





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ebu Hureyre ve Zeyd b. Halid el-Cühenî -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demişlerdir:Bedevilerden iki adam Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve şöyle dedi:Ey Allah Rasûlü! Allah için hakkımda, Allah'ın kitabı ile hüküm vermeni istiyorum. Birincisinden daha bilgili olan ikinci adam ise şöyle dedi: Evet, aramızda Allah'ın kitabı ile hükmet ve konuşmam için bana izin ver. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona konuş dedi: Adam dedi ki: Benim oğlum bu adamın yanında işçi idi. Bu adamın karısı ile zina etti ve oğlumun recmedilmesi gerektiğini öğrendim. Bunun üzerine oğlum için bir cariye ve yüz koyun fidye vermek istedim. İlim sahiplerine sorduğum zaman bana, oğluma yüz sopa vurulması ve bir yıl sürgün edilmesi, bu adamın karısının da recmedilmesi gerektiğini söylediler. Bunun üzerine, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dedi: Canımı elinde bulundurana yemin olsun ki, aranızda Allah'ın kitabı ile hükmedeceğim. Koyunlar ve cariye sana geri verilecek. Oğluna yüz kırbaç vurulması ve bir yıl sürgün edilmesi gerekir. Sonra Eslem'den bir adama: Ey Üneys! Bunun zina ettiği kadına git, eğer yaptığını itiraf ederse, onu recmet." Üneys, kadına gittiğinde kadın zina ettiğini itiraf etti ve Allah Rasûlünün emri gereğince, Üneys onu recm etti.
Muttefekun AleyhHadis bir adamın başka birinin yanında işçi olarak çalıştığını ve yanında çalıştığı adamın karısıyla zina ettiğini belirtmektedir.Zina yapanın babası zina eden kişinin üzerine recm cezası uygulanacağını duydu.Kadının kocasına yüz koyun ve bir cariye fidye verdi.Sonra da bazı ilim ehline sordu ve ona oğlunun üzerine recim cezası olmadığını haber verdiler.Bilakis recm kadınadır.Oğlununa yüz sopa vurulması ve bir yıl sürgün edilmesi gerekmektedir.Bunun için zina eden kadının kocası ve zina eden kişinin babası aralarında Allah'ın kitabı ile hüküm vermesi için Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gittiler.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yüz koyunu ve cariyeyi zina edenin babasına geri verdi.Ve ona oğluna yüz sopa vurulması ve bir yıl sürgün edileceğini haber verdi.Çünkü o hiç evlenmemiş bekardır.Zina eden kadından bu işin olduğuna dair onay almayı emretti. Kadın günahı itiraf etti ve recmedildi.Çünkü o evli idi.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre dedi ki: ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün bizlere korku namazını kıldırdı. Onlardan bir taife de namaz kılmak için kalktı. Diğer taife düşmanın hizasında durdular. Kendisiyle beraber olanlarla bir rekât kıldı. Sonra onlar gittiler diğerleri geldiler. Onlarla da bir rekât kıldı. Her iki taife de kendileri için birer rekât daha kıldılar.''
Muttefekun AleyhNebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabı ile birlikte namaz ile meşgul olurlarken düşmanları olan kâfirlerle karşılaştıkları vakit onların ansızın ve habersizce hücumlarından korkmaları sebebiyle müşriklerle olan bazı savaşlarında ashabına korku namazı kıldırmıştır. Düşman kıble yönünde değil ise Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabını iki kısma ayırdı. Bir kısmı onunla birlikte namaz kılmak için kalkarlar diğer taife ise düşmanın yönünde namaz kılanları koruyorlardı. Kendisiyle beraber olanlarla bir rekât namaz kıldı. Sonra onlar gittiler ve onlar hala namazda iken düşmana doğru durdular. Namaz kılmayan diğer taife geldi, onlarla beraber bir rekât kıldı ve sonra da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- selam verdi. Onunla en son beraber olan taife kalan bir rekâtı bitirdi. Bu şekilde bir namaz kılma şekli, korku namazının kılınma şekillerinden biridir. Bundan maksat İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'nın dediği gibi. (İnsanların hepsi namazdaydı fakat herkes birbirini koruyordu).Buhari rivayet etmiştir.
