





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfu olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:"Peygamberlerden -aleyhimusselam- biri, gazveye çıktı da kavmine: "Nikâhla bağlanıp, gerdeğe girmek istediği halde henüz gerdek yapmadığı kadını olan benimle gelmesin, bina yapıp henüz çatısı atılmamış inşaatı olan da gelmesin, keza gebe koyun veya develer satın alıp doğurmalarını bekleyeniniz varsa o da gelmesin" dedi.Gazveye çıktı. Derken tam ikindi namazı sırasında veya buna yakın bir zamanda (fethedeceği) beldeye yaklaştı. Güneş'e: "Sen bir memursun, ancak ben de bir memurum" dedi ve Allah'a yönelerek: "Ey Rabbim, şu güneşi bize durdur diye dua etti. Güneş, o yerlerin fethini Allah müyesser kılıncaya kadar durduruldu. Sonra elde edilen ganimetleri topladılar. Toplanan ganimetleri yemek üzere ateş geldi. Fakat ateş bu ganimetleri yakmadı. Bunun üzerine Peygamber: "İçimizde ganimetten çalan bir hırsız var, her kabileden bir kişi bana biat etsin!" dedi. Bu suretle ona biat etmeye başladılar. Derken bir adamın eli peygamberin eline yapışıp kaldı."Hırsız bu kabilede. Kabilenin her ferdi bana teker teker biat etsin !" dedi. Biat etmeye başladılar. İki veya üç kişinin eli O'nun eline yapıştı kaldı. "Ganimet hırsızı sizde" dedi. Öküz başı kadar iri bir altın getirdiler. Ganimet yığınının içine o da atıldı. Ateş gelip ganimeti yaktı. Bilesiniz ki, bizden önce hiçbir ümmete ganimet helal kılınmamıştır. Allah, ganimetleri sadece bize helâl kıldı. Bu da, bizde gördüğü aczimiz ve zayıflığımız sebebiyledir."
Muttefekun AleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- geçmiş peygamberin-aleyhimu'ssalatu ve's selam- birisinden haber vermiştir. Bir toplulukla cihad etmekle emrolunmuş ancak nikahlanıpta gerdeğe girmeyen kim varsa, bina yapıp henüz çatısı atılmamış inşaatı olan kim varsa, keza gebe koyun veya develer satın alıp doğurmalarını bekleyen kim varsa onunla gelmelerini yasaklamıştır. Çünkü bu insanlar bu işleri meşguldürler. Yeni evlenen adam gerdeğe girmediği hanımıyla meşgul olup, hanımına özlem duymaktadır. Aynı şekilde bina yapıp henüz çatısını atmamış olan kimse de kendisi ve ailesinin oturacağı bu evle meşguldür. Koyun ve develeri olanda onlarla meşgul olup yavrularını beklemektedir. Cihadda insanın boş olması gerekir. Cihaddan başka önemli bir işi olmaması gerekir. Sonra bu peygamber gazveye çıkmış ikindi namazından sonra o savaşacağı kavme ulaşmıştır .Fakat akşam olmak üzeredir. Eğer gece olursa kazanamamaktan korkmuştur. Güneşle konuşmaya başlamış ve güneşe: Sen bir memursun, ben de bir memurum demiştir. Güneşin görevli oluşu kevnî, peygamberin görevli oluşu ise dinidir. Peygamber cihad etmekle, güneş ise Allah -azze ve celle-'nin emrettiği gibi hareket etmekle görevlidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah’ın takdiri (düzenlemesi)dir." (Yasin Suresi: 38). Allah -azze ve celle- güneşi yarattığından beri öne gitmeden, geriye kalmadan, inmeden ve kalkmadan emredildiği şekilde hareket etmektedir. "Ey Rabbim, şu güneşi bize durdur diye dua etti.Allah Teâlâ, güneşi, peygamber savaşıp, çok ganimetler elde edene kadar durdurup, vaktinde batırmadı. Ganimetleri topladı. Geçmiş ümmetlerde savaşanlar için ganimetlerden almak helal değildi. Allah'a hamd olsun ki ganimetin helal oluşu bizim ümmetimizin özelliklerindendir. Geçmiş ümmetlerde ganimet malları bir araya toplanırdı. Eğer Allah onlardan bunu kabul ederse gökten bir ateş iner ve o ganimeti yakardı. Ganimetler toplanmış ama gökten ateş inip, yakmamıştı. Bunun üzerine peygamber, aranızda bu maldan çalan var dedi. Sonra her kabileden bir kişinin, aralarında hırsız olmadığı hususunda kendisine biat etmesini emretti. Aralarında hırsız olmadığına biat ederken birisinin eli peygamber -aleyhiselam-'ın eline yapışıp kaldı. Bu kimsenin eli yapışınca hırsız sizin kabilede dedi. Sonra bu kabiledeki herkesin tek tek biat etmesini emretti. Bu kabiden iki yada üç kişinin eli yapışıp kaldı. Sizde çalıntı ganimet malı var dedi. Sonra onlar öküz başı büyüklüğünde sakladığı altını getirdiler. Sonra ganimet mallarının üzerine koyduklarında ateş gelip o malları yok etti.
