





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe 'den gelen bir rivayette Ubeydullah der ki: "Âişe -radıyallahu anhâ-'nın yanına girdim. Ona: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hastalığından bana anlatmaz mısın?" dedim. Anlatmaya başladı: "Elbette! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ağırlaştı ve: "İnsanlar namazını kıldı mı?" diye sordu. Biz: "Hayır! Ey Allah'ın Rasûlü, onlar sizi bekliyorlar!" dedik.Leğene benim için su koyun!" diye emretti.Âişe der ki: "Hemen dediğini yaptık, o da yıkandı. Sonra kalkmaya çalıştı, fakat üzerine baygınlık çöktü. Sonra kendine geldi ve tekrar:Cemaat namaz kıldı mı?" diye sordu. "Hayır!" dedik, onlar sizi bekliyorlar ey Allah'ın Rasûlü!" Tekrar: Benim için leğene su koyun!" emretti.Âişe der ki: Dediğini yaptık, yıkandı. Sonra tekrar kalkmak istedi. Yine üzerine baygınlık çöktü. Sonra ayılınca: İnsanlar namaz kıldı mı?" diye sordu. Hayır! Dedik, onlar sizi bekliyorlar, ey Allah'ın Rasûlü!" : "Benim için leğene su koyun!" dedi ve yıkandı. Sonra kalkmaya yeltendi, yine üzerine baygınlık çöktü, sonra ayıldı.İnsanlar namazı kıldı mı?" diye sordu.Hayır, onlar sizi bekliyorlar ey Allah'ın Rasûlü!" dedik.Âişe der ki:İnsanlar mescide çekilmiş, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yatsı namazı için bekliyorlardı."Âişe der ki: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebû Bekr'e adam göndererek insanlara namaz kıldırmasını söyledi. Elçi gelerek ona: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- insanlara namaz kıldırmanı emrediyor!" dedi. -İnce duygulu bir kimse olan- Ebû Bekr -radıyallahu anh-: Ey Ömer insanlara namazı sen kıldır!" dedi.Âişe'nin anlattığına göre,Ömer: Buna sen daha ziyade hak sahibisin !" cevabında bulundu. Âişe der ki: "O günlerde namazı Ebû Bekr -radıyallahu anh- kıldırdı. Bilahare Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendinde bir hafiflik hissetti. Biri Abbâs olmak üzere iki kişinin arasında, öğle namazı için çıktı. O sırada namazı insanlara Ebû Bekr kıldırıyordu. Ebû Bekr, Rasûlullah'ın geldiğini görünce, geri çekilmek istedi.Sallallahu aleyhi ve sellem- geri çekilme diye işaret buyurdu. Kendisini getirenlere: "Beni yanına oturtun" dedi. Onlar da Ebû Bekr'in yanına oturttular.Ebû Bekr, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazına uyarak namaz kılıyordu.İnsanlar da Ebû Bekr'in namazına uyarak namazını kılıyordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- oturmuş vaziyette idi."Ubeydullah dedi ki: "Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhumâ-'nın yanına girdim ve:Âişe -radıyallahu anhâ-'nın -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hastalığı ile ilgili olarak anlattığını size anlatayım mı?" dedim. Bana: "Haydi anlat!" dedi. Ben de bu hususta anlattığını naklettim. Söylediklerimden hiçbir noktayı reddetmedi. Sadece:(Rasûlullah'ı mescide) Abbâs'la birlikte taşıyan ikinci şahsın ismini verdi mi?" diye sordu. Ben: "Hayır söylemedi" deyince: "O, Ali radıyallahu anh idi" dedi.''
