





























Hadeeth Cards
Da'wa cards that highlight great meanings from the noble prophetic hadiths in a simple style and attractive display that helps the Muslim to have a deeper understanding of his religion in an easy way
All
Ukaşe'nin kız kardeşi, Cüdâme binti Vehb şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir takım insanların arasındayken yanına vardım şöyle buyuruyordu: “Bir ara, kişinin çocuğuna süt emziren eşiyle yatmasını yasaklamayı düşündüm, sonra baktım ki Fars ve Rumlar bu işi yapıyor ve çocukları bundan hiç bir zarar görmüyorlar." Sonra azil yapmayı sordular? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bu bir kız çocuğunu gizlice diri diri mezara gömmektir." Ubeydullah, Mukri'den rivayet ettiği hadisinde şu ziyadeyi yapmıştır: { Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda}.
Müslim rivayet etmiştirBu hadis, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kocayı, emzirdiği dönemde hanımına yaklaşmaktan ve onunla cinsel ilişkide bulunmaktan yasaklamayı istediğini ifade etmektedir. Çünkü Araplar arasında bu durumun çocuğa zarar verdiği düşüncesi yaygındı. Rum ve Farisi gibi bazı toplumlarda bunun zarar vermediğini görüp, emin olduktan sonra bu yasaklama isteğinden dönmüştür. Sonra, kendisine kocanın menisini dışarı boşaltması sorulduğunda, bu ameli kızlarını diri diri toprağa gömen cahiliye topluluğuna benzetmiştir. Bu iki amel arasındaki fark; birincisinin gizli olarak yapılması, ikincisinin aleni olarak yapılmasıdır.
Safiyye bint Şeybe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- hanımlarından biriyle evlenirken iki müdd arpa unuyla düğün yemeği verdi.
Buhârî rivayet etmiştirBu hadis Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem'in müminlerin annelerinden biriyle evlenirken velime (düğün yemeği) verdiğini ifade etmektedir. Nebî -aleyhisselatu vesselam-'ın vermiş olduğu düğün yemeği iki müdd arpadan yapılan yemektir. Bundan başka birşey bulamamıştır. Buda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in elinde az malı olduğunun delilidir. Bununla birlikte -aleyhisselam- durumu ve geçimi zor olsa bile bu sünneti ihmal edip terk etmemiştir. Buda düğün yemeğinin bir küçük baş hayvan ikramından daha az olsa bile geçerli olduğuna delalet eder. Az dahi ikramda bulunmak düğün yemeği olması için yeterlidir. Buda insanın imkanı ölçüsündedir.
Ümmü Seleme -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisi ile evlenip, zifafta bulunup yanında üç gece kaldıktan sonra şöyle demiştir:"Senin ehlin (kocan) üzerine bir yüklüğün yok. Eğer istersen sana yedi geceyi tamamlarım. Ama senin yanında yedi gece kalırsam, diğer kadınlarımın yanında da yedi gece kalırım.''
Müslim rivayet etmiştirÜmmü Seleme -radıyallahu anhâ- Şüphesiz ki; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onunla evlendiği zaman yanında ve hanımlarından her birinin yanında yedi gece kalmak ile eğer isterse üç gün kalmakla yetinemek arasında tercih yapma hakkı verdi.Hanımlarından her birini kendi gecelerinde birer gece dolaştı.Peygamber Ümmü Seleme'ye tercih hakkı vermeden önce ona şöyle dedi:-üç gün olarak zifafta kalması sebebiyle özrünü belirtmeden önce hazırlık olarak-''Senin ehlin (kocan) üzerine bir yüklüğün yok.'' Yani benim yanımda senin için hiç bir eksiklik ve küçük görme yoktur.Bilakis sen benim yanımda değerli ve önemlisin.Üç günden sonra paylaşma yaparsam bu sende olan bir noksanlık sebebiyle değildir.Ancak doğru olan budur.
Aişe -radıyallahu anha- şöyle demiştir: Zevde bint Zem'a gibi olmak istediğim ve bana onun kadar sevgili gelen başka bir kadın görmedim. O ayırt edici özelliğe sahip bir kadındı. Yaşlandığında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile geçirdiği günü Aişe'ye vermiştir. Ya Rasûlullah! Benim seninle geçirdiğim günümü Aişe'ye verdim demiştir. "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Aişe'ye iki gün ayırırdı. Aişe'nin günü ve Sevdenin günü".
Muttefekun AleyhAişe -radıyallahu anha-'nın rivayet ettiği bu hadis, Müminlerin annesi Sevde bint Zem'a -radıyallahu anha-'dan haber vermektedir. Aişe onun kadınların seçkinlerinden olduğunu zikretmiştir. Aişe -radıyallahu anha- onun gibi olmayı temenni etmiş ve onun özelliklerinden bir tanesininde güçlü bir karakter sahibi olduğunu zikretmiştir. Aişe -radıyallahu anha- Sevde -radıyallahu anha-'nın yaşlandığında Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kendisinden ayrılacağından korktuğunu, Onun nikahında kalmak, bu şeref ve fazileti kazanmak istediğini haber vermiştir. O müminlerin annesi, Rasullerin efendisi -sallallahu aleyhi ve sellem'in hanımlarından bir tanesidir. Sevde -radıyallahu anha- ben günümü Aişe'ye veriyorum demiş ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'de bunu kabul etmiştir. Rasûlullah, Aişe'nin yanında iki gece kalıyordu. Birisi Aişe'nin günü diğeride sevdenin günüdür.
