





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Avf b. Mâlik b. Tufeyl’den rivayet edildiğine göre, bir kimse Âişe -radıyallahu anhâ-’ya gelerek, sattığı veya bağışladığı bir şey hususunda (yeğeni) Abdullah b. Zübeyr’in, ''Vallahi Âişe ya bu işten vazgeçer veya ben onun böyle davranmasına engel olurum” dediğini haber vermişti. Âişe bu haberi getiren adama: O böyle mi dedi? Diye sordu. Oradakiler de: Evet, böyle söyledi, dediler. Bunun üzerine Âişe: Abdullah b. Zübeyr ile eğer ölünceye kadar bir daha konuşursam, Allah’a adağım olsun, dedi. Hz. Âişe’nin dargınlığı epeyce uzayınca, İbnü’z–Zübeyr araya şefaatçiler koyarak teyzesinin kendini bağışlamasını istedi. Fakat Âişe: Vallahi ben onun hakkında kimsenin aracılığını kabul etmem, adağımı da bozmam, dedi. Bu dargınlığın hayli uzadığını gören Abdullah İbni Zübeyr, Misver b.Mahreme ile Abdurrahman İbni Esved İbni Abdiyegûs’a konuyu açarak: Allah aşkına beni (teyzem) Âişe’nin yanına götürüp barıştırın. Benimle ilgiyi kesip konuşmamak üzere adak adaması helâl değildir, dedi. Misver ile Abdurrahman bu teklifi kabul edip Âişe -radıyallahu anhâ'nın evine geldiler ve: Allah’ın selâmı ve bereketleri sana olsun, girebilir miyiz? Diye içeri girmek üzere izin istediler.Âişe -radıyallahu anhâ'da: Girin, dedi. Hepimiz mi girelim? Diye sordular. Yanlarında İbnü’z–Zübeyr’in olduğunu bilmediği için o da: Evet, hepiniz girin, dedi. İbnü’z–Zübeyr de onlarla birlikte içeri girdi; perdenin arkasına geçerek teyzesinin boynuna sarıldı ve kendisini bağışlamasını isteyerek ağladı. Misver ile Abdurrahman da, Allah aşkına onu bağışla, diye yalvardılar ve: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'de, pekiyi bildiğin gibi, küs durmayı yasaklamıştır. Bir müslümanın din kardeşiyle üç günden fazla dargın durması helâl değildir, diyerek onunla barışmasını istediler. Suç bağışlamanın önemi, akraba ile ilgiyi kesmenin kötülüğü konusunda o kadar çok şey söylediler ki, nihayet Âişe -radıyallahu anhâ- onlara adağından söz ederek ağlamaya başladı: Ben konuşmamak üzere adak adadım; adağı bozmak günahtır, dedi. Mahreme ile Abdurrahman onun gönlünü yapmak üzere o kadar çok şey söylediler ki, sonunda Âişe İbnü’z–Zübeyr ile konuştu. Adağını bozduğu için de kırk köleyi âzad etti.Âişe sonraki günlerde bu adağını sık sık anıp ağlar, gözlerinden akan yaşlar başörtüsünü ıslatırdı.
Buhârî rivayet etmiştirAbdullah b. Zübeyr -radıyallahu anhumâ- Âişe -radıyallahu anhâ-'nın çokça hayır yaptığını ve verdiğini işitti.Bu vermesinin çok oldğunu düşündü.Eğer bu işi bitirmezse malında tasarrufta bulunmasına engel olacağım dedi.Bu söz müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anhâ- için ağır bir sözdür.Çünkü o teyzesi olup,onun görüş,ilim,ağır başlılık ve hikmeti bu gibi sözlerin onun hakkında söylenmesine gerek bırakmamaktadır.Âişe -radıyallahu anhâ- bu sözü işitti.Ve İnsanlar arasında laf taşıyarak fesat çıkaranlar Âişe -radıyallahu anhâ-'ya haber verdiler.Bu söz Âişe -radıyallahu anhâ-'ya ulaşınca onunla ebediyen konuşmamayı adadı.Buda kızkardeşinin oğluna karşı kendisinde oluşan aşırı tepki sebebiyledir.Ve ondan uzaklaştı.Bilinen şudur ki Müminlerin annesi -radıyallahu anhâ-'nın bu davranışı kızkardeşinin oğlu için çok ağır olacaktır.Abdullah onu razı etmeye çalıştı.Ancak o kararlıydı çünkü adağı çok zordu.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından iki adamı aracı olarak Âişe -radıyallahu anhâ-'ya gönderdi.Müminlerin annesine hile yaptılar ama bu hile güzel bir hileydi.Çünkü bu istenilen güzel bir şeye iletti.O da insanlar arasında ıslahtır.Ona selam verdiler.Âişe -radıyallahu anhâ-'nın yanına girmek için izin istediler.Sonra da girelim mi dediler.O da evet dedi.Hepimiz mi dediler o da hepiniz dedi.Abdullah b. Zübeyr'in onlarla beraber olduğunu bilmiyordu.O da Abdullah b. Zübeyr sizinle beraber mi demedi.Açıklama istemedi genel bir söz söyledi.Hepiniz girin dedi.Giediler,girdikleri zaman müminlerin annesinin perdesi vardı.O da insanların onu görmemesi için müminlerin annesinin gizlendiği bir perdeydi.O perde diğer kadınlardan örtündüğü gibi bir örtü değildi.