Zubeyr b. Avvam -radıyallahu anh-'den rivayete edildiğine göre, bir keresinde hanımı Ukbe kızı Ümmü Külsûm yanında bulunuyordu. Kadın hamile idi ve Zubeyr'e şöyle dedi: "Beni bir defa boşamayla boşa. Böylece benim hoşuma giden bir şey yapmış olursun." O da onu kırmayıp bir talakla boşadıktan sonra namaz için dışarıya çıktı ve eve dönünce karısını doğum yapmış olarak buldu. Bunun üzerine ona: "Sana ne oldu ki bana hile yapıp aldattın? Allah da bu kadının hilesine hile ile karşılık versin" dedi ve ayrılıp Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurdu: «İddet süresi bitmiş oldu. (İddeti bittiği için) Artık onu bir daha iste.»
İbn Mâce rivayet etmiştirZübeyir b. Avvam -radıyallahu anh- Ukbe kızı Ümmü Külsûm ile evliydi. Hanımı hamileydi. Bir keresinde kocasına şöyle dedi: "Beni bir defa boşamayla boşa. Böylece benim hoşuma giden bir şey yapmış olursun." Yani beni bir defa boşa ve böylece ben de mutlu olayım. Görünen o ki, hanımı kendisiyle beraber yaşamak istemiyor, geri dönmemek üzere kocasının nikâhından çıkmak istiyordu. Doğumunun yaklaştığını görünce kocasından kendisini bir defa boşama ile boşamasını talep etti. Zira talak verilmiş hamile kadının iddet süresinin çocuğun doğmasıyla tamamlanıp, biteceğini biliyordu. Zübeyir, hanımını bir kere boşayıp sonra namaz için camiye gidip, geri döndüğünde hanımının doğum yaptığını gördü. Ardından; "Sana ne oldu ki bana hile yapıp aldattın? Allah da bu kadının hilesine hile ile karşılık versin" dedi. Hile yüce Allah’ın hile yapanlara karşılık olarak yaptığı fiili ve haberi bir sıfatıdır. Allah hile yapana hile ile karşılık verir denir. Münafıklara ve iman edenlere hile yapanlara karşı hile yapması gibi. Bu sıfatı tevil ederek, Zubeyr bu sözüyle Allah bu kadına yaptığı hilenin karşılığını versin demek istemiştir, denemez. Yüce Allah’ın bu sıfatı diğer sıfatları gibi tahrif etmeden, keyfiyetsiz olarak, hiçbir şeye benzetmeden ve inkâra düşmeden ispat edilir. Daha sonra Zubeyr, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına gelerek hanımıyla arasından geçen olayı haber verir. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «İddet süresi bitmiş oldu.» Yani bu kadının iddeti beklenenin aksine doğum yapmasıyla sona ermiş oldu. Böylece talak gerçekleşti. «(İddeti bittiği için) Artık onu bir daha iste.» Yani eski hanımını bir daha yabancı erkekler gibi gidip iste. Artık iddeti dolduğu için senin onun üzerinde bir hakkın yoktur.
Ebu Hureyre -radıuyallahu anh- anlatıyor: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- namazda son rekatta başını kaldırınca şöyle dua ederdi: «Allah'ım! Ayyaş b. Ebî Rabîa'ı kurtar. Allah'ım! El-Velîd İbnu'l-Velid'i kurtar. Yâ Allah! Seleme İbnu'l-Hişâm'ı kurtar! Allah'ım! (Müşrikler elinde) zayıf ve âciz görülen diğer mü'minleri de kurtar! Allah'ım! Mudar (müşrikleri) üzerine baskını şiddetlendir. Allah'ım! İçinde bulundukları bu yılları onlara Yûsuf Peygamber'in kıtlık yıllarına benzet!»Aedından Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Gıfar Kabilesi Allah onları bağışladı, Eslem Kabilesi de Allah onlara güven/emniyet verdi.» İbnu Ebi'z-Zinad babasından şöyle dedi: Bunların hepsi sabah namazında idi.
