti. Onlar sadece dokuz kişiydi. Mekke'nin fethinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- dikkatli ve ihtiyatlı bir halde Mekke'ye girdi. Başına miğferi giydi ve bazı sahabeler, İbn Hatal'ı Kâbe'nin örtüsüne yapışmış bir halde buldular. Kötü geçmişinin ve yaptığı kötülüklerin farkında olarak (Kâ'benin) hürmetine sığınmıştı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e danışmadan önce onu öldürmekten imtina ettiler. Sorduklarında Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Onu öldürün!» dedi. O, Haceru'l Esved ile Makam (ı-İbrahim) arasında öldürüldü.
Ebu Hureyre –radıyallahu anh-’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- Ömer’i zekât toplama görevi ile görevlendirdi. İbn Cemil, Halid b. El-Velid ve Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem-’in amcası Abbas’ın, zekâtını ödemediği söylendi. Bunun üzerine Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu: «İbn Cemil niye böyle yapıyor ki? Çünkü o ancak fakir birisi idi, sonra Allah onu zengin etti. Halid’e gelince siz Halid’e haksızlık ediyorsunuz. O zırhlarını, savaş araç ve gereçlerini Allah yolunda vakfetmiş bulunuyor. Abbas’a gelince onun zekâtını ödemek benim üzerime onunla birlikte bir misli daha olsun.» Sonra: «Ey Ömer! Yoksa sen amcanın baba gibi olduğunun farkında değil misin?» buyurdu.
Muttefekun AleyhNebi –sallallahu aleyhi ve sellem- Ömer İbn el-Hattab –radıyallahu anh-’ı zekât toplama görevi ile görevlendirdi. Ömer –radıyallahu anh- Abbas İbn Abdulmuttalib’e geldiği zaman zekâtı vermeyi reddetmiştir. Keza Halid b. Velid ve İbn Cemil de vermediler. Ömer –radıyallahu anh- Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’e geldi, o üç kişiden şikâyet etti. Bunun üzerine Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dedi: İbn Cemil’e gelince, onun vermemesi için bir bahanesi yoktur. Fakir idi, Allah ona zenginlik verdi. Bu zenginlik onun insanların ilk teslim olanlarından olmasını gerektirir. Halid’e gelince siz Halid’e haksızlık ediyorsunuz. O zırhlarını, savaş araç ve gereçlerini Allah yolunda vakfetmiş bulunuyor. Nasıl olur da farz olmayan bir infak ile Allah Teâlâ’ya yaklaşmış bir adamdan zekâtı vermemesi beklenebilir, bu uzak bir şeydir. Abbas’a gelince Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- onun adına zekatı üstlenmiştir. Bunu, makamı ve değeri sebebiyle yapmıştır. Buna da şu sözü delalet etmektedir: ‘’Yoksa sen amcanın baba gibi olduğunun farkında değil misin?’’ Teysiru’l-Allâm (1/304), Tenbihu’l-Efham: (399), Te’sisu’l-Ahkâm Şerh edilen hadis no, (173).
Abdullah b. Abbas ve Misver b. Mahreme (Mekke’ye yakın) Ebvâ mevkiinde ihramlının başını yıkama hususunda ihtilaf ettiler. İbn Abbas: İhramlı kimse başını yıkayabilir, dedi. Misver ise: Yıkayamaz dedi. Ravi Abdullah b. Huneyn dedi ki: Bu ihtilaf üzerine Abdullah b. Abbas beni, Ebu Eyyûb el-Ensari -radıyallahu anh-'a gönderdi. Ben Ebu Eyyûb’u bir kuyunun iki direği arasında bir bezle kendini perdelemiş olarak yıkanırken buldum. Kendisine selam verdim. Bu kimdir dedi. Ben: Abdullah b. Huneyn’im. Beni Abdullah b. Abbas sana gönderdi, senden Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ihramlı iken başını nasıl yıkadığını sormamı istedi dedim. Ebu Eyyûb elini kendini perdeleyen bezin üzerine koydu ve bezi indirdi. Başı bana iyice gözüktü. Sonra kendisine su döken kişiye su dök dedi. O kimse de başına su döktü. Ebu Eyyûb iki elini ileri geri götürerek başını ovdu ve: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i işte böyle yaparken gördüm dedi. Başka bir rivayette "Misver b. Abbâs'a: Bundan sonra kesinlikle sana karşı çıkmayacağım." dedi.