Âişe'den rivayet edildiğine göre: Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem- balı ve tatlı şeyleri severdi. Ayrıca, ikindi namazlarını kıldıktan sonra (hergün) hanımlarını teker teker ziyaret eder, her birine yaklaşırdı. Bu ziyaretlerinin birinde Hafsa'nın yanına girmişti. Bu defa onun yanında, her zamanki kaldığı mutad müddetten daha fazla kaldı. Ben bunu sordum. Bana: "Yakınlarından bir kadın Hafsa'ya bir okka (Tâif) balı hediye etti, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ondan şerbet yapıp ikram etmiş olmalı, (o da şerbet hatırına sohbetini biraz uzatmıştır)" dediler. Ben: "Öyleyse, kasem olsun biz de ona mutlaka bir hile kurmalıyız!" dedim. Bunu Sevde'ye anlattım: "(Hafsa'dan sonra sıra senin) O girince sana yaklaşacak. Sana yaklaşınca O'na: " Ya Rasûlallah! Sen megâfîr mi yedin?" diyeceksin. (Ben biliyorum ki, o sana:) "Hayır!"diyecek. O zaman sen de: "Öyleyse senden burnuma gelen bu koku da ne?" diyeceksin. "Rasûlullah kendisinde kötü bir koku hissedilmesine tahammül edemez, buna çok üzülürdü (Bu sebeple gerçeği. itiraf ederek) muhakkak "Hafsa bana bal şerbeti ikram etti" diyecek. O zaman sen kendisine "Demek ki arı, balını urfut ağacından almış" diyeceksin. (Senden sonra bana uğradığı zaman) ben de böyle hareket edip aynı şeyleri söyleyeceğim. Ey Safiyye, sana uğradığı zaman sen de aynı şeyleri söyle! dedim." Âişe anlatmaya devam etti: "Sevde (bilâhere bana) dedi ki: "Kendinden başka ilâh bulunmayan Allah'a kasem olsun, bana tenbih ettiğin şeyleri, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kapıdan görünür görünmez, senden korktuğum için (unutmadan) hemen söylemek istedim." Ne ise, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine yaklaşınca Sevde: "Ya Rasûlallah meğâfır mi yediniz?" dedim: O da Hayır dedi. Sevde: "Öyleyse bu koku da ne?" dedi. O da " Hafsa bana bal şerbeti ikram etti. " dedi. Sevde: " Demek ki arı urfut yemiş." dedi. Âişe (radıyallahu anhâ) anlatmaya devam ederek: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana uğrayınca ben de aynı şeyleri söyledim. Keza, Safiyye'ye uğrayınca o da aynı şeyleri söyledi. Müteâkiben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hafsa (radıyallahu anhâ)'nın yanına girince: " Ya Rasûlallah! sana o şerbetten ikram edeyim mi?" diye sorar. Rasûlullah!: "Hayır, ihtiyacım yok!" cevabını verir. (Bu durumu işittiği zaman) Sevde (radıyallahu anhâ): "Allah'a kasem olsun balı ona haram ettik!" dedi. Ben kendisine: "Sus, (sesini çıkarma)" dedim."
Muttefekun AleyhBu hadiste Âişe -radıyallahu anaha- Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem-'in yemeklerden tatlı olan herşeyi sevdiğini ve balı sevdiğini zikretmiştir. İkindi namazını kıldıktan sonra (hergün) hanımlarını teker teker ziyaret eder, her birine yaklaşır cime etmeden onları öper ve dokunurdu. Bu ziyaretlerinin birinde Hafsa -radıyallahu anha-'nın yanına girmişti. Bu defa onun yanında, her zamanki kaldığından daha uzun kaldı. Ben bunu sordum. Bana: "Yakınlarından bir kadın Hafsa'ya bir kırba bal hediye etti, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ondan şerbet yapıp ikram etmiş olmalı, (o da şerbet hatırına sohbetini biraz uzatmıştır)" dediler. Âişe -radıyallahu anha- bunu kıskanmıştı. Sevde, Safiyye ile ittifak edip yanlarına girdiklerinde megafir mi? yedin diyeceklerdi. Megafir kötü kokusu olan reçinedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-kendisinden kötü koku gelmesinden hoşlanmazdı. Hafsa'nın yanına ona bal ikram etti ve Rasûlullah onu reddetti. Başka bir rivayette: Bir daha içmeyeceğine yemin etti olarak gelmektedir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bal şerbeti ikram eden kişi hakkında rivayetler farklılık göstermektedir. Zeynep'in yanında, Sevde'nin yanında olduğu söylenmiştir. Bazı ilim ehli bal şerbetini ikram edenin Zeynep olduğunu tercih etmişlerdir. Âişe -radıyallahu anha- ile yardımlaşanın Hafsa olduğu belirtilmiştir. Bazı alimler kıssanın birden fazla gerçekleştiğini bir şeyden dolayı aynı olay birden fazla gerçekleşmiş olabilir. O yüzden bu başka kıssa olabilir.