Buhârî rivayet etmiştirBu hadisi şerif Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hastalığı esnasında ve vefatından önce olan bazı olarları açıklıyor.Bunlardan biri hastalığı ağırlaşınca yanındakilere:İnsanlar namaz kıldılar mı? diye sordu.Ona denildi ki:Hayır,Leğene su koymalarını istedi.Onun içinde yıkandı. Sonra kalkmaya çalıştı, fakat üzerine baygınlık çöktü.Ayıldıktan sonra tekrar insanlar namazı kıldı mı?" diye sordu.Tekrar yıkandı ancak bayıldı.Bu olay üç defa tekrar etti.Sonra Ebû Bekr'in insanlara namaz kıldırmasını emretti.Elçi geldiği zaman ona:Ebû Bekr -radıyallahu anh-:Ömer'e insanlara namaz kıldırmasını emretti.Kıldırmadı ve bilakis Ebû Bekr'i öne çıkardı.Çünkü o buna Ömer -radıyallahu anh-'tan 'den daha layıktı.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- kendi nefsinde dinçlik ve rahatlık hissedince Ebû Bekr -radıyallahu anh-'ın insanlara öğle namazını kıldırdığı zaman Abbâs ve Ali -radıyallahu anhumâ-'nın kolları arasında çıktı.Ebû Bekr, Rasûlullah'ın geldiğini görünce, geri çekilmek istedi.-Sallallahu aleyhi ve sellem- geri çekilme diye işaret buyurdu.Ebû Bekr'in yanına oturdu.Ebû Bekr, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazına uyarak namaz kılıyordu.İnsanlar da Ebû Bekr'in namazına uyarak namazını kılıyordu.
Ebû Mesud el-Ensârî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e biri gelip: "Yâ Rasûlallah, filanca bize (namaz kıldırırken) o kadar uzatıyor ki âdeta namazı terkedecek gibi oluyorum." dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i hiçbir vaazında o günkü kadar öfkeli görmedim. Buyurdu ki: «Ey insanlar! Sizler nefret ettiricilersiniz. Her kim insanlara namaz kıldırırsa namazı hafifletsin. Çünkü cemâatin içinde hasta olanı, zayıf olanı ve iş güç sahibi olanı vardır.»
Buhârî rivayet etmiştirBir adam Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek namaz kıldırırken imamın uzatması sebebiyle bazı zamanlarda cemaatle kılınan namazdan geri kalmasından şikayet etti. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- çok kızdı ve.sonra insanlara vaaz etti ve onların içinden bazı kimselerin insanları namazdan uzaklaştıran kimseler olduğunu haber verdi. Namaz kılan cemaate daha rahat ve kolay olması için imamın namazı daha hafif kıldırmasını emretti. Bu şekilde onlar namazı kılmaya istek duyar bir şekilde namazdan çıkarlar. Çünkü cemaatin içinde güçsüzlüğü, hastalığı ya da başka ihtiyaçları sebebiyle uzun kılmaya gücü yetmeyenler vardır. Şayet namaz kılan kişi tek başına kılyor ise namazını istediği kadar uzatsın. Çünkü o, bu şekilde kimseye zarar vermez.
Eyyûb'dan; o da Ebû Kılâbe'den; o da Amr b. Seleme'den tahdîs etti Eyyûb şöyle dedi: Ebû Kılâbe bana;Amr ibn Seleme'ye kavuşur da ona sorar mısın? dedi.Ebû Kılâbe dedi ki: Akabinde ben Amr ibn Seleme'ye kavuştum ve kendisine sordum. Amr ibn Seleme şöyle anlattı: Biz aile ve kabîlece insanların yol uğrağı bir yerde otururduk. Bize kervanlar uğrardı. Biz de o yolculara: Bu insanlara ne oluyor, bu insanlara ne oluyor? Ve şu adam nedir? diye sorardık.Onlar da bize: O adam, Allah'ın kendisini peygamber gönderdiğini, O'na vahy verdiğini yâhud Allah'ın O'na şu sözleri vahyettiğini söylüyor, derlerdi (yânî Peygamber'den öğrendikleri bâzı âyetleri bize haber verirlerdi).Ben de o sözleri ezber ederdim. Sanki o âyetler gönlüme yapıştırılır gibi nakş olunuyordu. Esasen (Kureyş'ten başka) Arab kabileleri de İslâm'a girmek için Mekke fethini gözlüyorlardı. Ve: Peygamberlik iddia eden şu adamı kendi kavmi olan Kureyş'le başbaşa kendi hâllerine bırakınız. Eğer O, Kureyş'e gâlib gelirse, hiç şüphesiz O sözünde