Çünkü kadınlar karşısında giydiği örtü yüzün ve bedenin örtüsüydü.Ancak bu örtü müminlerin annesi ile insanların arasını ayıran ve perdeleyen bir örtüydü.Eve girdikleri zaman Abdullah b. Zübeyr perdenin arkasına girdi çümkü o kızkardeşinin oğluydu onun mahremlerindendi.Onun üzerine yüzü koyun eğildi,onu öpmeye başladı ve ağlıyordu.Ona Allah -Azze ve Celle- rızası için sesleniyor akraba ziyaretini kesme konusunda onu uyarıyordu.Âişe -radıyallahu anhâ-'ya bunun caiz olmadığını açıklıyordu.Ancak Âişe -radıyallahu anhâ- adağım çok ağırdır dedi.İki adam konuşmama kararına karşı onu ikna ettiler.Ona Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hadisini zikrettiler.O hadis bir müminin kardeşiyle üç günden fazla küs durmasının helal olmayacağıdır.İkna olana kadar sonra da ikna oldu ve Abdullah b. Zübeyr ile konuştu.Ancak bu iş onun için çok önemliydi.Bu olayı her hatırladığında -radıyallahu anhâ- ağladı.Çünkü bu çok ağırdı.Allah -Teâlâ- onu bu adak sebebiyle cehennemden azat etmesi için kırk köleyi azat etti.Bu davranışta verasının fazlalığındandır.Yoksa gerekli olan bir köle azat etmektir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurdu:''Vaktiyle bir adam: Ben mutlaka bir sadaka vereceğim dedi.Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu bilmeden bir hırsızın eline tutuşturdu. Ertesi gün belde halkı:(Hayret!) Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı. Adam: Allâh’ım! Sana hamdolsun. Ben mutlaka bir sadaka vereceğim dedi. Yine sadakasını alarak evinden çıktı ve onu (bu sefer de bilmeden) bir fahişenin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk:(Olur şey değil!) Bu gece bir fahişeye sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı. Adam: Allâh’ım! Bir fahişeye (de olsa) sadaka verdiğim için sana hamdolsun. Ben mutlaka yine sadaka vereceğim dedi. O gece, yine) sadakasını alıp evinden çıktı ve onu (bu defa da bilmeden) bir zenginin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk:(Bu ne iştir!) Bu gece de bir zengine sadaka verilmiş! diye (hayretle) söylenmeye başladı. Adam: Allâh’ım! Hırsıza, fahişeye ve zengine (de olsa) sadaka verebildiğim için sana hamdolsun dedi. Bu ihlâsı sebebiyle) uykusunda o adama: Hırsıza verdiğin sadaka, belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp vazgeçirecektir. Fahişe, belki yaptığından pişman olup iffetli bir kadın olacaktır. Zengin de belki bundan ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır denildi.''
Muttefekun AleyhNebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ibret almamız için bize geçmiş ümmetlerin durumlarından haber veriyor.Mana olarak şunu söyledi:Bir adam sadaka vermek için dışarı çıkıyor.Bilinen şudur ki sadaka fakirlere ve miskinlere verilir.Sadakası hırsızın eline tutuşturdu. Ertesi gün belde halkı:(Hayret!) Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı.Hırsıza mal verilerek malının çoğaltılması değil cezalandırılması lazım.Sadaka veren adam dedi ki:Allah'a hamd olsun.Çünkü her durumda Allah Teâlâ hamd edilendir.Sonrada bu adam çıkarak dedi ki:Bu gece sadaka vereceğim.Sadakası insanların kendisiyle zina imkanı bulduğu fahişe kadının eline düştü.Ertesi gün halk:(Olur şey değil!) Bu gece bir fahişeye sadaka verilmiş diye konuşmaya başladı.Bunu ne akıl ne de fıtrat kabul etmez.Adam:Allah'a hamd olsun dedi.Ben mutlaka yine sadaka vereceğim dedi.-Sanki birinci ve ikinci sadakası kabul olmamıştı- O gece, yine) sadakasını (bu defa da bilmeden) bir zenginin eline tutuşturdu.Zengin olan kişi kendisine sadaka verilecek kimselerden değildir.Bilakis hediye,hibe vb. verilecek kimselerdendir.Ertesi gün halk:(Bu ne iştir!) Bu gece de bir zengine sadaka verilmiş! diye (hayretle) söylenmeye başladı.Adam:Allâh’ım! Hırsıza, fahişeye ve zengine (de olsa) sadaka verebildiğim için sana hamdolsun dedi.Sadakasının iffetli,fakir,temiz birinin eline geçmesini istiyordu.Ancak Allah'ın emri takdir edilmiş bir işti.O ümmetin Peygamberi vasıtasıyla sadaka veren kişiye:Şüphesiz üç sadakanda kabul oldu.Çünkü o muhlis idi hayra niyet etmişti ancak onun için bu konuda kolaylık olmadı.Hırsıza gelince bu sadaka belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp bu bana yeter diyecek vazgeçecektir.Fahişeye gelince, belki yaptığından pişman olup iffetli bir kadın olacaktır.Allah'a sığınırız belki o mal elde etmek için zina yapıyor olabilir.Ve onun için zinayı bırakacak mal hasıl oldu.Zengin de belki bundan ibret alıp Allah’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır denildi.''