Muttefekun AleyhAbdullah b. Abbâs ile Misver b. Mahreme -radıyallahu anhuma- ihramlı olan kimsenin yıkandığında başını yıkamalı mı yoksa başını ovarken bazı saçların düşme ihtimaline sebebiyet verebileceğinden dolayı yıkamaması mı gerekir diye karşılıklı konuşuyorlardı. Abdullah b. Huneyn, Ebû Eyyûb yanına geldi ve onu yıkanırken buldu. Beni Abdullah b. Abbas sana gönderdi, senden Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in (ihramlı iken) başını nasıl yıkadığını sormamı istedi, dedi. Ebu Eyyûb elini kendini perdeleyen bezin üzerine koyup başı bana iyice gözüktükten sonra kendisine su döken kişiye su dök dedi. O kimse de başına su döktü. Ebu Eyyûb iki elini ileri geri götürerek başını ovdu ve: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i işte böyle yaparken gördüm, dedi. Bu elçi Abdullah b. Abbâs'ın görüşünü destekleyen şeyi o ikisine gelip haber verdiğinde - Hepsi hakkı arayan kimselerdi - Misver -radıyalahu anh- görüşünden döndü. Arkadaşının faziletini itiraf edip, "Bundan sonra sana kesinlikle karşı çıkmayacağım" dedi.
Câbir İbn Abdullah –radıyallahu anhuma-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Biz Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte "Lebbeyke bi'l-hac", hac niyetiyle geldik emrine uyduk diyerek gelmiştik. Fakat Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- bize emretti de biz onu umreye çevirdik.
Muttefekun AleyhCâbir –radıyallahu anh- Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Veda Haccı’na geldiklerini ve onlardan birçoğunun "Lebbeyke haccen" dediklerini yani ifrad haccına –umresiz bir şekilde sadece hacca- niyet ettiklerini haber veriyor. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onlardan beraberinde kurban getirmeyenlere haclarını umreye çevirerek bu umre ile temettu haccına geçmelerini emretti. Onlar da hemen bu emri yerine getirip –radıyallahu anhum- öyle yaptılar.
Safiyye binti Huyey –radıyallahu anhâ-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- itikafta idi. Akşam vakti yanına uğradım. Bir müddet konuştuktan sonra gitmek üzere ayağa kalktım. O da beni yolculamak üzere benimle birlikte kalktı. Safiye’nin yaşadığı yer Usâme b. Zeyd’in evinde idi. O esnada Ensar’dan iki adam geçti. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’i görünce hızlandılar. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Acele etmeyin. Bu Huyey kızı Safiye’dir.» buyurdu. İki adam: ‘’Subhanallah! Ey Allah’ın Rasûlü’ dediler Bunun üzerine onlara «Şüphesiz şeytan Adem oğlunun içinde kanın aktığı yerden (damarın içinde) akar. Ben onun kalbinize bir şer bırakmasından korktum.» Yahut da «(Böyle) bir şey» buyurdu. Başka bir rivayette; "Ramazanın son on gününde mescitteki itikafı esnasında onu ziyaret etmek üzere gelmişti. Yanında bir süre konuştuktan sonra gitmek üzere kalktı. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- de onu uğurlamak için kalktı. Mescidin Ümmü Seleme’nin kapısının yanındaki kapısına ulaştı…’’ Sonra da hadisi aynı manada zikretti.