doğru hakk bir peygamberdir, derlerdi.Nihayet fetih ehlinin zaferi vak'ası olunca her kavim İslâm'a girmeye koştular. Babam Seleme de kavmimle beraber İslâm'a girmeye koştu. Mekke'den dönüp gelince, bize: Vallahi ben size bir hakk peygamberin yanından geliyorum. O bize: "Şu namazı şu vakitte kılınız, şu namazı da şu vakitte kılınız " dedi (ve bütün namaz vakitlerini bildirdi). Namaz vakti gelince de "Biriniz ezan okusun ve Kur'ân 'ı en çok bileniniz size imamlık etsin" buyurdu, dedi. Bunun üzerine kabîle halkı baktılar. İçlerinde benden çok Kur'-ân bilen hiçbir kimse bulunmadı. Çünkü ben obamıza uğrayan kervanlardan Kur'ân alıp öğreniyordum. Kur'ân'ı çok bildiğim için kabîle halkı beni önlerine geçirip imâm yaptılar. Hâlbuki ben o sırada altı yâhut yedi yaşında çocuktum. Üzerimde de elbise olarak yalnız bir bürde vardı. Secde ettiğim zaman o bürde avret yerinden yukarı toplanıp aşağısı açılırdı. Benim secdede bu açık hâlimi gören kabilemizden bir kadın, cemâate: Okuyucunuzun kıçını (yânî açık yerini)"bizden örtseniz, dedi. Bunun üzerine cemâat (Umman kumaşı) satın aldılar ve bana bir gömlek biçtiler. Artık ben bu gömlekle sevindiğim kadar hiçbir şeyle sevinmedim.
Buhârî rivayet etmiştirEyyûb es-Sihtiyânî dedi ki:Bana Ebû Kılâbe el-Cermî dedi ki:Amr b.Seleme ile karşılaşmıyormusun.Ve ona bildiği hadisleri sorasın. Ebû Kılâbe bana;Amr ibn Seleme'ye kavuşur da ona sorar mısın? dedi.Ebû Kılâbe dedi ki: Akabinde ben Amr ibn Seleme'ye kavuştum ve kendisine sordum. Amr ibn Seleme şöyle anlattı: Biz aile ve kabîlece insanların yol uğrağı bir yerde otururduk. Bize kervanlar uğrardı. Biz de o yolculara:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'den ve Arapların durumundan sorardık.Onlarda Allah Teâlâ'nın onu Peygamber olarak gönderdiğini iddia ettiğini söylerlerdi.Ve ona Kur'andan işittikleri şeyi ona vahyettiğini söylüyorlar.Bende o Kuran'ı çok kuvvetli bir şekilde ezberliyordum sanki o göğsüme yapışıyordu.Araplarda bekliyorlar Mekke fethedilene kadar Müslüman olmuyorlardı.Ve şöyle diyorlardı:Peygamberlik iddia eden şu adamı kendi kavmi olan Kureyş'le başbaşa kendi hâllerine bırakınız. Eğer O, Kureyş'e gâlib gelirse, hiç şüphesiz O sözünde doğru hakk bir peygamberdir.Nihayet fetih ehlinin zaferi vak'ası olunca her kavim İslâm'a girmeye koştular. Babam Seleme de kavmimle beraber İslâm'a ilk girenlerden oldu ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gitti.Onun yanından geldiği zaman Allah'a yemin olsun ki hak olan Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanından geldim.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onlara "Şu namazı şu vakitte kılınız, şu namazı da şu vakitte kılınız " dedi (ve bütün namaz vakitlerini bildirdi).Namaz vakti gelince de "Biriniz ezan okusun ve Kur'ân 'ı en çok bileniniz size imamlık etsin" buyurdu, dedi.Bunun üzerine kabîle halkı baktılar. İçlerinde benden çok Kur'-ân bilen hiçbir kimse bulunmadı. Çünkü ben obamıza uğrayan kervanlardan Kur'ân alıp öğreniyordum. Kur'ân'ı çok bildiğim için kabîle halkı beni önlerine geçirip imâm yaptılar.Hâlbuki ben o sırada altı yâhut yedi yaşında çocuktum.Üzerimde kısa bir elbise vardı.Secde ettiğim zaman elbisen toplanırdı ve üzerim açılırdı.Benim secdede bu açık hâlimi gören kabilemizden bir kadın, cemâate: Okuyucunuzun kıçını (yânî açık yerini)"bizden örtseniz, dedi.Bunun üzerine cemâat satın aldılar ve bana bir gömlek biçtiler. Artık ben bu gömlekle sevindiğim kadar hiçbir şeyle sevinmedim.Bu hadis ile namazda setru'l-avretin olmayacağı hükmüne delil getirilmez.Çünkü bu olayın hükmün bilinmediği bir zamanda olma ihtimali vardır.