Muttefekun AleyhNebi –sallallahu aleyhi ve sellem- sabah namazının son rekâtında başını rükûdan kaldırıp, "Semiallahu limen hamideh" dediği zaman, kunût yapar ve şu duayı okurdu: «Allah'ım! Ayyaş b. Ebî Rabîa'ı kurtar. Allah'ım! El-Velîd İbnu'l-Velid'i kurtar. Yâ Allah! Seleme İbnu'l-Hişâm'ı kurtar! Allah'ım! (Müşrikler elinde) zayıf ve âciz görülen diğer mü'minleri de kurtar! » Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- o sahabelerin kurtulmaları ve azaptan selamette olmaları için dua etti. Mekke’de kâfirlerin elinde esir idiler. Ayyaş b. Ebi Rabia Ebu Cehil’in anne bir kardeşiydi, onu Mekke’de hapsetmişti. Seleme b.Hişam Ebu Cehil’in kardeşi olup eskiden İslama girmişti, Allah yolunda azap gördü ve onu hicret etmekten men ettiler. el-Velid b. el-Velid, Halid b. el-Velid’in kardeşi olup Mekke’de hapsedildi sonra da onlardan kurtulup kaçtı. «Allah'ım! Mudar (müşrikleri) üzerine baskını şiddetlendir. Allah'ım!, içinde bulundukları bu yılları onlara Yûsuf Peygamber'in kıtlık yıllarına benzet!» Allah’ım! Azabını ve cezanı Kureyş kâfirlerinin üzerine çetin kıl, Onlar Mudar kabilesindendirler. Onların üzerine azabını artır ve onlara büyük bir kıtlık ver, yedi yıl ve daha fazla, Yusuf -aleyhisselâm-’ın zamanında olduğu gibi olsun. “Vat'atu” yani ayakla çiğnemek, bu hadisin gereğince Allah’ın sıfatlarından bir sıfattır. el-Vat’u kelimesi şiddete ve azaba hamledilir. Allah Teâlâ’ya nispetine gelince, çünkü o fiili ve takdiridir, en doğrusu Allah bilir. Ardından Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Gıfar Kabilesi Allah onları bağışladı.» Bu ifade onları bağışla anlamında dua olabilir. Ya da Allah’ın onları bağışladığının haberini vermiş olabilir. Keza şu sözünde olduğu gibi: «Eslem Kabilesi de Allah onlara güven/emniyet verdi.» Bu ifade de Allah Teâlâ’nın onları selamette kılması için dua anlamı taşıyabilir. Yahut onlarla savaşı emretmedi. Allah onlarla barışı istedi ve savaşı engelledi haberini vermiş olabilir. Bu iki kabilenin duada özellikle seçilmelerinin sebebi, Gıfar Kabilesi eskiden beri Müslüman olmuşlardı. Eslem Kabilesi de Peygamber –sallallahu aleyhi ve sellem- ile anlaşma yapmışlardı. İbnu Ebi'z-Zinad babasından şöyle nakletmiştir: Bunların hepsi sabahtı. Şunu demek istiyor, bu hadisi bu isnad ile babasından rivayet etmiştir. Ve zikredilen duanın sabah namazında olduğunu beyan etmiştir/açıklamıştır.