Ebû Ca’fer Abdullah b. Ca’fer -radıyallahu anhuma- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün beni terkisine bindirdi ve hiçbir kimseye söylemeyeceğim bir sır verdi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in abdest bozacağı zaman gizlenmek için en beğendiği yer kum tepesi veya hurma bahçesiydi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ihtiyacını gidermek için ensardan birinin bahçesine girdi, baktı ki orada bir deve var. Deve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i görünce inledi ve gözleri yaşardı. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- devenin yanına gitti, hörgücünü ve kulaklarının arkasını şefkatle okşadı. Deve inlemesini kesti. Bunun üzerine Rasûlullah: “Bu devenin sahibi kimdir? Bu deve kimindir?” diye devenin sahibini aradı. Medinelilerden bir delikanlı çıkageldi ve: Bu deve benimdir, Ey Allah’ın Rasûlü! dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: “Allah’ın seni sahip kıldığı şu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? O senin kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu bana şikâyet ediyor” buyurdu.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Müslim rivayet etmiştirAbdullah b. Ca’fer -radıyallahu anhu- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir gece kendisini bineğinin arkasında terkisine bindirdiğini haber vermiştir. Kendisine bir sır söylediğini ancak bunu hiç bir kimseyle paylaşmaktan hoşlanmadığını haber vermiştir. Çünkü o Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sırrıydı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in abdest bozacağı zaman gizlenmek için en beğendiği yer yüksek bir mekanın arkası veya içinde hurma ağçlarının bulunduğu hurma bahçesiydi ki bu sayede kimse onu göremiyordu. Bu bahçe uzun otları bulunan bir bahçeydi ancak insanların gözetlemesi için uygun değildi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ihtiyacını gidermek için ensardan birinin bahçesine girdi, baktı ki orada bir deve var. Deve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i görünce ağladı. Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- devenin hörgücünü ve kulaklarının arkasını şefkatle okşadı. Sonra devenin sakibinin kim olduğunu sordu ve Ensardan bir delikanlı çıkageldi, devenin sahibi olduğunu haber verdi. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: “Allah’ın seni sahip kıldığı şu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? O senin kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu bana şikâyet ediyor” buyurdu.
Ebu Ali Süveyd b. Mukarrin -radıyallahu anh- anlatıyor: "Ben, Mukarrin oğullarının yedi çocuğundan biriydim. Bizim hepimizin sadece bir kölesi vardı. Bir gün en küçüğümüz onu tokatladı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize o köleyi azat etmemizi emretti." Bir rivayette (Kardeşlerin yedincisi (tokatladı)" ifadesi yer almaktadır.
Müslim rivayet etmiştirEbu Ali Süveyd b. Mukarrin -radıyallahu anh- Mukarrin oğullarının yedi çocuğundan biri olduğunu anlatıyor. Bütün kardeşler muhacir sahabelerden idi. Bu kadar sayıda hepsi Müslüman olup, hicret etmiş başka sahabe kardeşler yoktu. Devamla şöyle dedi: "Bizim hepimizin sadece bir kölesi vardı. Bir gün en küçüğümüz onu tokatladı. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize o köleyi azat etmemizi emretti." Böylece atılan tokadın kefareti ödenmiş oldu.