Âişe -radıyallahu anha- şöyle demiştir: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- bir sefere gitmek istediğinde kadınları arasında kur'a çekerdi. Kadınlardan hangisinin kur'ası çıkarsa, Rasûlullah beraberinde o hanımı ile yola çıkardı. Yapmış olduğu gazvelerin bir tanesinde bizim aramızda kura çekti. Bu kurada benim nasibim çıktı. Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber hicap ayeti nazil olduktan sonra yola çıktım.
Muttefekun AleyhBu hadiste Âişe -radıyallahu anha- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hanımları arasındaki adaletinin ne kadar kamil olduğundan bahsetmektedir. Sefere çıkmek istediğinde gönüllerini hoşnut etmek için hanımları arasında kura çekerdi. Hangi hanımının nasibi çıkarsa yanına onu alırdı. Çıkmış olduğu gazvelerin birisinde yine hanımları arasında kura çekti, bu beni mustalik gazvesiydi. Âişe -radıyallahu anha-'nın nasibi çıktı ve Rasûlullahla birlikte sefer etti. Sonra bu hadisenin Allah Teâlâ'nın hicab ayetini indirdikten sonra gerçekleştiğini haber verdi. Bir sonraki seferde hanımları arasında kura çekeceği bilinen bir şeydi. Çünkü bir önceki seferde nasibi çıkan hakkını almış oluyordu. En son kalan son seferde Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte kura çekmeden çıkıyordu.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Üç sey vardir ki onlarin ciddisi de ciddi, sakasi da ciddidir: Nikah, talak, (boşadıktan sonra) hanımını geri alma"
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştirBu hadis şaka olarak nikah, talak, (boşadıktan sonra) hanımını geri alma sözlerini telaffuz eden kimse için hükmün gerçekleşeceğine delalet etmektedir. Bu durumların hükmünde kasıtlı,ciddi yada şakanın arasında bir fark yoktur. Velisi olduğu kimseyi nikahlayan, hanımını boşayan veya geri alan kimse bunu telaffuz etmekle gerçekleştirmiş olur. Burada ciddi yada şaka veyahutta oyun olsun diye yapmasında bir fark yoktur. Çünkü bu anlaşmalar şart seçeneği değil meclis seçeneğidir: Dinin nazarında bu üç hükümün değeri büyüktür. Bundan dolayı bunlarda oyunda şakada olmaz. Kim bunlardan birini telaffuz ederse hükümleri gerekli olur.
Amr b. Şuayb, babası kanalıyla dedesinden rivayet ettiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Ademoğlunun elinde bulunmayan bir şeyi nezretme (adak), yine elinde olmayan bir köleyi hürriyetine kavuşturmak (azâd) ve nikahlısı olmadığı bir kadını boşama hakkı yoktur.”
İbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştirBu hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- ancak insanın mülkündeki şeylerde tasarrufta bulunması ve o şeyi yapmasının doğru olduğunu beyan etmiştir. Tasarufu altında bulunmayan şeylerde, tasarrufta bulunması doğru ve caiz değildir. Adak adayan kimse adağını adadığı esnada o şeye malik değilse bu adak geçerli olmamakla birlikte adanmışta olmaz. Adak adadıktan sonra ona malik olsa bile bu adağı yerine getirmesi gerekmediği gibi kefaretide yoktur. Köle azat etmekte böyledir. Mülkünde olmayan köleyi azat etmesi doğru değildir. Çünkü tasarrufu mahallinde vuku bulmamıştır. Aynı şekilde bir kişinin hanımı olmayan yabancı bir kadını boşamasıda doğru değildir. "Boşama yetkisi, şüphesiz kadının bacağını tutan kocaya aittir." Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: " Sahip olmadığın şeyde boşama yoktur."
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Bir yudum iki yudum, bir emziriş iki emziriş (nikâhı) haram kılmaz»
Müslim rivayet etmiştirÂişe -radıyallahu anha- Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, bebek annesinden başka bir kadının göğsünden bir yada iki sefer emmesiyle o kadının süt oğlu olmayacağını haber vermiştir. Bu kadın ile o çocuk arasında mahremlik oluşmaz. Çünkü mahremiyet şartları tamamlanmamıştır. Çünkü haram kılan emzirmede emem çocuk kendisini emzirenle evlenmesi yada o kadının mahremleriyle veyahutta sütün sahibi olan kocasının mahremleriyle evlenmesi helal olmaz. Onlarla başbaşa kalması caizdir ve seferde onların mahremi olması caizdir. O kimseye bu az sayıdaki emzirme ile emzirme babındaki mahremiyet gerçekleşmez. Sahih-i Muslim'de Âişe -radıyallahu anha'nın başka bir hadisde rivayet ettiği gibi en az beş sefer emzirme olmalıdır: (... bilinen beş emzirme ile (evlenmenin haram olacağını bildiren) ayetle neshedildi).