Ebu Mes'ud el-Ensârî (-radıyallahu anh'tan- rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır: «Cemaate, Allah'ın kitabını en iyi okuyan kimseler imam olur. Eğer okuma hususunda eşit iseler, sünneti en iyi bilenleri; sünnet hususunda da eşit iseler hicret itibariyle en kıdemlileri; hicret hususunda da eşit iseler, İslam'ı kabulde en kıdemlileri imam olur. Sakın sizden birisinin hâkim olduğu yerde, başka biri ona imam olmasın ve hiç kimse, başkasının evinde onun izni olmaksızın yaygısının üzerine oturmasın!»
Müslim rivayet etmiştirBu hadisi şerif bazı hususları açıklamaktadır. Birincisi: İmamlığı en çok hak eden kimse; Kur'an'ı en çok ezberleyen kimsedir. Ancak bununla birlikte namazın hükümlerini de bilmesi gerekir. Öyle ki, namazın hükümleri konusunda cahil olan kimse insanlara imamlık yapamaz. Şayet ezberde aynı iseler sünnette en bilgili olan; bunda da eşit olurlarsa hicrette ilk olan ve bunda da eşit olurlarsa İslam'a diğerinden önce giren imam olur. İkincisi: Ev sahibinin izin vermesi hariç misafir imamlıkta ev sahibinin önüne geçmez. Ev sahibi, imamlığa misafirden daha layıktır. Üçüncüsü: Misafir ev sahibine özel olan döşeğine onun izni olması haricinde oturamaz.
İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre dedi ki: Meymûne'nin yanında geceledim. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kalktı ve hacetini giderdi.sonra yüzünü ve ellerini yıkadı. Sonra uyudu, sonra kalkıp kırbaya uzandı, onun bağını çözdü, sonra abdest aldı, ama abdest alırken suyu ne çok, ne de az kullandı ve abdest azalarını iyice yıkadı. Sonra kalkıp namaz kıldı. Ben de ayağa kalktım ve benim onun yaptıklarının farkında olduğumu görmesinden hoşlanmadığımdan dolayı gerindim abdest aldım. O kalkıp namaza durdu. Ben de onun sol yanında durdum, beni kulağımdan tutup sağ tarafına getirdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kıldığı namaz tam olarak on üç rekat oldu. Sonra uzanıp yattı, uyudu, hafifçe horladı. O uyuduğu zaman hafifçe horlardı. Daha sonra Bilal -radıyallahu anh- gelip ona namaz vaktinin girdiğini haber verdi. O da abdest almaksızın kalkıp namaz kıldı. Duasında: «Allahummec‘al fî kalbî nûran ve fî basarî nuran ve fî sem‘î nûran ve an yemînî nûran ve an yesârî nûran ve fevkî nûran ve tahtî nûran ve emâmî nûran ve halfî nûran vec‘allî nûrân» (Ey Allah’ım! Kalbimde bir nur, gözümde bir nur kıl. Kulağımda bir nur, sağımda bir nur, solumda bir nur kıl. Üstümde bir nur, altımda bir nur kıl. Önümde bir nur, arkamda bir nur kıl. Benim için (büyük) bir nur kıl.)