Abdullah ibn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Veda Haccı'nda umreyi hacca eklemek suretiyle temettü etti ve Zulhuleyfe mevkiinden beraberinde kurbanlık götürüp, bunları Kabe'ye hediye eyledi. Şöyle ki, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ihrama girerken umre ile telbiyeye başladı. Sonra hac (niyeti) ile telbiye etti. İnsanlar da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte nihayet hacca kadar umre ile temettü haccına niyet ettiler. İnsanlardan, Zulhuleyfe'den kurbanlık götürüp de hediye edenler de oldu, kurbanlık hediye etmeyenler de oldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Mekke'ye gelince insanlara şöyle buyurdu: «Sizlerden kurbanlık hediye edenler (ihramlarını muhafaza etsinler). Öyle kimseye haccı edâ edinceye kadar ihrâmlıya işlemesi haram olan şeylerden hiçbir şey işlemesi helal olmaz. Kurbanlık hediye etmeyenler ise Beyt'i tavaf etsin ve Safâ ile Merve arasında sa'y etsin, saçından biraz kısaltıp ihramından çıksın. Daha sonra hac için ihrama girip telbiye etsin ve hac kurbanı kessin. Kim de kesecek kurban bulamaz ise (hac niyetiyle ihrâmlandıktan sonra), hac sırasında üç gün oruç tutsun. Yedi gün de ehline (memleketine) döndüğü zaman oruç tutsun (on günü doldursun).» Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Mekke'ye geldiği zaman ilk iş olarak Hacer-i Esved rüknünü isti'lâm edip tavafa koyuldu. Bu başlamanın ardından ilk üç şavtı koşar gibi yaptı, dört şavtı da yürüdü. Beyt etrafında yedi kez döndükten sonra Makam-ı İbrahim'in yanında iki rekat namaz kıldı. Sonra bunun ardından Safâ'ya geldi. Safâ ile Merve arasında yedi şavt yaptı. Sonra haccını bitirene kadar ihramdan dolayı haram olan şeylerden hiçbiri kendisine halâl olmadı. Kurbanını Yevmu'n-Nahr (Kurban Bayramının ilk günü) kesti. Nihayet Arafat'tan dönüp Beyt'i tavaf ettikten sonra, ihram sebebiyle kendisine haram olan herşey helâl oldu. İnsanlardan kurbanlık hayvan hediye edip getiren kimseler de Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığı gibi yaptılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'ye gelip -ilk tavafa başlarken- Hacer-i Esved'i istilam ederken gördüm. İlk üç şavtı koşar gibi yaptı.