Muttefekun AleyhNebi –sallallahu aleyhi ve sellem- ramazanın son on gününde itikafta idi. Hanımı Safiye Onu bir gece ziyaret etti ve biraz konuştu. Sonra da evine dönmek için kalktı. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onu yolcu etmek ve arkadaşlık etmek için kalktı. Ensar’dan iki adam geçtiler. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-’i görünce hayâ ettiklerinden ve onunla beraber hanımını gördüklerinden dolayı hızlandılar. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Acele etmeyin. Yani yavaş yürüyün. Bu benim eşim Safiye’dir.» buyurdu. İkisi de subhanallah dediler. Senin hakkında kötü zan etmemiz düşünülebilir mi? dediler. Onlara şeytanın ademoğlunu saptırmak için hırslı ve onun bunu yapmak için büyük bir gücü olduğundan haber verdi. Giriş kolaylığı sebebiyle içinde kanın aktığı yerden (damardan) akar. Böylece onların kalplerine bir şey bırakmasından korkup, endişe duydu.
Ebû Hureyre –radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- bize aşiyy -öğle veya ikindi- namazlarından birini kıldırdı. -İbn Sîrîn -rahimehullah- dedi ki; Ebû Hureyre -radıyallah anh-, namazın ismini söyledi, fakat ben unuttum- İki rekâttan sonra selâm verdi. Sonra mescidin ön cephesindeki tahtanın yanında durup ellerini birbiri üstüne gelecek şekilde o tahtaya koydu. Yüzünde hiddet (belirtileri) görülüyordu. Bu ara "namaz kısaldı, namaz kısaldı" diyerek acele ile mescitten çıkanlar oldu. -Cemaat içinde Ebû Bekir ve Ömer -radıyallah anhuma- vardı- Fakat bu ikisi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bir şey söylemekten çekindiler. Bu esnada, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Zülyedeyn (iki elli) adını taktığı elleri uzunca olan bir adam kalkıp: "Ya Rasûlallah! Unuttun mu yoksa namaz kısaltıldı mı?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-; «Unutmadım, namaz kısaltılmadı da!» buyurdu. Adam: "Hayır Ya Rasulallah! Unuttun." dedi. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- cemaate dönüp: «Zülyedeyn doğru mu söyledi?» dedi, Evet, diye işarette bulundular. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yerine dönüp kalan iki rekâtı kıldırdı, sonra selâm verdi, tekbir aldı ve her zamanki secdesi gibi veya ondan daha uzun secde yapıp başını kaldırdı, tekrar tekbir aldı ve normal secdesi gibi veya ondan daha uzunca bir secde daha yaptı (yani toplam iki secde yaptı), sonra başını kaldırdı ve tekbir aldı. (Eyyûb) dedi ki: Muhammed'e "yanılmada selâm verdi mi?" dendi. O da: "Bunu Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'ın söylediğini hatırlamıyorum, ama İmrân b. Husayn'ın; "Sonra selâm verdi" dediğini haber aldım," dedi.
Muttefekun AleyhRasûller, insanların akıl bakımından en kâmil olanlarıdır. Aynı şekilde en sağlam kalpli ve tahhammül gücü en kuvvetli olanlar da onlardır. Allah Teâlâ'nın hakkı konusunda en adaletli/en doğru olanları da onlardır. Buna rağmen onlar, beşer/insan olma sınırının dışına çıkmamışlardır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu sıfatlar konusunda peygamberlerin en mükemmel olanıdır. Bununla beraber insan olma özelliği sebebiyle Allah, kullarına sehiv secdesinin hükümlerini teşri etmek için Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in başına normal bir unutkanlık getirdi. Ebû Hureyre -radıyallahu anh- rivayet ediyor ki: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- sahabesine öğle veya ikindi namazlarından birini kıldırdı. İbn Sîrîn -rahimehullah- dedi ki: Ebû Hureyre -radıyallahu anh- bu namazın ismini verdi ve fakat ben unuttum. İlk iki rekatten sonra selâm verdi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- mükemmel idi, bunun için nefsi ancak tam bir amel ile mutmain olurdu. Sebebini bilmediği bir eksiklik ve bir halel hissetti. Sonra mescidin ön cephesindeki