Ebû Hureyre –radıyallahu anh-'den rivayet olunduğuna göre; o da Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- İsrailoğulları'ndan bir adamı zikretti. O adam İsrailoğulları'nın bir kimseden ödünç olarak bin dînar vermesini istedi. Ödünç vermek isteyen kimse: "Buna şâhit yapacağım şâhitleri getir" dedi. Ödünç isteyen kimse: "Şâhit olarak Allah yeter", dedi. Ödünç verecek olan kimse bu sefer de: "Haydi bana bir kefil getir" dedi. O adam: "Kefil olarak Allah yeter" -dedi. Ödünç verecek olan kimse: "Hakîkaten doğru söyledin" dedi ve belirlenen bir süre ile ona bin dînâr verdi. Parayı alan müteakiben deniz yolculuğuna çıktı. İşlerini gördü. Sonra kendisine ödünç veren zata gelmek üzere bineceği bir gemi aradı. Belirlenen müddet geliyordu. Fakat bir gemi bulamadı. Bunun üzerine bir odun parçası alıp onun içini oydu. İçine bin dînarı ve bir de kendisinden o arkadaşına yazdığı bir mektûb sahîfesini koydu. Sonra o oyuk olan yerin ağzını sıkıca kapatıp düzeltti. Sonra o odun parçasını denizin kenarına getirdi de şöyle duâ etti: "Yâ Allah! Sen bilmektesin ki, ben fulan kimseden bin dînar ödünç istedim. O benden bir kefil istedi." Ben "Kefîl olarak Allah yeter" dedim. O, senin kefilliğine razı oldu. Bir de benden şâhit istedi. Ben yine "Şâhit olarak Allah yeter" dedim. O yine senin şâhitliğine de razı oldu (ve bin dînarı verdi. Ben vadesinde borcumu ödemek kaygısına düştüm de) ona bu parayı göndereyim diye bir gemi bulmaya çalıştım. Fakat bulmaya muktedir olmadım. Artık ben şu bin dînar borcumu senin koruyuculuğuna emânet ediyorum! dedi de o odunu denize attı. Odun denizin içine girdikten sonra kendisi geri döndü. Borçlu bu hususta kendisini beldesine çıkaracak gemi bulmaya çalışırken, alacaklı da onun dönmesini umarak deniz kenarına çıktı da belki bir gemi malını getirmiş olabilir diye gözetliyordu. Bu sırada birdenbire sahilde içinde mal bulunan o odunu gördü. Onu ailesine yakacak bir odun olarak aldı. Evde onu parçalayınca içindeki paraları ve mektûb sahîfesini buldu. Sonra borçlu kimse kendisine borç verene geldi ve ona bin dînarı getirdi de: "Allah’a yemîn ederim ki, malını sana getirmem için bir gemi arayıcısı olmakta devam ettim. Fakat sana geldiğim şu zamandan önce bir gemi bulamadım" dedi ve borcunu verdi. Alacaklı: "Sen bana bir şey gönderdin mi?" dedi. Borçlu: "İçinde sana geldiğim şu günden önce bir gemi bulamadığımı sana haber veriyorum" dedi. Alacaklı: "Şüphesiz ki, Allah senin odun içinde göndermiş olduğun borcunu senin adına ödemiştir. Binaenaleyh tekrar vermek için getirdiğin bu bin dînarı, bir râşid olarak sevinçle götür" dedi.
Buhârî rivayet etmiştirRasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- İsrailoğulları'ndan bir adam zikretti. O adam İsrailoğulları'nın bazısından ödünç olarak bin dînar vermesini istedi. Para vermek isteyen zât: "Benden bin dinar aldığına şâhid yapacağım şâhidleri getir" dedi.Ödünç isteyen: "Şâhid olarak Allah yeter", dedi. Sana da bana da şahit olarak Allah yeter. Ödünç verecek olan bu sefer de: "Haydi bana kefil getir" dedi. O adam: "Kefil olarak Allah yeter" dedi. Bana Allah'ın kefil olması yeter demektir. Borç verecek olan ona: "Hakîkaten doğru söyledin" dedi ve belirlenen bir vade ile ona bin dînâr verdi. Parayı alan müteakiben deniz yolculuğuna çıktı. İşlerini gördü. Sonra kendisine ödünç veren zâta gelmek üzere bineceği bir gemi aradı. Belirlenen müddet geliyordu. Fakat bir gemi bulamadı. Bunun üzerine bir odun parçası alıp, onun içini oydu. İçine bin dînarı ve bir de kendisinden o arkadaşına yazdığı bir mektûb sahîfesini koydu. Sonra o oyuk olan yerin ağzını sıkıca kapatıp düzeltti. Sonra o odun parçasını deniz kenarına getirdi de şöyle duâ etti: Yâ Allah! Sen bilmektesin ki, ben fulan kimseden bin dînar ödünç istedim. O benden bir kefil istedi. Ben "Kefîl