Her iki rivayeti de Muttefekun Aleyh'dirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Kabe'ye, hac ibadetlerine ve insanlara veda ettiği, insanlara risaletini ulaştırdığı ve insanları risaleti ulaştırdığına şahit tuttuğu haccını yapmak için Medine ehlinin mikât yeri olan Zulhuleyfe'ye vardığında hacca ve umreye niyet ederek kıran haccı yaptı. Kıran faydalanmaktır. İnsanlar da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte faydalandılar. Bazısı hac ve umreye aynı anda niyet ederken, bazısı da umreyi bitirdikten sonra hacca niyet etmek kasdıyla umreye niyet etti. Bazısı da sadece hacca niyet etti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bu üç hac çeşidinde (Temettü, Kıran , İfrad) muhayyer kıldı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ve bazı ashabı Zulhuleyfe'den hac kurbanını yanında götürdü. Bazıları ise götürmedi. Mekke'ye yaklaştıklarında yanlarında kurban getirmeyen ve ifrat ve kıran haccı yapacak olanları, haclarını iptal edip umreye çevirmelerine teşvik etti. Tavaf ve sa'yı bitirdikten sonra saçlarından kısaltmalarına vurgu yaptı. Sonra umrelerini bitirip ihramdan çıktıktan sonra zamanı gelince hacca niyet edip bir yolculukta hac ve umre yaptıkları için kurban kestiler. Kesecek kurban bulamayanların üzerine on gün oruç tutmaları gerekli oldu. Böyle bir kimse üç gün hacda yedi günde ailesine döndüğünde tutar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'ye ulaşıp Kabe'nin yanına geldiğinde Hacer-i Esved'i isti'lam edip yedi şavt yaparak tavafını tamamladı. Kudûm tavafı olduğu için ilk üç şavtında koşar gibi hızlıca yürüdü. Dört şavtında normal yürüdü. Makam-ı İbrahim'in yanında iki rekat namaz kıldı. Sonra Safâ Tepesi'ne geldi ve Safâ ile Merve arasında yedi şavt gidip geldi. İki (yeşil) işaret arasında koştu ve geri kalan kısımlarda yürüdü. Haccını bitirene kadar ihramdan çıkmadı. Yevmu'n-Nahr (Kurban bayramının ilk günü) hedy (hac) kurbanını kesti. Akabe Cemresi'ni taşlayıp kurbanını kesip saçlarını kısalttıktan sonra ihramdan çıkmış oldu. Buna birinci tehallul (helallik)denir. Kuşluk vakti Beytullah'a gidip tavaf yaptı ve artık ihramdan dolayı yasak olan kadınlar dahil bütün yasaklar ortadan kalktı. Yanında kurban getiren ashabı da onun gibi yaptı.
Câbir b. Abdillah -radıyallahu anhumâ- şöyle demiştir: Hendek Harbi günü Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh-, güneş battıktan sonra geldi de Kureyş kâfirlerine sövmeye başladı. Yâ Rasûlallah! İkindi namazını az daha güneş batmadan kılamayacaktım, dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Vallahi ben de kılamadım.» buyurdu. Bunun üzerine kalktık, Buthân Vadisi'ne gittik. Orada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz için abdest aldı, biz de namaz için abdest aldık. Müteakiben güneş batmış olduğu halde ikindiyi kıldırdı, sonra arkasından da akşamı kıldırdı.
Muttefekun AleyhHendek Harbi günü güneş battıktan sonra Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- Kureyş kâfirlerine söverek Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldi. Çünkü onlar Ömer -radıyallahu anh-'ı meşgul etmişler ve ancak güneş battıktan sonra ikindi namazını kılmıştı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o ana kadar namazı kılamadığına dair yemin etti. Ömer -radıyallahu anh- da kendisini sıkıntıya sokan bu durumdan rahatlamış oldu. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- abdest aldı ve yanında bulunan sahabeler de abdest aldılar. Güneş battıktan sonra ikindiyi kıldırdı, ikindiyi kıldırdıktan sonra da akşamı kıldırdı.
Câbir b. Abdillah -radıyallahu anhuma- şöyle dedi: Uhud Harbi'nden önceki gece babam beni yanına çağırdı ve "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahâbîlerinden ilk öldürelecek kişinin ben olacağımı sanıyorum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hariç, benim için geride bırakacağım en kıymetli kişi sensin. Borçlarım var, onları öde. Kardeşlerine daima iyi davran!" dedi. Sabahleyin babam ilk şehid düşen kişi oldu. Bir başka şehid ile birlikte onu bir kabre defnettim. Sonra onu bir başkasıyla aynı kabirde bırakmayı içime sindiremedim. Altı ay sonra onu kabirden çıkardım. Bir de ne göreyim; kulağı(nın bir kısmı) hariç, tüm vücûdu kendisini kabre koyduğum günkü gibiydi. Onu yalnız başına bir mezara defnettim.