tahtanın yanında durup ellerini birbiri üstüne gelecek şekilde o tahtaya koydu. Yüzünde hiddet (belirtileri) görülüyordu. Namaz kılanlardan hızlı olanlar mescidin kapılarından dışarı çıktılar ve kendi aralarında bir olay oldu şeklinde fısıldaşıyorlardı. Sanki onlar Nübüvvet makamını büyük görerek unutmanın hasıl olmayacağını düşündüler. Onların gönüllerinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir heybeti vardı (O'ndan çekiniyorlardı), aralarında Ebû Bekr ve Ömer -radıyallahu anhuma- olduğu halde onlardan hiçbiri bu önemli konuyu O'na açmaya cesaret edemediler. Özellikle de Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu olay sebebiyle değişik bir etkilenme ve sıkılganlık durumuna şahit oldukları için bunu yapamadılar. Ancak içlerinden kendisine Zülyedeyn (iki elli) denilen bir sahabe bu sessizliği bozdu ve şu sözüyle bu durumu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e sordu: "Ey Allah'ın Rasûlü! Unuttun mu yoksa namaz mı kısaltıldı?" Tam olarak ikisinden birini söylemedi. Çünkü o dönemde ikisinin de olması muhtemel idi. (Vahiy inmeye devam ediyordu ve din henüz kemâle ermemişti) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- (zannına binaen) unutmadım ve kısalmadı da dedi. Zülyedeyn namazın kısalmadığını anladığı zaman Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in iki rekat kıldığından emin olunca Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in unuttuğunu anladı ve dedi ki: Bilakis unuttun. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Zülyedeyn'in sözününün doğruluğunu onaylamak istedi. Çünkü onun bu sözü, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazı tam kıldığı zannının tam tersinedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi sözünün doğruluğunu seçtirmek istedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, etrafında bulunan ashabına Zülyedeyn'in dediği gibi ben sadece iki rekat mı kıldım? diye sordu. Onlar: Evet dediler. O zaman Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öne çıktı ve kılmadığı rekatları kıldı.Teşehhüdden sonra selam verdi. Otururken tekbir aldı, namaz esnasındaki secdesi gibi ya da daha uzun bir secde yaptı. Sonra başını secdeden kaldırdı ve tekbir aldı. Sonra da tekbir alıp birinci secdesi gibi ya da daha uzun bir secde daha yaptı. Sonra başını kaldırdı ve tekbir aldı, sonra da teşehhüd yapmadan selam verdi.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Şehitler beş sınıftır: Taun’dan (Veba’dan) ölen, karın hastalığından ölen, suda boğularak ölen, yıkıntı altında kalarak ölen ve Allah yolunda ölendir.» Başka bir rivayette «Sizler kendi aranızda kimi şehit sayıyorsunuz?» dedi. Sahabeler: Ey Allah’ın Rasûlü! Allah yolunda öldürülen kimse şehittir, dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Şüphesiz o zaman ümmetimin şehitleri az olur.» Sahabeler: "Onlar kimlerdir ey Allah’ın Rasûlü!" deyince? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah yolunda öldürülen şehittir. Allah yolunda ölen de şehittir. Taun’dan (Veba’dan) ölen şehittir. Karın hastalıklarından ölen şehittir. Suda boğularak ölen şehittir.» buyurdu.
Muttefekun AleyhGenel manada şehitler beş sınıftır: Kendisine“Taun isabet eden ve bundan ölen kimsedir. O da öldürücü vebadır. Karnındaki bir hastalıktan dolayı ölen kimse, denizde haram olmayan bir sefer ederken boğularak ölen kimse, duvar göçmesi gibi yıkıntı altında kalarak ölen kimse ve Allah yolunda şehit olan kimsedir ve bunların arasında en üstünüdür. Aynı şekilde savaş haricinde Allah yolunda ölen kimse şehittir. Bu hadiste bahsi geçen ilk dört şehit (savaş meydanında ölenler hariç) ahirette şehit hükmündedir. Ama dünyadaki hükümleri diğer ölüler gibidir. Yıkanır ve cenaze namazları kılınır. Ama şehitler hadiste geçen bu sayıyla sınırlı değildir.