





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Süleyman b. Davûd -aleyhisselam- şöyle demiştir: "Bu gece yetmiş hanımımı dolaşacağım. Her biri, Allah yolunda cihad edecek bir mücahit doğuracaktır. Ona inşallah de denildi ama demedi. Bütün hanımlarını dolaştı. Hanımlarından birisi dışında hiç biri hamile kalıp doğum yapmadı. O da eksik bir çocuk dünyaya getirdi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem- : Şayet Süleyman inşallah demiş olsaydı yemininde yalancı çıkmayacaktı ve İhtiyacına ulaşacaktı.
Muttefekun AleyhAllah'ın peygamberi Süleyman -aleyhisselam- beraberinde oturduğu kimselere: Bir gecede yetmiş hanımını dolaşıp onlarla cima edeceğini söyledi. Onun şeriatinde bu şekilde çok evlenmek caizdi yada ona has olan bir durumdu. Onlardan her birinin Allah yolunda cihad edecek bir mücahit doğurması niyeti vardı. Yanında oturanlar: İnşallah de dediler. İnşallah demeyi unuttu ve dediği gibi hanımlarını dolaştı. Hanımlarından birisi dışında hiç biri hamile kalıp doğum yapmadı. Oda eksik bir çocuk dünyaya getirdi. Yani tam yaratılışı tamamlanmadan düşük yaptı. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Süleyman -aleyhisselam-'ın inşallah deseydi yemininde yalancı çıkmayacağını haber vermiştir. Bu sözü söylemiş olması ihtiyacının ve isteğinin gerçekleşmesinin sebebi olacaktı.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ganimet mallarını dağıtırken at için iki hisse, asker için bir hisse ayırdı.”
Muttefekun AleyhAbdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, ganimet mallarını dağıtırken at için iki hisse, asker için bir hisse ayırdığını haber vermiştir. Çünkü savaşta atın düşmanı kırıp geçirmesi ve ona olan ihtiyaç, kişinin at olmadan tek başına savaşmasından daha fazladır. Kur'ân-ı Kerim de buna işaret etmektedir. Allah -Azze ve Celle- şöyle buyurmuştur: "Sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun!" (Âdiyât Suresi: 3-5). Bu hususta atlara sena edilip övülmüştür. Savaşta onlardan müstağni kalınamayacağına işaret vardır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Atın alnına Kıyamet gününe kadar hayır bağlanmıştır.» buyurmuştur.
Kâ'b b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: Yâ Rasûlallah! Tövbemin kabul edilmesine şükran olarak bütün malımı Allah ve Rasûlu uğrunda fakirlere dağıtmak istiyorum, dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Malının bir kısmını dağıtmayıp elinde tutman senin için daha hayırlı olur” buyurdu.
Muttefekun AleyhKâ'b b. Mâlik el-Ensârî -radıyallahu anh- nifak ve mazereti olmadan Tebuk gazvesine katılmayan üç kişiden birisiydi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Tebük gazvesinden döndüğünde Kâ'b'ı hecretti (alakayı kesmek) ve ashabınada hecretmelerini emretti. Bu alakayı kestikleri dönemde onların tövbelerinin kabul edildiğini haber veren ayet nazil oldu. Rasûlullah ve ashabı onlardan razı oldular. Allah'ın kendisinden razı olup, tövbesini kabul etmesine şiddetle sevinmesinden dolayı Allah yolunda bütün malını infak etmek istedi. Nebî -sallallahu aleyhi ve selem- malının bir kısmını elinde tutması için ona nasihatta bulundu. Allah Teâlâ onun niyetinin doğruluğunu ve tevbesinin güzelliğini bildiği için bütün malını bağışlamasa dahi onun günahlarını bağışladı ve onu affetti. Allah Teâlâ kuluna kaldıramayacağı bir yük yüklemez. Allah'ın rızasından mutlu olarak Allah'ın katında onu bulma ümidiyle malının bir kısmını infak etti. Kendisinin, ailesinin menfaati ve gerekli ihtiyaçlarını karşılayabilmek için malının bir kısmınıda kendine bıraktı. Allah Teâlâ kullarına karşı çok şefkatlidir.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gönderdiği seriyyelerin bazılarına ordunun geneline yapılan taksimden ayrı olarak nefel (ganimetten mal) verirdi."
Muttefekun AleyhAbdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, gönderdiği seriyyelerin bazılarına ordunun geneline yapılan taksimden ayrı olarak ganimetten pay verdiğini haber vermiştir. Bunu onları cihada teşvik etmek ve cesaretlendirmek için yapmıştır.
Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Nadîroğulları'nın malları Allah -Celle Celâluhu-'nun peygamberine verdiği ganimetlerdir. Müslümanların at ve deveye binerek sürmedikleri mallardır. Sadece Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e özeldir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ailesinin bir yıllık yiyeceğini ayırırdı. Sonra kalanı atlara, silahlara ve Allah -Azze ve Celle- yolunda savaş hazırlığına ayırırdı.''