Kesîr b. Ziyâd şöyle dedi: Bana el-Ezdiye yani Müsse şöyle dedi: Hacca gitmiştim, Ümmü Seleme -radıyallahu anhâ-’nın huzuruna girdim ve ey müminlerin annesi, Semure b. Cündub kadınların hayız günlerindeki namazlarını kaza etmelerini emrediyor dedim. Bunun üzerine Ümmü Seleme -radıyallâhu anhâ-: "(Hayır) kaza etmezler, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kadınları lohusalıkta kırk gece otururlar namazı terk ederlerdi de Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara lohusalık zamanındaki namazlarını kaza etmelerini emretmezdi" dedi. Başka bir rivâyette: "Yüzümüzde meydana gelen lekeleri gidermek için yüzlerimize zaferan bitkisi sürerdik.” demiştir.
Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirAnnemiz Ümmü Seleme -radıyallahu anha- değerli sahâbi Semura b. Cündub -radıyallahu anh-'ın fetvasını duyduğunda ki, o fetvada; Semure -radıyallahu anh-, kadınlara hayız zamanında kılmadıkları namazı kaza etmelerini gerekli görmüştür. Bunun üzerine Ümmü Seleme -radıyallahu anhâ- şöyle demiştir: "Kaza etmez." Yani; namazı kaza etmez demektir. Bu fetvanın doğru olmadığını şu sözleriyle açıklamıştır: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kadınları lohusalıkta kırk gece otururlar namazı terk ederlerdi de Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara lohusalık zamanındaki namazlarını kaza etmelerini emretmezdi." Burada kadınlarından kasıt hanımları dışında kızlarını da kapsamaktadır. Çünkü kadınları ifadesi hanımları lafzından daha kapsamlıdır. Bu kapsama kızlar ve akrabalar da girmektedir. Burada bir problem vardır. O da Ummu Seleme -radıyallahu anha-'nın şu sözüdür: "Lohusalıkta otururlar" (hadisin ravisi) Müsse, Ümmü Seleme -radıyallahu anha-'ya hayız anındaki namazın kazasının hükmünden bahsetmiş, Semura -radıyallahu anh-'ın kılınması gerekliliği hakkındaki fetvasını haber vermiştir. Ümmü Seleme -radıyallahu anhâ- lohusanın namazı hakkında cevap vermiştir. Buna iki yönden cevap veririz. Birincisi: Buradaki hayız lafzından lohusanın kastedildiğini verilen cevaptan anlamaktayız. İkincisi: Ümmü Seleme -radıyallahu anhâ-, hayızın müddetinden az olan lohusalık zamanında kılınmayan namazın cevabını vermiştir. Hayız senede on iki kez tekrarlanır. Lohusalık ise hayız gibi değil, gerçekten ondan daha az bir az zamanda (ve doğumdan sonra) gerçekleşir. Şarî/şeriat koyucu tekrar etmeyen loğusalık halindeki kılınmayan namazdan sorumlu tutmamıştır. Nasıl olur da her ay tekrarlanan hayız halindeki namazdan sorumlu tutar. En doğrusunu Allah bilir. Ümmü Seleme -radıyallahu anhâ-'nın,"Yüzümüze sürerdik" sözünün burada anlamı bulamak manasına gelir. Hadiste geçen el-vers sözü, sarı bir bitki olan ve yüze sürülen zaferandır. Yani lekelerden, siyahla kırmızı arasındaki bir renktir. O yüzde çıkan kirli kırmızı lekedir.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle haber vermiştir: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Hac maksadıyla yola çıktık. Serif denilen yere geldiğimizde ben aybaşı oldum ve ağlıyordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne oldu sana! Aybaşı mı oldun?» buyurdu. Ben de: “Evet!” diye cevap verdim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Bu, Allah’ın Âdem’in kızlarına takdir buyurduğu fıtrî bir şeydir. Kâbe’yi tavaf hariç hacı kimsenin bütün yapması (gerekenleri) yerine getir. Yanında hedy kurbanı olanların dışında dileyen haccını umreye çevirsin.» dedi. Hedy kurbanı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekr, Ömer ve maddi durumu iyi olanların yanında vardı. Mina'ya gittikleri zaman niyet ettiler. Bathâ gecesi olunca temizlendim ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana ifâda/ziyaret tavafını yapmamı emretti. Bize inek eti verdiler. Bu ne dedim? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hanımları adına inek kesti dediler. Ya Rasûlallah -sallallahu aleyhi ve sellem- arkadaşlarım hac ve umreyle dönüyor, bense yalnız bir hacla dönüyorum (ne dersin?) dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- emretmesi üzerine (kardeşim) Abdurrahman b. Ebî Bekr, beni devesinin arkasına bindirdi bu şekilde Ten'im'e gittik. Ben küçük yaşta bir kızdım,uykum geliyordu devenin sağrısı yüzüme çarpıyordu. Orada umre yapan insanların umresine karşılık olarak ihrama girdim.