olarak Allah yeter" dedim. O, senin kefilliğine razı oldu. Bir de benden şâhid istedi. Ben yine "Şâhid olarak Allah yeter" dedim. O yine senin şâhidliğine de razı oldu (ve bin dînarı verdi. Ben vadesinde borcumu ödemek kaygısına düştüm de) ona bu parayı göndereyim diye bir gemi bulmaya çalıştım. Fakat bulmaya muktedir olmadım. Artık ben şu bin dînar borcumu senin koruyuculuğuna emânet ediyorum! dedi de o odunu denize attı. Odun denizin içine girdikten sonra kendisi geri döndü. Ancak borçlu kendisini bin dinar borç aldığı beldeye çıkaracak gemi bulmağa çalıştı. Bu da onun ilk yaptığının yeterli olmayacağını zannettiğinden dolayıdır. Alacaklı da onun dönmesini umarak deniz kenarına çıktı da belki bir gemi malını getirmiş olabilir diye gözetliyordu. Bu sırada birdenbire sahilde içinde mal bulunan o odunu gördü. Onu ailesine yakacak bir odun olarak aldı. O malın içinde olduğunu bilmiyordu. Odunu testereyle kesip parçalayınca içindeki paraları ve adamın ona yazdığı mektûb sahîfesini buldu. Sonra borçlu kimse kendisine borç verene geldi ve ona bin dînarı getirdi de: "Allah’a yemîn ederim ki, malını sana getirmem için bir gemi arayıcısı olmakta devam ettim. Fakat sana geldiğim şu zamandan önce bir gemi bulamadım" dedi ve borcunu verdi. Borçlu: "İçinde sana geldiğim şu günden önce bir gemi bulamadığımı sana haber veriyorum" dedi. Alacaklı: "Şüphesiz ki, Allah senin odun içinde göndermiş olduğun borcunu senin adına ödemiştir. Binaenaleyh tekrar vermek için getirdiğin bu bin dînarı, bir râşid olarak sevinçle götür" dedi.
Âliye bint Sübey -radıyallahu anhâ-’dan rivayet ediyor: "Uhud'da bana ait bir koyun (sürüsü) vardı. Onlara kıran girdi (de pek çoğu öldü). Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in hanımı Meymûne'ye gidip bu durumu kendisine anlattım. Meymûne -radıyallahu anhâ- da bana: Onların derilerini alıp onlardan yararlanmalıydın, dedi. (Kendisine): Bu helâl midir? dedim. Kureyş'ten bazı kimseler kendilerine ait bir koyunu eşek (sürür) gibi sürüyerek Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına geldiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara: «Derisini almalı (ve tabakladıktan sonra ondan yararlanmalı) idiniz.» buyurdu. (Onlar bu sözü işitince;) O bir leştir, (onun derisinden nasıl yararlanabiliriz)? dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «O deriyi su ve mazı temizler.» karşılığını verdi.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirÂliye Bint Sübey -radıyallahu anhâ- hastalık yahut başka bir sebep ile koyunlarının öldüğünü sonra bunu gidip Meymûne-radıyallâhu anhâ-’ya haber verdiğini ve Meymûne’nin de ona koyunların derilerinden istifade etmeyi işaret ettiğini haber vermiştir. Âliye, ölümünden sonra bunun derisinden istifade etmek caiz midir? diye sormuş, Meymune -radıyallahu anhâ- da evet, bu caizdir, demiş ve bu sözüne bunun benzeri olan bir kıssayı delil getirmiştir ki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bazı kimseler kendilerine ait bir koyunu eşek (sürür) gibi sürüyerek gelmişler. Yahut büyüklüğü sebebi ile bu şekilde yapmışlar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara; bunu tamamen atmak yerine, «Derisini almalı (ve tabakladıktan sonra ondan yararlanmalı) idiniz.» deyince (Onlar ) O bir leştir, demişlerdir. Onlar sanki Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in onun ölü olduğunu bilmediğini ve leşin hiçbir yerinden istifade edilmeyeceğini zannetmişlerdir. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara o ölü hayvanın derisinin su ve mazı ile tabaklanarak temizleneceğini haber vermiştir ki bu madde pis olan bu şeyi temiz hale getirir.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre; "Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bardağı kırıldı ve kırılan yere gümüşten bir parça koydu.''