Buhârî rivayet etmiştirGecelerden bir gece Abdullah b. Harâm -radıyallahu anh- oğlu Câbir'i uyandırdı. Ona şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile savaşta ilk öldürelecek kişinin ben olacağımı sanıyorum. Bu da Uhud Gazvesi'nden az bir zaman önce idi. Sonra ona vasiyette bulundu ve "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hariç, benim için geride bırakacağım en kıymetli kişi sensin," dedi ve ödenmesi gereken borçlarını ödemesini, kardeşlerine daima iyi davranmasını vasiyet etti. Sonra gazve oldu ve Abdullah -radıyallahu anh- öldürüldü. O gün öldürülenler yetmiş erkekti. Müslümanların her biri için kabir kazmaları zordu. İki ya da üç kişiyi bir kabre defnediyorlardı. Abdullah b. Harâm ile başka bir adam defnedildi. Lakin Câbir -radıyallahu anh-'ın gönlü bu işe razı olmadı ve babası ile onunla defnedileni ayırdı. Defnedildikten altı ay sonra kabrini kazdı ve onu sanki bugün defnedilmiş gibi buldu. Kulağının bir kısmı hariç, tüm vücûdu kendisini kabre koyduğu günkü gibiydi. Onu yalnız başına bir mezara defnetti.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in eşi olan Hafsa -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Rasûlü! İnsanlara ne oluyor ki umre ile ihramdan çıktılar; hâlbuki sen umrenden çıkmadın?" Nebi -aleyhisselam- buyurdu ki: «Ben saçlarımı zamkla yapıştırıp taradım ve hedy kurbanlarıma gerdanlık koydum.Bu sebeple kurbanlıklarımı kesinceye kadar ihramdan çıkamam»
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- veda haccında hem umre hem de hacca niyet ederek ihrama girdi. Hedy kurbanlarını getirdi ve saçlarının dağılmasını engellemesi için saçlarını zamkla yapıştırdı. Çünkü ihram süresi uzayacaktı. Bazı sahabeleri de onun gibi (yani hem umre hem de hacca niyet ederek) ihrama girdiler. Bazıları da temettu haccı yapacakları şekilde umreye niyet ettiler. Çoğunluğu beraberinde hedy kurbanı getirmemişti. Bazıları ise getirmişti. Mekke'ye vardıkları zaman tavaf ve sa'y yaptılar. Nebi -aleyhisselam- beraberinde hedy kurbanı getirmeyip de ifrad ve kıran haccı yapacaklara hac niyetlerini fesh edip ihramdan çıkmalarını ve bunu umreye çevirmelerini emretti. Ancak Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ve onlardan hedy kurbanlarını beraberinde getirenler ihramlı kaldılar, ihramdan çıkmadıllar. Nebi -sallallahu aleyhive sellem-'in hanımı Hafsa -radıyallahu anha- Nebi -sallallahu aleyhive sellem-'e; "İnsanlar ihramdan çıktılar, sen neden çıkmadın ey Allah'ın Rasûlu? diye sordu. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Çünkü ben, saçımı zamklayarak taradım ve hedy kurbanıma gerdan taktım ve beraberimde getirdim» dedi. Bu da hedy yerine ulaşana kadar benim ihramdan çıkmama engeldir. O günde haccın tamamlandığı/bittiği kurban bayramı günüdür.
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre dedi ki: ''Teyzem Meymûne -radıyallahu anha-'nın evinde geceledim. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- gece namaz kılmak için kalktı. Ben de onun sol tarafına kalkıp durdum. Beni başımdan tutup sağ tarafına koydu.''
Muttefekun AleyhDeğerli sahabi, İbn Abbas -radıyallahu anhuma-, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in teheccüd namazı hakkında -bizzat kendisi- bilgi sahibi olmak için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in eşi olan teyzesi Meymûne -radıyallahu anha-'nın yanında gecelediğini haber veriyor. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- gece namaz kılmak için kalktığı zaman,İbn Abbas -radıyallahu anhuma- da onunla birlikte namaz kılmak için kalktı ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in solunda durarak cemaat oldu. Sağ taraf daha değerli olduğu için ve imamın arkasında tek başına namaz kılanın duracağı yer sağ taraf olması hasebiyle Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun başından tutarak (kendinin) arkasından onu sağ tarafına getirdi ve oraya koydu.
Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun! Allah onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun! Güneş batıncaya kadar bizi meşgul ederek, orta namazı kılmamıza engel oldular.» Müslim'deki lafızda: «Bizi orta namazdan -ikindi namazından- alıkoydular. Sonra o namazı akşamla yatsı arasında kılmıştır.» Sahih-i Müslim'de, Abdullah b. Mesûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Müşrikler güneş kızıllaşana ya da sarılaşana kadar Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ikindi namazını kılmaktan alıkoydular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bizi orta namazdan -ikindi namazından- alıkoydular. Allah onların karınlarını ve kabirlerini ateşle doldursun ya da ( Allah onların karınlarının ve kabirlerinin içini ateşle doldursun).»
Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun AleyhMüşrikler, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ve ashabını -radıyallahu anhum- Medine'yi ve kendilerini korumak ve nöbet tutmak ile meşgul ettiler. Bundan dolayı güneş batana kadar ikindi namazını kılamadılar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashabı ancak güneş battıktan sonra kılabildiler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine ve ashabına eziyet edip, en faziletli namazlardan olan ikindi namazını kılmaktan alıkoymasından dolayı Allah'ın, müşriklerin karınlarını, evlerini ve kabirlerini ateşle doldurması için beddua etti.
Ebû Mûsâ el-Eş´arî -radıyallahu anh-´dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Üç sınıf insan vardır ki, onların sevapları ikişer defa verilir: Kitap ehlinden olup da hem kendi peygamberine hem de Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-´e iman eden kimse, hem Allah´ın hakkını hem de efendisinin hakkını yerine getiren köle, câriyesi bulunan ve bu câriyeyi güzelce terbiye eden, iyice eğitip öğreten, sonra da onu âzat edip kendisiyle evlenen kimsedir. İşte bunların iki kat ecri vardır.»
Buhârî rivayet etmiştirÜç sınıf insan vardır ki kıyamet gününde onların sevapları ikişer defa verilir. Sonra onlar hakkında şöyle demiştir: "Kitap ehlinden olan kimse" Yahudi ve hıristiyanlardan olup önceden kendilerine gönderilen peygamberlerine iman edenlerdir ki bu peygamberler Mûsa -aleyhisselam- ve İsâ -aleyhisselam-'dır. Bu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gönderilmesinden ve davetinin ulaşmasından öncedir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- gönderildikten ve daveti ulaştıktan sonra ona iman eden kimse için iki sevap vardır. Bir ecir kendisine gönderilen ilk peygambere iman etmesinden, bir ecir de Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e iman etmesinden dolayıdır. Bir köle Allah'a ibadetle meşgul olursa ve efendisinin kendisine verdiği vazifeyi en güzel şekilde yerine getirirse ona da iki ecir vardır. Bir kimsenin cariyesi olur, onu güzel bir şekilde terbiye eder ve dindeki helal ve haramı ona öğrettikten sonra onu kölelikten azad edip onunla evlenirse, o kimseye de iki ecir vardır. Birinci ecir, ona öğretmesinden ve onu azat etmesinden dolayıdır. İkinci ecir, onu azat ettikten sonra onu zayi etmemesi aksine onunla evlenip ona ihsanda bulunup onun namusunu koruması sebebiyledir.
Ebu Safvân Süveyd İbn Kays -radıyallahu anh- anlatıyor: Ben ve Mahreme El–Abdî, satmak üzere Hecer kasabasından elbise getirttik. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yanımıza geldi ve bizden iç çamaşırı almak istedi. Yanımda paraları tahsil eden bir muhasebecim/tartıcım vardı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem ona: (İçliğin ücretini) tart ve bir miktar da ilave et.» buyurdu.
Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirEbu Safvan İbn Süveyd ve Mahreme El-Abdeli –radıyallahu anhumâ- yanlarında Hecer denilen bölgeden getirdikleri bir elbise ile geldiler. Bize Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- geldi ve şalvarlar için bizimle pazarlık yaptı. Nebi –sallallahu aleyhi ve sellem- onlardan iç çamaşırı almak istedi. Daha düşük ücret vermek istedi. Nesâi’nin rivayetinde ‘’Bizden iç çamaşırlar aldı’’ pazarlık yapıp fiyat düşürmesi yoktur. Benim yanımda ücretle çalışan tartıcı vardır’’ Yani pazarda bir adam vardır onun yanında da tartı vardır. İnsanlar onun yanında tartıyorlar ve bunun ücretini veriyorlardı. Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- tartıcıya: «Tart ve bir miktar ilave et.» buyurdu. Yani, tartan kişiye içinde malın olduğu ve tartıldığı zaman diğerine göre ağır basan kefeye biraz daha fazla koymasını söyledi. Burada fazla bir şekilde ağır basmasını talep etmemiştir. Aksi takdirde satıcıya zarar vermek olur. Ancak tartının (mal olan kefesi) çok az bir şekilde ağır basabilir. Zira böylece müşteri hakkını eksiksiz bir şekilde almış olur.