Müslim rivayet etmiştirÂişe -radıyallahu anha-'nın rivayet ettiği bu hadisin manası, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selâm- ile birlikte hac maksadıyla yola çıktık. "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Medine'den öğle namazını dört rekat kıldıktan sonra çıktı. Bu gün, Zilkade ayının bitimine beş gece kalmış olan cumartesi gününe denk gelmişti. Sonra zülhuleyfeye doğru gitti ve orada ikindi namazını iki rekat olarak kıldı. ''Hac maksadıyla''; başka bir rivayette: ''Sadece hac yapmak istiyorduk'' Ancak Âişe -radıyallahu anha-'dan sahih olarak rivayet edilen başka bir hadiste: ''Kimimiz umre için kimimiz de hac için telbiye getiriyordu. Ben ise umre için telbiye getirenlerdendim.'' Bunun üzerine Âişe -radıyallahu anha-'nın ''Hac maksadıyla'' sözü ve ''Sadece hac yapmak'' sözü aşağıda gelen durumlardan biri olmadan gerçekleşemez. Birinci Durum: Asıl olması itibariyle farz olan hac ibadetini bildirmek istiyor. Yoksa, niyet ettikleri hac ibadetinin çeşidini değil. İkinci durum: Bu sözü ile Medine'den çıkışlarından ve mikat yerine ulaşmadan ve ihrama girmeden önceki durumdan haber vermek istiyor. Üçüncü Durum: Bununla kendisini kast etmeyerek diğer sahabelerin durumundan bahsediyor. ''Serif'e geldik.'' Bunun ile 'Serif denilen bir yere ulaştıklarını söylüyor. Orası Mekke'ye yakın bir yerdir. ''Hayız oldum ve bundan dolayı ağlıyordum." Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne oldu sana! Aybaşı mı oldun?» diye buyurdu. Âişe -radıyallahu anha- dedi ki: "Allah'a yemin olsun ki bu yıl (hac için) çıkmamayı istedim." dedi ve başına gelen şey vuku bulunca ağladı. Bu yıl onlarla hac yapmamayı temenni etti. Çünkü hayız olunca hac ibadetlerini yapamayacağını zannetti. Bu şekilde de bu hayrı kaçırmış olacaktı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sana ne oldu! Hayız mı oldun?» dedi. Ben: ''Evet!" dedim. Bunun üzerine O -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Bu,Allah’ın Âdem’in kızlarına takdir buyurduğu fıtrî bir şeydir. Sadece sana özel bir şey değil ve senin elinde de değildir ağlamana gerek yoktur. Kâbe’yi tavaf hariç hacı kmsenin yapması (gerekenleri) yerine getir.» Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona hayızın hac ibadetlerine devam etmeye engel olmadığını haber vermiştir. İhramına bir halel getirmediğine, kendisinin Arafat'ta, Mina'da ve Müzdelife'de vakfe yapmak, cemreleri taşlamak ve diğer hac ibadetlerini diğer hacıların yaptığı gibi yapacağını haber vermiştir. Bu durumda olan kadın, tavaf hariç, hayızından temizlenip yıkanana kadar tavaf yapmaktan kaçınır. "Mekke'ye geldiğimiz zaman Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına şöyle buyurdu: «Umreye çevirin!» Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'ye varınca beraberinde hedy kurbanlarını getirmeyenlere niyetlerini umreye çevirmelerini emretti. Kim hacca niyet etmiş, hedy kurbanını da beraberinde getirmemiş ise niyetini hac ve umreye çevirecek.Tavaf ve sa'y yapıp saçını kısaltacak sonra da ihramından çıkmış olacak. Müslim'de yer alan başka bir rivayete göre: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bizden, yanında hedy kurbanı olmayanların ihramdan çıkmalarını emretti. Dedi ki: Biz O'na dedik ki: İhramdan çıkmak nedir? O, şöyle buyurdu: ''Tamamen ihramdan çıkmaktır.'' Yanında Hedy kurbanı olanların dışındaki insanlar ihramdan çıktılar. Hedy kurbanı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebû Bekr, Ömer -radıyallahu anhuma-'nın ve maddi durumu iyi olanların yanında vardı. Âişe -radıyallahu anha-'nın söylemek istediği beraberinde hedy kurbanı olmayanlar tavaf ve sa'y yapıp saçlarını kısalttıktan sonra ihramlarından çıktılar. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekr, Ömer -radıyallahu anhum- ve maddi durumu iyi olup hedy kurbanlarını beraberinde getirenler ihrama niyet ettikleri üzere kaldılar. Çünkü onlar Hedy kurbanlarını beraberlerinde getirmişlerdi. Kim hedy kurbanını beraberinde getirimişse Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'in- şu buyruğu doğrultusunda; «Eğer ben hedy kurbanını getirmeseydim size emrettiğim gibi yapardım», niyetini umreye çevirmesi caiz değildir. ''Sonra niyet edip gittiler'', şunu demek istiyor, tavaf ve sa'y yapanlar ve saçlarını kısaltanlar Mina'ya giderken hacca niyet ettiler. Bu da terviye günü yani zilhicce ayının sekizinci günü idi. Âişe -radıyallahu anha- dedi ki: ''Kurban bayramının birinci günü olunca temizlendim.'' Aişe -radıyallahu anha-, zilhicce ayının onuncu günü hayızından temizlendi. Bu gün, kurbanlar o gün kesildiğinden dolayı yevmu'n nahr olarak isimlendirilmiştir. ''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana ifada/ziyaret tavafını yapmamı emretti ben de yaptım.'' Kurban bayramı günü hayızından temizlendikten sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âişe -radıyallahu anha-'ya ifada/ziyaret tavafını yapmasını emretti ve o da hemen yaptı. Âişe -radıyallahu anha- dedi ki: ''Bize inek eti getirdiler, bu ne dedik?'' Ona ve onunla beraber olan kadınlara inek eti gönderildi. Sonra da o etin nereden geldiğini sordu.Ona, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımları için hedy kurbanı olarak bir inek kestiği söylendi.Yani Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- hanımlarından her biri için bir inek kesti. ''Mina'dan iniş gecesi olduğu zaman'' O gece teşrik günlerinden sonraki gece olup, bu isimle isimlendirilmesinin sebebi, Mina'dan indikten sonra Muhassab denilen yere inip orada gecelemeleridir. Buhari'de ''Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Muhassab'ta uyudu sonra da bineğine binerek Kâbe'yi tavaf etmek için gitti. Ya Rasûlallah! Arkadaşlarım hac ve umreyle dönüyor, bense yalnız bir hacla dönüyorum (ne dersin?) dedim. Yani ayrı ayrı bir hac ve umre yapmış olarak dönüyorlar. Çünkü onlar temettu haccı yaptılar. Ama ben ise ayrı bir umre yapmadan dönüyorum. Çünkü kendisi kıran haccı yapmıştı. Kıran haccında hac ve umre bir arada olup niyet ile umre hacca dahil olmaktadır. Müslim'deki bir rivayette: ''İnsanlar iki ecirle dönecekler, ben ise bir ecir ile mi döneyim'' Âişe -radıyallahu anha- müminlerin annelerinin ve diğer sahabenin terviye gününden önce haccı umreye çevirerek umreyi tamamlayıp ihramdan çıktıkları gibi kendisi için de hacdan ayrı olarak umre olmasını istedi. Daha sonra terviye günü Mekke'de hac için ihrama girdiler ve onlar için ayrı bir umre ve hac oldu. Ancak Âişe -radıyallahu anha-'ya gelince umresi kıran haccına dahil edilerek oldu. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- ona tavafın hem hac, hem de umren için sana yeter, dedi. Fakat o, bunu kabul etmedi, diğer insanlar gibi ayrı bir umresinin olmasını istedi. Dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- (kardeşim) Abdurrahman b. Ebi Bekr'e emretti o da beni devesinin arkasına bindirdi'' Yani Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kardeşi Abdurrahman b. Ebî Bekr -radıyallahu anhuma-'ya Âişe -radıyallahu anha-'yı umre yapması ve diğer insanlar gibi olması için Ten'îm'e götürmesini emretti. Müslim'in başka bir rivayetinde geçtiği gibi Abdurrahman -radıyallahu anhuma- onu devesinin arkasına bindirdi. ''Muhakkak ki ben hatırlıyorum küçük yaşta bir kızdım, devenin sağrısı benim yüzüme çarpıyordu. Abdurrahman b. Ebî Bekr -radıyallahu anhuma- onu bineğinin arkasına koyup Ten'î'me doğru giderken uykusu geliyor ve aşırı uyuklama hali sebebiyle başı düşüyordu ve bineğin arkasına vuruyordu. Orada umre yapan insanların umresine karşılık olarak ihrama girdim. Ten'îm'e geldik ve orada umre yapan insanların umresine karşılık olarak ihrama girdim. Yani Ten'îm'e vardıkları zaman ilk başta umre yapanların yaptıkları umreye karşılık olarak Âişe -radıyallahu anha- ibadetleriyle birlikte sadece umreye niyet etti. Sahihayn'de olan bir rivayette Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Âişe -radıyallahu anha-'ya umreyi yaptıktan sonra şöyle dedi: «Bu senin umrenin yerine», yani senin sadece umre olarak hacdan ayrı bir şekilde yapmayı isteyip yapamadığın hayızının sana engel olduğu umredir.