Muttefekun Aleyhİbn Abbâs -radıyallahu anhuma- bu hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımı olan teyzesi Meymûne -radıyallahu anha-'nın yanında uyudu.''İhtiyacını giderdi'' yani, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- küçük ve büyük tuvaletini giderdi. ''Yüzünü ve ellerini yıkadı sonra da uyudu''; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ihtiyacını giderdikten sonra yüzünü dinçlik ve ellerini de temizlemek için yıkadı. ''Sonra kalktı kırbanın yanına gelerek bağını çözdü.'' Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- uyandıktan sonra kırbaya yöneldi, içindeki su ve benzeri şeyleri korumak için su kabının ağzının bağlandığı ipi çözdü. ''Sonra abdest aldı'' Namaz için abdest aldı. Ancak abdest alırken suyu ne çok, ne de az kullandı. Ama abdest azalarını da iyice yıkadı. O yüzden ''Çok yıkamadı'' Üç defadan daha az ile yetindi. Bu caizdir sünnet olan üç defa yıkamaktır. ''Tam yıkadı'' Yıkaması gereken yerleri yıkadı. Bu da farz olan yerlerdir. ''Namaz kıldı'' Gece namazı kıldı. ''Gerindim abdest aldım." İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptıklarını gözlemlediğini hissetmemesi için gerinerek O'na yaptığını tersine bir şeyi göstermek istiyordu. Bunun için ''Benim onun yaptıklarının farkında olduğumu görmesinden hoşlanmadığımdan dolayı'' O'nun yaptıklarını gözetliyor ve kontrol ediyordu. İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'nın gerinmesinin sebebi bu idi. Bu gözetleme işini belli etmemek için geriniyordu. Bunu yapmasının sebebi de genel olarak insan evinde yanlız kaldığı zaman onu hiç kimsenin görmesini istemediği bazı şeyler yapabilir. Ya da İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- gözetlemesi sebebiyle Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in adeti gereği yaptığı bazı amellerini terk etmesinden korktu. Çünkü Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmeti üzerine farz olmasından korktuğu için bazı amellerini terk ederdi. İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- gizlenerek Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den gece uyanıp sabah namazına davet edenin çağırmasına kadar olan ibadetleri ile ilgili ince ayrıntıları öğrenmek istedi. Bu da sahabenin -radıyallahu anhuma-'nın ilmi asıl kaynağından öğrenmek için olan hırsındandır. ‘’Abdest aldım dedi’’ başka bir rivayette: ’’O'nun abdest aldığı gibi abdest aldım dedi.’’ Buhari’nin rivayetinde; ‘’Kalktım ve onun yaptığı gibi yaptım.’’ ’’O kalkıp namaza durdu ben de onun sol yanında namaza durdum.’’ İbn Abbâs -radıyallahu anhuma- Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’i namaza başladığını gördüğü zaman abdest alıp, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e katıldı. Ancak o Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in solunda durdu. ‘’Beni, kulağımdan tuttu’’ Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onun kulağından tutup soldan sağa doğru döndürdü. Başka bir rivayette: ’’Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sağ elini başımın üzerine koydu ve sağ kulağımı tutarak eliyle kıvırıyordu.’’ Kulağı tutabilmek için önce elini koydu, eli kafasına kondu ya da elinin bereketi inmesi, bu ve başka meclislerde Peygamber -aleyhisselam-’ın bütün yaptıklarını kavraması için koymuş olabilir. İbn Abbas dedi ki: ’’Kulağı kıvırdı.’’ Ya ona sünnete muhalefet konusunda tembihte bulunmak ya da o fiilleri ezberlemek için dikkatinin artması için kulağını kıvırdı. Yahut da ondaki uyuklama halini gidermek, onu soldan sağa almak ya da onu rahatlatmak için yaptı. Buhari’deki rivayette İbn Abbas -radıyallahu anhuma-’nın açık bir şekilde söylediği gibi bu olayın gecenin karanlığında olması yahut da onu uyandırmak ya da ona olan sevgisini göstermek için elini İbn Abbas -radıyallahu anhuma-’nın başına koymuştur. Çünkü yaşı küçük olmasından dolayı onun durumu bunu gerektiriyordu. ''Beni sağına döndürdü.'' Onu sol yanından sağ yanına döndürdü. Bu da imamın arkasında tek olanın duracağı yerdir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kıldığı namaz tam oldu. Bunu da ''on üç rekat'' sözüyle açıkladı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- vitir namazının tek olan rekatıyla her iki rekatta bir selam vererek on üç rekat kıldı. Buhari’nin rivayetinde olduğu gibi: ’’Her iki rekâtta selam veriyordu’’ Buhari ve Müslim’in rivayetinde: ’’Sonra iki rekât kıldı, sonra iki rekât kıldı, sonra iki rekât kildı, sonra iki rekât kıldı, sonra iki rekât kıldı, sonra iki rekât kıldı, sonra da tek rekât kıldı’’ İki rekâttan ayrı olarak tek rekât kıldı. Çünkü altı defa her iki rekâtın arasını ayırarak tek olan Vitir hariç ikişer rekât kılarsa toplam on iki rekât kılmış olur. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in namazının toplamı on üç rekât olur. Vitir de tek rekât olarak kalır. Sonra uzanıp yattı, uyudu, hafifçe horladı. Uyuduğu zaman sesli bir şekilde nefes alıyordu, ondan horlama sesi işitiliyordu. O uyuduğu zaman hafifçe horlardı. Daha sonra Bilal -radıyallahu anh- gelip O'na namaz vaktinin girdiğini haber verdi. O'na sabah namazının girdiğini haber verdi. ''Öncelikle sabah namazının sünnetini kıldı.'' Sonra da mescide giderek sabah namazının farzını cemaatle kıldı. ''Abdest almadı'' Bilakis daha önceki abdest ile yetindi. Bu Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in özelliklerinden biri olup uykusu abdestini bozmazdı. Çünkü gözleri uyur ama kalbi uyumazdı. Diğer insanların aksine eğer abdesti bozulsa bunu hissederdi. Bunun için Âişe -radıyallahu anha- vitri kılmadan önce uyuyor musun? dediğinde şöyle buyurdu: «Ey Âişe! Benim gözlerim uyur ama kalbim uyumaz.» Duasında: ''Şöyle derdi'' O gece yaptığı dualardan bir dua da şudur: «Allâhummec‘al fî kalbî nûran ve fî basarî nuran ve fî sem‘î nûran ve an yemînî nûran ve an yesârî nûran ve fevkî nûran ve tahtî nûran ve emâmî nûran ve halfî nûran vec‘allî nûrân» (Ey Allah’ım! Kalbimde bir nur, gözümde bir nur kıl. Kulağımda bir nur, sağımda bir nur, solumda bir nur kıl. Üstümde bir nur, altımda bir nur kıl. Önümde bir nur, arkamda bir nur kıl. Benim için (büyük) bir nur kıl. Allah'tan bütün vücut azaları ve yanları için nur istedi. Bunun ile murad edilen, hakkın beyanının, ışığının, ve hidayetin talep edilmesi ve aynı zamanda nuru bütün organları, vücudu, tasarrufları, yolculukları, durumları ve hareketleri için istemesidir. Bunlardan herhangi bir sapma olmaması için kendisinin altı ve üstü yönüne de nur istemiştir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre dedi ki:''Bizim evimizde ben ve bir yetim Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasında namaz kıldım.Annem ve Ümmü Süleym'de arkamızda namaz kıldılar.''
Muttefekun Aleyh. Hadisin bu lafzı Buhârî'ye aittirEnes -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Enes ve bir yetim çocuğa namaz kıldırdığını ve onların namazda durdukları yerin -radıyallahu anhumâ- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkası olduğunu haber veriyor.Ve yine Enes Ümmü Süleym olarak künyelenen annesinin -radıyallahu anhâ- arkalarında namaz kıldığını haber veriyor.Saflar aşağıda geldiği gibidir:İmamın durduğu yer:Önde.Çocukların durduğu yer:Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasında.Kadının durduğu yer:Onların arkasında.