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye muhacir olarak geldiği zaman, etrafında Yahudi topluluklar gördü, onları çağırdı. Dinleri üzere kalmalarına, O'nunla savaşmayacaklarına ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e karşı düşmanlarına yardım etmeyeceklerine dair onlarla anlaşma yaptı. Sahabeden Amr b. Ümeyye ed-Damrî -radıyallahu anh- Âmiroğulları'ndan iki adamı öldürdü. Onları Müslümanların düşmanı zannediyordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- iki adamın diyetini vermeyi üstlendi. Nadîroğulları'nın yaşadığı köye doğru iki diyet için onlardan yardım istemeye gitti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onların çarşılarından birinde oturup onlardan yardım beklerken anlaşmayı bozup onu öldürmek istediler. Onların hainliğini bildiren vahiy semadan geldi. Onlara ve sahabesinden hazır olanlara sanki ihtiyaç gidermeye gidermiş gibi onların köylerinden çıktı. Medine'ye yöneldi. Sahabelerinin üzerine ağır hareket edince O'nun arkasından çıktılar ve onlara Yahudilerin -Allah Teâlâ onları kötü yapsın- hainliğini haber verdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onları köylerinde altı gün abluka altına aldı. Taki Şam'a, Hîra'ya ve Hayber'e çıkmaları için aralarında anlaşma yapılana kadar. Onların malları; savaşmadan ve müslümanlara da hiçbbir zorluk bulaşmaksızın elde edilen soğuk ganimet oldu. (Bunlar;) Müslümanların at ve deveye binerek sürmedikleri (kolayca elde ettikleri) mallardır. Onların malları; Allah ve Rasûlü'nündür. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu mallardan ailesinin yiyecek olması için bir yıllık kadarını ayırır, kalan kısmını da Müslümanların genel ihtiyaçları için harcardı. O zaman bu maslahatların en uygun olanı cihad için silahlar ve atlar hazırlamaktı. Her vakit genel maslahatlar için uygun olan harcama yerleri vardır.
Abdurrahman b. Ebi Bekre der ki:Babam, (Sicistân'da kadı olan Oğlu Ubeydullah'a hitaben) bana şu mektubu yazdırdı:,Öfkeli iken, davacılann/bir davada birbirine zıt iki hüküm konusunda (kesinlikle) hüküm verme. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i:Hiçbir kimse, öfkeli iken, hasımlar arasında (kesinlikle) hüküm vermesin! buyururken işittim.Başka bir rivayette:''Hakim, öfkeli iken, iki kişi arasında hüküm veremez.''
Muttefekun AleyhHikmetli olan Şeriat koyucu öfkeli iken hakimin iki kişi arasında hüküm vermesini yasak etmiştir.Bu da kızgınlık halinin bir insanın dengeli karar vermesini etkileyeceğinden dolayıdır.Bunun için kızgınlık halinde zulmetmesinden yahutta doğruyu bulamamasından emin olunamaz.Bu da hükmedilene zulüm,hakime içinde pişmanlık ve günah olur.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ- anlatıyor: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: "Kim, kendisi ile bir başkası arasında (ortak) olan bir köledeki kendine mahsus hisseyi azad ederse, köleye onun malından adilane bir kıymet biçilir, ne eksik ne de fazla. Sonra,onun malından (ortaklara hisseleri verilerek) köle azad edilir. Değilse köleden azad ettiği kısım azad olmuştur."
Muttefekun Aleyh"Kim, kendisi ile bir başkası arasında (ortak) olan erkek yahutta kadın bir köledeki kendine mahsus hisseyi azad eder ve azat eden kişi zengin ise-ortağının payını ödeyebilirse- azad edenin ve ortağının da payı olan köle tamamen azad olur.Pazarda ortağının hakkı ile aynı olan değere bakar ve ortağına o değeri verir.Zengin olmayıp -arkadaşının payının değerine sahip değil ise- arkadaşına zarar vermez,sadece kendi hakkı olan kısmı hür olur ortağının payı daha önce olduğu gibi köle olarak kalır.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sertveti olan bir kimse bir kölede sahip olduğu bir hisseyi bağışlayıp âzâd ederse bu kölenin kölelikten tamamıyla kurtulması için (diğer hak sahibine parasını ödeyip) bu kimseyi kölelikten kurtarsın. Şayet servet sahibi bir kimse değilse, kölenin âdil surette kıymeti takdir olunur (ve ancak sahip olduğu payını âzâd eder.» ve (köle) üzerine meşakkat olmayacak şekilde çalıştırılır.»
Muttefekun AleyhServet sahibi bir kimse bir köledeki bir hissesini azad etmek istediğinde, o kölenin köleliğinin tamamını azad etmesi gerekir. Yani bu, azad eden kimsenin bunu karşılayacak miktarda parası varsa böyle yapması gerekir demektir. Bu da kendi hissesini azad eden kimsenin, kölenin üzerinde hissesi bulunan diğer ortaklarına kölenin hür olabilmesi için paylarını ödemesidir. Ancak parası yoksa ya da buna yetecek miktarda parası yoksa veyahut da bundan dolayı kendisi zarar görecekse, bu durumda kölenin iki seçeneği vardır. Birincisi: Hisse ölçüsünde kendisi mubaad/bir kısmu hür köle olarak kalır; bir kısmı hür, diğer kısmı köledir. Yani belirli zaman köle, belirli zaman azad edilmiş olur. Bu durumda mubaad köle olarak kalması caizdir. İkincisi: Kölenin adaletli bir şekilde fiyatı belirlendikten sonra hissesini azad etmeyen sahiplerinin payını ödemek için çalışır. Buna da istis'â denir.
Abdullah b. Ebi Evfâ -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber yedi gazve yaptık, çekirge yiyorduk.''
Muttefekun AleyhŞüphesiz Allah -Subhânehu ve Teâlâ-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerine yedi gazvede yiyecek bulamadıklarından dolayı onlara çekirge göndererek yardım etmiştir. Başka bir gazvede ise onlara denizden çıkan anber/balina göndererek yardım etmiştir. Sahabeler bu balinadan yemişlerdir.