Câbir -radıyallahu anh- şöyle dedi. Sefere çıkmıştık. Bizden bir adamın başına taş isabet etti ve onun başını yardı. Daha sonra adam ihtilam oldu ve arkadaşlarına teyemmüm yapabilmem için bana ruhsat var mıdır? diye sordu. Onlar: Senin için teyemmüm yapabilme ruhsatı yoktur, dediler. Adam bu cevap üzerine o haliyle gusletti ve başındaki yaraya suyun isabet etmesi nedeniyle öldü. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına döndüğümüzde bu olay kendisine anlatılınca Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Onu öldürdüler, Allah da onları öldürsün. Dikkat edin! Bilmiyorsanız sorunuz. Zira cahilliğin şifası sormaktır. Onun teyemmüm yapması yeterdi. Başını bir bez parçasıyla bağlar, onun üzerini mesheder ve vücudunun geri kalan kısmını yıkardı.» dedi.
Ebû Dâvûd rivayet etmiştirCâbir -radıyallahu anh- bir sefere çıktıklarından haber vermiş ve şöyle demiştir. Bir adamın başına taş isabet etti ve onun başını yardı. Daha sonra ise adam ihtilam oldu ve arkadaşlarına azalarını yıkamak yerine teyemmüm almasının yerli olup olmayacağını sordu. Onlar: Senin için teyemmüm yapabilme ruhsatı yoktur. Sen suyla yıkanabilirsin dediler. Adam da suyla yıkandı ve öldü. Yani, suyun bulunmasından dolayı teyemmüm alman yeterli değildir. Ancak teyemmüm, su bulunmadığı zaman alınır. Suyun var olmasından dolayı sana bir ruhsat yoktur, dediler. Sonra adam yıkandı yarası sudan etkilendi ve radıyallahu anh vefat etti. Medineye döndüklerinde Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e olanları haber verdiler ve Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onları şu sözüyle kınadı: «Onu öldürdüler, Allah da onları öldürsün.» Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara beddua etmiştir. Çünkü onlar vermiş oldukları hatalı fetva ile o adamın ölmesine sebep olmuşlardır. «Dikkat edin! Bilmiyorsanız sorunuz.» Yani, onların yapması gereken acele fetva vermeden sormalarıydı. Çünkü bunda başkalarına zarar vermek vardır ki, öyle de oldu. «Zira cahilliğin şifası sormaktır» Hadiste geçen el-îyyu ifadesi cehalet manasına gelmektedir. Manası, bilmedikleri için neden sormadılar. Çünkü cahilliğin şifası sormaktır. Şayet insan şer'î hükümde cahil olursa, bu cehaletinin şifası sormasıdır. Zarara götürecek ya da insanları ölüme götürecek bir şey ile fetva vermemelidir. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, onlara meseleyi şu sözüyle açıklamıştır: «Onun teyemmüm yapması yeterdi. Başını bir bez parçasıyla bağlar, onun üzerini mesheder ve vücudunun geri kalan kısmını yıkardı.» Bu o kimse için gerekli olandı. Dinin aslına da uygun olan budur. Ama o kimsenin ölümüne, bedenine zarar gelmesine ya da iyilişmesinin gecikmesine sebep olacak bir şeye onu zorlamak dinin aslına uygun değildir. Bundan dolayı yarası olan, başı yarılan kimseye vücudunun geri kalan kısmını suyla yıkama ruhsatı verilir. Yaranın üzerine de mesh etmesi yeterlidir. Ancak sargının ya da alçının bulunmasıyla teyemmüm yapmak meşru olmaz. Çünkü bir azayı iki kez temizlemeyi gerekli görmek dinin kurallarına muhaliftir. Hadis -En doğrusunu Allah bilir- sargının ihtiyaç fazlası olduğuna hamledilir. Onun çıkarılması zarar ya da meşakkate sebebiyet verir. Bunun için sargıdan dolayı ziyade olarak teyemmüm meşru kılınmıştır. Ya da abdest azalarında yara varsa, su tutulması imkansızsa, o azanın yıkanması yerine teyemmüm yapılmasına hamledilir.
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, dedi ki: İki adam bir yolculuğa çıktılar. Namaz vakti geldi, ama yanlarında su yoktu. Bunun üzerine ikisi de temiz toprakla teyemmüm edip namaz kıldı. Sonra henüz namaz vakti çıkmadan su buldular. Bunun üzerine onlardan birisi abdest alıp namazı yeniden kıldı. Öteki ise kılmadı. Daha sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelerek durumu ona anlattılar. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı iade etmeyene: «Doğru olanı yaptın, kıldığın namaz sana yeterlidir» dedi. Namazı iade edene ise: «Senin için iki kere ecir var.» dedi.
Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Dârimî rivayet etmiştirDeğerli sahaber Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- anlatıyor ve şöyle diyor: ''İki adam bir yolculuğa çıktı. Namaz vakti geldi.'' (Bunun üzerine ikisi de temiz toprakla teyemmüm ettiler) (Sonra henüz namaz vakti çıkmadan su buldular. Bunun üzerine onlardan birisi abdest alıp namazı yeniden kıldı) O, bu namazı ya ilk namaz batıldır diye ya da ihtiyat için kıldı. (Öteki ise kılmadı) Kılmış olduğu şekildeki namazın sahih olduğuna binaen tekrar kılmadı. (Daha sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına gelerek durumu ona anlattılar.) Yani ikisi için olan bu olayı anlattılar. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- namazı iade etmeyene: «(Doğru olanı yaptın) kıldığın namaz sana yeterlidir.» dedi. Sünnette belirlenmiş olana uygun yaptın, dedi. Namazı iade edene ise: (Sen de iki ecir aldın) dedi. Daha önce olanı açıklar bir şekilde ve onu onaylayarak böyle dedi. Öbürüne gelince: (Abdest alana dedi ki): Yani (iade edene), yani yamazı vaktinde iade edene, «Sana iki defa namaz sevabı vardır» Yani iki defa namaz kılmış sevabı vardır. Her ikisi de doğru yaptı ve bunun üzerine sevap aldılar. Muhakkak ki Allah, amelini güzel yapanın ecrini zayi etmez. Bunda ihtiyatla amel etmenin daha faziletli olduğuna işaret vardır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in buyurduğu gibi: «Seni şüphelere düşüren şeyleri bırak. Seni şüpheye düşürmeyen şeylere bak.»
Ebu Zer Cundup b. Cunâde -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanında (gelen zekâtlardan) küçük bir koyun sürüsü birikti. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Yâ Ebâ Zer, bu sürüyü (gütmük üzere) kıra götür.» buyurdular. Ben de Rabeze köyüne sürdüm. Ben cünup oluyor ve (su olmadığı için yıkanamadan) beş altı (gece) kalıyordum. Nihayet Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldim. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- bana; «Ebû Zer (bu halin ne!)?» diye buyurdular. Ben (cevap vermeden) sustum. «Ya Ebâ Zer, anan acını görmesin yazık anana!» buyurdu ve benim için siyah bir câriye kız çocuğu çağırdı. Câriye, içerisinde su dolu bir kova getirdi, beni (bir taraftan) bir örtü ile gizledi. Ben de (öte yandan bir) devenin arkasına geçerek gizlendim ve yıkandım. Üstümden bir dağı atmış gibi oldum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «On seneye kadar bile olsa temiz toprak müslümanın abdest suyu (temizleyicisi) dur. Ancak suyu bulduğun zaman onu bedenine dök, (guslet). Çünkü bu daha hayırlıdır.» buyurdu.
Tirmizî rivayet etmiştir - Nesâî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadis dinin kolaylık nişanelerinden birisini açıklamaktadır. O da suyun bulunmadığı zamanda teyemmümle temizlenmeyi öğretmektir. «Temiz toprak» Yani, yeryüzündeki temiz toprak ve yeryüzünün üzerinde bululan toprak cinsi olan şeylerdir. Bu isimle isimlendirilmesinin sebebi âdemoğlunun üzerine tırmanması ve yürümesinden dolayıdır. «Müslümanın temizleyicisi» Bu ibarede temiz toprak temizlenmede suya benzetilmiştir. Allah -Azze ve Celle- teyemmümü suyun yerine geçtiği için temizleyici olarak belirtmiştir. Buradaki kolaylık özür devam ettiği müddetçe yerine geçmeye devam eder. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «On sene boyunca bulamasa dahi» Ya da yirmi ya da otuz veyahut da daha fazla. Buradaki ondan kasıt çokluktur, yoksa sınırlandırma için değildir. Hissî ya da şer'î bir mani varsa hüküm yine aynıdır. Bu durum bize temizleyiciliği hafif olsa bile teyemmümün abdestin yerine geçtiğini gösterir. Ancak vakit çıkmadan önce namazın eda edilmesi için zaruri bir temizliktir. Bununla birlikte teyemmümün ruhsatı suyun bulunma anına ve onu kullanmaya muktedir oluncaya kadardır. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebû Zer -radıyallahu anh-'a temizlikte asla dönmeyi öğretmiştir. O da suyun kullanılmasıdır. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ancak suyu bulduğun zaman onu bedenine dök, (guslet).» Yani, onu bedenine ulaştır, gusül ya da abdest alırken onunla bedenini yıka demektir. Tirmizi'nin rivayetinde: «Ancak suyu bulduğunda onu bedenine döksün. Çünkü bu daha hayırlıdır.» Bu ibare bize eğer suyu bulup kullanmaya gücümüz yettiği anda suyun, teyemmümü bozduğunu ifade eder. Çünkü burada gücün yetmesinden kasıt suyun bulunmasıdır.