Hasan'dan rivayet edildiğine göre Ebû Bekre -radıyallahu anh- camiye geldiğinde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- rükû etmiş durumdaydı, o da saf dışında rükû yaptı. Sonra da safa doğru yürüdü. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namazını bitirince şöyle buyurdu: «Kim safın dışında rükû yaptı ve sonra da safa doğru yürüdü?» Ebû Bekre -radıyallahu anh-: "Ben", dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Allah hırsını arttırsın, bir daha böyle yapma!» buyurdu.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirEbû Bekre -radıyallahu anh- mescide girdi ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ve ashabını rükû halinde buldu. Rekâta yetişmek için safa varmadan önce hemen rükûya gitti. Sonra da rükû halinde yürüyerek cemaatle beraber safa dahil oldu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- safın arkasında bir hareket hissetti. Hızlı bir şekilde gelip safa varmadan rükû eden birinin olduğunu hissetti. Onun özelliklerinden biri de namazda iken önündeki birini görür gibi arkasındaki birini de görmesidir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- namazını bitirince; «Safa gelmeden önce rükû edip sonra da safa doğru yürüyen kim idi?» diye sordu. Ebû Bekre -radıyallahu anh-: "Ben", dedi. Yani ey Allah'ın Rasûlü! Senin zikrettiğin şeyi yapan kişi benim, demektir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona; Allah, senin hayırdaki rağbetini, hırsını ve bu konudaki gayretini artırsın. Rekâta ve rükûya yetişmek için bir daha saftan önce (safa ulaşmadan önce rükû yapıp sonra da safa doğru) hızlı yürüme. Çünkü hızlı yürüme vakarlı ve sakin yürümenin aksine bir davranıştır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Safın arkasında tek başına duranın namazı yoktur.» Ebû Bekre'nin bu fiili buna dahil değildir. Çünkü O, namazının çok az bir kısmını safın arkasında tek başına idrak etmiştir. Bu, rükû halindeyken tek başına rükû eden kimseye başka birinin yetişip onunla saf yapması gibidir. Ancak bu, bir kimsenin safların arkasında tek başına namaz kılması Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in «Bir daha yapma!» sözü gereğince doğru değildir.
Ümmü Varaka bint Abdillah b. el-Hâris el-Ensâriyye -radıyallahu anha- Kuran'ı ezberlemişti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona ev halkına imamlık yapmasını emretti/izin verdi. Onun müezzini vardı. O, ev halkına imamlık yapardı.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirÜmmü Varaka el-Ensâriyye -radıyallahu anha- ''Kuran'ı toplamıştı'', yani ezberlemişti. ''Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona, ev halkına imamlık yapması için izin vermişti." Yani ev halkına beş vakit namazda imamlık yapardı. Onun beş vakit namaz için müezzinlik yapan bir müezzini vardı. Dârakutnî'nin rivayetinde evinde bulunan kadınlara imamlık yapardı, şeklindedir. ''Kadınlarına imamlık yapardı'' Bu da, bu hanım sahabenin imamlığının sadece kadınlarla sınırlı olduğuna delalet etmektedir.
Enes -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- âmâ olan İbn Ümmü Mektûm -radıyallahu anh-'ı kendisi yerine insanlara imam olması için bıraktı.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisi bulunmadığı bir zamanda İbn Ümmü Mektûm -radıyallahu anh-'ı bazı seferlerinde kendi yerine bıraktı, imam olarak tayin etti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yerine insanlara imam olarak namaz kıldırıyordu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in diğerlerine göre İbn Ümmü Mektûm'u seçme sebebi, onun ilk önce Müslüman olan kimselerden olması ve aynı zaman o ilk hicret edenlerden olmasıydı. O, kurra ve alimlerdendi. Bu ve diğer üstünlükler sebebiyle imamlığı haketti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in İbn Ümmü Mektûm'u vali tayin etmesi sadece namaz kıldırmakla sınırlı olamayıp bilakis onun bu yöneticiliği namaz kıldırmak ve diğerleri için de genel bir şeydir. O fetva verebilir, insanlar arasında hüküm verebilir, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in olmadığı sürede Medine'nin bütün işlerini idare edebilirdi. Buna Taberânî'nin Atâ'dan onun da İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet ettiği hadiste Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- İbn Ümmü Mektûm'u Medine'de namaz kılmak ve diğer işleri idare etmesi için kendi yerine idareci olarak bıraktı, demiştir. İrvâu'l-Ğalîlde Şeyh Albânî bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Ebû Davud'taki başka bir rivayette: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- İbn Ümmü Mektûm'u kendi yerine Medine'ye idareci olarak iki kere bıraktı, şeklinde rivayet edilmiştir.