Buhârî rivayet etmiştirNebi -sallallahu aleyhi ve sellem'in- su içtiği bir bardağı vardı ve bardak çatladı. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bir parça gümüş alarak ayrılmış iki tarafı birleştirdi.
Amr b. Harîce -radıyallahu anh-’dan rivâyet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- devesinin üzerinde hutbe veriyordu ben de devenin boynunun altında idim. Deve geviş getirip yutarken salyası iki omuzun arasına akmakta idi. Onu şöyle derken işittim: “Allah her hak sahibine hakkını vermiştir. Dolayısıyla miras alacak olana vasiyet yoktur. Çocuk, yatağın sahibi olan erkeğe veya cariye ise efendisine aittir. Zina edenin hakkı mirastan mahrum edilmektir. Veya taşlanarak öldürülmektir. Kim babasından başkasına babam budur diye intisab ederse veya köle olan kimse kendi sahibinin dışındaki kimsenin efendisi olduğunu iddia ederse kendi öz babasından ve efendisinden bağlarını koparırsa Allah’ın laneti onun üzerine olur. Allah bu tür kimselerin ne yaptığı farzı nede nafileyi kabul eder.”
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirAmr b. Harîce -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte ve ona yakındı. Nebî -aleyhisselatu vesselam- devesinin üzerinde insanlara hutbe veriyordu de devenin salyası Amr'ın iki omuzun arasına akmakta idi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in -bu hutbesinde- bazı hükümleri açıkladığını zikretmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır: “Allah her hak sahibine hakkını vermiştir. (Mirastan) Hak sahibinin kendisinine farz olan payını ve nasibini beyan etmiştir. Dolayısıyla miras alacak olana vasiyet yoktur. Sonra Çocuk, yatağın sahibi olan erkeğe veya cariye ise efendisine nispet edilmez. Zina edenin mirastan hakkı yoktur. Yapmış olduğu fiile karşılık hüsran vardır. Had cezasını hak eder. Sonra insanın babasından başkasını intisap etmesinin yada kölenin kendini azat edenlerden başkasına kendisini intisap etmesinin haramlığını beyan etmiştir. Kim babası olmadığını bildiği halde babasından başkasına kendisini intisap ederse yada kendisini azat edenlerden başkasının kavmine intisap ederse Allah Teâlâ katından laneti hak etmiş olur. Allah -celle ve alâ- ondan ne bir farzı nede bir nafileyi kabul eder.
Muâviye b. Ebî Sufyân -radıyallahu anh-'dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Göz makatın bağıdır. Göz uyuyunca bağ çözülmüş demektir.»
Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirHadisin Manası: «Göz makatın bağıdır.» Yani, gözler uyanıkken dübüre sahip çıkar ve ondan çıkacak olan şeye mani olur. Şayet bir şey çıkacak olsa insan bunu hisseder. «Göz uyuyunca bağ çözülmüş demektir.» Yani, insan uyuduğunda bedendeki adaleleri gevşer ve dübürün ağzını sıkan ip çözülür. İnsan hissetmeden gaz çıkabilir. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- gözü, kırbanın ağzına bağlanan ipe benzetmiştir. Eğer gözler açık olursa dübürün ağzını bağlayan ip iyi bağlanmış olur. Bir şey çıkacak olursa onu hisseder. Gözler uyursa ip çözülür ve kırbanın içindeki hissetmeden çıkar. Bu teşbih (benzetme) babındandır. Şer'î hükmün zihinlerde iyi anlaşılması için Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- güzel bir benzetme yapmıştır. Bu da Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e verilen özlü söz yeteneğidir. Tevdihu'l Ahkâm (1/319), Teshîlu'l İlmâm (1/208)